Yenidoğanda kan kültüründe üreme olan hastaların prospektif değerlendirilmesi
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Amaç: Yenidoğan sepsisi, yenidoğanlarda sistemik dolaşımı etkileyen ciddi bir enfeksiyon tablosudur. Yenidoğan sepsisi tüm yenidoğan ölümlerinin yaklaşık olarak %15'inden sorumludur. Çalışmamızda yenidoğan yoğun bakım ünitemizde yatan ve kan kültüründe üreme saptanan hastaların; demografik özellikleri, anneye ve bebeğe ait risk faktörleri, klinik bulguları, laboratuvar tetkikleri, kültür sonuçları ve mortalitesini değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem: Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde 1 Temmuz 2022 ile 1 Mart 2025 tarihleri arasında yatan ve kan kültüründe üreme saptanan hastaların klinik ve laboratuvar bulguları prospektif olarak incelendi. Bulgular: Çalışmamıza alınan kültür ile kanıtlanmış yenidoğan sepsis tanısı alan 103 hastanın 22’sinde (%21,4) erken neonatal sepsis, 81’inde (%78,6) geç neonatal sepsis tespit edildi. Hastaların 43’ü (%41,7) kız, 60’ı (%58,3) erkek idi. Erken neonatal sepsis saptanan hastaların doğum haftası, doğum ağırlığı 1 ve 5. dakikadaki APGAR skoru ortancası geç neonatal sepsis görülen hastalardan anlamlı yüksekti. Kan kültüründe üreme saptanan hastaların şüpheli sepsis anındaki klinik bulguları incelendiğinde; 48’inin (%46,6) tansiyonu düşük, 50’sinde (%48,5) solunum sıkıntısı mevcut, 30’unda (%29,1) batın distansiyonu ve 3’ünde (%2,9) ısı disregülasyonu vardı. Yaşayan hastaların ise 22’si (%26,8) erken neonatal sepsis, 60’ı (%73,2) geç neonatal sepsis idi. Erken neonatal sepsis görülen hastalarda kan kültüründe üreyen en sık üreyen etkenler 7 (%31,8) hastada Enterococcus faecalis, 4 (%18,2) hastada Klebsiella pneumoniae, 2 (%9,1) hastada Acinetobacter baumannii ve 2 (%9,1) hastada Staphylococcus haemolyticus idi. Geç neonatal sepsis görülen hastalarda kan kültüründe en sık üreyen etkenler ise 29 (%35,8) hastada Klebsiella pneumoniae, 17 (%21,0) hastada Acinetobacter baumannii, 5 (%6,2) hastada Staphylococcus epidermidis olarak belirlendi. Ölen hastaların geç neonatal sepsis görülme oranı istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Geç neonatal sepsisteki hastaların doğum ağırlığı 1000 gramın altında olan olguların ölen grupta anlamlı ölçüde daha sık görüldüğü ve bu grupta 1. ve 5. dakika APGAR skorlarının yaşayan olgulara göre ölenlerde istatistiksel olarak daha düşük olduğu saptanmıştır. Geç neonatal sepsis nedeniyle ölen olgularda hipotansiyon 17 (%81,0) hastada, solunum sıkıntısı 14 (%66,7) hastada ve batın distansiyonu 12 (%57,1) hastada saptanmış olup, yaşayan gruba göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Laboratuvar parametreleri açısından ise geç neonatal sepsiste ölen grupta beyaz küre, nötrofil, CRP ve prokalsitonin gibi enfeksiyon belirteçleri anlamlı derecede yüksekken, anemi ve trombositopeni saptanmıştır. Geç neonatal sepsis görülen hastalarının C-Reaktif Protein değeri erken neonatal sepsis hastalarından anlamlı ve daha yüksek saptandı (p<0,001). C-Reaktif Protein, yenidoğan sepsisi tanısında %64,2 duyarlılık ve %81,8 özgüllük göstermiştir. Sonuç: Yenidoğan sepsisin tanı ve yönetiminde tek bir biyobelirteç ile karar vermek yeterli değildir. Bu çalışma, sepsisli yenidoğanların prenatal risk faktörlerini, üreyen etkenlerini ve klinik bulgularını multidisipliner ve bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Yenidoğanların klinik durumlarının, en sık üreyen etkenlerin, laboratuvar parametreleriyle birlikte dinamik olarak izlenmesi, erken tanı ve etkin tedavi açısından gerekli olup, yenidoğan mortalitesinin azaltılmasında önemli rol oynamaktadır.
Objective: Neonatal sepsis is a serious infection affecting the systemic circulation in newborn infants. Neonatal sepsis is responsible for approximately 15% of all neonatal deaths. In our study, we aimed to evaluate the demographic characteristics, maternal and infant risk factors, clinical findings, laboratory tests, culture results and mortality of patients hospitalized in our neonatal intensive care unit with blood culture growth. Method: Clinical and laboratory findings of patients hospitalized in the Neonatal Intensive Care Unit of Necmettin Erbakan University, Faculty of Medicine, Department of Pediatrics between 1 July 2022-01 March 2025 who were found to have blood culture growth were prospectively analyzed. Results: Of the 103 patients with culture-proven neonatal sepsis included in our study, 22 (21.4%) had early neonatal sepsis and 81 (78.6%) had late neonatal sepsis. Forty-three (41.7%) patients were female and 60 (58.3%) were male. The median gestational age, birth weight, and APGAR score at 1 and 5 minutes were significantly higher in patients with early neonatal sepsis than in those with late neonatal sepsis. When the clinical findings at the time of suspected sepsis were examined in patients with positive blood cultures, 48 (46.6%) had low blood pressure, 50 (48.5%) had respiratory distress, 30 (29.1%) had abdominal distension, and 3 (2.9%) had temperature dysregulation. Of the surviving patients, 22 (26.8%) had early neonatal sepsis and 60 (73.2%) had late neonatal sepsis. The most common organisms isolated from blood cultures in patients with early neonatal sepsis were Enterococcus faecalis in 7 (31.8%) patients had Enterococcus faecalis, 4 (18.2%) patients had Klebsiella pneumoniae, 2 (9.1%) patients had Acinetobacter baumannii, and 2 (9.1%) patients had Staphylococcus haemolyticus. The most common pathogens isolated from blood cultures in patients with late-onset neonatal sepsis were Klebsiella pneumoniae in 29 (35.8%) patients, Acinetobacter baumannii in 17 (21.0%) patients, and Staphylococcus epidermidis in 5 (6.2%) patients. The incidence of late neonatal sepsis among deceased patients was found to be statistically significant. The incidence of late-onset neonatal sepsis was found to be statistically significant among the deceased patients. In cases of late-onset neonatal sepsis, infants with a birth weight below 1000 grams were significantly more frequent in the deceased group. Additionally, both the 1st- and 5th-minute APGAR scores were found to be significantly lower in the deceased patients compared to the survivors. Among the patients who died due to late-onset neonatal sepsis, hypotension was observed in 17 (81.0%), respiratory distress in 14 (66.7%), and abdominal distension in 12 (57.1%) patients, all of which were significantly higher compared to the surviving group. Regarding laboratory parameters, infection markers such as white blood cell count, neutrophil count, C-reactive protein and procalcitonin levels were significantly elevated in the deceased group with late-onset sepsis, while anemia and thrombocytopenia were also detected. The C-reactive protein levels in patients with late-onset neonatal sepsis were found to be significantly higher than those in patients with early-onset sepsis (p <0.001). C-reactive protein demonstrated a sensitivity of 64.2% and a specificity of 81.8% in the diagnosis of neonatal sepsis. The C-reactive protein level in patients with late neonatal sepsis was found to be significantly higher than in patients with early neonatal sepsis (p<0.001). C-reactive protein showed 64.2% sensitivity and 81.8% specificity in the diagnosis of neonatal sepsis. Conclusion: The diagnosis and management of neonatal sepsis cannot rely on a single biomarker. The present study underscores the necessity of evaluating prenatal risk factors, causative pathogens, and clinical manifestations of affected neonates within a multidisciplinary and comprehensive framework. Continuous assessment of clinical status, predominant pathogens, and laboratory parameters is essential for timely diagnosis and effective treatment, thereby contributing significantly to the reduction of neonatal mortality.












