Necmettin Erbakan Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Erbakan, Necmettin Erbakan Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Rat polikistik over sendromu modelinde TRPV1 ve TRPM2 iyon kanallarının ekspresyonunun ve metilasyonun rolü
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2026) Torunoğlu, Emine İncilay
Polikistik over sendromu (PKOS), üreme çağındaki kadınlarda sık görülen, hiperandrojenizm, ovulatuar disfonksiyon ve polikistik over morfolojisi ile karakterize kompleks bir endokrin ve metabolik bozukluktur. Bu tez çalışmasının amacı, ratlarda oluşturulan PKOS modelinde Trpv1 ve Trpm2 iyon kanallarının gen ekspresyon düzeyleri ile promotör metilasyon durumlarını araştırmak ve PKOS tedavisinde yaygın olarak kullanılan metformin ile etinil östradiol/drospirenon (EE/DRSP) kombinasyonunun bu parametreler üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Çalışmada deney hayvanları kontrol, PKOS, metformin, EE/DRSP ve metformin+EE/DRSP olmak üzere farklı gruplara ayrılmıştır. PKOS modeli oluşturulduktan sonra serum hormon düzeyleri (FSH, LH, östradiol ve testosteron) belirlenmiş, kan ve over dokularından RNA ve DNA izolasyonu gerçekleştirilmiştir. Gen ekspresyon düzeyleri gerçek zamanlı PCR yöntemi ile analiz edilirken, DNA metilasyon durumları metilasyon spesifik PCR yöntemi ile değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, PKOS grubunda hormonal dengenin bozulduğunu ve over dokusunda morfolojik değişikliklerin meydana geldiğini göstermiştir. Ayrıca Trpv1 ve Trpm2 genlerinin ekspresyon düzeylerinde ve promotör metilasyon durumlarında önemli değişiklikler tespit edilmiştir. Uygulanan metformin ve EE/DRSP tedavilerinin hem gen ekspresyonu hem de metilasyon profilleri üzerinde düzenleyici etkiler gösterdiği belirlenmiştir. Özellikle kombine tedavi uygulamasının bazı parametrelerde daha belirgin iyileşme sağladığı gözlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma, Trpv1 ve Trpm2 iyon kanallarının PKOS patogenezinde rol oynayabileceğini ve epigenetik düzenlemeler ile ilişkili olabileceğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, PKOS'un moleküler mekanizmalarının anlaşılmasına katkı sağlamakta ve bu iyon kanallarının potansiyel terapötik hedefler olabileceğini düşündürmektedir.
Psoriasis hastalarında diyet ve biyokimyasal parametreler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2026) Yıldız, Ülkü Didar Bilen; Kara, Hasan Hüseyin
Bu çalışma psoriasis tanısı almış bireyler ile kontrol grubunun beslenme alışkanlıkları, diyet kalitesi, diyet inflamatuvar indeksi ve biyokimyasal bulgularının karşılaştırılması amacıyla tasarlanmış bir vaka kontrol çalışmasıdır. Çalışmaya, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Polikliniği'ne başvuran 19-64 yaş aralığındaki psoriasis tanısı almış bireyler ile aynı polikliniğe genel kontrol amacıyla başvuran ve psoriasis tanısı olmayan bireyler katılmıştır. Çalışmada; sosyodemografik özellikler, antropometrik ölçümler, biyokimyasal bulgular, Akdeniz Diyet Bağlılık Ölçeği (MEDAS) ve üç günlük besin tüketim kaydına yönelik veriler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemiyle Mayıs 2025-Aralık 2025 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmaya psoriasis tanısı almış 46 birey ve 46 kontrol grubu olmak üzere toplam 92 birey katılmıştır. Psoriasis tanılı bireylerin ortanca yaşı 49 (37-56,25) yıl, kontrol grubunun ortanca yaşı ise 48,5 (30-60) yıl olarak bulunmuştur. İki grubun yaş, cinsiyet, medeni durum, alkol tüketimi, kronik hastalık tanısı alma durumu, diyet uygulama ve düzenli egzersiz yapma durumları benzer bulunmuştur. Ancak psoriasis tanılı bireylerde sigara kullananların oranının (%32,6) kontrol grubundan (%8,7) anlamlı olarak daha fazla olduğu tespit edilmiştir (p=0,010). Sistemik immün inflamatuar indekslerinde psoriasis tanılı grubun ortanca değeri 568,4 (425,2-729,3), kontrol grubunun ortanca değeri ise 433,4 (295-578,9) hesaplanmış olup psoriasis tanılı bireylerin sistemik immün-inflamatuar indeks düzeyleri anlamlı olarak daha yüksek belirlenmiştir (p=0,003). Psoriasis ve kontrol grubu karşılaştırıldığında psoriasis tanılı (1,8±1,5), bireylerin kontrol grubuna (1,0±1,6) göre daha yüksek diyet inflamatuvar indeksine sahip olduğu bulunmuştur (p=0,018). Kontrol grubunun diyet ORAC ortanca değerinin [2882,9 (1330,3-4980,6) μmol], psoriasis tanılı [1190,1 (630,9-2483,5) μmol] gruba göre istatistiksel olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,001). İki grubun günlük enerji, protein, yağ ve karbonhidrat alım miktarlarının benzer olduğu belirlenmiştir (p>0,05). Obezite görülme oranının psoriasis tanılı grupta (%56,5) ve kontrol grubuna (%30,4) göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (p=0,041). Kontrol grubunun MEDAS puanı ortanca değeri [8 (6,75-9,25)], psoriasis tanılı gruba [7 (6-8)] göre daha yüksek bulunmuştur ancak iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmemiştir. İki grubun Akdeniz diyetine uyum oranları benzer bulunmuştur (Psoriasis tanılı bireyler: %73,9 ve Kontrol grubu: %76,1; p>0,05). Sağlıklı Yeme İndeksi puanına göre kötü diyet kalitesine sahip psoriasis tanılı bireylerin oranı (%43,5) kontrol grubuna göre (%23,9) anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Geliştirilmesi gereken diyet sınıflamasında ise psoriasis tanılı grubun oranının (%56,5) ve kontrol grubuna göre (%76,1) anlamlı olarak daha düşük olduğu belirlenmiştir (p=0,047). Hastalar PASI skorlarına üç gruba ayrılmıştır. Şiddetli psoriasis grubunda hafif şişman olanların oranı (%47,1) hastalık şiddeti hafif olan gruptan (%6,7) anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p=0,004). Ayrıca SYİ 2020 sınıflamasına kötü diyet kalitesine sahip olan orta ve şiddetli psoriasis tanılı hastaların oranı hafif şiddetli psoriasis tanılı hastalardan daha yüksek bulunmuştur ancak aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Psoriasis tanılı hastaların diyet inflamatuvar indeksi, MEDAS ve Sağlıklı Yeme İndeksi puanıyla sistemik immün-inflamatuvar indeks, serum CRP düzeyi, nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı arasında anlamlı bir ilişki belirlenmemiştir. Psoriasis tanılı hastaların diyet ve biyokimyasal parametreleri arasında ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha büyük örnekleme sahip çok merkezli araştırmaların yapılması gerekmektedir.
Farklı ağız içi tarayıcılar ile alınan tek ve çift taraflı kapanış kaydının kayıt doğruluğuna etkisi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2026) Şeker, Yusuf Kamil; Büyükerkmen, Emine Begüm
Amaç: Bu çalışmanın amacı, dört farklı ağız içi tarayıcı (Trios 3, Trios 5, Medit i700 ve Primescan) kullanılarak üç farklı kapanış kaydı stratejisi (Prep, Non-Prep ve Çift) ile elde edilen sanal interoklüzal kayıtların doğruluğunu, referans bir masaüstü laboratuvar tarayıcısından elde edilen verilerle karşılaştırarak üç boyutlu dijital analiz yöntemiyle değerlendirmektir. Ayrıca, ağız içi tarayıcı tipi ile kapanış kaydı stratejisi arasındaki olası etkileşimin ölçüm doğruluğu üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, tipodont bir çene modeli üzerinde FDI 23, 25, 27, 33, 35 ve 37 numaralı dişler prepare edilmiş; 24, 26, 28, 34, 36 ve 38 numaralı diş bölgeleri ise dişsiz simüle edilmiştir. Referans veri, bir laboratuvar tarayıcısı kullanılarak elde edilmiştir. Aynı model, dört farklı ağız içi tarayıcı ile üretici talimatlarına uygun şekilde taranmış; her bir tarayıcı için üç farklı sanal kapanış kaydı stratejisi, her biri 15 tekrar olacak şekilde uygulanmıştır (n=15). Referans ve test verileri üç noktalı hizalama (3-point alignment) yöntemiyle çakıştırılmış ve üç boyutlu karşılaştırmalar sonucu kök ortalama kare (Root Mean Square, RMS) sapma değerleri hesaplanmıştır. Normal dağılıma uygunluk Shapiro Wilk testi ile incelendi. Ağız içi tarayıcı ve tarama yöntemine göre normal dağılıma uymayan değişkenlerin karşılaştırılmasında Robust ANOVA kullanıldı. Nicel verilerin gösteriminde Ortanca (Minimum-Maksimum) kullanıldı. Önem düzeyi p <0,05 olarak alındı. Bulgular: Elde edilen bulgulara göre, gerçeklik analizinde ağız içi tarayıcı tipi, kapanış kaydı stratejisi ve bu iki faktörün etkileşiminin RMS sapma değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunmamıştır (p>0,05). Hassasiyet analizinde ise tarayıcı tipi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış (p<0,05) ve özellikle TRIOS 5 tarayıcısının diğer tarayıcılara kıyasla daha düşük ölçüm tekrarlanabilirliği gösterdiği belirlenmiştir. Buna karşın, kapanış kaydı stratejisinin ve tarayıcı–strateji etkileşiminin hassasiyet üzerinde anlamlı etkisi olmadığı görülmüştür (p>0,05). Sonuç: Sonuç olarak, değerlendirilen ağız içi tarayıcılar ve kapanış kaydı stratejileri sanal interoklüzal kayıtların doğruluğu açısından benzer performans sergilemekle birlikte, ölçüm hassasiyeti tarayıcı tipine bağlı olarak değişkenlik gösterebilmektedir. Klinik uygulamalarda, özellikle yüksek tekrarlanabilirlik gerektiren vakalarda tarayıcı seçiminin dikkatle yapılması önerilmektedir. Sanal interoklüzal kayıtların klinik güvenilirliğinin daha kapsamlı biçimde değerlendirilmesi için, farklı klinik senaryoları içeren ileri düzey in vivo çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ağız içi tarayıcı, Doğruluk, Gerçeklik, Tekrarlanabilirlik, Sanal interoklüzal kayıt
Hiperbarik oksijen tedavisi alan bireylerde duygusal özgürleşme tekniği ve sanal gerçeklik gözlüğünün anksiyete ve yaşam bulgularına etkisi: randomize kontrollü çalışma
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2026) Açıkgöz, Gülsüm Gürsoy; Su, Serpil
Bu araştırma, Konya Şehir Hastanesi Hiperbarik Oksijen Tedavi Ünitesinde ilk kez hiperbarik oksijen tedavisi alan hastalarda duygusal özgürleşme tekniği ve sanal gerçeklik gözlüğünün anksiyete ve yaşam bulguları üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, paralel tasarımlı, üç kollu randomize kontrollü deneysel bir çalışma olup 01.01.2024–31.12.2025 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, araştırmaya dâhil edilme kriterlerini karşılayan toplam 75 hasta oluşturmuştur. Katılımcılar, yaş ve cinsiyet değişkenlerine göre tabakalı randomizasyon yöntemi kullanılarak standart bakım, sanal gerçeklik gözlüğü ve duygusal özgürleşme tekniği olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Standart bakım grubuna yalnızca standart eğitim verilmiş, herhangi bir girişim uygulanmamıştır. Sanal gerçeklik gözlüğü grubuna standart eğitimin ardından sahil ve deniz temalı içerikler izletilmiş; duygusal özgürleşme tekniği grubuna ise standart eğitimi takiben duygusal özgürleşme tekniği uygulanmıştır. Her bir grup 25 bireyden oluşmuş ve bireylerden üç farklı zamanda ölçüm alınmıştır. Ölçümler, bireyin birime ilk başvurusunda, tedavi öncesinde ve tedavi sonrasında gerçekleştirilmiştir.
Araştırma verileri, Hasta Tanıtım Formu, Durumluk Kaygı Ölçeği, Yaşam Bulguları Takip Formu ve Öznel Rahatsızlık Birimi Skalası kullanılarak araştırmacı tarafından yüz yüze toplanmıştır. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu çarpıklık-basıklık değerleri, histogramlar ve Q-Q plot grafikleri ile değerlendirilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda tek yönlü ANOVA, grup içi karşılaştırmalarda tekrarlı ölçümlerde ANOVA ve grup-zaman etkileşimini incelemek amacıyla karma ANOVA analizleri kullanılmıştır. Tüm analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Araştırma gruplarının demografik özellikler açısından homojen dağılım gösterdiği saptanmıştır. Anksiyete puanları açısından ikinci ve üçüncü ölçümlerde gruplar arasında anlamlı farklılıklar belirlenmiştir. Tukey ikili karşılaştırma analizi sonucunda, sanal gerçeklik ve duygusal özgürleşme tekniği gruplarında, standart bakım grubunun ikinci ölçümlerine kıyasla anksiyete puanlarının anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptanmıştır. Ayrıca, duygusal özgürleşme tekniği grubunun ikinci ölçüm anksiyete puanlarının sanal gerçeklik grubuna göre anlamlı derecede daha düşük olduğu belirlenmiştir. Üçüncü ölçümlerde ise duygusal özgürleşme tekniği uygulanan grubun, standart bakım ve sanal gerçeklik gruplarına ait anksiyete puanlarına kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük değerlere sahip olduğu görülmüştür. Yaşam bulguları incelendiğinde; sistolik ve diyastolik kan basıncı, nabız, solunum sayısı ve vücut sıcaklığı değerlerinin her üç grupta birinci ve ikinci ölçümlerde üçüncü ölçümlere kıyasla anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır. Oksijen satürasyonu değerlerinin ise tüm gruplarda üçüncü ölçümlerde birinci ve ikinci ölçümlere göre anlamlı düzeyde arttığı belirlenmiştir. Öznel rahatsızlık birimi skalası sonuçlarına göre, standart bakım grubunda üçüncü ölçümlerin birinci ölçümlerden; sanal gerçeklik ve duygusal özgürleşme tekniği gruplarında ise ikinci ve üçüncü ölçümlerin birinci ölçümlerden anlamlı düzeyde daha düşük olduğu bulunmuştur.
Sonuç olarak, hiperbarik oksijen tedavisi alan bireylerde sanal gerçeklik gözlüğü ve duygusal özgürleşme tekniğinin anksiyeteyi azaltmada etkili olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda, anksiyetenin azaltılması amacıyla hemşireler tarafından uygulanabilen nonfarmakolojik yöntemlerin HBO tedavisi uygulamalarında yaygınlaştırılması önerilmektedir.
Millenmiş ve 3 boyutlu baskı ile üretilen restorasyon materyallerine uygulanan yapay yaşlandırmanın translüsensi ve yüzey pürüzlülüğü üzerine etkisi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2026) Oğuz, Gözde Kaya; Büyükerkmen, Emine Begüm
Bu çalışmanın amacı; farklı kimyasal yapıdaki üç farklı CAD/CAM blok ve 3 boyutlu baskı yöntemiyle
üretilen bir restoratif materyalin uzun dönem termal yaşlandırma (10.000, 30.000 ve 50.000 döngü) sonrasındaki
renk stabilitesi, translüsensi ve yüzey pürüzlülüğü değerlerindeki değişimin incelenmesidir.
Çalışmada dört farklı materyal (GC Cerasmart, Vita Enamic, Shofu HC ve Saremco Print Crowntec)
kullanıldı. Her bir gruptan 10 adet (n=10) olmak üzere toplam 40 adet 2,00 ± 0,01 mm kalınlığında numune
hazırlandı. Millenmiş bloklar elmas separe ile kesilirken, Saremco grubu DLP teknolojisine sahip 3B yazıcıda
üretildi. Firma talimatlarına göre ikincil kürleme işlemleri tamamlandı. Tüm numunelere standart zımparalama
ve glaze (Optiglaze Color) işlemi uygulandı. Başlangıç ölçümleri yapıldıktan sonra numuneler 5°C-55°C
aralığında 10.000, 30.000 ve 50.000 devirlik termal döngüye tabi tutuldu. Renk koordinatları (L*, a*, b*, C, h)
ve translüsensi değerleri spektrofotometre (Vita Easyshade V) ile ölçüldü; yüzey pürüzlülüğü (Ra) ise
profilometre ile analiz edildi. Renk farkı (ΔE) ve translüsensi değişimi (ΔRTP) CIEDE2000 formülü ile
hesaplandı. Veriler Robust Mixed ANOVA, Genelleştirilmiş Lineer Model ve Tukey testleri ile analiz edildi
(α=0,05).
Termal döngü sayısı arttıkça tüm gruplarda L* (parlaklık) değerleri anlamlı derecede azalmış ve
materyaller daha koyu görünüm sergilemiştir. Renk değişim değerleri (ΔE) döngü sayısı ile paralel olarak tüm
gruplarda artmıştır; en yüksek renk değişimi Saremco Print Crowntec grubunda, en düşük (stabil) değişim ise
Vita Enamic grubunda saptanmıştır. Yaşlandırma süreci tüm materyallerin translüsensi (RTP) değerlerinde
anlamlı düşüşe neden olmuştur; Saremco Print Crowntec grubu optik stabilitesini en fazla kaybeden materyal
olurken, GC Cerasmart en yüksek translüsensi direncini göstermiştir. 50.000 döngü sonunda tüm materyallerde
yüzey pürüzlülüğü (Ra) başlangıca göre anlamlı artış göstermiştir. Gruplar arası karşılaştırmada Vita Enamic en
stabil ve pürüzsüz yüzey değerlerini korurken, Saremco Print Crowntec grubu yaşlandırmaya karşı en hassas (en
pürüzlü) grup olarak belirlenmiştir.
Millenmiş rezin içerikli hibrit materyaller, uzun dönem yaşlandırma altında hem optik özelliklerini hem
de yüzey kalitelerini 3B baskı yöntemiyle üretilen materyallere oranla daha iyi koruma eğilimindedir. Materyal
tipi ve yapay yaşlandırma süresi, restorasyonların klinik başarısını doğrudan etkileyen kritik parametrelerdir.




















