Necmettin Erbakan Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Erbakan, Necmettin Erbakan Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Türk sinemasında klasik Türk müziğinin kullanımı: tarihi ve estetik bir inceleme
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Özalp, Hatice Güsün; Kurubaş, Burak
Bu araştırmada, klasik Türk müziğinin Türk sinemasında konumu ve anlatıdaki işlevleri tarihsel ve estetik bir çerçevede incelenmiştir. Araştırmada, Türk sinemasının erken sesli döneminden itibaren görsel anlatıyı destekleyen müzikal öğelerin –özellikle de klasik Türk müziği repertuvarının– sinemadaki işitsel estetiğe, sahne atmosferine, karakter inşasına, dramatik yapı ve seyirciyle kurulan duygusal ilişkiye yansımasının ortaya koyulması amaçlanmıştır. Türk sineması, özellikle 1930’lardan itibaren müzikle güçlü bir etkileşim kurmuş ve bu birliktelik zamanla hem sinema estetiğini hem de toplumsal belleği biçimlendirmiştir. Bu etkileşimde klasik Türk müziği yalnızca bir fon müziği değil, aynı zamanda bir anlatı unsuru, kültürel aktarıcı ve toplumsal hafızanın taşıyıcısı olarak rol almıştır. Bu bağlamda sinemada kullanılan müziklerin analizi hem sanatsal hem de sosyolojik bakımdan büyük önem taşımaktadır. Araştırma nitel bir yaklaşımla yürütülmüş; literatür taramasına dayalı doküman incelemesi yapılmış ve erken sesli dönemden Yeşilçam'ın yoğun üretim yıllarına uzanan süreçte klasik Türk müziğinin belirgin kullanıldığı temsil gücü yüksek seçili filmler üzerinde görsel-işitsel içerik analizi uygulanmıştır. Odak, 1930-1970 aralığında klasik repertuvarın film diliyle bütünleştiği pratiklerdir; 1980 sonrası arabesk-pop baskınlığı ve 2000 sonrası dijitalleşme ise karşılaştırmalı örneklerle tartışılmıştır. Bulgular, klasik Türk müziğinin filmde yalnızca fon olarak değil, mekânları ve karakterleri işitsel olarak kodlayan, kimlik ve kültürel bellek üreten bir anlatım aracı olarak işlediğini göstermektedir. Makamduygu ilişkisi özellikle melodramlarda karakterlerin bastırılmış duygularını görünür kılan bir iç monolog diline dönüşürken, kanto ve longa gibi formlar komedi ve eğlence sahnelerinde hem ritmi hem de sınıfsal-kültürel atmosferi kurmaktadır. Tanıdık repertuvar, seyircinin filmle kurduğu duygusal bağı güçlendirerek izleme deneyimini bellek üzerinden yoğunlaştırmıştır. Araştırma sonucunda, klasik Türk müziğinin bazı dönemlerde etkisini kaybetse de özellikle 1930-1970 arası dönemde Türk sinemasında kültürel aktarımın taşıyıcısı ve sinema anlatısının işitsel omurgası olarak belirleyici bir konuma sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
Sinemada kadın bedeninin ve kimliğinin teknolojik dönüşümü
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Onurlucan, Ömür; Berk, Mustafa Evren
Feminizmin tarihsel dönüşümü ve bu dönüşümün sinemadaki temsilleri, toplumsal cinsiyet ilişkilerinin kültürel üretim alanlarında nasıl kurulduğunu anlamak açısından önemli bir inceleme alanı sunmaktadır. Feminist düşünce yalnızca kadın haklarına yönelik bir mücadele alanı değil; aynı zamanda özne, beden, kimlik ve teknoloji kavrayışlarını yeniden değerlendiren çok katmanlı bir kuramsal çerçeve olarak ele alınmaktadır. Bu bağlamda araştırma, birinci dalgadan beşinci dalgaya uzanan feminist kuramsal çeşitliliği temel almakta ve liberal, radikal, Marksist, sosyalist, siyah, postmodern, queer, kesişimsel, dijital ve xenofeminist yaklaşımların sinemasal metinlerde hangi anlatısal ve söylemsel stratejiler aracılığıyla görünürlük kazandığını incelemektedir. Araştırmada nitel yöntem benimsenmiş; film anlatılarında yer alan diyaloglar, karakter konumlanışları ve ideolojik söylemler Teun A. van Dijk’in eleştirel söylem analizi yaklaşımı doğrultusunda değerlendirilmiştir. Bununla birlikte filmlerde yer alan görsel göstergeler, semboller ve anlatı yapıları Roland Barthes’ın göstergebilimsel yaklaşımı çerçevesinde çözümlenmiştir. Bulgular, feminist dalgaların sinemada yalnızca tematik içerik düzeyinde değil, aynı zamanda anlatı yapısı, karakter temsilleri ve ideolojik söylemler açısından da önemli dönüşümler yarattığını ortaya koymaktadır. Birinci dalga feminizm döneminde filmler kadınların hukuki eşitlik, yurttaşlık ve siyasal temsil taleplerini görünür kılan anlatılar üretirken; ikinci dalga feminizm patriyarkal iktidar ilişkileri, ev içi emek, kadın bedeni ve toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eleştirileri sinemasal anlatının merkezine taşımaktadır. Üçüncü dalga feminizm ise kimlik, farklılık ve temsil tartışmalarını öne çıkararak ırk, sınıf ve cinsel kimlik gibi çoklu baskı biçimlerini görünür kılmaktadır. Dijitalleşme ve teknolojik dönüşümlerle birlikte gelişen çağdaş feminist yaklaşımlar ise posthüman özne, dijital kültür ve teknoloji ile toplumsal cinsiyet ilişkileri arasındaki bağlantıları sinemasal anlatıların önemli xxi temaları hâline getirmektedir. Bu bulgular, feminizmin tarihsel evriminin sinema aracılığıyla çok katmanlı ve dinamik bir biçimde izlenebildiğini göstermektedir.
Muhammed Ali Dağıstânî el-Çûhî ve Mesâil ve Ecvibe fi'n-Nahv adlı eseri
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Famıllı, Yusuf; Tasa, Muhammet
İlmî olarak yeni eserler telif etmek kadar eskiden vücuda gelen eserleri tanımak ve tanıtmak da mühimdir. Bu sayede geçmişin ilmî birikiminden istifade ederek sağlam adımlarla geleceğe ilerlemek mümkün olur. İslam'ın son peygamberinin zuhur ettiği coğrafyanın, bu dinin temel kaynakları olan Kur'an ve Sünnetin, Hz. Peygamberin ashabının dünyanın dört bir tarafına anlatarak taşıdıkları din esasları dilinin Arapça olması, insanları ve özellikle de Müslümanları bu dilin temel yapısı ve özellikleri hakkında araştırmalar yapmaya, kendi ana dilleri gibi öğrenmeye, hatta günlük hayatlarında bu dili kullanmalarına sebep olmuştur. Bunun sonucu olarak da Arapça, Merkezi Arabistan-Suriye Çölü, Mezopotamya, Suriye, Mısır, İspanya, Fas, Cezayir, Tunus, Malta, Sicilya, Libya Çölü, İç Afrika vs. yerlere yayılmıştır. Arapça ile alakalı araştırmalar yapılmış ve bunun doğal neticesi olarak da eserler kaleme alınmıştır. Arap dilinin daha İslam'ın ilk yıllarından itibaren ulaştığı beldelerden biri de Kafkasya'dır. Kafkasya muhtelif yerel dillerin meşhur olduğu bir coğrafyadır. Bölge halkı da bu durumdan mütevellit olarak ortak istifade edilecek dillere ihtiyaç duymuştur. Günlük yaşamda yerel diller kullanılsa da edebi, ilmi ve resmi yazılarda bu müşterek dillerden istifade edilmiştir. Bu ortak dillerin en önemlilerinden biri ise Arapçadır. Bu çalışma, Kafkasya'nın tarih boyunca farklı medeniyetlerin etkisi altında kalarak zengin kültürel çeşitliliği barındıran coğrafyasında Dağıstan'da bilhassa Arapçanın ilmî ve edebî alanlardaki kullanımına temas etmekte, ayrıca bölge âlimlerinden biri olan Muhammed Ali Dağıstânî el-Çûhî'nin hayatını ve çoğunluğunu Arap Dil Bilgisine dair kendisine gelen mektuplara verdiği cevapları içeren Mesâil ve Ecvibe fi'n-Nahv eserini incelemektedir.
Ömer En-Nesefi'nin kelami görüşleri
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Uulu, Ermek Abdınabı; Güneş, Kamil
İslâm düşünce tarihinin köklü ve etkili ekollerinden biri olan Mâtürîdî geleneğinin Mâverâünnehir havzasındaki önde gelen temsilcilerinden Ömer Nesefî'nin Kelam anlayışını bütüncül bir bakış açısıyla ele alan bu çalışma, onun söz konusu temsilini ve özetleyerek pratik bir forma kavuşturduğu kelami perspektifi tahlil etmeyi gaye edinmiştir. Ömer Nesefî İslâm düşüncesindeki kelami tartışmaları başta Akâidü'n-Nesefiolmak üzere inanç konularını detaylandırdığı tefsirlerinde belirli bir disiplin ve açıklıkla sunarak Mâtürîdî inanç esaslarının geniş kitlelerce anlaşılmasına ve sistemin tahkim edilmesine öncülük etmiştir. Tezin temel eksenini oluşturan bu çalışma; Nesefî'nin bilginin kaynağı meselesinden başlayarak varlık, ulûhiyet, nübüvvet ve ahiret tasavvuruna kadar uzanan düşünce zincirini mevcut birikimi süzerek nasıl sunduğunu ve bu inanç sistemini mantıksal bir silsile halinde nasıl işlediğini ele almaktadır. Sistemin kurucu zeminini teşkil eden bilgi teorisi Nesefî'nin kÂleminde hakikate erişimi tesadüfî bir kazanım olmaktan çıkarıp bütünüyle usule dayalı ve disiplinli bir sürece dönüştürülür. Onun yaklaşımında duyular ile eşyanın tabiatı keşfedilirken, sadık haber vasıtasıyla duyular ötesi mutlak hakikatler aktarılmakta, akıl ise tüm bu verileri hikmet süzgecinden geçirerek inanç dünyasını sarsılmaz bir bütünlüğe eriştirmektedir. Tezin muhtevasının merkezinde yer alan ilahiyat bahislerinde Nesefî, Allah'ın zâtı ve sıfatları arasındaki o hassas dengeyi Mâtürîdî çizgide büyük bir titizlikle korumaktadır. Evrendeki kusursuz nizamın tek bir mutlak iradeye bağlı olduğunu mantıksal delillerle temellendirirken, Yaratan'ı mahlûkata has niteliklerden tenzih eder. Özellikle yaratma eyleminin (tekvin) ezelî bir sıfat olarak tanımlanması, onun varlık ve oluşa dair dinamik yaklaşımının en somut göstergesidir. İlahî kudretin beşeriyetle kurduğu rahmet köprüsü olan nübüvvet ise peygamberlerin hem gaybî gerçekleri ulaştıran elçiler hem de mucizelerle desteklenmiş ahlâkî numuneler olduğu gerçeği üzerine bina edilir. Varlığın son aşaması olan ahiret bahisleri; kabir hayatından mahşere, mizandan şefaate kadar her bir unsuruyla evrensel adaletin ve ilahî vaadin tecelligâhı olarak işlenir. Netice itibarıyla Ömer Nesefî asırları aşan Akâidü'n-Nesefiaracılığıyla İslam inancının her daim güncelliğini koruduğunu kanıtlamış ve bu inanç sistemini müdafaa edilebilir pratik bir düşünce zeminine dönüştürmüştür.
Farklı yetiştirme ortamlarında üretilen chia (salvia hispanica l.) mikro filizlerinin duyusal değerlendirmesi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Kutlu, Pelinsu; Güneş, Eda
Fonksiyonel özellikleri nedeniyle süper gıda olarak değerlendirilen mikro filizler, zengin besin içerikleri ve yüksek biyoyararlanımları ile beslenmede önemli bir yere sahiptir. Yüksek besin değeri ve uzun raf ömrü sayesinde mikro filizler; salata, içecek ve sandviç gibi çeşitli gıda ürünlerinde kullanılarak gıdaların renk, doku, lezzet ve besinsel değerlerinin artırılmasına katkı sağlamaktadır. Bu amaçla, restoranlarda ve evlerde yaygın olarak kullanılan Chia (Salvia hispanica L.) mikro filizleri, çalışmada farklı yetiştirme ortamları kullanılarak üretilmiştir. Yetiştirme kapları; fırınlanmış porselen, plastik, toprak kap, cam kap, balmumlu kumaş saksı ve fırınlanmamış ham porselenden oluşmaktadır. Yetiştirme ortamlarının Chia mikro filizlerinin duyusal, renk ve biyokimyasal özellikleri (antioksidan ve toplam fenolik madde) üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Mikro filizlerin duyusal özellikleri, beslenme ve duyusal analiz dersi almış 21 eğitimli panelist tarafından değerlendirilmiş ve elde edilen veriler istatiksel olarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular yetiştirme ortamlarının Chia mikro filizlerinin duyusal özellikleri, renk parametreleri, antioksidan kapasite ve yetiştirme performansı üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu göstermiştir. Toprak kap ve kenevir lifi kullanılarak üretilen örnek, yüksek renk (4,29 ± 0,10) ve genel beğeni (3,87 ± 0,14) puanlarıyla öne çıkmıştır. Antioksidan aktivite ve toplam fenolik madde içeriği bakımından ise bu örnek, ferrik azaltıcı antioksidan gücü (13,42 ± 0,08) ve toplam fenolik madde (882,39 ± 1,81) değerleriyle dikkat çekmiştir. Renk analizinde elde edilen yüksek L* değeri (65,78 ± 2,81) de bu bulguları desteklemiştir. Fırınlanmış porselen kap ve kenevir lifi kullanılarak üretilen örnek ise 2,2-difenil-1-pikrilhidrazil radikal süpürme aktivitesi (79,40 ± 0,19) ve 2,2-azinobis-(3-etilbenzotiazolin-6-sülfonik asit) serbest radikal süpürme aktivitesi (31,07 ± 0,06) değerleri bakımından yüksek antioksidan aktivite göstermiştir. Buna karşılık, mikro filiz yetiştirme jelinde üretilen örnek, duyusal özellikler açısından değerlendirilen diğer tüm yetiştirme ortamlarına kıyasla daha düşük performans sergilemiştir. Özellikle lezzet, çiğnenebilirlik, çıtırlık ve genel beğeni parametrelerinde daha düşük puanlar alması, bu yetiştirme ortamının tüketici tercihi açısından daha az tercih edildiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, mikro filizlerin duyusal kalitesi, gelişim performansı, antioksidan kapasite ve tüketici kabulünün yetiştirme ortamına bağlı olarak önemli ölçüde değiştiği tespit edilmiştir. Ayrıca kenevir lifinin duyusal ve renk özellikleri ile biyokimyasal içerikler bakımından uygun bir yetiştirme materyali olduğu bir kez daha desteklenmiştir. Balmumlu kumaş saksı gibi biyoçözünür kaplar ile toprak kapların doğal ve çevre dostu yapıları, sürdürülebilir mikro filiz üretimi açısından plastik kaplara alternatif oluşturabilecek çevre dostu bir seçenek sunduğu sonucuna ulaşılmıştır.




















