Necmettin Erbakan Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@Erbakan, Necmettin Erbakan Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.




 

Güncel Gönderiler

Öğe
Muhammed Ali Dağıstânî el-Çûhî ve Mesâil ve Ecvibe fi'n-Nahv adlı eseri
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Famıllı, Yusuf; Tasa, Muhammet
İlmî olarak yeni eserler telif etmek kadar eskiden vücuda gelen eserleri tanımak ve tanıtmak da mühimdir. Bu sayede geçmişin ilmî birikiminden istifade ederek sağlam adımlarla geleceğe ilerlemek mümkün olur. İslam'ın son peygamberinin zuhur ettiği coğrafyanın, bu dinin temel kaynakları olan Kur'an ve Sünnetin, Hz. Peygamberin ashabının dünyanın dört bir tarafına anlatarak taşıdıkları din esasları dilinin Arapça olması, insanları ve özellikle de Müslümanları bu dilin temel yapısı ve özellikleri hakkında araştırmalar yapmaya, kendi ana dilleri gibi öğrenmeye, hatta günlük hayatlarında bu dili kullanmalarına sebep olmuştur. Bunun sonucu olarak da Arapça, Merkezi Arabistan-Suriye Çölü, Mezopotamya, Suriye, Mısır, İspanya, Fas, Cezayir, Tunus, Malta, Sicilya, Libya Çölü, İç Afrika vs. yerlere yayılmıştır. Arapça ile alakalı araştırmalar yapılmış ve bunun doğal neticesi olarak da eserler kaleme alınmıştır. Arap dilinin daha İslam'ın ilk yıllarından itibaren ulaştığı beldelerden biri de Kafkasya'dır. Kafkasya muhtelif yerel dillerin meşhur olduğu bir coğrafyadır. Bölge halkı da bu durumdan mütevellit olarak ortak istifade edilecek dillere ihtiyaç duymuştur. Günlük yaşamda yerel diller kullanılsa da edebi, ilmi ve resmi yazılarda bu müşterek dillerden istifade edilmiştir. Bu ortak dillerin en önemlilerinden biri ise Arapçadır. Bu çalışma, Kafkasya'nın tarih boyunca farklı medeniyetlerin etkisi altında kalarak zengin kültürel çeşitliliği barındıran coğrafyasında Dağıstan'da bilhassa Arapçanın ilmî ve edebî alanlardaki kullanımına temas etmekte, ayrıca bölge âlimlerinden biri olan Muhammed Ali Dağıstânî el-Çûhî'nin hayatını ve çoğunluğunu Arap Dil Bilgisine dair kendisine gelen mektuplara verdiği cevapları içeren Mesâil ve Ecvibe fi'n-Nahv eserini incelemektedir.
Öğe
Ömer En-Nesefi'nin kelami görüşleri
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Uulu, Ermek Abdınabı; Güneş, Kamil
İslâm düşünce tarihinin köklü ve etkili ekollerinden biri olan Mâtürîdî geleneğinin Mâverâünnehir havzasındaki önde gelen temsilcilerinden Ömer Nesefî'nin Kelam anlayışını bütüncül bir bakış açısıyla ele alan bu çalışma, onun söz konusu temsilini ve özetleyerek pratik bir forma kavuşturduğu kelami perspektifi tahlil etmeyi gaye edinmiştir. Ömer Nesefî İslâm düşüncesindeki kelami tartışmaları başta Akâidü'n-Nesefiolmak üzere inanç konularını detaylandırdığı tefsirlerinde belirli bir disiplin ve açıklıkla sunarak Mâtürîdî inanç esaslarının geniş kitlelerce anlaşılmasına ve sistemin tahkim edilmesine öncülük etmiştir. Tezin temel eksenini oluşturan bu çalışma; Nesefî'nin bilginin kaynağı meselesinden başlayarak varlık, ulûhiyet, nübüvvet ve ahiret tasavvuruna kadar uzanan düşünce zincirini mevcut birikimi süzerek nasıl sunduğunu ve bu inanç sistemini mantıksal bir silsile halinde nasıl işlediğini ele almaktadır. Sistemin kurucu zeminini teşkil eden bilgi teorisi Nesefî'nin kÂleminde hakikate erişimi tesadüfî bir kazanım olmaktan çıkarıp bütünüyle usule dayalı ve disiplinli bir sürece dönüştürülür. Onun yaklaşımında duyular ile eşyanın tabiatı keşfedilirken, sadık haber vasıtasıyla duyular ötesi mutlak hakikatler aktarılmakta, akıl ise tüm bu verileri hikmet süzgecinden geçirerek inanç dünyasını sarsılmaz bir bütünlüğe eriştirmektedir. Tezin muhtevasının merkezinde yer alan ilahiyat bahislerinde Nesefî, Allah'ın zâtı ve sıfatları arasındaki o hassas dengeyi Mâtürîdî çizgide büyük bir titizlikle korumaktadır. Evrendeki kusursuz nizamın tek bir mutlak iradeye bağlı olduğunu mantıksal delillerle temellendirirken, Yaratan'ı mahlûkata has niteliklerden tenzih eder. Özellikle yaratma eyleminin (tekvin) ezelî bir sıfat olarak tanımlanması, onun varlık ve oluşa dair dinamik yaklaşımının en somut göstergesidir. İlahî kudretin beşeriyetle kurduğu rahmet köprüsü olan nübüvvet ise peygamberlerin hem gaybî gerçekleri ulaştıran elçiler hem de mucizelerle desteklenmiş ahlâkî numuneler olduğu gerçeği üzerine bina edilir. Varlığın son aşaması olan ahiret bahisleri; kabir hayatından mahşere, mizandan şefaate kadar her bir unsuruyla evrensel adaletin ve ilahî vaadin tecelligâhı olarak işlenir. Netice itibarıyla Ömer Nesefî asırları aşan Akâidü'n-Nesefiaracılığıyla İslam inancının her daim güncelliğini koruduğunu kanıtlamış ve bu inanç sistemini müdafaa edilebilir pratik bir düşünce zeminine dönüştürmüştür.
Öğe
Farklı yetiştirme ortamlarında üretilen chia (salvia hispanica l.) mikro filizlerinin duyusal değerlendirmesi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Kutlu, Pelinsu; Güneş, Eda
Fonksiyonel özellikleri nedeniyle süper gıda olarak değerlendirilen mikro filizler, zengin besin içerikleri ve yüksek biyoyararlanımları ile beslenmede önemli bir yere sahiptir. Yüksek besin değeri ve uzun raf ömrü sayesinde mikro filizler; salata, içecek ve sandviç gibi çeşitli gıda ürünlerinde kullanılarak gıdaların renk, doku, lezzet ve besinsel değerlerinin artırılmasına katkı sağlamaktadır. Bu amaçla, restoranlarda ve evlerde yaygın olarak kullanılan Chia (Salvia hispanica L.) mikro filizleri, çalışmada farklı yetiştirme ortamları kullanılarak üretilmiştir. Yetiştirme kapları; fırınlanmış porselen, plastik, toprak kap, cam kap, balmumlu kumaş saksı ve fırınlanmamış ham porselenden oluşmaktadır. Yetiştirme ortamlarının Chia mikro filizlerinin duyusal, renk ve biyokimyasal özellikleri (antioksidan ve toplam fenolik madde) üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Mikro filizlerin duyusal özellikleri, beslenme ve duyusal analiz dersi almış 21 eğitimli panelist tarafından değerlendirilmiş ve elde edilen veriler istatiksel olarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular yetiştirme ortamlarının Chia mikro filizlerinin duyusal özellikleri, renk parametreleri, antioksidan kapasite ve yetiştirme performansı üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu göstermiştir. Toprak kap ve kenevir lifi kullanılarak üretilen örnek, yüksek renk (4,29 ± 0,10) ve genel beğeni (3,87 ± 0,14) puanlarıyla öne çıkmıştır. Antioksidan aktivite ve toplam fenolik madde içeriği bakımından ise bu örnek, ferrik azaltıcı antioksidan gücü (13,42 ± 0,08) ve toplam fenolik madde (882,39 ± 1,81) değerleriyle dikkat çekmiştir. Renk analizinde elde edilen yüksek L* değeri (65,78 ± 2,81) de bu bulguları desteklemiştir. Fırınlanmış porselen kap ve kenevir lifi kullanılarak üretilen örnek ise 2,2-difenil-1-pikrilhidrazil radikal süpürme aktivitesi (79,40 ± 0,19) ve 2,2-azinobis-(3-etilbenzotiazolin-6-sülfonik asit) serbest radikal süpürme aktivitesi (31,07 ± 0,06) değerleri bakımından yüksek antioksidan aktivite göstermiştir. Buna karşılık, mikro filiz yetiştirme jelinde üretilen örnek, duyusal özellikler açısından değerlendirilen diğer tüm yetiştirme ortamlarına kıyasla daha düşük performans sergilemiştir. Özellikle lezzet, çiğnenebilirlik, çıtırlık ve genel beğeni parametrelerinde daha düşük puanlar alması, bu yetiştirme ortamının tüketici tercihi açısından daha az tercih edildiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, mikro filizlerin duyusal kalitesi, gelişim performansı, antioksidan kapasite ve tüketici kabulünün yetiştirme ortamına bağlı olarak önemli ölçüde değiştiği tespit edilmiştir. Ayrıca kenevir lifinin duyusal ve renk özellikleri ile biyokimyasal içerikler bakımından uygun bir yetiştirme materyali olduğu bir kez daha desteklenmiştir. Balmumlu kumaş saksı gibi biyoçözünür kaplar ile toprak kapların doğal ve çevre dostu yapıları, sürdürülebilir mikro filiz üretimi açısından plastik kaplara alternatif oluşturabilecek çevre dostu bir seçenek sunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Öğe
Dijital siyasal iletişim ve ikna: Aristoteles'in kuramı çerçevesinde yapay zeka ile oluşturulan memlerin sosyal medyada seçmen etkileme stratejileri
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Hançer, Ebru; Örselli, Erhan
Bu çalışma, yapay zeka ile üretilen siyasal memlerde siyasal figürlerin nasıl temsil edildiğini ve bu temsillerin hangi retorik ve ideolojik anlamları içerdiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Dijitalleşme süreciyle birlikte siyasal iletişim önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Sosyal medya, büyük veri ve yapay zeka teknolojileri seçim kampanyalarının temel araçları haline gelmiştir. Bu nedenle internet memeleri, siyasal mesajların hızlı ve etkili biçimde yayılmasını sağlayan önemli dijital içerikler olarak öne çıkmaktadır. Özellikle yapay zeka teknolojileri, siyasal aktörlerin görsel ve sembolik biçimlerde yeniden temsil edilmesine olanak sağlamaktadır. Araştırma nitel araştırma yöntemine dayanmaktadır. Çalışmada yapay zeka ile üretilmiş siyasal mem görselleri, göstergebilimsel çözümleme ve eleştirel söylem analizi yöntemleri kullanarak incelenmiştir. Göstergebilimsel analiz kapsamında görsellerde yer alan göstergelerin anlam üretim süreçleri ortaya konulurken, eleştirel söylem analizi ile bu temsillerin ideolojik ve iktidar ilişkileri değerlendirilmiştir. Ayrıca Aristoteles'in retorik kuramı çerçevesinde ethos, pathos ve logos unsurları analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, yapay zeka ile üretilen siyasal memelerin yalnızca eğlence amaçlı içerikler olmadığı, aynı zamanda siyasal söylemin yeniden üretildiği, liderlik imajlarının inşa edildiği ve ideolojik anlamların dolaşıma sokulduğu güçlü iletişim araçları olduğunu göstermektedir. Bu içeriklerin duygusal etkiler yaratarak seçmen algısını yönlendirme potansiyeline sahip olduğu ve dijital siyasal iletişimde önemli bir dol oynadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Öğe
Doğal tuzlu su kaynaklarının ekmek üretiminde kullanılabilirliğinin belirlenmesi: Sivas ili örneği
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Baldık, Sümeyye; Güneş, Eda
Bu çalışmada, Sivas ili Bedirli Köyü'nde bulunan doğal tuzlu su kaynağının ekmek üretiminde kullanılabilirliği araştırılmıştır. Bu amaçla, doğal tuzlu suyun ekmeklerin kalite özellikleri ve tüketilebilirliği üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Ekmek üretiminde rafine buğday unu ve tam buğday unu olmak üzere iki farklı un çeşidi kullanılmıştır. Doğal tuzlu su, formülasyonda farklı oranlarda (%0, %25, %50, %75 ve %100) kullanılarak her un çeşidi için beş farklı formülasyon hazırlanmış ve toplam 10 ekmek örneği üretilmiştir. Kontrol gruplarında içme suyu ve rafine tuz kullanılırken, deneme gruplarında doğal tuzlu su tek tuz kaynağı olarak tercih edilmiştir. Üretilen ekmek örneklerinde fiziksel özellikler (nem, ağırlık, hacim ve spesifik hacim), renk özellikleri (L*, a*, b*, Hue ve SI), tekstürel özellikler (sertlik, esneklik, koheziflik ve çiğnenebilirlik) ile duyusal özellikler belirlenmiştir. Duyusal analizler, duyusal analiz eğitimi almış 12 panelist tarafından iki tekerrür halinde gerçekleştirilmiş, elde edilen veriler Friedman testi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular, doğal tuzlu su kullanım oranının ekmek kalite özellikleri üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu göstermiştir. Doğal tuzlu su oranının artmasıyla ekmeklerin ağırlık değerleri artarken, hacim ve spesifik hacim değerlerinde azalma meydana gelmiştir. Renk analizleri sonucunda, yüksek oranlarda doğal tuzlu su kullanımının kabuk ve ekmek içi renklerinde açıklık (L*) ve sarılık (b*) değerlerini artırdığı, buna karşılık kırmızılık (a*) değerlerini azalttığı belirlenmiştir. Tekstür analizleri, özellikle %75 ve %100 doğal tuzlu su kullanımının ekmek içi sertliğini artırarak daha sıkı ve yoğun bir yapı oluşturduğunu ortaya koymuştur. Duyusal analiz sonuçlarına göre, %25 ve %50 oranlarında doğal tuzlu su kullanılan ekmekler en yüksek kabul edilebilirlik düzeyine sahip olurken, daha yüksek kullanım oranları duyusal kaliteyi olumsuz etkilemiştir. Sonuç olarak, doğal tuzlu suyun yüksek oranlarda kullanımı ekmek kalitesini olumsuz yönde etkilerken, %25–50 kullanım düzeylerinde rafine tuza alternatif olarak değerlendirilebileceği belirlenmiştir. Bu bulgular, doğal tuzlu suyun ekmek üretiminde rafine tuza alternatif olarak kullanılabilecek potansiyele sahip olduğunu göstermektedir.