Necmettin Erbakan Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@Erbakan, Necmettin Erbakan Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.




 

Güncel Gönderiler

Öğe
Hiperbarik oksijen tedavisi alan bireylerde duygusal özgürleşme tekniği ve sanal gerçeklik gözlüğünün anksiyete ve yaşam bulgularına etkisi: randomize kontrollü çalışma
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2026) Açıkgöz, Gülsüm Gürsoy; Su, Serpil
Bu araştırma, Konya Şehir Hastanesi Hiperbarik Oksijen Tedavi Ünitesinde ilk kez hiperbarik oksijen tedavisi alan hastalarda duygusal özgürleşme tekniği ve sanal gerçeklik gözlüğünün anksiyete ve yaşam bulguları üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, paralel tasarımlı, üç kollu randomize kontrollü deneysel bir çalışma olup 01.01.2024–31.12.2025 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, araştırmaya dâhil edilme kriterlerini karşılayan toplam 75 hasta oluşturmuştur. Katılımcılar, yaş ve cinsiyet değişkenlerine göre tabakalı randomizasyon yöntemi kullanılarak standart bakım, sanal gerçeklik gözlüğü ve duygusal özgürleşme tekniği olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Standart bakım grubuna yalnızca standart eğitim verilmiş, herhangi bir girişim uygulanmamıştır. Sanal gerçeklik gözlüğü grubuna standart eğitimin ardından sahil ve deniz temalı içerikler izletilmiş; duygusal özgürleşme tekniği grubuna ise standart eğitimi takiben duygusal özgürleşme tekniği uygulanmıştır. Her bir grup 25 bireyden oluşmuş ve bireylerden üç farklı zamanda ölçüm alınmıştır. Ölçümler, bireyin birime ilk başvurusunda, tedavi öncesinde ve tedavi sonrasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, Hasta Tanıtım Formu, Durumluk Kaygı Ölçeği, Yaşam Bulguları Takip Formu ve Öznel Rahatsızlık Birimi Skalası kullanılarak araştırmacı tarafından yüz yüze toplanmıştır. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu çarpıklık-basıklık değerleri, histogramlar ve Q-Q plot grafikleri ile değerlendirilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda tek yönlü ANOVA, grup içi karşılaştırmalarda tekrarlı ölçümlerde ANOVA ve grup-zaman etkileşimini incelemek amacıyla karma ANOVA analizleri kullanılmıştır. Tüm analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Araştırma gruplarının demografik özellikler açısından homojen dağılım gösterdiği saptanmıştır. Anksiyete puanları açısından ikinci ve üçüncü ölçümlerde gruplar arasında anlamlı farklılıklar belirlenmiştir. Tukey ikili karşılaştırma analizi sonucunda, sanal gerçeklik ve duygusal özgürleşme tekniği gruplarında, standart bakım grubunun ikinci ölçümlerine kıyasla anksiyete puanlarının anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptanmıştır. Ayrıca, duygusal özgürleşme tekniği grubunun ikinci ölçüm anksiyete puanlarının sanal gerçeklik grubuna göre anlamlı derecede daha düşük olduğu belirlenmiştir. Üçüncü ölçümlerde ise duygusal özgürleşme tekniği uygulanan grubun, standart bakım ve sanal gerçeklik gruplarına ait anksiyete puanlarına kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük değerlere sahip olduğu görülmüştür. Yaşam bulguları incelendiğinde; sistolik ve diyastolik kan basıncı, nabız, solunum sayısı ve vücut sıcaklığı değerlerinin her üç grupta birinci ve ikinci ölçümlerde üçüncü ölçümlere kıyasla anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır. Oksijen satürasyonu değerlerinin ise tüm gruplarda üçüncü ölçümlerde birinci ve ikinci ölçümlere göre anlamlı düzeyde arttığı belirlenmiştir. Öznel rahatsızlık birimi skalası sonuçlarına göre, standart bakım grubunda üçüncü ölçümlerin birinci ölçümlerden; sanal gerçeklik ve duygusal özgürleşme tekniği gruplarında ise ikinci ve üçüncü ölçümlerin birinci ölçümlerden anlamlı düzeyde daha düşük olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, hiperbarik oksijen tedavisi alan bireylerde sanal gerçeklik gözlüğü ve duygusal özgürleşme tekniğinin anksiyeteyi azaltmada etkili olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda, anksiyetenin azaltılması amacıyla hemşireler tarafından uygulanabilen nonfarmakolojik yöntemlerin HBO tedavisi uygulamalarında yaygınlaştırılması önerilmektedir.
Öğe
Millenmiş ve 3 boyutlu baskı ile üretilen restorasyon materyallerine uygulanan yapay yaşlandırmanın translüsensi ve yüzey pürüzlülüğü üzerine etkisi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2026) Oğuz, Gözde Kaya; Büyükerkmen, Emine Begüm
Bu çalışmanın amacı; farklı kimyasal yapıdaki üç farklı CAD/CAM blok ve 3 boyutlu baskı yöntemiyle üretilen bir restoratif materyalin uzun dönem termal yaşlandırma (10.000, 30.000 ve 50.000 döngü) sonrasındaki renk stabilitesi, translüsensi ve yüzey pürüzlülüğü değerlerindeki değişimin incelenmesidir. Çalışmada dört farklı materyal (GC Cerasmart, Vita Enamic, Shofu HC ve Saremco Print Crowntec) kullanıldı. Her bir gruptan 10 adet (n=10) olmak üzere toplam 40 adet 2,00 ± 0,01 mm kalınlığında numune hazırlandı. Millenmiş bloklar elmas separe ile kesilirken, Saremco grubu DLP teknolojisine sahip 3B yazıcıda üretildi. Firma talimatlarına göre ikincil kürleme işlemleri tamamlandı. Tüm numunelere standart zımparalama ve glaze (Optiglaze Color) işlemi uygulandı. Başlangıç ölçümleri yapıldıktan sonra numuneler 5°C-55°C aralığında 10.000, 30.000 ve 50.000 devirlik termal döngüye tabi tutuldu. Renk koordinatları (L*, a*, b*, C, h) ve translüsensi değerleri spektrofotometre (Vita Easyshade V) ile ölçüldü; yüzey pürüzlülüğü (Ra) ise profilometre ile analiz edildi. Renk farkı (ΔE) ve translüsensi değişimi (ΔRTP) CIEDE2000 formülü ile hesaplandı. Veriler Robust Mixed ANOVA, Genelleştirilmiş Lineer Model ve Tukey testleri ile analiz edildi (α=0,05). Termal döngü sayısı arttıkça tüm gruplarda L* (parlaklık) değerleri anlamlı derecede azalmış ve materyaller daha koyu görünüm sergilemiştir. Renk değişim değerleri (ΔE) döngü sayısı ile paralel olarak tüm gruplarda artmıştır; en yüksek renk değişimi Saremco Print Crowntec grubunda, en düşük (stabil) değişim ise Vita Enamic grubunda saptanmıştır. Yaşlandırma süreci tüm materyallerin translüsensi (RTP) değerlerinde anlamlı düşüşe neden olmuştur; Saremco Print Crowntec grubu optik stabilitesini en fazla kaybeden materyal olurken, GC Cerasmart en yüksek translüsensi direncini göstermiştir. 50.000 döngü sonunda tüm materyallerde yüzey pürüzlülüğü (Ra) başlangıca göre anlamlı artış göstermiştir. Gruplar arası karşılaştırmada Vita Enamic en stabil ve pürüzsüz yüzey değerlerini korurken, Saremco Print Crowntec grubu yaşlandırmaya karşı en hassas (en pürüzlü) grup olarak belirlenmiştir. Millenmiş rezin içerikli hibrit materyaller, uzun dönem yaşlandırma altında hem optik özelliklerini hem de yüzey kalitelerini 3B baskı yöntemiyle üretilen materyallere oranla daha iyi koruma eğilimindedir. Materyal tipi ve yapay yaşlandırma süresi, restorasyonların klinik başarısını doğrudan etkileyen kritik parametrelerdir.
Öğe
Psoriasis vulgariste biyolojik ajan alan hastaların tedavi öncesi ve sonrası karaciğer sonoelastografi ile değerlendirilmesi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2026) Ünsal, Büşra Duman; Temiz, Selami Aykut
Psoriasis, primer olarak deri tutulumuyla seyreden; sistemik inflamasyon zemininde ise çoklu komorbiditelerle ilişkili olabilen kronik inflamatuar bir hastalıktır. Ortaşiddetli/şiddetli olgularda kullanılan biyolojik ajanlar, hedef sitokin inhibisyonu sayesinde etkili bir tedavi seçeneği olarak kullanılmaktadır. Bu ajanların komorbidite alanlarına etkileri giderek artan ilgiyle araştırılırken, psoriasisli hastalarda karaciğer tutulumu ve fibrozis riski klinik açıdan önemli bir izlem alanı olarak öne çıkmaktadır. Buna rağmen biyolojik tedavi öncesi ve sonrası dönemde karaciğer sertliği değişimini non-invaziv bir yöntem olan sonoelastografi ile değerlendiren çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı, biyolojik ajan kullanan psoriasis vulgaris hastalarında 0. ve 6. ayda yapılan 2D-Shear-wave (SWE) elastografi ölçümlerini karşılaştırarak karaciğer sertliği parametrelerindeki değişimi değerlendirmek ve bu değişimin klinik pratikte yaygın kullanılan biyokimyasal fibrozis skoru FIB-4 ile ilişkisini incelemektir. Elde edilecek bulguların, psoriasis hastalarında karaciğer ile ilişkili komorbiditelerin yönetimi, tedavi ve klinik karar süreçlerine katkı sağlaması beklenmektedir.
Öğe
Yüksek riskli besin alerjisi olan hastaların uzun dönem takibi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2026) Dinç, Emre; Güner, Şükrü Nail
Giriş: Besin alerjisi, prevalansı giderek artan ve yaşam kalitesi ile morbidite üzerinde önemli etkileri olan ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Amaç: Bu çalışmada, yüksek riskli besin alerjisi tanısı bulunan hastaların demografik, klinik ve laboratuvar özelliklerinin değerlendirilmesi; eliminasyon diyetleri sonrasında besin provokasyon testinin güvenle uygulanabileceği hasta grubunun belirlenmesi ve hastaların tolerans gelişimi açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Alerji ve İmmünoloji Bilim Dalında Ocak 2018 - Ağustos 2025 tarihleri arasında takip edilen, spesifik IgE değeri ve cilt prick testi pozitifliği olan 70 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların dosyaları retrospektif olarak incelenerek; cinsiyet, yaş, klinik bulgular, laboratuvar verileri, diyet uyumları ve besin provokasyon testine yanıtları analiz edildi. Çalışmada araştırılan hastaların hepsinin yüksek riskli besin alerjisi tanısı ile takip edilmekte olup, hastaların klinik, diyet süresi ve laboratuvar bulgularına göre besin provokasyon testi yapılıp yapılmamasına karar verildi. Bulgular: Takip edilen 70 hastanın %84,2'si yumurta beyazına, %31,4'ü yumurta sarısına ve %30'u süte karşı yüksek riskli (spesifik IgE > 15 kUA/L) kabul edildi. Klinik ve laboratuvar bulgularına göre 36 hastaya BPT uygulanırken, 34 hastada test uygun görülmedi. BPT uygulanan hastaların %80,6'sında tolerans geliştiği saptanırken, test yapılmayan grupta bu oran %44,1 olarak bulundu. BPT uygulanan gruptaki eliminasyon diyet süresinin BPT uygulanmayan gruba göre anlamlı derecede uzun olduğu bulundu. BPT uygulanan gruptaki eozinofil düzeyi, BPT uygulanmayan gruba göre anlamlı derecede düşüktü. Sonuç: Yüksek riskli besin alerjisi olan hastalarda, görülen klinik semptomlar, labaratuvar bulguları eliminasyon diyetinin süresi ve hastanın diyet durumu, besin provokasyon testi kararında belirleyici faktörlerdir. Uygun kriterlerle seçilen güvenli grupta BPT yapılması, toleransın belirlenmesinde kritik rol oynamaktadır ve bu grupta tolerans oranları anlamlı derecede yüksektir.
Öğe
Psikotik bozukluğu olan hastalar ve sağlıklı kontrollerin ayrımında EEG güç analizlerinin kullanılması: Yapay zeka destekli bir model
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2025) Arslan, Ayşenur; Gıca, Şakir
Amaç: Bu çalışmada, ps"kot"k bozukluk tanılı hastalar "le sağlıklı kontroller"n EEG kayıtlarından elde ed"len ver"ler üzer"nde spektral anal"z yapılarak mutlak ve görel" frekans bant güçler"n"n hesaplanması, kant"tat"f EEG ölçütler"n"n gruplar arasında karşılaştırılması ve mak"ne öğren"m" yöntemler" kullanılarak hasta ve sağlıklı b"reyler"n ayırt ed"leb"l"rl"ğ"n" değerlend"r"lmes" amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma, Ocak 2015 – Mayıs 2025 tarihleri arasında Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri ve Nöroloji bölümlerine başvuran, EEG kaydı bulunan bireylerin hastane kayıtlarının retrospektif olarak taranmasıyla yürütülmüştür. Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı (DSM-5) tanı kriterlerine göre psikotik bozukluk tanı kriterlerini karşılayan 53 hasta ile 51 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edilmiştir. EEG verilerinin ön işleme ve analizleri BrainVision Analyzer programı ve MATLAB yazılımları kullanılarak gerçekleştirilmiş; mutlak ve göreli spektral güç değerleri hesaplanmıştır. Kantitatif EEG özelliklerinin istatistiksel analizlerinin ardından, toplam 246 özellik kullanılarak Çok Katmanlı Algılayıcı (Multilayer Perceptron, MLP) temelli makine öğrenimi analizleri uygulanmıştır. Bulgular: MLP sınıflandırıcısı ile oluşturulan modeller arasında en yüksek performansı gösteren model hasta ve sağlıklı bireyleri %90,48 doğruluk, %91,67 kesinlik ve %90,91 duyarlılık oranlarıyla ayırt etmiştir. Farklı başlangıç tohumları kullanılarak oluşturulan 30 modelin ortalama performansları yöntemin %83 doğruluk, %85 duyarlılık ve %83 kesinlik ile tutarlı ve istikrarlı bir sınıflandırma performansı sunduğunu göstermiştir. Bölgesel güç analizlerinde, psikotik bozukluk grubunda kontrollere kıyasla frontal mutlak delta gücü artışı (p=0.003); frontal (p=0.04), santral (p=0.03) ve oksipital (p=0.05) bölgelerde mutlak teta güçlerinde artış; prefrontal göreli delta artışı (Fp1, p=0.02 ve Fp2 p=0.008) ve santral (p=0.004), sağ temporal (p=0.05) ve parietal (p=0.05) bölgelerde göreli teta güçlerinde artış ile sol prefrontal (Fp1, p=0.03) göreli alfa gücünde azalma gözlenmiştir. Sonuç: Bu çalışmada çoklu kortikal alanlarda gösterilen yavaş dalga aktivitesindeki artış ve prefrontal alfa aktivitesindeki azalma, psikotik bozuklukların kortikal uyarılabilirlik, talamokortikal döngüler ve hipofrontalite ile ilişkili patofizyolojisine dair önemli bulgular sunmaktadır. Kantitatif EEG verilerinden elde edilen spektral güç ölçütleri kullanılarak psikotik bozukluk tanılı bireyler ile sağlıklı kontrollerin makine öğrenimi yöntemiyle yüksek doğrulukla ayırt edilebildiği gösterilmiştir. Çoklu EEG özelliklerinin birlikte değerlendirilmesi, klasik istatistiksel analizlerle doğrudan ortaya konulamayan elektrofizyolojik örüntülerin ortaya çıkarılmasını sağlamaktadır. Bulgular tekil EEG parametrelerinin ötesinde çok değişkenli ve örüntü temelli yaklaşımların beyin işlevlerindeki karmaşık organizasyonu daha duyarlı biçimde yansıtabileceğini düşündürmektedir.