Hepatoselüler kanser tanılı olgularda perkütan ve transarteriyel girişimsel tedavilerin değerlendirilmesi

Yükleniyor...
Küçük Resim

Tarih

2020

Dergi Başlığı

Dergi ISSN

Cilt Başlığı

Yayıncı

Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi

Erişim Hakkı

info:eu-repo/semantics/openAccess

Özet

Hepatoselüler kanser (HSK) dünyada erkeklerde 5. sırada, kadınlarda 9. sırada en sık tanı konulan kanserdir[1, 2]. HSK erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülmektedir [3]. Yaşla birlikte görülme sıklığı artar, 7. dekatlarda pik yapar [4]. HSK dünyada kansere bağlı ölümlerin önde gelen dördüncü nedenidir. HSK yılda yaklaşık 800.000 ölüme neden olur [5]. Çalışmamızın amacı Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran ve hepatoselüler kanser tanısını histopatolojik ya da klinik/radyolojik olarak alan hastalara yapılan perkütan ve transarteriyel girişimlerin prognoza etkisinin retrospektif olarak değerlendirilmesidir. Materyal ve Metod: Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Gastroenteroloji ve Onkoloji Bilim Dalı'na Kasım 2005 ve Kasım 2018 tarihleri arasında başvuran ve HSK tanısı histopatolojik veya klinik/radyolojik olarak alan 177 hasta değerlendirmeye alındı. Hastaların hastane otomasyon sistemindeki tüm verileri geriye dönük incelendi. Hastaların yaş (yıl), cinsiyet, siroz varlığı, sirozu varsa etiyolojisi, siroz süresi (ay), MELD skoru, Child-Pugh skoru, HSK varlığı, HSK tanısının nasıl konduğu (Radyolojik/Patolojik veya her ikisi birlikte), HSK kitle sayısı, en büyük kitlenin boyutu (mm), vasküler invazyon durumu, ekstrahepatik yayılımın durumu, TNM evresi, Okuda evrelemesi, CLIP skoru, ablasyon durumu, ablasyon tipi (RFA, TAKE, Alkol enjeksiyon), ablasyon sayısı, ablasyon yanıtı, komplikasyon gelişip gelişmediği, ablasyon sonrası konstitüsyonel semptomlar durumu, hastanın Sorafenib tedavisi alması, portal ven trombozu varlığı, splenomegali varlığı, assit varlığı, varis varlığı, hepatorenal sendrom varlığı, hepatorenal sendroma girdiyse tipleri, ensefalopati varlığı not edildi. Hastanın toplam takip süresi not edildi. Toplam takip süresi, ilk tanı tarihi ile son başvuru tarihi veya ölüm tarihi arasındaki süre (gün) olarak kabul edildi. Hastanın yaşayıp yaşamadığı kaydedildi. Istatistiksel analizler SPSS V 23.0 yazılımı kullanılarak yapılmıştır. İstatiksel olarak P<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Ablatif tedavilerin sağkalıma katkısı Cox regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. v Çalışma için Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Etik Kurulu 21.02.2020 tarihinde aldığı 2020/2318 sayılı karar ile onay alınmıştır. Bulgular: Sonlanım noktası olarak hastanın ölümü veya hastaneye son başvuru tarihi kabul edilmiştir. Çalışmanın sonlandığı tarihte dosya kayıtları, hastane bilgisayar sisteminde ve merkezi nüfus idare sisteminden hastaların sağkalım durumlarına bakılmıştır. Çalışmamızda genel sağkalım, ilk tanı tarihinden ölüme kadar geçen süre gün olarak tanımlanmıştır. Ortalama genel sağkalım süresi 744 ±79 (2-8395) gün olarak saptanmıştır. Çalışmamızda istatistiksel olarak genel sağkalım ile ALP (p=0,027), GGT (p=0,012) düzeyleri ve INR (p=0,049) arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. İşlem yapılan hastalar radyofrekans ablasyon, transarteriyel kemoembolizasyon, etanol enjeksiyon işlemlerine göre sınıflandırılmıştır. Ablatif tedavi alan 75 hastadan 38'ine (%50,7) radyofrekans ablasyon, 34'üne (%45,3) transarteriyel kemoembolizasyon ve 3 (%4) hastaya da alkol enjeksiyonu yapılmıştır. İşlem yapılan bir hastaya en az 1 kez en fazla 6 kez ablatif işlem yapılmıştır; işlem yapılan her hastanın ortanca değeri 1 saptanmıştır. Ablatif tedavi yapılanlarda ortalama tahmini sağkalım 1014 ±225 gün olarak saptanırken kontrol grubunda 939 ±143 gün olarak saptanmıştır. Ablasyon tedavilerinin sağkalım üzerine etkisi saptanmamıştır (p=0,395). Yapılan işleme göre radyofrekans ablasyonda ortalama tahmini sağkalım 996 ±187 gün, transarteriyel kemoembolizasyonda 838 ±276 gün ve etanol enjeksiyonunda 520 ±177 gün saptanmıştır. (p=0,203) Ablatif tedavi yapılan 75 hastanın 6. aydaki görüntülemelerine göre tümör boyutundaki azalma kriter alınarak tedavi yanıtları değerlendirilmiştir. İşlem yapılan 6 (%8) hastada WHO/RECIST kriterlerine göre tam yanıt elde edilirken 26 (%34,7) hastada parsiyel yanıt elde edilmiştir; 43 hastada (%57,3) hiçbir yanıt elde edilememiştir. Hasta takiplerine göre tekrarlayan ablatif tedaviler yapılmıştır. Sonuç: Ablatif tedavinin [ablatif tedavi grubunun heterojen olmasına rağmen (alkol enjeksiyon yapılan grup oldukça az)] sağkalıma katkısının olmadığını gördük. Kontrol grubuna göre çalışma grubunun az olması ve heterojen olması nedeniyle sağkalım açısından daha fazla sayıda hastayla tedavi grubu hastasıyla ileri analiz yapılması uygun olacaktır.

Hepatocellular cancer (HCC) is the 5th most diagnosed cancer in men and 9th in women worldwide [1, 2]. HCC is observed more frequently in men than women [3]. The prevelance increases with age, peaking in the 7th decade [4]. HCC is the fourth leading cause of cancer-related deaths in the world. HCC causes approximately 800,000 deaths per year [5]. The aim of our study is to retrospectively evaluate the effect of percutaneous and transarterial interventions performed on patients who applied to Necmettin Erbakan University Meram Faculty of Medicine Department of Internal Medicine and who received the diagnosis of hepatocellular cancer histopathologically or clinically / radiologically. Material and Method: 177 patients who applied to Necmettin Erbakan University Meram Medical Faculty Gastroenterology and Oncology Department between the dates November 2005-November 2018 and who were diagnosed HCC histopathologically or clinically / radiologically, were included in the field. All data in hospital automation system of the patients were reviewed retrospectively. Patients' age (year), gender, presence of cirrhosis, if the patient has cirrhosis its etiology, the duration of cirrhosis (month), MELD score, Child-Pugh score, HCC presence, how HCC was diagnosed (radiological / pathological or both), HCC bulk number, the size of the largest bulk (mm), vascular invasion status, extrahepatic spread status, TNM stage, Okuda staging, CLIP score, ablation cases, ablation type (RFA, TACE, alcohol injection), ablation number, ablation response, whether the complications were seen or not, the status of constitutional symptoms after ablation, whether the patient received Sorafenib treatment, whether there was portal vein thrombosis, splenomegaly, acid, varicose veins, whether the patient had hepatorenal syndrome, if the patient has hepatorenal syndrome types of it, and whether the patient has encephalopathy were noted. The total follow-up time of the patient was noted. The total follow-up period was accepted as the time (days) between the first diagnosis date and the last application date or date of death. Whether the patient was alive or not was recorded. Statistical analyzes were done using SPSS 23.0. P <0.05 was considered statistically significant. The contribution of ablative treatments to survival was evaluated by Cox regression analysis. vii Approval was obtained from Necmettin Erbakan University Meram Medical Faculty Ethics Committee for the study with the decision numbered 2020/2318 on 21.02.2020. Results: The patient's death and deadline for hospital admission were accepted as the ending point in the study. At the end of the study, it was examined whether the patients were alive from the file records, the hospital computer system and the central population management system. In our study, overall survival was defined as the day from the first diagnosis to death. The average overall survival time was determined as 744 ± 79 (2-8395) days. In our study, a statistically significant relationship was found between overall survival and ALP (p = 0.027), GGT (p = 0.012) levels and INR (p = 0.049). The patients who were treated were classified according to radiofrequency ablation, transarterial chemoembolization and ethanol injection processes. Of the 75 patients who had ablative treatment, 38 (50.7%) had radiofrequency ablation, 34 (45.3%) had transarterial chemoembolization, and 3 (4%) patients received alcohol injection. A patient who underwent procedure had ablative procedure at least 1 time and 6 times at most. The median value of each patient treated was 1. The average estimated survival in ablative treatment was 1014 ± 225 days, while it was 939 ± 143 days in the control group. The effects of ablation treatments on survival were not detected (p = 0.395). According to the procedure performed, the mean estimated survival in radiofrequency ablation was 996 ± 187 days, 838 ± 276 days in transarterial chemoembolization and 520 ± 177 days in ethanol injection. (p=0,203) Treatment responses were evaluated by taking the criterion of size reduction according to the imaging at the 6th month of 75 patients who underwent ablative therapy. In 6 (8%) patients who were applied the procedures, complete response was obtained according to WHO / RECIST criteria, while in 26 (34.7%) patients, partial response was obtained. No response was obtained in 43 patients (57.3%). According to the patient follow-up, recurrent ablative treatments were performed. Conclusion: We observed that although the ablative treatment group was heterogeneous (alcohol injection group was very low), it did not contribute to survival. Since the study group is less and heterogeneous compared to the control group, it would be appropriate to perform further analysis with a larger number of patients in terms of survival.

Açıklama

Anahtar Kelimeler

Hepatoselüler kanser, ablatif tedaviler, radyofrekans ablasyon, Hepatocellular carcinoma, ablative treatments, radiofrequency ablation

Kaynak

WoS Q Değeri

Scopus Q Değeri

Cilt

Sayı

Künye

Kemerci, Ö. M. (2020). Hepatoselüler kanser tanılı olgularda perkütan ve transarteriyel girişimsel tedavilerin değerlendirilmesi. (Yayınlanmamış tıpta uzmanlık tezi) Necmettin Erbakan Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri İç Hastalıklar Anabilim Dalı, Konya.