Necmettin Erbakan Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Erbakan, Necmettin Erbakan Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Süt çocukluğunun geçici hipogamaglobulinemisi tanılı hastaların klinik ve laboratuvar özellikleri: Tanımlamada güncellemeye gidilmeli mi?
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2025) Dede, Enes Furkan; Keleş, Sevgi
Giriş: Süt çocukluğunun geçici hipogamaglobulinemisi (SÇGH), serum immünoglobulin
düzeylerindeki fizyolojik düşüşün beklenenden uzun sürmesi ile karakterize geçici bir
primer immün yetmezlik tablosudur. Tanı genellikle retrospektif olarak konulmaktadır.
Klasik tanımlamalarda immünoglobulin düzeylerinin 2–4 yaş arasında normale dönmesi ve
tanı sırasında spesifik antikor yanıtları ile lenfosit alt grup analizlerinin normal olması
beklenmektedir. Ancak güncel çalışmalar, immünolojik düzelmenin daha ileri yaşlara
kadar uzayabileceğini ve başlangıçta aşı yanıtlarında veya lenfosit alt gruplarında geçici
bozukluklar görülebileceğini ortaya koymuştur.
Amaç: Bu çalışmada, kliniğimizde SÇGH tanısı ile takip edilen geniş bir hasta grubunun
klinik ve laboratuvar özelliklerinin geriye dönük olarak değerlendirilmesi ve geç
düzelmeyi öngörebilecek parametrelerin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Kliniğimizde 2001–2024 yılları arasında hipogamaglobulinemi tanısı ile izlenen
341 çocuk hastanın tıbbi kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Bir veya birden fazla
immünoglobulin izotipinde (İmmünoglobulin G, immünoglobulin A, immünoglobulin M;
<–2 SD) düşüklük saptanan, buna eşlik eden veya etmeyen spesifik antikor yanıtı
yetersizliği ve/veya lenfosit alt grup analizinde hafif düşüklük bulunan; takip sürecinde bu
parametrelerin tamamında düzelme gösteren hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalar,
düzelme sürelerinin 48 ay ve öncesi ile 48 ay sonrası olmasına göre iki gruba ayrılarak
sırasıyla SÇGH ve çocukluk çağının geçici hipogamaglobulinemisi (ÇÇGH) olarak
sınıflandırıldı.
Bulgular: SÇGH grubunda ortanca düzelme yaşı 32 ay (12–47 ay), ÇÇGH grubunda ise
73 ay (48–192 ay) olarak bulundu. Olguların %46,9’unu (n=160) SÇGH, %53,1’ini
(n=181) ise ÇÇGH oluşturuyordu. En sık başvuru nedeni her iki grupta da tekrarlayan
enfeksiyonlardı ve en sık görülen enfeksiyon tipi üst solunum yolu enfeksiyonlarıydı
(ÜSYE). Alerji sıklığı SÇGH grubunda %33,1, ÇÇGH grubunda ise %60,8 olarak
saptandı. Aile öyküsü SÇGH’de %8,75, ÇÇGH’de ise %8,84 oranında mevcuttu. Spesifik
antikor yanıtında bozukluk SÇGH grubunda %16,2, ÇÇGH grubunda %36,5 oranında
saptanırken; lenfosit alt grup analizinde hafif düşüklük sırasıyla %18,8 ve %23,8 oranında
bulundu. ÇÇGH grubunda başlangıç IgG ve IgA düzeyleri anlamlı olarak daha düşük
saptandı. Sık enfeksiyon öyküsü, yetersiz aşı yanıtı, alerjik hastalık varlığı ve düşük
IgA/IgM düzeyleri geç düzelme için bağımsız risk faktörleri olarak belirlendi.
Sonuç: Olguların yaklaşık yarısında immünoglobulin düzeyleri 4 yaş öncesinde, diğer
yarısında ise çocukluk döneminin ilerleyen yıllarında normale döndü. Başlangıçta saptanan
immünolojik anormalliklerin zamanla düzelmesi, bu hastalığın geçici ve geri dönüşümlü
doğasını ortaya koymaktadır. Bulgular, SÇGH’nin sabit bir klinik tablo değil, geniş bir
klinik spektrumda seyreden dinamik bir immün yetmezlik formu olduğunu
desteklemektedir. Bu nedenle, bu immün yetmezlik için “ÇÇGH” tanımlamasının
kullanılmasının klinik ve terminolojik açıdan daha uygun bir yaklaşım olacağı
kanaatindeyiz.
Kontrast madde alan çocuklarda nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalinin erken böbrek hasarını tespit etmedeki değeri
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2025) Yiğitoğlu, Osman; Yazar, Abdullah
Amaç: Akut böbrek hasarı, böbrek fonksiyonunda ani gelişen bir düşüşle beraber
artık metabolitlerin atılımında azalma ile karakterize olup elektrolit bozukluklarına ve
vücudun sıvı dengesinin bozulmasına neden olur. Akut böbrek hasarı hastanede yatan
çocuklarda sık görülür. Akut böbrek hasarı; artmış mekanik ventilasyon gereksinimi,
uzamış hastanede yatış süresi ve mortalite riski ile ilişkili olduğu çeşitli çalışmalarda
gösterilmiştir. Kontrast madde nefropatisi ise akut böbrek hasarının sık karşılaşılan
nedenlerinden birisidir. Bu çalışmada da kontrast madde alan pediatrik hastalarda idrarda
nötrofil jeletinaz ilişkili lipokalin (NGAL) düzeyleri ölçülerek böbrek hasarını erken
evrede tespit edebilmek ve bu sayede tekrarlayan kontrastlı çekim öncesi klinisyeni daha
dikkatli olmaya teşvik etmek amaçlanmıştır.
Yöntem: Araştırmanın tipi prospektif kohort çalışmasıdır. Çalışmaya Necmettin
Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları kliniğinde kontrast
madde alan 40 hasta ve aynı dönemde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran
ve ek hastalığı olmayan 40 sağlıklı çocuk dahil edilerek iki grup oluşturulmuştur.
Araştırmaya hastaların demografik bilgileri, klinik özellikleri ile laboratuvar verileri
düzenli, tam ve eksiksiz şekilde kaydedilmiştir. Hasta grubunun başlangıç ve 6. saatte
NGAL değerleri ölçülmüş, bu değer spot idrar kreatinine bölünerek standardizasyon
sağlanmıştır. Kontrol grubunda da aynı ölçümler yapılmıştır. Hastalığı tahmin etmedeki
tanısal yeterlilik için ise receiver operating characteristics (ROC) analizi yapılarak area
under curve (AUC) hesaplanmıştır.
Bulgular: Hasta grubunun hem başlangıç, hem de altıncı saatte NGAL/kreatinin
değerleri; kontrol grubunda hastalığı olmayan sağlıklı çocuklardaki NGAL/kreatinin
değerine göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (her ikisi için p<0,001). Bu değerler
hasta grubunda kendi aralarında karşılaştırıldığında ise; altıncı saat NGAL/kreatinin
değerleri başlangıç NGAL/kreatinin değerlerinden anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur.
(p<0,001). ROC analizine göre ise başlangıç NGAL/kreatinin AUC değeri 0,905 iken; 6.
saat idrar NGAL/kreatinin değerinin AUC değeri ise 0,974 olarak saptanmıştır. Buna
karşılık 6. Saat ölçümlerinde sensitivite %88, özgüllük %98 ve pozitif tahmin değerin
%97,2 bulunması bu biyobelirteçlerin hastalığı tespit etmedeki önemine dikkat
çekmektedir.
Sonuç: Hastalığı tespit etmedeki klasik biyobelirteçler üre, kreatinin ve glomerüler
filitrasyon hızı beraber değerlendiğinde NGAL’in pediatrik popülasyonda kontrast ilişkili
böbrek hasarının erken tanısında yalnızca istatistiksel olarak anlamlı değil, aynı zamanda
klinik pratik açısından da oldukça değerli bir parametre olduğu ve kontrast nefropatisinin
önlenmesinde klinisyeni daha dikkatli olmaya teşvik edip literatüre katkı sağlayacağı
gösterilmektedir.
Polikistik Over Sendromunda sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivitenin enflamatuar belirteçlere etkisi: Olgu – kontrol çalışması
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2025) Al, Merve Kerime; Küçükceran, Hatice
Amaç: Polikistik Over Sendromu (PKOS), üreme çağındaki kadınlarda sık görülen, sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivitenin klinik seyrinde rol oynadığı kompleks bir hastalıktır. PKOS’un kronik düşük dereceli inflamasyonla ilişkili olduğu gösterilmiş olup, tam kan sayımından türetilen inflamatuar belirteçler son yıllarda hastalığın değerlendirilmesinde pratik ve düşük maliyetli göstergeler olarak dikkat çekmektedir. Bu çalışma, PKOS'lu kadınlar ile sağlıklı kontroller arasında sağlıklı beslenme tutumu, fiziksel aktivite düzeyi ve hematolojik inflamatuar belirteçlerin karşılaştırılmasını ve bu değişkenler arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesini amaçlamaktadır.
Gereç ve yöntem: Bu vaka-kontrol tipindeki çalışma, Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yürütüldü. Vaka grubunu Rotterdam kriterlerine göre PKOS tanısı almış 18-40 yaş arası kadınlar, kontrol grubunu bilinen kronik hastalığı olmayan sağlıklı kadınlar oluşturdu. Gruplar, yaş ve Beden Kitle İndeksi (BKİ) değerleri benzer olacak şekilde eşleştirildi. Veriler, araştırmacılar tarafından hazırlanan ve üç bölümden oluşan anket formu (sosyodemografik bilgi formu, Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ) ve Birinci Basamak İçin Fiziksel Aktivite Anketi) ile yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Katılımcıların Beyaz küre (BK), nötrofil, lenfosit, monosit, platelet sayıları ve MPV değerleri not edildi. Bu veriler kullanılarak Nötrofil/Lenfosit Oranı (NLO), Platelet/Lenfosit Oranı (PLO), Lenfosit/Monosit Oranı (LMO), Sistemik İmmün İnflamasyon İndeksi (Sİİ) ve Sistemik İnflamatuar Yanıt İndeksi (SİRİ) hesaplandı. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya 90 PKOS’lu ve 166 sağlıklı kadın (kontrol grubu) olmak üzere toplam 256 kadın dahil edildi. Tüm katılımcıların yaş ortalaması 26,81±5,33 yıl; PKOS’luların yaş ortalaması 27,27±4,97 yıl, kontrol grubunun yaş ortalaması 25,97±5,86 yıldı. Kontrol grubu ile PKOS grubunun eğitim ve çalışma durumları arasında anlamlı fark vardı. PKOS’luların %60’ı; kontrol grubunun %72,2’si üniversite mezunuydu (p=0,034). PKOS grubunun 34,4’ü çalışıyor iken kontrol grubunun %58,4’ü çalışıyordu (p<0,001). Gruplar arasında gelir düzeyi ve çocuk sahibi olma durumları açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). PKOS’lu kadınların %22,2’si, kontrol grubu kadınların %10,8’i sigara kullanıyordu (p=0,024). PKOS grubunda BKİ ortalaması 26,29±6,05 kg/m²; kontrol grubunda ise 25,07±4,22 kg/m² (min=19,30 maks=54,10) idi (p>0.05). PKOS grubunun BK (7,58±1,43 10³/uL) ve nötrofil (4,46±1,12 10³/uL) düzeyi kontrol grubunun BK (7,08±1,51 10³/uL) ve nötrofil düzeyinden (4,13±1,22 10³/uL) anlamlı derecede daha yüksek bulundu (sırasıyla p=0,011, p=0,038). Diğer belirteçler açısından iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). PKOS’lu kadınlarda sağlıklı beslenme tutumu (70,40±12,34), beslenme bilgi düzeyi (18,97±4,56) ve fiziksel aktivite düzeyi kontrol grubunun sağlıklı beslenme tutumu (73,88±10,40), beslenme bilgi düzeyi (20,71±3,81) ve fiziksel aktivite düzeyine kıyasla daha düşük olmakla birlikte (sırasıyla p=0,017, p=0,001, p=0,021), bu değişkenler ile hematolojik inflamatuar indeksler arasında genel olarak anlamlı bir ilişki belirlenmedi (p>0,05).
Sonuç: PKOS'lu kadınlarda sağlıklı beslenme tutumu, beslenme bilgi düzeyi ve fiziksel aktivite düzeyi sağlıklı kadınlardan anlamlı derecede düşük; BK ve nötrofil düzeyleri ise daha yüksek bulundu. PKOS’lu kadınlarda BK ve nötrofil düzeylerinin sağlıklı kontrollere göre daha yüksek olması PKOS’un düşük dereceli inflamatuar yapısını destekler niteliktedir. Sağlıklı beslenme tutumu ve fiziksel aktivite düzeyi ile hematolojik inflamatuar indeksler arasında her iki grupta da genel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. Bu çalışma, PKOS'lu kadınlarda sağlıklı beslenme tutumu ve fiziksel aktivite düzeyinin hematolojik inflamatuar indekslerle ilişkisini inceleyen ilk çalışmalardan biri olması açısından literatüre özgün katkı sağlamaktadır. Birinci basamakta düzenli BKİ izlemi, beslenme ve fiziksel aktivite danışmanlığının güçlendirilmesi ve yaşam tarzı değişikliklerinin desteklenmesi; PKOS’un inflamatuar ve metabolik sonuçlarının azaltılmasına katkı sağlayabilir.
Bir tıp fakültesindeki öğrencilerin sigara içme durumu ile erişkin tip dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2025) Kangıran, Hüseyin; Demirbaş, Nur
Amaç: Ülkemizde ve dünya genelinde nikotin bağımlılığı ve tütün ürünleri kullanımı ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Amacımız; erişkin popülasyonda çoğunlukla göz ardı edilen dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun tütün ürünleri kullanımına etkisi ve nikotin bağımlılığı ile arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir.
Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu çalışmanın evrenini Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri oluşturmaktadır.
Teknolojinin ve sosyal medyanın yaygın kullanımı, sosyal medyada öğrenci gruplarının oluşturduğu grupların çokluğu, ulaşım kolaylığı nedeniyle katılımcılara sosyal medya, internet ortamında ulaşılması amaçlandı. Bu amaçla ‘Google dökümanlar’da oluşturulan anketin linki WhatsApp, Gmail, Yahoo grupları gibi sosyal medya hesaplarından paylaşıldı. Link tıkladığında açılan ankette çalışma hakkında bilgi verildikten sonra çalışmaya katılmayı onaylayanların verileri analiz edildi. Yanısıra NEÜ Tıp Fakültesinde dersliklerde çalışmaya alınma kriterlerine uyan bireylere de sözlü ve yazılı onamları alındıktan sonra yüzyüze olarak anket doldurtuldu.
Anket formunda katılımcıdan sosyodemografik veriler (yaşı, medeni durumu, vb) sorgulandıktan sonra; Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği ve Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Testi’ni doldurmaları istendi.
Bulgular: Araştırmaya 361 tıp fakültesi öğrencisi katılmış olup, katılımcıların %54,3’ü erkek, %45,7’si kadındır. Öğrencilerin %25,5’i sigara kullanmaktadır. Sigara içenler arasında yüksek düzeyde nikotin bağımlılığı oranı %8,7 olarak saptanmıştır. Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği toplam puan ortalaması 28,45±10,66 olup, dikkat eksikliği ve hiperaktivite alt boyut puan ortalamaları sırasıyla 15,32±5,76 ve 15,14±6,37 olarak belirlenmiştir. Ölçeğin iç tutarlılık katsayısı yüksek düzeyde güvenilirlik göstermektedir (Cronbach's α=0,891).
Kız öğrencilerin dikkat eksikliği (15,89±5,63), hiperaktivite (15,84±6,16) ve ASRS toplam puanlarının (29,56±10,44), erkek öğrencilere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görüldü (sırasıyla p=0,038; p=0,022; p=0,031).
ASRS toplam puanları açısından “iyi” akademik başarı düzeyindeki öğrencilerin toplam ASRS puan ortalaması (25,72±10,24) “orta” başarı düzeyindekilere (29,93±9,79) kıyasla anlamlı düzeyde daha düşüktü (p=0,001). Benzer şekilde “iyi” başarı düzeyindeki öğrencilerin toplam ASRS puan ortalaması (25,72±10,24), “kötü” başarı düzeyindekilerden (35,31±11,85),“orta” başarı düzeyindeki öğrencilerinki (29,93±9,79), “kötü” başarı düzeyindekilerden (35,31±11,85) anlamlı düzeyde daha düşüktü (sırasıyla; p<0,01, p=0,012).
Sigara içen öğrencilerin hiperaktivite (16,03±6,95) ve ASRS toplam puanları (29,50±11,72), sigara kullanmayanlara kıyasla daha yüksek olsa da; fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05).
ASRS toplam puanı ile Fagerström toplam puanı arasında zayıf düzeyde pozitif bir ilişki gözlemlendi (r=0,199; p=0,057). Benzer şekilde dikkat eksikliği alt boyutu ve hiperaktivite alt boyutu ile Fagerström puanı arasında da zayıf pozitif yönde bir ilişki saptandı (sırasıyla r=0,181, p=0,084; r=0,197, p=0,059).
Sonuç: Bu çalışmada, tıp fakültesi öğrencilerinde sigara kullanımı ile erişkin tip dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri arasında doğrudan anlamlı bir ilişki saptanmasa da, akademik başarı düzeyi ile DEHB belirtileri arasında ters yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulundu. Ayrıca, üst sınıf öğrencilerinde sigara kullanımının daha yaygın olduğu ve kız öğrencilerin DEHB belirtilerinin erkeklere kıyasla daha yüksek olduğu gözlemlendi. Nikotin bağımlılığı düzeyinin düşük olması, erken müdahale için fırsatlar sunarken, öğrenci sağlığının desteklenmesi amacıyla kapsamlı önleyici ve rehabilitasyon programlarının geliştirilmesi önem taşımaktadır.
Hasta görüşmesi sırasında elektronik sağlık kayıtlarının incelenmesinin hasta-hekim iletişimine etkisinin hekim gözünden değerlendirilmesi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2025) Ay, Adem; Demirbaş, Nur
Amaç: Bu çalışmanın amacı hekimlerin elektronik sağlık kayıtlarının (ESK) kullanılması hakkındaki tutum ve davranışlarını belirlemek, bu durumun hasta-hekim iletişimine etkisinin değerlendirmektir.
Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tasarımda olan bu çalışmanın örneklemini hastane ve Aile Sağlığı Merkezlerinde çalışan 478 hekim oluşturmuştur. Veri toplamada araştırmacılar tarafından oluşturulan “Elektronik Sağlık Kayıtları Kullanma Tutum-Davranış Formu” ile “Sağlık Profesyonelleri İletişim Becerileri Ölçeği (SPİBÖ)” kullanılmıştır. İstatistiksel analizde tanımlayıcı istatistikler, iki ve çoklu grup karşılaştırmaları ile korelasyon testleri uygulanmıştır. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 kabul edildi. Çalışma kapsamında SPİBÖ’nün iç tutarlılığı α=0,952 olarak saptandı.
Bulgular: Katılımcıların %66,3’ü erkekti ve %52,3’ü aile hekimliği alanında çalışıyordu. Katılımcılardan “ağır” iş yükü bildirenlerin oranı %45,4’dü. Hekimlerin %58,6’sı ESK’yi her zaman, %36,8’i bazen kullandığını; %70,1’i ESK veri girişi için eğitim almadığını belirtti. Hasta başı ortalama ekrana bakma süresi 5,73±3,88 dk idi. ESK’de en sık kontrol edilen içerik tetkik sonuçları (%90,79) olup, bunu ilaç bilgisi (%81,17) ve eski tanılar (%71,97) izledi. SPİBÖ toplam puanı 82,58±17,0 (empati 23,78±5,49, bilgilendirici iletişim 26,44±5,35, saygı 14,79±3,45, sosyal beceri 17,57±3,74) saptandı. Ekrana bakma süresi, SPİBÖ toplam (r=0,129; p=0,005) ve empati, bilgilendirici iletişim ile saygı alt boyutlarıyla pozitif yönde zayıf düzeyde ilişkiliydi (sırasıyla r=0,127; p=0,006; r=0,111; p=0,015; r=0,127; p=0,005). Yaş ve hekimlik süresi SPİBÖ ile pozitif; haftalık çalışma süresi empati ve saygı alt boyutları ile negatif ilişkiliydi (p=0,040 ve p=0,026). Mesai dışında veri girişi yapan hekimler, SPİBÖ toplam ve alt boyutlarında daha yüksek puanlar aldı.
Sonuç: Çalışmanın bulguları ESK kullanımının hekim-hasta iletişimini olumlu yönde etkileyebileceğini göstermektedir. Sonuç olarak, hekimlerin ESK kullanımında sistematik eğitimlerle desteklenmesi, iş yükünün dengelenmesi ve dijital süreçlerin hekim-hasta iletişimini teşvik edecek şekilde düzenlenmesi hasta-hekim etkileşiminin niteliğini arttırabileceği düşünülmektedir.




















