Necmettin Erbakan Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Erbakan, Necmettin Erbakan Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Ebeveynlerin ve çocukların riskli oyuna yönelik algıları: Şanlıurfa ili örneği
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) İrioğlu, İlkay İrem; Mart, Mehmet
Oyun, çocuk için gerçek dünya ve hayal dünyası arasındaki köprüdür. Bu köprüden nasıl geçeceği, neden geçeceği, ne şekilde geçeceği çocuğun bütünsel gelişimiyle yakından ilişkilidir. Çocuklar, çoğunlukla kasıtsız bir şekilde oyun yoluyla bedensel ve çevresel farkındalıklarını, sınırlarını test ederler. Erken dönemde, oyun aracılığıyla hayatın provasını yapan çocuklar ilerleyen dönemlerde fiziksel, duygusal vb. engelleri de geçmeyi öğrenmiş olurlar. Kaza veya yaralanma olasılığı barındıran ancak heyecan ve macerayı da beraberinde içeren oyun türü olarak tanımlanan riskli oyun, çocuklara özerklik ve karar verme gibi beceriler geliştirmelerine katkı sunar. Riskli oyunun yararları arasında; zorluklarla başa çıkmayı öğrenme, yaratıcılık, inisiyatif alma, özgüven, başarı duygusu, gurur ve farkındalık kazanma vb. kazanımlar yer almaktadır. Ancak değişen dünya düzeninde çocukların serbest riskli faaliyetlerde bulunmalarına dair ebeveynlerin sınırlandırmalar koyduğunu ve çocukları daha çok yapılandırılmış etkinliklere yönlendirme gereksinimi hissettikleri araştırmalarla ortaya konmuştur. Ebeveynlerin artan güvenlik tedbiri ihtiyaçları, çocuklarını koruma güdüsü, kaza ve yaralanmalarla ilgili ciddi endişe ve kaygılar çocukların riskli oyun deneyimlerinden mahrum kalmalarına sebebiyet vermektedir. Bu araştırma kapsamında ebeveynlerin riskli oyuna karşı bakış açıları, algıları ve izin verme düzeylerinin belirlenmesi; aynı zamanda okul öncesi dönemdeki çocukların riskli oyun algılarının ortaya konması hedeflenmiştir. Şanlıurfa ili merkez ilçelerde ikamet eden 200 veliye ‘Riskli Oyunlara İzin Verme Ölçeği’ uygulanmış, 25 veli ile araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme soruları ile veriler toplanmıştır. Buna ek olarak; 4,5 ve 6 yaşlarında okul öncesi eğitime devam eden 30 kız 30 erkek çocuğuyla görüşmeler yapılarak riskli oyuna dair çizimler yapmaları istenmiştir. Elde edilen nicel veriler SPSS 26.0 programı kullanılarak; nitel veriler içerik analizi yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucuna göre; ebeveynlerin riskli oyuna izin verme düzeylerinde anne babalar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Riskli oyuna izin vermelerinde genel olarak genç ebeveynlerin daha korumacı ve temkinli olduğu, eğitim seviyesi arttıkça riskli oyuna izin verme düzeylerinin arttığı sonucu ortaya çıkmıştır. Ebeveynlerin sahip olduğu çocuk sayısıyla izin vermeleri arasındaki korelasyon incelendiğinde çocuk sayısı arttıkça izin verme eğilimlerinde ve tüm riskli oyun kategorilerinde izin verme puanlarında azalma olduğu saptanmıştır. Genel olarak, ebeveynlerin riskli oyuna dair bakış açılarının olumsuz olduğu, çoğunlukla çocuklarının riskli oyunlarını sınırlandırıcı bir tutum izledikleri ortaya konmuştur. Araştırma sonuçları, erken çocukluk eğitimi programlarında riskli oyuna yönelik ebeveyn farkındalığını artıran içeriklerin yapılandırılmasının gerekliliğine işaret etmektedir.
Öğretmen çocuk etkileşiminin okul öncesi dönem çocuklarının duygu düzenleme becerileri üzerindeki etkisi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Kaya Sak, Nurbanu; Soydan, Sema
Erken çocukluk dönemi, çocukların sosyal ve duygusal gelişimlerinin temellerinin atıldığı kritik bir gelişim evresidir. Okul öncesi dönemde çocukların en yoğun etkileşimde bulundukları yetişkinlerden biri olan öğretmenlerin, çocukların duygu düzenleme becerilerinin gelişiminde belirleyici bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, öğretmen–çocuk etkileşiminin okul öncesi dönem çocuklarının duygu düzenleme becerileri üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma, ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında Konya ili Beyşehir ilçesinde görev yapan 40 okul öncesi öğretmeni ve okul öncesi eğitime devam eden 4 ve 5 yaş grubundaki 80 kız ve 80 erkek olmak üzere toplam 160 çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Duygu Düzenleme Ölçeği ve Öğretmen–Çocuk Etkileşimi Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler, Bayes istatistik yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, çocukların duygu düzenleme becerileri (duygu isimlendirme, duygu tanıma ve anlama, olumlu strateji ve olumsuz strateji) ile öğretmen–çocuk etkileşimi düzeylerinin cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. Yaşa göre yapılan karşılaştırmalarda, duygu tanıma ve anlama, duygu isimlendirme, ve olumlu strateji boyutlarında anlamlı bir farklılık bulunmazken; olumsuz duygu düzenleme stratejilerinin 4 yaş grubunda daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Öğretmen çocuk etkileşiminin yaşa göre değişmediği tespit edilmiştir. Ayrıca öğretmen–çocuk etkileşimi ile çocukların duygu düzenleme becerileri arasında anlamlı ilişkiler olduğu; öğretmen–çocuk etkileşimi arttıkça çocukların duygu tanıma ve anlama, duygu isimlendirme ve olumlu strateji kullanma becerilerinin arttığı, olumsuz strateji kullanımının ise azaldığı belirlenmiştir. Yaş ve cinsiyet birlikte incelendiğinde, 4 yaş kız çocuklarında öğretmen–çocuk etkileşimi arttıkça olumlu strateji ve duygu isimlendirme becerilerinin arttığı, buna karşın duygu tanıma ve anlama becerilerinin azaldığı belirlenmiştir. 5 yaş kız ve erkek çocuklarda ise öğretmen–çocuk etkileşimi arttıkça duygu tanıma ve anlama ve duygu isimlendirme becerilerinin arttığı tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular, öğretmen–çocuk etkileşiminin okul öncesi dönemde çocukların duygu düzenleme becerilerinin gelişiminde önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Bu doğrultuda, öğretmenlerin sınıf içi etkileşimlerinin niteliğinin artırılmasının, çocukların duygusal gelişimlerinin desteklenmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
48-72 aylık çocukların duygu düzenleme ve yürütücü işlev becerilerinin yaş ve cinsiyet bağlamında incelenmesi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Kütük Dağ, Gamze Nur; Soydan, Sema
Bu çalışmada, 48-72 aylık çocukların duygu düzenleme ve yürütücü işlev becerilerinin yaş ve cinsiyet bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Mersin ili Mut ilçesinde Millî Eğitim Bakanlığını resmi anaokulu ve anasınıflarında kayıtlı 48-72 aylık 200 çocuk dahil edilmiştir. Araştırmada, “Çocuk Kişisel Bilgi Formu”, “Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği”, ve “Dokunmatik Yürütücü İşlevler Bataryası” kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler, duygu düzenleme ve yürütücü işlev (Ketleyici Kontrol, İşleyen Bellek, Bilişsel Esneklik) puanlarının cinsiyet ve yaşa göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemek için Bayes Mann-Whitney U Testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, işleyen belleği yüksek olan çocuklarda ketleyici kontrol ve duygu düzenleme arasındaki ilişki yaş ve cinsiyete bağlı olarak farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. İşleyen belleği yüksek olan çocuklarda bilişsel esneklik ile duygu düzenleme arasındaki ilişki, yaş ve cinsiyete bağlı olarak farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Düşük işleyen belleğe sahip 48-72 aylık kız ve erkek çocuklarda ve yüksek işleyen belleğe sahip 48- 60 aylık kız ve erkek çocuklarda bilişsel esneklik ve duygu düzenleme, ketleyici kontrol ile duygu düzenleme arasında ilişkinin olmadığını ortaya koymaktadır. Ancak 61-72 aylık kız ve erkek çocuklarda bilişsel esneklik ile duygu düzenleme ve ketleyici kontrol ile duygu düzenleme arasında ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.
Modern bir Nasreddin Hoca: bir eğitimci olarak Wilfried Buch
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Kızılkaya, İsmail Yusuf; Öztürk, Ali Osman
Wilfried Buch’un eğitim anlayışı, eğitimi yalnızca bilişsel kazanımlarla sınırlamaz. Buch’a göre ruhsal ve zihinsel gelişim birlikte ilerlemelidir. “Wilfried Buch’un Aydınlanması” olarak adlandırılan beş ilke; eleştirel düşünce, tartışma kültürü, ruhsal ve zihinsel beslenme, karşılıklı insani saygı ve hayata dönük ders içerikleri modern pedagojik yaklaşımlarla bir örtüşme içindedir. Buch’un eğitime bakışında soru sorma hakkı eğitimin merkezinde yer almaktadır. Eleştirel düşünmenin çıkış noktası, doğru yanıtlardan çok doğru sorulardır. Wilfried Buch’a göre öğretinin etkili ve kalıcı olması, uzun ve tekrarlayıcı açıklamalardan ziyade kısa, öz ve gerektiğinde örtük olmasıyla mümkündür. Buch’un ders tasarımında “dedektif romanı” örneğiyle vurguladığı üzere merakla başlayan öğrenme, keşfe, soru sormaya dayalı dinamik bir süreç olmalıdır. Öğretinin gizli olması hatta “olmaması”, tıpkı açık sonlu bir edebi eserde olduğu gibi, merak uyandırarak öğrenciyi aktif bir anlam arayışına yöneltir. Aynı zamanda açık bırakılan sonlar, öğrencide merak duygusunu tetiklediği için araştırma ve sorgulama güdüsünü güçlendirir. Bu bağlamda edebiyat hem merakla öğrenmeyi başlatma hem de öğrenmenin derinleşmesini sağlama noktasında temel araçlardan biri olarak eğitimde merkezi bir role sahiptir. Bu çerçevede Buch’un örnek verdiği üç öğretmen figüründen söz etmek mümkündür: Dine derinden bağlı olmakla birlikte aydınlanmacı düşünceyi de taşıyan “okul çocuğu”, “milletin öğretmeni” Hebel, öğretmenin sürekli öğrenen, sorgulayan ve dönüşen bir özne olması gerektiğini ortaya koyan “öğrenen öğretmen”, “öğreten şair” Brecht ve hem güldüren, merak uyandıran ve çelişki yoluyla düşünmeye sevk eden pedagojik bir tutumu temsil eden hem de eşeğine ters binme örneğinde olduğu gibi öğretmen öğrenci ilişkisinde nezaket ve karşılıklı saygıyı merkeze alan, öğreticiliği otoriteyle değil insani temasla kuran Nasreddin Hoca. Buch’un eserlerinde de gözlenen kültürel çeşitlilik çok farklı coğrafyalardan ve çeşitli dönemlere ait deyimler, şiirler, elyazmaları ve teknik-metinsel referanslar onun eğitim düşüncesinin evrensellik öğesini ve köklere bağlılık ile yenilik arasındaki sentez arayışını yansıtmaktadır. Wilfried Buch, hem “edebiyatçılar aslında daha iyi öğretmenlerdir” diyerek hem de edebiyat ile eğitim bilimleri arasındaki karşılıklı beslenmeyi uygulamalı düzeyde göstererek, edebiyatın pedagojiden; pedagojinin de edebiyattan öğrenecek çok şeyi olduğunu belirtmiştir.
Türk kültüründe yer alan hayvan isimlerinin söz varlığı ve kavram alanı
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Maraş, Sena Tuğçe; Yıldız, Mustafa
Türkler, tarihin bilinen zamanlarından beri var olmuş kadim bir millettir. Her kadim millet gibi tabiatla iç içe olmuş, dünyayı tanımak ve tanımlamak için de tabiat unsurlarından yararlanmışlardır. Orta Asya’da güçlü bir bozkır devleti kurmuş ve kültür dairesi oluşturmuşlardır. Bozkır kültür sisteminin içerisinde hayvan ve hayvancılığın oldukça kıymetli bir yeri bulunmaktadır. Türkler atı ehlileştirerek yeni bir dönem açmış ve bu gelişme ışığında bilhassa savaş ve savaş taktikleri konusunda ustalaşmıştır. Tarım ve hayvancılıkta da muhtelif hayvanları kullanarak gelişme göstermişlerdir. Hayvanlar, Türkler için yalnızca vasıta olarak kullanılmamış, yaşamın her alanında yer bulmuş, bir kültür nüvesi durumuna gelmiştir. Bu durum bilhassa inanışlar, dil ve edebiyata büyük bir tesir etmiştir. Hayvanlar sembol olarak destanlarda, mitolojilerde, efsanelerde, halk hikâyelerinde anlatılagelmiş; türkülerde, tekerlemelerde ağızdan ağıza dolaşmıştır. Şüphesiz söz varlığı da hayvan simgelerinden etkilenmiştir. Söz varlığının ögeleri durumundaki atasözleri, deyimler, kalıp sözler, kalıplaşmış sözler ve birleşik sözcüklerde hayvan isimleri yer alarak bir kavram dünyası oluşturmuştur. Bir dilin kavram dünyasını belirlemek, dilin geçmiş ve bugünkü durumu arasındaki bağlantıyı ortaya koymak adına mühimdir. Bu bağlamda kavram alanı çalışmaları bir dilin yaşı, eski inanışları ve kültür gelişimi hakkında fikir veren bir çalışma alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada Türk kültüründe yer bulmuş, yazılı ve sözlü edebiyatta kullanılıp simge durumuna gelmiş ve toplum hafızasında öne çıkan hayvanlar; doküman incelemesi sonucu belirlenmiştir. TDK Güncel Türkçe Sözlük’te söz konusu hayvan isimlerinin yer aldığı söz varlığı ögeleri (tanım ve anlam, atasözü, deyim, kalıp söz ve birleşik sözcükler) nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi yöntemiyle incelenerek anlamları doğrultusunda kod ve temalar oluşturmak suretiyle hayvanların kavram alanları ortaya konmuştur. İncelenen 23 hayvanın söz varlığı içindeki yeri ele alınarak Türk kültüründeki etki alanı, yeri, kullanım sıklığı ve anlam dünyası ortaya konmuştur.




















