Necmettin Erbakan Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Erbakan, Necmettin Erbakan Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Seramik sanatında geometrik unsurlar ve kişisel uygulamalar
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Özgüven, Reva; Önder, Aziz Melek
Çalışma, seramik sanatında geometrik unsurların tarihsel gelişimini ve çağdaş uygulamalarını incelemekte, geometrik biçimlerin belirli bir tema çerçevesinde seramik bir anlatım dili olarak nasıl kullanılabileceğini özgün uygulama çalışmalarıyla ortaya koymaktadır. Araştırmanın teorik bölümü, seramik sanatındaki geometrik düzenlemeleri Neolitik Dönem'den günümüze uzanan kronolojik bir sıra içinde ele almaktadır. Mezopotamya ve Anadolu'nun Kalkolitik dönemi çanak çömleği, Yunan Protogeometrik ve Geometrik Üslubu, Orta Çağ İslam ve Selçuklu seramikleri, Nasca kültürü eserleri, Amerikan yerlilerine ait Pueblo seramikleri ve Uzakdoğu'nun Ming ile Edo dönemi porselenleri incelenerek geometrik biçimlerin farklı kültürlerdeki estetik ve sembolik işlevleri karşılaştırmalı biçimde değerlendirilmiştir. Bu inceleme, geometrinin seramik sanatında yalnızca bezeme öğesi olarak değil, kültürel kimliğin, inanç sistemlerinin ve toplumsal yapının bir yansıması olarak da işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Çalışmanın ikinci teorik ekseninde günümüz çağdaş seramik sanatçıları ele alınmıştır. Geleneksel form yüzeylerinde geometrik düzenlemeleri kullanan Alev Ebüzziya Siesbye ve Peter Pincus; heykelsi formlarda geometrik unsurlara başvuran İsmet Yüksel, Pınar Baklan ve Harumi Nakashima; geometrik biçimi doğrudan heykel formu olarak benimseyen Hasan Şahbaz, John Mason, Kishi Eiko, Matthew Chambers ve Ettore Sottsass gibi sanatçıların eserleri incelenmiştir. Bu çözümlemeler, geometrinin günümüz seramiğinde biçimsel ve kavramsal bir ifade aracına dönüşebileceğini somut örneklerle göstermektedir. Tezin uygulama bölümünde, müzik teması çerçevesinde on bir adet seramik pano ve sekiz adet üç boyutlu seramik heykel üretilmiştir. Seramik panolarda ana malzeme olarak kâğıt katkılı porselen (paper clay) kullanılmış; siyah, kırmızı, sarı ve mavi pigmentlerle renklendirilen ince geometrik plakalar serigrafi baskı, silindir mühür baskı ve fırça dekoru gibi tekniklerle zenginleştirilerek stoneware ve porselen zemin üzerinde düzenlenmiştir. Üçgen piramit, kare piramit, koni ve altıgen piramit biçiminde tasarlanan heykeller ise hem üç boyutlu seramik yazıcı hem de elle şekillendirme yöntemiyle üretilmiş; yüzeyler geometrik biçimli sır uygulamalarıyla tamamlanmıştır. Bu iki üretim yönteminin aynı anda kullanılması, endüstriyel mükemmeliyetle el işçiliğinin insani dokusu arasındaki tezatlığı vurgulamaktadır. Araştırmanın tümü değerlendirildiğinde; seramik sanatında kullanılan geometrik biçimlerin tarihsel ve kültürel bağlamlarının belgelendiği, çağdaş sanatçıların bu mirası nasıl yorumladığının analiz edildiği ve geometrik öğelerin belirli bir konu çerçevesinde seramik yüzeylerde anlatısal bir dile dönüştürülebileceğinin özgün uygulamalar aracılığıyla gösterilmeye çalışıldığı görülmektedir.
Yapay zeka ile dört motorlu iha pervane hasar tespiti ve düşme riski tahmini
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Koçak, Mehmet Reha; Ünlerşen, Muhammed Fahri
İnsansız Hava Araçları (İHA), son yıllarda sivil ve askeri alanlarda hızla yaygınlaşan kritik teknolojiler arasında yer almaktadır. Bu sistemlerin operasyonel güvenliği, bileşenlerinin kusursuz çalışmasına doğrudan bağlıdır. Quadrotor platformlarda pervaneler, itki kuvveti üreten ve uçuş stabilitesini sağlayan en kritik bileşenler olup çevresel faktörlere karşı en savunmasız elemanlardır. Pervane hasarları, sistemde asimetrik itki dağılımı, kontrol güçlüğü ve hatta tam kontrol kaybına yol açabilmektedir. Geleneksel görsel denetim yöntemleri, başlangıç aşamasındaki hasarları tespit etmekte yetersiz kalmakta ve yoğun iş gücü gerektirmektedir. Bu tez çalışmasında, quadrotor platformlarda pervane hasarının gerçek zamanlı tespiti ve sınıflandırılması için IMU (Eylemsizlik Ölçüm Birimi) tabanlı bir makine öğrenmesi yaklaşımı geliştirilmiştir. Çalışmada 550 mm gövde boyutuna sahip, Cube Orange uçuş kontrolcüsü ile donatılmış bir quadrotor platform kullanılmıştır. Deneyler, kontrollü laboratuvar ortamı yerine gerçek açık alan koşullarında ve GPS destekli otonom uçuş modunda gerçekleştirilmiştir. Pervane hasarı, Motor 1 (ön sağ) pervanesinin tek kanadına kademeli kesimler uygulanarak dört farklı seviyede (hasarsız, hafif, orta ve ağır) oluşturulmuştur. Hasar seviyeleri pervane yarıçapının sırasıyla %0, %3, %6 ve %8'ine karşılık gelmektedir. Veri toplama sürecinde iki farklı uçuş senaryosu (dairesel ve sekiz rotası) kullanılarak toplam 8.261 örnek içeren bir veri seti oluşturulmuştur. Ham sensör verilerinden 255 adet özellik çıkarılmış olup bu özellikler istatistiksel metrikler, frekans domain özellikleri, motor dengesizlik göstergeleri ve tutum hata metrikleri kategorilerinde gruplandırılmıştır. Özellik çıkarımında 40 örneklik kayan pencere yöntemi uygulanmıştır. Hasar tespiti ve sınıflandırılması için altı farklı makine öğrenmesi algoritması (K-En Yakın Komşu, Karar Ağacı, Rastgele Orman, Doğrusal SVM, RBF Çekirdekli SVM ve Naive Bayes) sistematik olarak karşılaştırılmıştır. Tüm algoritmalar için Grid Search yöntemiyle hiperparametre optimizasyonu gerçekleştirilmiş ve 5-katlı çapraz doğrulama ile model güvenilirliği değerlendirilmiştir. Deneysel sonuçlar, Karar Ağacı algoritmasının %94,81 test doğruluğu ile en yüksek performansı gösterdiğini ortaya koymuştur. Rastgele Orman %93,51, Doğrusal SVM %87,01, RBF Çekirdekli SVM %85,71 ve KNN %84,42 doğruluk değerleri elde etmiştir. Sınıf bazlı analizde hasarsız ve kritik hasar sınıfları %100'e yakın doğrulukla ayırt edilebilmiştir. Çapraz doğrulama sonuçları, RBF Çekirdekli SVM'in %90,5 ortalama ile en yüksek CV skoruna sahip olduğunu göstermiştir. Özellik önemi analizi, X ekseni titreşim verilerinin pervane hasarı tespiti ve sınıflandırılmasında en güçlü prediktörler olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışma, quadrotor platformlarda pervane hasarının titreşim verileri ve makine öğrenmesi algoritmaları kullanılarak yüksek doğrulukla tespit edilip sınıflandırılabileceğini göstermiştir. Geliştirilen yaklaşım, düşük maliyetli, gerçek zamanlı ve pratik uygulanabilir bir çözüm sunarak İHA operasyonel güvenliğinin artırılmasına katkıda bulunmaktadır. iv Anahtar Kelimeler: Hasar Sınıflandırma, İnsansız Hava Aracı, Makine Öğrenmesi, Pervane Hasar Tespiti, Quadrotor, Titreşim Analizi
Derin öğrenme tabanlı kentsel gelişim analizi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Eyi, Gizem; Buğdaycı, İlkay
Bu tez çalışmasının amacı, zayıf denetimli süperpiksel tabanlı derin öğrenme yöntemlerini kullanarak çok zamanlı uydu görüntülerinden kentsel büyüme ve mekânsal değişimleri semantik düzeyde analiz edebilen bir segmentasyon modeli geliştirmektir. Kentsel alanların demografik artış, göç, altyapı ihtiyacı ve planlama politikaları gibi dinamiklerle sürekli değiştiği göz önünde bulundurulduğunda, bu değişimin doğru şekilde izlenmesi sürdürülebilir kent yönetimi açısından kritik öneme sahiptir. Geliştirilen model, farklı yıllara ait uydu görüntülerinden süperpiksel tabanlı bölütleme yoluyla anlamlı mekânsal sınırlar oluşturacak; zayıf etiketli verilerle eğitilmiş derin öğrenme algoritmaları sayesinde bina, yol ve yeşil alan gibi temel kentsel sınıfların zaman içerisindeki değişimini segmentasyon haritaları ile ortaya koyacaktır. Bu sayede, hem zamansal analiz hem de semantik sınıflandırma bütüncül bir yapıda gerçekleştirilecektir. Elde edilen çıktılar, kentteki yeni yapılaşma bölgeleri, fonksiyonel değişim alanları ve genişleme oranlarının detaylı olarak analiz edilmesini mümkün kılacaktır. Çalışma, sınırlı etiketli uzaktan algılama verileri ile yüksek doğrulukta semantik segmentasyon yapılabileceğini göstermeyi ve çok zamanlı kentsel gelişim analizlerine katkı sunmayı hedeflemektedir.
In vitro üç boyutlu deri kesik yara modeli geliştirilmesi ve kanabidiolün yara iyileştirme etkisinin model üzerinde incelenmesi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Kozan, Sümeyye; Kars, Meltem Demirel
Rejeneratif tıpta estetik ve işlevsel olarak deri iyileşmesi, derinin karmaşık yapısı ve dinamik sinyal yolları nedeniyle hala önemli bir zorluk teşkil etmektedir. Bu süreçlerin moleküler seviyede anlaşılması açısından, geleneksel iki boyutlu (2B) hücre kültürleri; hücre ve matris etkileşimlerini ile fizyolojik derinliği yeterince temsil edememektedir. Ancak, doku mühendisliği ilkeleriyle tasarlanan üç boyutlu (3B) modeller; hücreler arası etkileşimler, hücre dışı matris yapısı ve hava sıvı arayüzü gibi deri ile ilgili belirli unsurları başarıyla simüle edebilmektedir. Bu çerçevede, biyofonksiyonel nitelikleriyle öne çıkan Kanabidiol gibi bileşenlerin yara yenilenmesi üzerindeki potansiyelini belirlemek; yalnızca hücresel hareketlerin izlenmesini değil, aynı zamanda bu etkilerin genetik ifade düzeyindeki yansımalarının yeniden yapılandırılmış insan epidermisi ve tam katmanlı deri gibi ileri düzey in vitro üç boyutlu modellerde doğrulanmasını gerektirmektedir. Bu gelişmiş modelleme yaklaşımları, hayvan deneylerine hem etik hem de bilimsel bir alternatif sunarak, iz bırakmayan iyileşmeyi hedefleyen yenilikçi farmasötik taşıyıcı sistemlerin geliştirilmesinde temel bir rol oynamaktadır. Tez çalışmanın başlangıç bölümünde, CBD insan dermal fibroblast (HDF) ve insan keratinosit (HS2) hücreleri üzerinde farklı konsantrasyonları WST-1 canlılık testi ile incelenmiştir. Analizlerin bulgularına göre, 12,5 μM seviyesine kadar hücrelerin canlılık oranının %90'ın üzerinde kaldığı, fakat 12,5 μM'yi aşan dozlarda hücre ölümünün başladığı gözlemlenmiştir. CBD'nin farklı doz ve süre uygulamalarının HDF ve HS2 hücrelerinin üremesine etkileri değerlendirildiğinde, hem 2B yara modeli hem de her iki hücrenin bir arada kullanılacağı 3B deri yara modeli için de uygulanabilecek olan 12,5 μM konsantrasyon toksik olmayan güvenli doz olarak belirlenmiştir. İkinci aşamada CBD'nin keratinositlerin göçü üzerindeki etkisi, HS2 hücreleri kullanılarak oluşturulan 2B çizik modelinde zamana bağlı olarak (0. , 1. , 2. ve 7. gün) hem ters mikroskop hem de konfokal mikroskop ile gözlemlenmiştir. CBD uygulaması, 2 boyutlu çizik testinde yara kapanmasını önemli ölçüde artırarak iki gün içinde %99,9 oranında kapanma sağlamıştır. CBD uygulanan hücrelerdeki yara kapanma oranı, kontrol grubuna göre 3,83 kat daha yüksek olmuştur. Bu bulgular, CBD'nin yara iyileşmesini destekleyici özelliklerini vurgulamakta ve farmakolojik ajanların değerlendirilmesinde gelişmiş in vitro modellerin faydasını ortaya koymaktadır. Bu morfolojik değişikliklerin moleküler altyapısını anlamak amacıyla yapılan RT-qPCR incelemeleri; epidermal farklılaşma ve bariyer dengesinin sağlanmasında önemli rol oynayan Keratin 10 (K10), Laminin (LAM) ve Involukrin (INV) genlerinin ifade seviyelerinin belirgin bir şekilde yükseldiğini göstermiştir. Bu bulgu, CBD'nin iyileşme sürecini yalnızca fiziksel bir yarayı kapama şeklinde değil, genetik düzeyde programlanmış matris sentezi ve hücresel uyum süreci olarak başlattığını ortaya koymaktadır. Üçüncü aşamada, insan derisi fizyolojisini en gerçekçi şekilde modelleyen in vitro 3B yeniden yapılandırılmış insan epidermisi (RHE) ve tam katmanlı deri (FTSE) modelleri yapılmıştır. RHE modelinde yara iyileşmesinin doğal fazlarını temsil eden 7, 14 ve 21. günlerde XTT canlılık testi ile analiz edilmiştir. Analizlerin bulgularına göre, metabolik aktivite ve yeniden epitelizasyonda, yaralanma sonrasında CBD uygulanan gruplardaki metabolik aktivitenin kontrol grubuna oranla daha dengeli kaldığını ortaya çıkartmıştır. Bu denge, CBD'nin yalnızca hücre hareketliliğini hızlandırmakla kalmayıp, aynı zamanda dokunun yeniden yapılanma süreçlerindeki enerji metabolizmasını da desteklediği anlamına gelmektedir. Konfokal mikroskopi analizinde ise epidermal bariyerin CBD etkisiyle yeniden oluştuğu gözlemlenmiştir. 21 günlük takip süreci, CBD'nin dermal fibroblastların matris üretimini uyumlu hale getirerek doku olgunlaşmasını geliştirdiğini ve daha dayanıklı bir deri benzeri yapı oluşturduğunu göstermiştir. Histolojik (H ve E) analizler ve taramalı elektron mikroskop (SEM) görüntüleme ile de CBD'nin modellerde açılan yaranın kapanmasına katkı sağladığı gösterilmiştir. Geliştirilen bu modelleme yaklaşımı, hayvan deneylerine etik bir alternatif sunan 3R prensibi ile uyumlu olup, kronik ve akut yaraların tedavisinde CBD temelli yeni nesil yara bakım sistemlerinin geliştirilmesi için hem moleküler hem de dokusal düzeyde güçlü bir temel sunmaktadır.
Yanal akış test kitleri için alternatif tayin pedinin eldesi
(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Boyraz, Ayşe; Zor, Erhan
Yanal akış tanı teknolojisi, basit uygulama, yüksek algılama hızı, taşıma kolaylığı, hızlı sonuç alma gibi avantajları nedeniyle biyomedikal uygulama alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. Yanal akış test şeritleri numune pedi, konjugasyon pedi, tayin pedi (nitroselüloz membran) ve atık pedi olmak üzere 4 temel kısımdan oluşur. Nitroselüloz membran, yanal akış test sisteminde sinyalin üretildiği şeridin önemli bir bileşenidir. Nitroselüloz membranın performansı, bir test sonucunun doğruluğunu ve tekrarlanabilirliğini doğrudan etkilemektedir. Membranın temel özellikleri sıralandığında, homojen bir akışı kolaylaştırması, biyoreseptörü yakalamak için işlevselleştirilebilir bir katı yüzey sağlanması ve düşük spesifik olmayan etkileşim göstermesi ön plana çıkmaktadır. Çalışmanın amacı, hızlı tanı kitlerinin temel malzemesi olan nitroselüloz membranlara alternatif nitro-nanoselüloz membranın geliştirilmesidir. Nanoselüloz biyouyumluluk, optik şeffaflık, hidrofiliklik, yüksek gözeneklilik, yüksek yüzey alanı ve yüksek mekanik dayanım gibi ayırt edici özellikler sergilemektedir. Çalışmada elde edilen nitro-nanoselüloz sahip olduğu bu özellikler ve nanoboyutta fiberler içermesi özelliği ile sağladığı geniş yüzey alanı sayesinde yüksek oranda test antikoru bağlama ve hem bu özelliği hem de optik şeffaflığı sayesinde hassasiyetin artırılması, spesifik olmayan etkileşimlerin engellenmesi, membran yüzeyinde akış için surfaktan ihtiyacının azalması gibi nitelikleri bir arada bulundurmaktadır. Çalışmada. İlk olarak bakteriyel nanoselüloz elde edilmiş, nitrolanması ve karakterizasyonu gerçekleştirildikten sonra kurutma işlemi gerçekleştirilmiştir. Daha sonra altın nanopartikül sentezlenerek karakterize edilmiştir. Son olarak elde edilen nano-nitroselülozun hızlı test kitinde kantitatif analiz performansı incelenmiş olup ticari membran ile hazırlanan hızlı test kitinin performansı ile kıyaslanmıştır. Bu çalışmalarda model analit olarak insan immunoglobulin (HIgG) test edilmiştir. Kantitatif analiz sonucunda ticari membran ile hazırlanan test için teşhis sınırı (LOD) değeri 1,12 µg/mL ve tayin alt sınırı değeri (LOQ) 3,39 µg/mL olarak hesaplanmıştır. Çalışmada elde edilen membran ile hazırlanan LFA için LOD ve LOQ sırasıyla 0,93 µg/mL ve 2,82 µg/mL olarak hesaplanmıştır. Geliştirilen LFA'nın kısa ve uzun dönem kararlılık çalışmaları gerçekleştirilmiştir ve test cevabını 6 ay sonunda dahi eşit olduğu bulunmuştur. ELISA yöntemiyle karşılaştırarak ve ticari yapay serum örneklerinde gerçekleştirilen LFA doğrulama testlerinde %90 - %107 aralığında elde edilen geri kazanım değerleri geliştirilen LFA'nın kantitatif analizlerde kullanılabileceğini göstermiştir




















