Necmettin Erbakan Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@Erbakan, Necmettin Erbakan Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.




 

Güncel Gönderiler

Öğe
Zeminlerin C sınıfı uçucu kül, nano silika ve kırmızı çamur ile iyileştirilmesi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Alabıdo, Yahya Ahmad; Yenginar, Yavuz
Tez çalışmasında, zemin iyileştirme uygulamalarında Portland çimentosuna sürdürülebilir bir alternatif geliştirmek amacıyla, C sınıfı uçucu kül (UK) temelli çimentosuz bağlayıcı sistemlerin performansı kapsamlı bir şekilde araştırılmıştır. Çalışmanın özünü, dört farklı bağlayıcı kombinasyonunun (yalnız UK, UK+Kırmızı Çamur (KÇ), UK+Nano Silika (NS) ve UK+KÇ+NS) performansı sistematik olarak kıyaslanmıştır. Çalışma kapsamında, tane dağılımı ve ince tane içeriği farklılık gösteren (%9.0, 18.5, 37.8) üç zemin (A: SP-SC, B:SC, C: SC) kullanılarak farklı karakteristikteki enjeksiyonlarla iyileştirilmiştir. Enjeksiyon özellikleri Marsh hunisi ve çökelme deneyleriyle belirlenirken, iyileştirilmiş zeminin dayanım ve rijitlik özellikleri serbest basınç deneyleri ile belirlenmiştir. Mekanik performans üzerinde parametrelerin etkisi sistematik olarak belirlenmiştir. Bağlayıcı içeriği, dozajı ve kür süresindeki artışın dayanımı olumlu yönde etkilediği; buna karşılık, su muhtevası ve toplam su/bağlayıcı oranı (WT/Wb) arttıkça dayanımın belirgin şekilde azaldığı tüm sistemlerde gözlemlenen ortak eğilim olmuştur. Zemin tipinin etkisi belirgin olup, kumlu zemindeki ince tane oranı arttıkça (AB>A şeklinde gerçekleşmiştir. Yalnızca UK içeren enjeksiyonlarla, %30-40 gibi yüksek bağlayıcı içeriklerinde ~4600 kPa'ya varan yüksek dayanımlar elde edilmiştir. Ancak maliyet etkin bir çözüm sunmak ve toplam bağlayıcı tüketimini azaltmak amacıyla, bağlayıcı içeriği %10-20 için UK'nin performansının KÇ ve NS katkılarıyla artırılması hedeflenmiştir. Bu doğrultuda, UK+KÇ ikili sistemi, sağladığı alkali aktivasyon ile dayanımda %35-96'lık çarpıcı bir artışa yol açmıştır. UK+NS ikili sistemi ise, NS'nin dispersiyon zorluğu ve seyreltici etkisi nedeniyle tutarsız sonuçlar vermiştir. En üstün mekanik performans, UK+KÇ+NS üçlü sisteminden elde edilmiştir. Optimum KÇ ikame oranı zemin tipine bağlı olarak %10 (C zemini) ile %30 (A ve B zeminleri) arasında değişmekle birlikte, çevresel sürdürülebilirlik ve endüstriyel atığın değerlendirilmesi perspektifiyle %30 KÇ kullanımı önerilmiştir. Araştırmanın temel bulgusu, UK:%69–KÇ:%30–NS:%1 bileşimindeki optimize edilmiş üçlü sistemin, hem işlenebilirlik hem de mekanik performans açısından en üstün dengeyi sağladığıdır. Bu sistem, WT/Wb=1.2-1.5 aralığında 30-50 saniyelik Marsh hunisi akma süresi ve <%10 çökelme oranı ile sahada pompalanabilir ve stabil karışımlar sunmuştur. Mekanik performans üzerinde ise, KÇ'nin sağladığı alkali aktivasyon ile NS'nin katalitik çekirdeklenme etkisi sinerjistik bir şekilde birleşerek 56 günlük kür sonunda ~8200 kPa gibi geleneksel çimento değerleriyle rekabet edebilen bir serbest basınç dayanımına ulaşılmıştır. Elastisite modülü (E50) değerlerinin tüm sistemlerde 60-130qu bandında dağılım göstermesi üzerine, güvenli bir tasarım için E₅₀≈100qᵤ değerinin kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, bu araştırma, UK+KÇ+NS üçlü sisteminin, optimize edilmiş WT/Wb oranları ile uygulandığında, teknik performansın yanı sıra çevresel ve ekonomik avantajlar da sunan, zemin enjeksiyon ve derin karıştırma uygulamaları için güvenilir bir çimentosuz çözüm olduğunu kanıtlamıştır.
Öğe
Nötrosofik CRITIC ve nötrosofik EDAS yaklaşımları ile gıda üretiminde iş değerleme uygulaması
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) İnanoğlu Özkan, Esra; Efe, Burak
İş değerleme, şirketlerin insan kaynakları süreçlerini daha etkili bir şekilde yönetmesi ve görevlerin ne kadar önemli olduğunun belirlenmesi için uygulanan sistematik bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım ile belirlenen işlerin önem düzeyleri adil ücretlendirme, kariyer planlaması ve performans yönetimi gibi insan kaynakları uygulamalarına dayanak oluşturmaktadır ve böylece organizasyon içinde insan kaynaklarının daha verimli ve dengeli bir şekilde yönetilmesine olanak tanımaktadır. Bu çalışmada bir organizasyonun dondurma üretim ünitesindeki altı mavi yaka iş pozisyon için Nötrosofik CRITIC (Criteria Importance Through Intercritera Correlation- Kriterler Arası Korelasyon Aracılığı ile Kriter Önemi) ve Nötrosofik EDAS (Evaluation Based on Distance from Average SolutionOrtalama Çözümden Uzaklığa Göre Değerlendirme) yöntemlerinden yararlanılarak iş değerleme yapılmıştır. İlk olarak CRITIC yöntem ile ana ve alt kriterlere ait ağırlıklar tespit edilmiş ardından EDAS yöntemiyle altı iş pozisyonu, ortalama çözüm noktasına olan uzaklıklarına göre sıralanmıştır. Bu yöntemler uzman görüşlerinden kaynaklanan belirsizliklerin modellenmesine imkân tanıyan nötrosofik yaklaşımı ile entegre edilmiştir. Çalışma sonunda altı iş pozisyonu için en önemli ana kriterin İş Koşulları olduğu belirlenmiş ve bu kriterin alt kriterleri arasında yer alan İşin Doğurabileceği Tehlikeler ve Çalışma Koşulları, öncelikli iki alt kriter olarak öne çıkmıştır. İş pozisyonları arasında ise, Bakım Onarım Personeli, en yüksek önceliğe sahip pozisyon olarak belirlenmiştir. Çalışmada iş değerleme süreci için nötrosofik yaklaşım temelli CRITIC ve EDAS yöntemleri kullanılarak literatüre katkı sağlanmıştır. Ayrıca elde edilen bu sıralamanın sağlamlığını test etmek amacıyla, yüksek korelasyona sahip üç kriter çifti üzerinde bir duyarlılık analizi gerçekleştirilmiştir. Bu kriterlerin etkisi model dışında bırakılarak yapılan yeniden hesaplamada, iş pozisyonlarına ait nihai sıralamanın değişmediği gözlemlenmiş ve bu durum modelin tutarlılığını ve güvenilirliğini güçlü bir şekilde desteklemiştir.
Öğe
Mesleki etik programının eğitimcilerin meslek etiği tutumlarına etkisi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Örnek, Nur Cihan; Yılmaz, Ercan
Öğretme, insan etkileşiminin en eski biçimlerinden biridir ve eğitimciler toplumda önemli bir rol oynamaktadır. Zamanla eğitimcilerin sorumlulukları artmış ve eğitim kurumları, değişim ve gelişimin öncüsü olmuştur. Eğitimcilerin etkili bir şekilde görevlerini yerine getirebilmeleri için uygun eğitim almaları ve etik standartlara uymaları önemlidir. Etik değerlere sahip eğitimciler, eğitimin amacına katkı sağlar. Ancak etik ve profesyonellik konusundaki tartışmalar, eğitimde etik uygulamaları yeterince etkilememektedir. Eğitimci yetiştirme programlarında davranış etiği derslerinin yetersiz olduğu ve etik eğitiminin nasıl uygulanacağına dair belirsizliklerin devam ettiği ifade edilmektedir. Etik eğitimi, eğitimcilerin etik sorumluluklarını yerine getirebilmeleri için önemlidir, ancak bu konuda kesin çözümler bulunamamıştır. Eğitimcilerin etik eğitiminin gerekliliği, neden, ne ve nasıl soruları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Etik eğitiminin eğitimci yetiştirmede neden gerekli olduğu, hangi içeriklerin öğretilmesi gerektiği ve derslerin bağımsız mı yoksa müfredata dahil mi olması gerektiği tartışılmaktadır. Ayrıca, etik derslerinde değerlendirmenin nasıl yapılması gerektiği de ele alınan bir konudur. İyi bir kişisel karakterin eğitimcilerin etik sorumluluklarını yerine getirmeleri için yeterli olmadığı belirtilmektedir. Etik eğitiminin gerekliliği yaygın olarak kabul edilse de içeriği ve uygulanma şekli konusunda hala tartışmalar devam etmektedir. Bu nedenle, etik eğitiminin teorik ve uygulamalı olması gerektiği vurgulanmaktadır. Araştırmanın amacı, eğitimcilerin meslek etiğindeki rollerini belirlemek ve etik programı hazırlayıp uygulayarak eğitimcilerin etik tutumlarını geliştirmeyi hedeflemektedir. Bu programın, eğitimcilerin, yöneticilerin ve öğrenci velilerinin etik farkındalıklarını artırarak toplumsal kabul sağlaması beklenmektedir. Geçmişteki araştırmalar, etik standartların oluşturulması ve uygulanması gerektiğine odaklanmış olsa da ülkemizde Millî Eğitim Bakanlığı tarafından geliştirilen etik programının uygulama sonuçlarına dair veri bulunmamaktadır. Bu eksiklik, araştırmanın önemini ve alandaki boşluğu doldurma potansiyelini ortaya koymaktadır. Araştırma, katılımcı eğitimcilerin soruları içtenlikle yanıtladığı ve veri toplama aracının geçerlik ve güvenirliğinin uzman görüşleriyle yeterli kabul edildiği varsayımıyla yapılmıştır. Araştırma, 2024-2025 eğitim-öğretim yılının güz döneminde Konya ilindeki Karatay Halk Eğitim Merkezleri'nde görev yapan eğitimcilerle sınırlıdır. Deney grubunda 8 ve kontrol grubunda 8 katılımcı bulunmaktadır. Bu çalışmada, "Mesleki Etik Programı"nın eğitimcilerin mesleki etik tutumları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırma, karma bir yöntemle tasarlanmış olup nicel veriler, "Eğitimci Etik Davranışlar Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Nitel veriler ise, araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu ile elde edilmiştir. Nicel verilerin analizinde, non-parametrik testlerden Mann Whitney U Testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi uygulanmıştır. Nitel veriler ise içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Analizler sonucunda "Mesleki Etik Programı"na katılan eğitimcilerin mesleki etik tutumlarının olumlu yönde geliştiği görülmüştür. Kontrol grubundaki eğitimcilerin mesleki etik tutumlarında anlamlı bir değişim gerçekleşmemiştir. Görüşlerine başvurulan deney grubundaki katılımcılar uygulanan eğitim programıyla ilgili olumlu görüşler belirtmişlerdir.
Öğe
Konya tarihi taş yapılarda alternatif onarım malzemeleri: andezitik tüf örneği
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Gürel, Şerife Sümeyra; Dereli, Mustafa
Dünya kültürel mirasında önemli bir yere sahip olan tarihi yapılar, çeşitli çevresel etkenler sonucu hasara uğramaktadır. Kültür mirası olan bu yapıların korunması, toplumların kültürel sürekliliğinin sağlanması açısından önem arz etmektedir. Tarihi yapıların korunması, onu meydana getiren yapı malzemelerinin korunması ile mümkündür. Tarihi yapılarda kullanılan başlıca yapı malzemesi ise doğal taşlardır. Tarihi taş yapıların restorasyon faaliyetlerinde bulundukları yöreye göre çeşitli onarım taşları kullanılmaktadır. Konya ve çevresindeki tarihi yapılarda tercih edilen başlıca onarım taşı, Sille yöresinden elde edilen ve “Sille taşı” olarak anılan andezitik tüflerdir. Günümüzde Sille yöresi andezitik tüflerinin temini ve mimarideki kullanımına ilişkin birtakım problemler mevcuttur. Sille bölgesinde andezitik tüflerin elde edildiği taş ocağı sayısı geçmişte yaklaşık 30 iken, günümüzde yalnızca bir taş ocağı işletmesi faaliyet göstermektedir. Mevcut taş ocaklarının kapatılmasında Sille’nin arkeolojik ve kentsel sit alanları içermesi, bölgenin bir turizm merkezine dönüştürülmesi ve taş ocaklarının yerleşim birimleriyle iç içe kalması etkili olmuştur. Mevcut tek taş ocağı işletmesi ise bulunduğu konum itibariyle Madencilik Kanunu’na göre kısıtlı alanlar içerisinde yer almaktadır. Sille yöresi andezitik tüflerinin rezerv problemi bulunmamaktadır. Ancak işletme maliyetlerinin yüksek olması sebebiyle emsal taşlara göre daha yüksek piyasa değerine sahiptir. Bu durum şehir dışından getirilen düşük maliyetli onarım taşlarının tercih edilmesine ve yerel malzeme olan Sille taşının mimarideki kullanımının azalmasına yol açmaktadır. Bu çalışmada Sille bölgesindeki andezitik tüf kaynaklarının kullanımının sınırlandırılması ve Sille taşının mimarideki kullanımının azalması problem olarak ele alınmıştır. Konya’nın zengin volkanik arazilere ve tüf sahalarına sahip olması, Sille taşına alternatif olabilecek yerel kaynakların araştırılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Çalışma kapsamında yapılan araştırmalar neticesinde Konya ili Meram ilçesi Evliyatekke yöresinden, renk ve doku bakımından Sille yöresi andezitik tüflerine benzerlik gösteren tüf numuneleri elde edilmiştir. Karşılaştırmalı bir değerlendirme yapılması amacıyla Sille taş ocağından da numuneler elde edilerek her iki yörenin numunelerin üzerinde fiziksel, mekanik, mikroyapı ve kimyasal özellik tayini deneyleri gerçekleştirilmiştir. Deney sonuçlarında Evliyatekke yöresi andezitik tüflerinin, Sille yöresi andezitik tüfleriyle renk – doku gibi fiziksel özellikleri açısından benzerlik gösterdiği, her iki yörenin tüflerinin aynı kimyasal bileşenlere sahip olduğu ve mekanik dayanım değerlerinin birbirine yakınlık gösterdiği tespit edilmiştir. Elde edilen veriler Evliyatekke yöresi andezitik tüflerinin alternatif bir onarım malzemesi olarak kullanılabileceğini, ancak malzemenin yüksek gözeneklilik oranı nedeniyle, özellikle suya maruz kalacağı kullanımlarda çeşitli fiziksel ve kimyasal bozulmalara uğrama riski taşıdığını göstermektedir.
Öğe
Development of stimuli-responsive polymeric vehicles for siRNA delivery
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Doğan, Hanim Beyza; Erbaş Çakmak, Sündüs
Controlled drug delivery technology is a rapidly evolving field driven by contributions of scientists from different disciplines, offering significant advantages over traditional methods, such as enhanced efficacy, reduced toxicity, and improved patient compliance and convenience. These delivery systems commonly utilize synthetic polymers as drug carriers, enabling treatments that were previously inaccessible. With this delivery system, siRNA can be delivered to specific cells. With its ability to specifically silence target genes, RNA interference shows great potential for treating a variety of diseases. There are many challenges to RNA interference. One major problem is to efficient and selective deliver genetic material such as small interfering RNA (siRNA) to targeted tissues and cells. In this project, a stimuli-responsive polymeric carrier systems for efficient target-selective siRNA delivery is developed. Polymer is made up of cationic pyridinium moieties to bind to negatively charged siRNA. Poly(4-vinyl pyridine) (P4VP) is a weak polybase with a pKa of 5.6 and is hydrophilic in the protonated state below pH 5.6 and hydrophobic in the unprotonated state above pH 5.6. P4VP is widely used in gene delivery, site-specific drug delivery, biosensors, antibacterial agents, and sensitive colloid and surface systems. In this project, this polymer was derivatized with 4-nitrobenzyl bromide to form pyridinium cations with the intension to capture siRNA. After derivatization, the zeta potential was found to increase from -6.98 mV to +22.8 mV and the derivatization was characterized by 1H NMR and FTIR methods. Nitro benzyl peaks appear on the NMR spectrum indicating 10% functionalization. It was evaluated that the new peak observed at 1346.27 cm⁻¹ in the FTIR spectrum originated from the nitro unit added to the structure. Nitroreductase (NTR) treatment resulted in nitrobenzyl removal as verified by NMR and also positive charge is reduced as detected through zeta potential. The negatively charged siRNA was bound to the polymer via electrostatic interactions. Positive charge of the polymer is aimed to be reduced upon reduction of nitrobenzyl units in hypoxic environment in the presence of NTR enzymes. Spontaneous detachment of the aniline from the structure will result in the release of siRNA targeting oncogene cMYC under these conditions. In hypoxic human lung cells, a significant decrease in the expression of genes involved in cMYC and related pathways was detected. Cancer cells with hypoxic microenvironment have more endogenous reductive enzymes than normal cells. Therefore, polymer could be made activatable in cancer cells and silence the specific gene in cancer cells. The thesis study would inspire the development of new carriers sensitive to cancer-microenvironment and support the research on selective therapies.