Fen Bilimleri Enstitüsü Tez Koleskiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 1177
  • Öğe
    Lavanta (Lavandula intermedia)'da çelikle çoğaltmada uygun İBA dozunun belirlenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Kılınç, Muhammet; Palta, Çetin
    Bu çalışmada, Lavanta (Lavandula intermedia) türünde çelikle çoğaltma sırasında en uygun İBA dozunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, 2025 yılında Konya ili Ereğli ilçesinde polikarbon serada yürütülmüştür. Köklendirme ortamı olarak perlit kullanılmış; bitkinin bir yıllık sürgünlerinin alt kısımlarından alınan çeliklere 0 (kontrol), 2000, 4000, 6000, 8000 ve 10000 ppm İBA uygulamaları yapılmıştır. Deneme, tesadüf parselleri deneme desenine uygun olarak ve dört tekrar içerecek şekilde gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analizler sonucunda, İBA dozlarındaki artışın yalnızca köklenme oranı ve kök kuru ağırlığı parametreleri üzerinde anlamlı düzeyde etkili olduğu belirlenmiştir. En yüksek köklenme oranı %93,8 ile 4000, 8000 ve 10000 ppm İBA dozlarında elde edilmiş olup, 6000 ppm İBA dozu da istatistiksel olarak aynı grupta yer almaktadır. En yüksek kök kuru ağırlığı 3,9 g ile 8000 ppm İBA dozunda elde edilmiş olmakla birlikte, 4000, 6000 ve 10000 ppm İBA dozları da istatistiksel olarak aynı grupta bulunmaktadır. Bu bulgular, 4000–10000 ppm İBA dozlarının köklenme oranı ve kök kuru ağırlığı gibi temel parametreler üzerinde köklenmeyi teşvik edici etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, lavantanın çelikle çoğaltılmasında 8000 ve 10000 ppm İBA dozlarının 4000 ppm dozu ile benzer köklenme sonuçları vermesi, ekonomik açıdan 4000 ppm İBA dozunun yeterli ve tercih edilebilir olduğunu göstermektedir.
  • Öğe
    GG25 standartında gri dökme demirin mekanik özellikleri ve mikro yapı üzerine molibden ve niyobyum eser elementlerinin etkilerinin incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Yarar, Veysel Gökhan; Türen, Yunus
    Bu tez çalışmasında, GG25 standardında gri dökme demir (GDD) malzemenin mekanik ve mikro yapısal özelliklerine, eser element olarak ilave edilen molibden (Mo) ve niyobyum (Nb) elementlerinin etkileri detaylı olarak araştırılmıştır. GG25 referans numunesi baz alınarak, %0.1 ve %0.3 oranlarında Mo ve Nb katkıları içeren dört ayrı deney grubu oluşturulmuştur. Tüm numuneler, sanayi tipi indüksiyon ocaklarında aynı döküm parametreleriyle hazırlanmış ve merdiven tipi kum kalıplara dökülerek değişen soğuma hızlarının (10 mm ve 40 mm kademe kalınlıkları) etkisi de gözlemlenmiştir. Çalışma kapsamında mikro yapı analizi, Brinell sertlik testi, çekme testi ve darbe testi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre; Hem Mo hemde Nb katkısı, perlitik yapıyı %2-%4 aralığında artırarak sertlik ve çekme dayanımında belirgin artışlar sağlamıştır. Nb katkısı ise özellikle grafit lamellerin morfolojisini rafine ederek daha homojen ve ince yapılar oluşturmuştur. Yalnızca %0,3 Nb ilavesi darbe dayanımı üzerinde 3 J artış göstermiştir, diğer kontrol gruplarında kayda değer bir artış gözlenmemiştir. GG25 Referans numunesi ve Mo ile Nb ilaveli tüm alaşımlarda kademe kalınlığı artarken (10 mm’den 40 mm’ye) soğuma hızının azalması ile birlikte sertlik değerlerin de sırası ile yaklaşık %16, %13, %8, %8 ve %8 oranlarında düşüş gözlenmiştir. Çekme değerlerinde ise sırası ile yaklaşık, %73, %48, %54, %23 ve %45 düşüş gözlenmiştir. Ancak alaşım ilaveleri sayesinde, mekanik özelliklerdeki bu düşüşün referans numuneye kıyasla daha sınırlı kaldığı belirlenmiştir. Bu sonuçlar, alaşım ilavelerinin GG25 gri dökme demirin mekanik performansını, özellikle döküm kalınlığı değişen parçalar için optimize edebileceğini ortaya koymuştur.
  • Öğe
    Bir işletmenin yıllık enerji kaynakları kullanımı sonucu sera gazı emisyonunun belirlenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Eroğlu, Melek; Oğuz, Hidayet
    Değişen ve gelişen dünya düzeninde, kaynakların sınırsızmışçasına kullanımı kaynaklı çeşitli çevresel sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bunların en başında çevre kirliliği ve iklim değişikliği gelmektedir. Enerji kaynaklarının bilinçsizce kullanımı, kaynakların tükenmesine ve küresel ısınmaya yol açmaktadır. Küresel ısınmada en önemli pay sera gazı etkisidir. Dünyamız, üzerine düşen Güneş ışınlarının yanında, Dünya’dan yansıyan Güneş ışınlarıyla da ısınır. Dünya’dan yansıyan Güneş ışınlarının atmosferde absorbe olma olayına sera etkisi denmektedir. Kyoto Protokolünde, Karbondioksit (CO2), Metan(CH4), Nitröz Oksit(N2O), Hidrofluorokarbonlar (HFCs), Perfluorokarbonlar (PFCs) ve Kükürt Heksaflorür (SF6) sera gazı olarak adlandırılmıştır. Doğal kaynaklı olduğu gibi sanayileşme kaynaklıda çeşitli tepkimeler sonucunda sera gazları meydana gelmektedir. Çevre bilincinin artması ve gelecek nesiller için yaşanılabilir bir Dünya için sera gazı emisyonlarını azaltmamız gerekmektedir. Gerekli azaltma işlemlerinin başlayabilmesi için sera gazı hesaplaması ve buna yönelik önlemler alımlıdır. Bu nedenle işletmeler sera gazı emisyon kaynaklarını ve buradan meydana gelen emisyonları hesaplayarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bildirmektedirler. Bu çalışmada Sera Gazı Emisyonlarının İzlenmesi ve Raporlanması Hakkında Tebliğ’i kılavuz olarak alınarak Bir İşletmenin Yıllık Enerji Kaynakları Kullanımı Sonucu Sera Gazı Emisyonunun Belirlenmiştir. Çalışmada faaliyet verileri, Ulusal Envanter Raporu ve Sera Gazı Emisyonlarının İzlenmesi ve Raporlanması Hakkında Tebliğ verilerinden yola çıkarak tesisin yıllık tahmini toplam sera gazı emisyonu 1.118.691,00 tCO2e/yıl belirlenmiştir. Bunun yanısıra işleme hesaplama temelli yöntem kullanarak sera gazı emisyonu 399.991,05 tCO2e/yıl hesaplanmıştır. Bu fark, sera gazı emisyon hesaplamalarında emisyon kaynağından alınan verilerin daha spesifik ve daha doğru olmasından kaynaklıdır.
  • Öğe
    Çok amaçlı demontaj hattı dengeleme problemi için dağınık arama algoritması tabanlı yeni bir yaklaşım
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Orhan, Hediye; Haklı, Hüseyin
    Birden çok malzemenin bir araya gelmesiyle ürün oluşmakta; bu malzemeler iş akış hattı boyunca iş gücü veya donanım kullanılarak istasyonlar arasında aktarılmaktadır. Ürünü meydana getiren işlemlerin belirli bir düzen içerisinde istasyonlarda sıralanmasıyla montaj hattı, bu sürecin tersi olan planlı söküm süreçleriyle ise demontaj hattı ortaya çıkmaktadır. Demontaj, sürdürülebilir üretim yaklaşımında geri dönüşüm, yeniden kullanım, tamir ve bertaraf süreçlerinin verimli yönetilmesi açısından kritik bir aşamadır. Bu nedenle demontaj operasyonlarının dengeli ve sistematik biçimde modellenmesi, hem kaynak kullanımını iyileştirmekte hem de endüstriyel geri kazanım süreçlerinin standartlaştırılmasına katkı sunmaktadır. Bu tez çalışmasında, bir NP-Hard problem olarak ele alınan Demontaj Hattı Dengeleme (DHD) Problemi, Dağınık Arama (Scatter Search –SS) algoritması ile optimize edilmiştir. Tasarlanan model yapısı üç temel kısıt ve dört uygunluk fonksiyonu üzerine inşa edilmiş olup algoritmanın başarımını değerlendirmek amacıyla hem referans literatür veri setleri (SALBP ve UALBP) hem de endüstriyel veri setleri kullanılmıştır. Çözüm kalitesini etkileyen yapılandırma parametrelerinin performansa etkisini ortaya koymak için yedi farklı çaprazlama operatörü dahil edilmiş; ayrıca görev sırası geçerliliğini korumaya yönelik deterministik ve stokastik öncelik onarma yöntemleri karşılaştırmalı olarak uygulanmıştır. SS algoritmasının önemli bileşenlerinden biri olan Referans Küme Boyutu (RFC - Reference Set Size) parametresi ise 20, 18, 16, 14, 12 ve 10 değerlerinde test edilerek, en verimli kombinasyonların tespiti amaçlanmıştır. Değerlendirme sürecinde çözümlerin kalitesi yalnızca uygunluk değerleri üzerinden değil, aynı zamanda hesaplama yükü, yakınsama davranışı ve çözüm üretim maliyeti gibi FEs (Function Evaluations) ve çalışma süresi göstergeleri dikkate alınarak analiz edilmiştir; ancak ayrıntılı metrikler bulgular bölümünde detaylandırılmıştır. Deneysel analizler sonucunda en yüksek çözüm başarısı, RFC 18, stokastik tip 1 öncelik onarma fonksiyonu ve tüm çaprazlama tekniklerinin birlikte kullanıldığı Birleşik Çaprazlama yaklaşımı kombinasyonunda elde edilmiştir. Referans test veri setleri üzerinde yapılan karşılaştırmalarda, literatürdeki sonuçlara göre 40 verinin 17’sinde SS algoritması daha iyi çözümler üretmiş, 5 adet veride ise eşdeğer sonuçlar elde edilmiştir. Endüstriyel veri setlerinde ise 6 adet verinin 3 tanesinde en iyi performansa ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, önerilen yöntemin demontaj hattı verimliliğini artırmada etkili olduğunu ve hem akademik veri kümelerinde hem de gerçek üretim ortamlarında ölçeklenebilir, etkin ve rekabetçi bir çözüm sunduğunu göstermektedir.
  • Öğe
    Konya ili sera gazı emisyon envanterinin (2022-2024) çıkarılması
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Çelebi, Mustafa Cihan; Kunt, Fatma
    İklim değişikliği; sıcak hava dalgaları, kuraklıklar, şiddetli yağışlar, şiddetli rüzgârlar ve orman yangınları gibi tehlikeler ile kentleri ve insan sağlığını olumsuz etkilemektedir. “Karbondioksit (CO2)”, “metan (CH4)”, diazotmonoksit (N2O) gibi başlıcalarını oluşturan sera gazlarının; fosil yakıt kullanımı, orman alanlarının ve yutak alanların tahrip edilmesi, sanayileşme, tarım ve hayvancılık gibi faaliyetler sonucunda atmosferde gözlenen artışı sebebiyle günümüzde iklim değişikliğinin küresel boyutta etkileri görülmektedir. Bu tez çalışmasında, Konya ili için 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait sera gazı emisyon envanteri hazırlandı. Çalışma, Küresel Protokol (GPC) Basic Plus metodolojisine göre gerçekleştirildi. Emisyon kaynakları beş ana kategori altında incelendi. Sabit enerji kaynakları (konut, ticari ve kurumsal binalar, imalat, sanayi ve inşaat), ulaşım, atık ve atıksu, endüstriyel prosesler ile tarım, orman ve hayvancılık. Sabit enerji kaynakları kapsamında konutların, ticari ve kurumsal binaların, kamusal binaların, imalat, sanayi ve inşaat sektörlerinin enerji tüketimleri analiz edildi. Ulaşım kategorisinde akaryakıt tüketimi kaynaklı sera gazı emisyonları değerlendirildi. Atık ve atıksu kategorisinde evsel atıklar, düzenli depolama sahaları ve atıksu arıtımından kaynaklanan emisyonlar hesaplandı. Endüstriyel proses kategorisinde Konya ilinde faaliyet gösteren çimento fabrikasının proses kaynaklı sera gazı emisyon miktarı hesaplandı. Tarım, orman ve hayvancılık kategorisi ise büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığına dayalı olarak metan salımı açısından ele alındı. Her bir kategori için ilgili yıllara ait faaliyet verileri toplandı. IPCC, DEFRA, Ulusal Envanter ve GPC rehberleri doğrultusunda uygun yaklaşımlar, parametreler, faktörler kullanılarak sera gazı emisyon hesaplamaları yapıldı. Yapılan hesaplamalar neticesinde 2022 yılında 13.879.014 tCO2e, 2023 yılında 14.442.060 tCO2e ve 2024 yılında ise 15.566.785 tCO2e sera gazı emisyonu ortaya çıktı. 2022-2024 yılları arasında toplam envanterde %12.16’lık bir artış olduğu görüldü. Envanterde en yüksek pay %24.8 ile ulaşım sektörüne ait olurken ikinci sırada ise %21.42 ile tarım, orman ve hayvancılık sektörü ön planı çıktı. Çıkan emisyon sonuçları 2022-2023-2024 yılları arasında karşılaştırıldı ve sektörler ile ilgili azaltım eylem planları önerildi.
  • Öğe
    Makine öğrenmesi ve derin öğrenme modelleri ile geriatrik acil servis hastalarında hastaneye yatış öngörüsü
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Dündar, Zerrin Defne; Çetin, Kemal; Haklı, Hüseyin
    Acil servisler, acil sağlık hizmetlerinin kesintisiz sağlanması amacıyla 7/24 çalışan özelleşmiş hizmet alanlarıdır. Acil servisten hasta akışının sağlanması için hızlı ve doğru tercihlerin yapılması gereken kritik karar noktaları vardır. Acil servislerde klinisyenlerin kullanımına sunulacak yapay zekâ tabanlı karar destek sistemlerinin geliştirilmesi problemi günümüzün en popüler araştırma konularından biridir. Bu modellerin geliştirilmesinde demografik veriler, vital bulgular, tıbbi özgeçmiş bilgileri gibi pek çok değişken kullanılmaktadır. Günümüzde beklenen yaşam süresinin artması ile birlikte acil servislere başvuran geriatrik hasta sayısı da hızla artmaktadır. Geriatrik hastalar acil servis hastaları içinde çoklu komorbidite, azalmış fizyolojik cevaplar, bilişsel ve fonksiyonel kayıplar, sosyal destek eksikliği gibi faktörler nedeniyle özellikli bir gruptur. Bu nedenlerle, tez çalışmamızda geriatrik acil servis hastalarının acil servisten hastaneye yatış sınıflandırma problemine, hemen her acil serviste kolay ve hızlı elde edilebilen değişkenler kullanılarak farklı yapay zekâ modelleri ile çözüm aranmıştır. Retrospektif, gözlemsel, tek merkezli olan tez çalışmamızın hasta popülasyonunu acil servise başvuran 3872 geriatrik hasta oluşturmuştur. Oluşturulan nihai veri setinde, bir hastanın acil servisten hastaneye yatışını öngörmek için 4 ana başlık altında 60 farklı özelliği içeren bir sınıflandırma problemi bulunmaktadır. Nihai veri seti kullanılarak LR, KNN, SMV, RF, AdaBoost, XGB ve MLP modelleri geliştirilmiştir. En yüksek makro ortalama F1 skorları LR, SVM, AdaBoost ve MLP modellerinde elde edilmiştir. En düşük makro ortalama F1 skoru ise KNN modelinde hesaplanmıştır. En düşük duyarlılık değerine sahip modelin KNN (%30) ve en yüksek duyarlılık değerine sahip modellerin LR ile MLP (%63) olduğu tespit edilmiştir. En düşük özgüllük değerine sahip modelin XGB (%76,2) ve en yüksek özgüllük değerine sahip modelin KNN (%91) olduğu tespit edilmiştir. SHAP analizlerinde ilk 20 içinde yer alan ortak özellikler oksijen satürasyonu, Glasgow koma skalası, bilinç değişikliği, dizartri/afazi, fokal nörolojik defisit ve nefes darlığıdır. Geriatrik hasta grubunda hastaneye yatış kararının karmaşıklığı göz önüne alındığında, farklı metotlar ile model performansının artırılması acil hasta bakım kalitesini artıracaktır.
  • Öğe
    Elektrik dağıtım şirketlerinin performans analizi için bütünleşik bir model önerisi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Altunbaş, Yusuf Tarık; Efe, Burak
    Bu çalışma, Türkiye’deki 21 elektrik dağıtım şirketinin verimliliğini çok aşamalı bütünleşik bir modelle analiz etmeyi amaçlamaktadır. Geleneksel verimlilik analizlerinden farklı olarak, çalışmada hizmet kalitesi ve sürdürülebilirlik gibi nitel faktörler de modele dahil edilmiştir. Bu doğrultuda, SAIDI (Sistem Ortalama Kesinti Süresi Göstergesi), SAIFI (Sistem Ortalama Kesinti Sıklığı Göstergesi), KKO (Kayıp-Kaçak Oranı), nüfus başına dağıtılan enerji, tüketici yoğunluğu olmak üzere 5 kritik performans göstergesinin önem ağırlıkları, uzman görüşlerine dayalı AHP (Analitik Hiyerarşi Prosesi) ile belirlenmiştir. Ardından, bu ağırlıklar kullanılarak EDAS (Ortalama Çözümden Uzaklığa Dayalı Değerlendirme) yöntemiyle her şirket için bütünleşik bir "memnuniyet skoru" hesaplanmıştır. Analizin ikinci aşamasında, personel sayısı ve yatırım harcamaları girdi; enerji tahakkuk miktarı, abone sayısı, trafo sayısı, trafo kapasitesi, hat uzunluğu verileri operasyonel metrikler ve elde edilen memnuniyet skoru ise çıktı olarak kullanılarak VZA (Veri Zarflama Analizi) uygulanmıştır. Analizde her bir dağıtım şirketi bir KVB (Karar Verme Birimi) olarak ele alınmıştır. Şirketlerin verimliliği, girdi odaklı CCR (Charnes, Cooper ve Rhodes), BCC (Banker, Charnes, Cooper) ve ACWR (Ayarlanmış Koşullu Ağırlık Kısıtlamaları) modelleriyle karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. AHP sonuçları, uzmanların en çok SAIDI ve SAIFI göstergelerine önem verdiğini göstermiştir. VZA bulguları, şirketlerin saf teknik verimliliklerinin toplam teknik verimliliklerinden daha yüksek olduğunu, bu durumun sektördeki verimsizliğin kısmen ölçek kaynaklı olduğuna işaret ettiğini ortaya koymuştur. ACWR modelinin uygulanmasıyla, tüm çıktıları dengeli şekilde kullanan şirketlerin daha gerçekçi verimlilik skorlarına ulaştığı ve bu hibrit yaklaşımın, sektörün performansını hem operasyonel hem de kalite odaklı değerlendirmede üstün bir çerçeve sunduğu sonucuna varılmıştır.
  • Öğe
    Enerji piyasalarında saatlik elektrik tüketim tahmini için veriye dayalı model geliştirme ve maliyet analizi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Altunbaş, Şenel Aycan; Ervural, Bilal
    Şebeke yükünün dengelenmesi ve özellikle depolama kaynaklı maliyetlerin azaltılması açısından saatlik elektrik tüketiminin doğru tahmin edilmesi büyük önem taşımaktadır. Enerji piyasalarının giderek karmaşıklaştığı günümüzde, tahmin doğruluğu yalnızca teknik başarı kriteri değil, aynı zamanda doğrudan ekonomik sonuçlar üzerinde belirleyici ve çoğu zaman daha kritik bir etkendir. Bu kapsamda, İç Anadolu Bölgesi’ndeki Aksaray, Karaman, Kırşehir, Konya, Nevşehir ve Niğde illerine ait saatlik elektrik tüketimi için veri odaklı tahmin modelleri karşılaştırılmıştır. Çalışmada, makine öğrenmesi yaklaşımlarından Aşırı Gradyan Arttırma (XGBoost) ile birlikte, Yapay Sinir Ağı (YSA) tabanlı, İleri Beslemeli Sinir Ağları (FFNN), Geçitli Tekrarlayan Birim (GRU), Uzun Kısa Süreli Bellek (LSTM) ve 1 Boyutlu Evrişimli Sinir Ağları (1D-CNN) gibi farklı derin öğrenme mimarileri karşılaştırılmıştır. Performans yalnızca hata metrikleri (RMSE, MAE, MAPE, R²) ile değil aynı zamanda Türkiye elektrik piyasası koşullarını esas alan bir dengesizlik maliyeti analizi üzerinden de değerlendirilmiştir. Mayıs 2022–Nisan 2025 dönemini kapsayan 25.752 saatlik veri üzerinde uygulanmış ve veriler kronolojik olarak eğitim, doğrulama ve test kümelerine ayrılmıştır. Bulgular, XGBoost’un en düşük hata değerleriyle en yüksek teknik tahmin doğruluğunu sağladığını göstermektedir. Ancak piyasa temelli analiz, daha yüksek hata oranına rağmen 1D-CNN’in dengesizlik maliyetlerini en fazla azalttığını ve finansal olarak daha verimli bir çözüm sunduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, enerji portföy yönetiminde model seçiminde yalnızca teknik doğruluk değil, ekonomik sonuçların da birlikte ele alınması gerektiği vurgulanmıştır.
  • Öğe
    Stokastik salgın hastalık modellerinin uygulamaları
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Çelikel, Hava Nur; Orucova Büyüköz, Gülşen
    Bu tez çalışmasında, salgın hastalık modellerinin deterministik yapılardan stokastik diferansiyel denklem temelli yapılara geçişi incelenmiştir. Çalışmada öncelikle, literatürde yaygın olarak kullanılan SI, SIR, SIS, SIRD, SIRS, SEIR, MSEIR, MSEIRS, MSIR, SIRV, SEIRD ve SIUTR gibi deterministik epidemiyolojik modeller teorik temelleriyle birlikte sunulmuştur. Ardından, bu modellerden özellikle SIR, SIS ve SEIR modellerine rastgeleliğin nasıl dâhil edildiği ve stokastik diferansiyel denklem sistemlerinin nasıl türetildiği açıklanmıştır. Tezin uygulama bölümünde, stokastik SEIR modeli için parametre tahmini Maksimum Olabilirlik Tahmini (Maximum Likelihood Estimation, (MLE)) yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen parametre tahminleri ve sonuçlar grafiklerle görselleştirilmiş ve analiz edilmiştir.
  • Öğe
    Rüzgar enerji santrali üretim değerlerinin bulanık mantık yöntemi kullanılarak analiz edilmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Kalaycı, İrem; Özkan, Ali Osman
    Dünyada artan enerji ihtiyacı, sürdürülebilir ve çevreye duyarlı enerji kaynaklarına olan ilgiyi giderek artırmaktadır. Bu çerçevede rüzgâr enerjisi, hem temiz bir kaynak olması hem de geniş kullanım alanı bulundurması nedeniyle önemli bir araştırma alanı hâline gelmiştir. Rüzgâr enerji santrallerinde üretilen güç, çeşitli bileşen ve şartlara bağlı olarak sürekli değişmektedir. Bu durum üretim değerlerinin doğru bir şekilde analiz edilmesini gerekli kılmaktadır. Bu tez çalışmasında, rüzgâr enerji santraline ait üretim değerleri bulanık mantık yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada hem Mamdani hem de Sugeno tabanlı çıkarım yöntemleri değerlendirilmiş, ayrıca ANFIS (Uyarlanabilir Ağ Tabanlı Bulanık Çıkarım Sistemi) yaklaşımıyla üretim tahminleri gerçekleştirilmiştir. Analiz sürecinde, çeşitli etkin faktörlerin tahmin performansına etkisi incelenmiş ve en uygun modellerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Eğitim ve test aşamalarında k-kat çaprazlama yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar, bulanık mantık yöntemlerinin rüzgâr enerjisi üretim değerlerinin analizinde etkili bir yaklaşım sunduğunu göstermektedir. Tahmin performansı üzerinde etkili olan parametrelerin etkileri değerlendirilmesiyle başarı seviyesi yüksek üretim değerlerinin tahmin edilebileceği ortaya konmuştur. Böylece sistem performansına dair daha yorumlanabilir sonuçlar elde edilmiştir. Aynı zamanda santral işletmecilerinin üretim planlaması, bakım süreçleri ve genel performans yönetimine ilişkin daha sağlıklı kararlar almasına da katkı sağlanabilir.
  • Öğe
    Elektrikli ulaşım sistemlerinde enerji tüketiminin tahmini
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Ahmadi, Shir Hussain; Özcan, Muciz
    Bu tez çalışmasında, kentsel ulaşımın karbonsuzlaştırılmasında kilit role sahip olan Elektrikli Otobüslerin (EB) anlık enerji tüketimini yüksek doğrulukla öngörebilen bir makine öğrenmesi modeli geliştirilmiştir. Çalışmada, İsviçre’nin Zürih kentinde hizmet veren elektrikli troleybüs filosuna ait, kamuya açık ve yüksek çözünürlüklü ZTBus veri setinden yararlanılmıştır. Enerji tüketimini tahmin etmek amacıyla, temel bir model olarak Çoklu Doğrusal Regresyon (MLR) ile XGBoost, LightGBM ve HistGradientBoosting gibi üç farklı gelişmiş gradyan artırma (gradient boosting) algoritması karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Modeller, aracın anlık güç talebini (electric_powerDemand) tahmin etmek üzere, araç dinamiği, operasyonel durum ve çevresel koşulları içeren on bir adet girdi özelliği kullanılarak eğitilmiştir. Yapılan deneysel çalışmalar, zaman serisi çapraz doğrulama (TimeSeriesSplit) yöntemiyle değerlendirildiğinde, gradyan artırma modellerinin temel MLR modelinden (ortalama R² ≈ 0.72) bariz şekilde daha üstün bir performans sergilediğini göstermiştir. Bu modeller arasında LightGBM, ortalama R² ≈ 0.977 skoru ile en yüksek tahmin doğruluğuna ulaşmıştır. Bu bulgu, EB’lerin enerji tüketim dinamiklerinin doğrusal olmayan ve karmaşık bir yapıya sahip olduğunu teyit etmektedir. Nihai model üzerinde yapılan özellik önem analizi, traction_tractionForce (çekiş kuvveti) ve odometry_vehicleSpeed (araç hızı) değişkenlerinin modelin performansını belirlemede en baskın faktörler olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın en önemli çıktısı olarak, en iyi performansı gösteren nihai model, daha önce hiç görmediği bağımsız bir test (holdout) verisi üzerinde test edilmiştir. Bu son değerlendirmede model, anlık güç talebini %97,59'luk bir R² skoru ile tahmin etmiş ve bir tam görevin toplam enerji tüketimini ise %0.08 gibi son derece düşük bir hata payıyla öngörmeyi başarmıştır. Bu sonuçlar, yüksek frekanslı verilerin gelişmiş makine öğrenmesi modelleriyle entegrasyonunun, elektrikli otobüslerde enerji tüketimi tahmininin doğruluğunu kayda değer biçimde artırdığını kanıtlamaktadır. Geliştirilen bu model, filo yönetimi, güzergâh optimizasyonu ve şarj altyapısı planlaması gibi alanlarda karar destek sistemleri için güvenilir bir temel oluşturma potansiyeline sahiptir.
  • Öğe
    Filaman sarım CTP borularda çap farkının mekanik özelliklere etkisinin araştırılması
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Yılmaz, Ahmet; Gemi, Lokman
    Bu çalışma, basınçlı akışkanların taşınmasında, kimyasal madde ve endüstriyel sıvıların iletimi ile, petrol ve doğalgaz hatlarında kullanılan cam elyaf takviyeli plastik (CTP) kompozit boruların farklı çaplardaki mekanik davranışlarını deneysel olarak incelemiş ve karşılaştırmıştır. CTP kompozit borular, düşük ağırlık, yüksek korozyon direnci ve kolay montaj gibi avantajları sayesinde geniş kullanım alanına sahiptir. Kullanım ömürleri boyunca CTP kompozit borular yüksek basınç ve çevresel yükler gibi iç ve dış etkiler nedeniyle hasara uğrayabilir. Bu yüklerin etkisiyle borularda; matris çatlağı, elyaf hasarı ve delaminasyon gibi farklı hasar tipleri oluşabilir. Bu tür hasarların neden olduğu mukavemet kaybı, boruların beklenen mukavemet değerlerini sağlayamamasına ve sistem hasarıyla birlikte önemli maddi kayıplara yol açabilir. Bu olumsuz durumları önlemek amacıyla, yapıların iç basınç ve radyal yükler altındaki davranışlarının, çap/et kalınlığı oranı (D/t) ve sarım açılarının etkileriyle birlikte incelenmesi gerekmektedir. Farklı çaplara ve aynı et kalınlığına sahip boruların patlama, deformasyon ve hasar davranışlarının belirlenmesi bu anlamda büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla; 54, 72 ve 96 mm çaplarında, aynı et kalınlığında (2,4 mm), filaman sarımlı ve ±55° sarım açısına sahip CTP boru numuneleri üretilmiştir. Üretilen numunelere yakma, iç basınç, halka çekme ve yanal basma testleri uygulanmıştır. Yakma testleri ASTM-D2584-18 standartlarına göre yapılarak numunelerin elyaf hacim oranları belirlenmiştir. Statik iç basınç patlatma testleri ASTM D1599-14 standardına göre yapılarak, çap farkının patlama basınçlarına olan etkisi ortaya konulmuş ve maksimum gerilme ile mekanik dayanıma etkisi tespit edilmiştir. Halka çekme deneyleri ASTM D2290-16 standardına göre yapılarak, maksimum gerilme değerleri elde edilmiş ve patlatma testi ile karşılaştırılmıştır. Yanal basma testi ASTM D2412-21 standardına göre yapılarak çap farkının etkisi incelenmiştir. Deneylerin sonrasında CTP borular, görüntüleme yöntemleri ve optik mikroskop ile incelenerek makro/mikro hasar analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, teğetsel gerilme ve Poisson oranı değerleriyle birlikte değerlendirilmiş, çap farkının mukavemete etkisi karşılaştırmalı olarak detaylı biçimde gösterilmiştir. Boru tasarımında çap/et kalınlığı oranının kritik bir parametre olduğu bu çalışma ile ortaya konulmuştur.
  • Öğe
    Farklı yöntemlerle üretilen pirinç ve soya sütü tozlarının süt ikamesi olarak kek üretiminde kullanımı
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Güven, Dilara; Ertaş, Nilgün; Aslan, Mine
    Bu çalışmada pirinç ve soya kaynaklı bitkisel sütler farklı üretim yöntemleriyle hazırlanmış, iki kurutma tekniği (dondurarak kurutma ve kırınım pencereli kurutma) kullanılarak toz hâline getirilmiş ve elde edilen tozların kek üretiminde inek sütü tozuna alternatif olarak değerlendirilebilirliği araştırılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında pirinç ve soya sütleri; kontrol (işlem görmemiş), geleneksel ısıl işlem, mikrodalga ve ultrason olmak üzere dört farklı üretim yöntemiyle üretilmiştir. Elde edilen bitkisel sütlerde renk, pH, toplam çözünen madde, protein çözünürlüğü ve stabilite gibi parametreler incelenmiştir. Analizler sonucunda mikrodalga işleminin diğer yöntemlere kıyasla istenmeyen renk değişimlerine neden olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar oluşturduğu belirlenmiş, bu nedenle mikrodalga işlemi sonraki aşamalarda kullanılmamıştır. İkinci aşamada seçilen süt örnekleri dondurarak kurutma ve kırınım pencereli kurutma yöntemleriyle toz hâline getirilmiştir. Dondurarak kurutma yöntemiyle elde edilen süt tozlarında emülsiyon ve köpük kapasitesi, parçacık yoğunluğu ve porozite değerleri yüksek bulunmuş, ayrıca renk özelliklerinin daha iyi korunduğu tespit edilmiştir. Kırınım pencereli kurutma yöntemiyle elde edilen tozlarda ise yığın ve sıkıştırılmış yoğunluk değerleri yüksek, Carr indeksi ve Hausner oranı düşük bulunmuştur. Son aşamada, renk ve fonksiyonel özelliklerin korunmasındaki üstünlük nedeniyle dondurarak kurutma ile üretilen kontrol, geleneksel ve ultrason gruplarına ait süt tozları kek formülasyonlarında inek sütü tozu yerine belirli oranlarda ikame edilmiştir. Kek hamurlarında pH ve yoğunluk değerlerinin süt tozu türüne bağlı olarak değiştiği; pişmiş ürünlerde pirinç tozu içeren keklerin daha açık ve parlak renkte, soya tozu içeren keklerin ise daha koyu kırmızımsı tonda olduğu belirlenmiştir. Hacim indeksi değerlerinde özellikle ultrason grubunda artış gözlemlenirken, sertlik değerleri düşmüş, esneklik değerleri artmıştır. Ayrıca, soya içeren keklerde toplam fenolik madde miktarı daha yüksek bulunmuştur. Duyusal değerlendirmede inek sütü tozu genel beğenide üstünlük gösterirken, ultrason uygulanmış soya sütü tozunun tat, koku, renk ve genel beğeni puanlarını artırdığı; pirinçte ise ultrason uygulamasının tat ve koku puanlarını düşürdüğü belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, dondurarak kurutma ile ultrason yönteminin birlikte uygulanmasıyla elde edilen bitkisel süt tozlarının kek üretiminde teknolojik olarak kullanılabilir ve kısmen fonksiyonel üstünlükler sunan potansiyel bir alternatif oluşturduğunu göstermektedir.
  • Öğe
    Mxene esaslı elektrokimyasal kiral sensörün geliştirilmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Hasanova, Sevda; Zor, Erhan
    Bu çalışmada, MXene ve β-siklodekstrin ilk kez birlikte kullanılarak β-CD@MXene/SPCE tabanlı elektrokimyasal kiral sensör geliştirilmiş ve D- ile L-tirozin enantiyomerlerinin tayini başarıyla gerçekleştirilmiştir. Malzemenin morfolojik ve yapısal karakterizasyonu FE-SEM, TEM, XRD ve FTIR teknikleriyle doğrulanmıştır. Elektrotların elektrokimyasal özellikleri döngüsel voltametri (CV) ve elektrokimyasal empedans spektroskopisi (EIS) ile incelenmiş; Nyquist eğrilerinde gözlenen yarıçap değişimleri yüzey modifikasyonunun performans üzerindeki etkisini ortaya konmuştur. Voltametrik çalışmalar sonucunda yalnızca D- ve L-tirozin için farklı sinyaller elde edilmiş, diğer amino asit enantiyomerlerinde ayrım gözlenmemiştir. CV ve diferansiyel puls voltametri (DPV) ile yapılan kalibrasyonlarda konsantrasyon artışıyla oksidasyon pik akımlarında doğrusal bir yükseliş saptanmış; LOD değerleri D- ve L-tirozin için sırasıyla 6,47 ve 10,63 µM, LOQ değerleri ise 19,62 ve 31,92 µM olarak hesaplanmıştır. Rasemik karışım analizleri sistemin seçiciliğini doğrulamıştır. Gerçek örnek uygulamasında, seyretilmiş insan serumu kullanılarak kronoamperometri tekniğiyle 0–100 µM aralığında ölçümler yapılmış ve güçlü, doğrusal yanıtlar elde edilmiştir. Serum örneklerinde LOD değerleri 3,15 ve 4,68 µM, LOQ değerleri ise 9,45 ve 14,05 µM olarak bulunmuştur. Karşılaştırmalı elektrot testleri, βCD@MXene/SPCE’nin yüksek seçicilik, tekrarlanabilirlik ve sinyal kalitesi sunduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar, β-CD@MXene/SPCE elektrotun D- ve L-tirozin ayırt edilmesi için yüksek hassasiyet ve biyolojik örneklerde güvenilir performans sağlayan yenilikçi bir elektrokimyasal kiral sensör olduğunu ortaya koymaktadır.
  • Öğe
    Konya kent merkezinde bulunan 20.yy. ilk çeyreğine ait kagir yapı örgü harçları ve restorasyon çalışmalarında kullanılacak harç önerisi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Özyurt, Mehmet Şamil; Yaldız, Esra
    Taşınmaz kültür varlıkları olan mimari miras yapılarının korunması, toplumların tarih boyunca oluşturduğu sosyolojik, kültürel ve çevresel olgularının belgelenerek, gelecek kuşaklara bilimsel yöntemlerle aktarılması ile değer kazanmaktadır. Yapılarda yapılacak restorasyon ve onarım müdahalelerinin, yapının özgünlüğüne zarar vermeden, özgün değerlerini koruyarak, belge değerinde geleceğe ulaştırılması korumanın bütünselliği için önemlidir. Bu bağlamda tez çalışması için Konya’da bulunan 20.yy. ilk çeyreğine tarihlenen kagir yapıların duvar örgü harçları incelenmiş, Hemşire Lojmanı Binası, Kız Öğretmen Okulu, Hakimiyeti Milliye İlkokulu, İsmet Paşa İlkokulu, Gazi Lisesi ve Sanayi Mektebi özgün harç morfolojisinin tespiti için örnek yapılar olarak seçilmiştir. Çalışma evrenini oluşturan altı tescilli yapı için KUDEB ve MEB yasal izin süreci sonrasında, özgün duvarlarından 25 adet özgün harç örneği alınarak; görsel analizler (renk, lif yapısı, agrega özellikleri), fiziksel (gerçek yoğunluk, görünür yoğunluk, hacimce ve kütlece su emme, porozite/kompozite) analizler, kimyasal ve mineralojik (XRF, XRD, FE-SEM, TGA-DSC, asit ve kızdırma kaybı) analizler yapılarak, döneme ve yapı türüne ait özgün harç morfolojisi görsel, fiziksel, kimyasal ve mineralojik uyumluluk kriterleri altında belirlenmiştir. Belirlenen özgün harç özelliklerine uygun beş farklı öneri onarım harcı KTB Birim Fiyat Poz Analizleri’nde bulunan ‘’V.0114 Kıtıklı Kireç Harcı’’ ve ‘’V.01118/B Horasan Harcı’’ rayiçleri özgün harç morfolojisine göre yorumlanarak Sille taşı tozu, volkanik tüf ve kiremit tozu eklenerek hazırlanmıştır. Hazırlanan öneri onarım harçları, özgün harçlar ile aynı deney yöntemleri ile analiz edilerek, çalışma kapsamında özgün harçlarla uyumluluk karşılaştırması yapılmıştır. Uyumluluk değerlendirme tablosu ile öneri harçlardan kiremit tozu katkılı kıtıklı kireç harcı olan ÖH H-04 örneği uyumlu olarak belirlenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda, yapılan karşılaştırma ile döneme ve yapı türüne ait, yapılacak restorasyonlarda kullanılmak üzere uyumluluk kriterleri üzerinden onarım harcı önerisi bu tez çalışması ile yorumlanmıştır.
  • Öğe
    Okul öncesi eğitim mekanlarında işitsel peyzaj algısının kullanıcı odaklı değerlendirilmesi: Diyarbakır örneği
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Erzurum Sonuç, Eda Nur; Dereli, Mustafa; Çakır Aydın, Derya
    Eğitim yapıları, çocukların gelişiminde yalnızca bilişsel öğrenmenin gerçekleştiği alanlar değil, aynı zamanda sosyal ve duygusal gelişimin de biçimlendiği yaşamsal mekânlardır. Bu nedenle, bu yapıların sunduğu çevresel koşullardan özellikle de işitsel ortamın bireylerin gelişim süreçleri üzerindeki etkilerinin çok yönlü olarak değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, okul öncesi eğitim yapılarında işitsel çevrenin kullanıcılar üzerindeki etkilerini hem nesnel akustik ölçümler hem de öznel algısal değerlendirmeler aracılığıyla incelemektir. Bu doğrultuda, eğitim ortamlarının fiziksel ve psikolojik açıdan destekleyici nitelikteki işitsel özelliklerinin belirlenmesi ve anaokulu mekânlarında akustik konforun iyileştirilmesine yönelik farkındalık oluşturulması hedeflenmiştir. Araştırmanın kapsamı, Diyarbakır ilinde Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı üç bağımsız anaokulunu içermektedir. Çalışmada açık mekân olarak okul bahçesi; iç mekânlar olarak ise sınıflar, yemekhane, çok amaçlı salon, giriş fuayesi ve koridorlar incelenmiştir. Çalışma hem nitel hem de nicel veri toplama yöntemleriyle yürütülmüştür. Nitel veriler, işitme problemi bulunmayan öğretmen, idari personel ve yardımcı personelden görüşme ve anket aracılığıyla elde edilmiştir. Nicel veriler ise hacim akustiği ölçümleri ve binaural ses kayıtları üzerinden toplanmıştır. Elde edilen bulgular eğitim ortamlarında yalnızca gürültü düzeyinin değil, aynı zamanda sesin niteliği ve bireyler tarafından algılanma biçiminin de fiziksel çevre düzenlemelerinde dikkate alınması gereken önemli bir parametre olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda araştırma, anaokullarının akustik çevresinin iyileştirilmesine katkı sunmayı ve eğitim yapılarında işitsel peyzaj konusunda farkındalığı artırmayı hedeflemektedir.
  • Öğe
    Odun atıklardan üretilen aktif karbonun kauçuk matrisli bileşiklerde kullanımı ve karakterizasyonu
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Zeybek, Tuba; Bülbül, Şaban
    Bu çalışmada, Nitril Bütadien Kauçuk (NBR) bileşiklerinin mekanik ve fiziksel özelliklerini iyileştirmek amacıyla odun atıklarından iki farklı kimyasal aktivasyon yöntemi kullanılarak aktif karbon sentezlenmiştir. Fosforik asit (H3PO4) ve çinko klorür (ZnCI2) aktivasyon ajanlarıyla üretilen aktif karbonların yapısal karakterizasyonu için Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FT-IR) ile fonksiyonel grup analizleri, Alan Emisyonlu Taramalı Elektron Mikroskobu (FE-SEM) ile morfolojik incelemeler ve Enerji Dağılım Spektrometresi (EDS) ile elementel analizler gerçekleştirilmiştir. Deneysel çalışmada, kontrol grubu olarak standart karbon siyahı içeren numuneler hazırlanmış ve bunlara ek olarak H3PO4 ile aktive edilen aktif karbon %5, %10, %15 ve %20, ZnCI2 ile aktive edilen aktif karbon ise %5, %10, %15 ve %20 oranlarında ilave edilerek toplam dokuz farklı bileşik formülasyonu geliştirilmiştir. Hazırlanan tüm numunelerin yoğunluk, sertlik, kopma dayanımı ve uzama değerleri ölçülmüş, ayrıca FESEM ve X-ışını haritalama teknikleri ile mikroyapısal karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar hem kendi aralarında hem de endüstriyel standartlarla karşılaştırılarak detaylı bir şekilde değerlendirilmiştir. Bu sonuçlara göre optimum performansın %5 aktif karbon içeren bileşiklerde elde edildiği tespit edilmiştir. Fosforik asit ile aktive edilen OAA5 numunesi, mekanik mukavemet ve esneklik açısından en üstün özellikleri sergilerken; çinko klorür ile üretilen OAT numuneleri ise yüksek yüzey alanı gerektiren uygulamalar için daha uygun bulunmuştur. Bu kapsamlı araştırma, odun atıklarından üretilen aktif karbonun kauçuk bileşiklerde dolgu maddesi olarak kullanım potansiyelini ortaya koyarken, aynı zamanda farklı aktivasyon yöntemlerinin bileşik özellikleri üzerindeki etkilerini sistematik olarak incelemektedir. Çalışma sonuçları, sürdürülebilir malzeme geliştirme alanına önemli katkılar sunarken, endüstriyel uygulamalar için de yol gösterici niteliktedir.
  • Öğe
    Polimerlerin elektroeğirme yöntemiyle geri dönüşümü ve mekanik özelliklerinin incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Üstün, Asım; Çetin, Mehmet Emin
    Bu tez çalışmasında, polimer atıklarından katma değerli ürünler elde etmek amacıyla geri dönüştürülmüş akrilik elyafın (orlon) elektroeğirme yöntemiyle karbon elyaf öncüsü olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Çalışmanın temel amacı, düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir kaynak olan geri dönüştürülmüş akrilik elyaftan üretilen nanoliflerin mekanik performansını, endüstri standardı olan saf poliakrilonitril (PAN) ile karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Bu kapsamda, saf PAN ve geri dönüştürülmüş akrilik elyaf, N,Ndimetilformamid (DMF) içerisinde çözülerek %10'luk polimer çözeltileri hazırlanmış ve sabit proses parametreleri (15 kV gerilim, 1 mL/saat akış hızı, 13-14 cm mesafe) altında elektroeğirme yöntemiyle nanolif matları üretilmiştir. Üretilen nanoliflerin morfolojik, kimyasal ve mekanik özellikleri sırasıyla Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR), X-Işını Difraksiyonu(XRD) ve çekme testi ile karakterize edilmiştir. Elde edilen bulgular, geri dönüştürülmüş akrilik elyaftan başarılı bir şekilde nanolif üretilebildiğini, ancak saf PAN'a kıyasla daha heterojen bir lif morfolojisi sergilediğini göstermiştir. Bununla birlikte, elde edilen sonuçlar, geri dönüştürülmüş akriliğin maliyet etkinliği sayesinde, havacılık gibi ultra yüksek performans gerektiren kompozit, filtrasyon ve enerji depolama gibi endüstriyel uygulamalar için potansiyel bir alternatif olabileceğini göstermektedir.
  • Öğe
    Torna tezgahı için dinamometre tasarımı ve imalatı
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Değer, Hasan Hüseyin; Asiltürk, İlhan
    Bu tez kapsamında, torna tezgâhlarında işleme sırasında ortaya çıkan kesme kuvvetlerinin gerçek zamanlı ve doğru biçimde ölçülmesini sağlayacak bir dinamometre sistemi tasarlanmış ve üretilmiştir. Çalışmanın amacı, talaşlı imalat süreçlerinde kesme kuvvetlerinin güvenilir şekilde ölçülmesini sağlayarak verim kayıplarını ve yüzey kalitesi problemlerini azaltmaya yönelik uygulanabilir bir ölçüm çözümü geliştirmektir. Bu doğrultuda, dinamometre gövdesi torna tezgâhına entegre edilebilecek şekilde tasarlanmış ve ölçüm sistemi iki adet 150 kg kapasiteli, 1 g hassasiyetli basma tip loadcell kullanılarak oluşturulmuştur. Geliştirilen dinamometrenin güvenilirliğini belirlemek amacıyla statik kalibrasyon testleri gerçekleştirilmiş; ölçüm doğruluğu, lineerlik ve tekrarlanabilirlik özellikleri değerlendirilmiştir. Kalibrasyon sonuçları, sistemin kararlı ve doğrusal bir ölçüm davranışı sergilediğini göstermiştir. Deneysel çalışmalarda iş parçası malzemesi olarak AISI 6150 çeliği kullanılmış ve her biri aynı özelliklere sahip 4 adet numune üzerinde deneyler gerçekleştirilmiştir. Farklı işleme parametrelerinin etkisini incelemek amacıyla 4 farklı devir sayısı (250, 500, 750 ve 1000 dev/dk), 3 farklı ilerleme (0,10; 0,20; 0,30 mm/dev) ve 3 farklı talaş derinliği (1, 2 ve 3 mm) kullanılarak toplam 27 deney kombinasyonu oluşturulmuş, her deney 3 tekrar şeklinde uygulanarak toplam 81 deney gerçekleştirilmiştir. Deney sonuçlarına göre ölçümlerin yaklaşık %70’inin stabil olduğu belirlenmiştir. En uygun işleme koşulları, 1000 dev/dk devir sayısı, 0,10 mm/dev ilerleme ve 1 mm talaş derinliği kombinasyonunda elde edilmiştir. Bu parametrelerde en düşük yüzey pürüzlülüğü ve kesme kuvveti değerleri ölçülmüş olup, Ra = 0,56 µm, Rz = 2,25 µm, kesme kuvveti (Fc) = 136,78 N ve ilerleme kuvveti (Ff) = 17,33 N olarak belirlenmiştir. En olumsuz sonuçlar ise 500 dev/dk devir, 0,30 mm/dev ilerleme ve 2 mm talaş derinliği koşullarında elde edilmiş; bu durumda Ra = 3,03 µm, Rz = 9,50 µm, Fc = 1078,60 N ve Ff = 155,36 N değerleri ölçülmüştür. Sonuç olarak, torna tezgâhları için düşük maliyetli, yüksek hassasiyetli ve endüstriyel uygulamalara uygun bir dinamometre sistemi geliştirilmiştir. Elde edilen sayısal ve deneysel sonuçlar, geliştirilen sistemin hem akademik çalışmalarda kesme kuvvetlerinin analizi hem de endüstriyel üretim süreçlerinde optimum işleme parametrelerinin belirlenmesi amacıyla etkin bir şekilde kullanılabileceğini göstermektedir.
  • Öğe
    Düzlemsel termal güneş kolektörlerinde temel tasarım parametrelerinin verim üzerinde etkilerinin deneysel ve sayısal incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Özden, Ekrem; Kaya, Mehmet Numan
    Bu çalışmada, düzlemsel güneş kolektörlerinin ısıl performansını etkileyen temel tasarım ve işletme parametreleri hem deneysel hem de sayısal olarak incelenmiştir. Çalışma kapsamında TRNSYS yazılımında oluşturulan kolektör modeli, farklı koşullarda test edilen düzlemsel kolektörden elde edilen deneysel veriler ile doğrulanmıştır. Deneysel ve sayısal sonuçlar arasında güçlü bir uyum gözlenmiş, maksimum sapma yaklaşık %4 olarak belirlenmiştir. Analizler, debi, giriş suyu sıcaklığı, ortam sıcaklığı, boru çapı, soğuruculuk, yayıcılık, plaka-cam aralığı ile yalıtım malzemesi ve kalınlığı gibi parametrelerin kolektör verimi üzerindeki etkilerini kapsamlı biçimde ortaya koymuştur. Sonuçlar, en yüksek verimin 175–225 kg/h debi aralığında ve 30–34°C ortam sıcaklıklarında elde edildiğini göstermektedir. 175 kg/h debide kolektör verimi %81,2, 34°C ortam sıcaklığında ise %84,1 olarak hesaplanmıştır. Soğuruculuk ile kolektör verimi arasında doğrusal bir ilişki olduğu görülmüş, soğuruculuk oranının 0,60’tan 0,95’e yükselmesiyle termal verimin %48,4’ten %81,2’ye yükseldiği tespit edilmiştir. Yayıcılık oranının 0,05’ten 0,40’a çıkması verimde yaklaşık %8,3’lük bir azalmaya yol açmıştır; ancak bu etkinin soğuruculuk artışına kıyasla daha zayıf olduğu görülmüştür. Ayrıca, ısı iletkenlik katsayısı 0,015–0,050 W/m·K aralığında değişen farklı yalıtım malzemelerin simülasyonları, 50 mm yalıtım kalınlığında %82’ye ulaşan bir verim elde edildiğini, 45 mm üzerindeki kalınlıklarda verim artışının ihmal edilebilir seviyede olduğunu göstermiştir. Plaka-cam aralığının 13 mm olduğu durumda ise en yüksek verim değerine ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, kolektörün geometrik ve malzeme özelliklerinin ısıl performans üzerinde doğrudan etkili olduğunu ve özellikle debi, soğuruculuk ve yalıtım kalınlığı gibi parametrelerin tasarım açısından kritik öneme sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca bu çalışma, TRNSYS yazılımının düzlemsel güneş kolektörlerinin ısıl ve tasarımsal performanslarının tahmininde güvenilir bir araç olduğunu göstermekte ve yüksek verimli termal güneş kolektörlerinin tasarımına yönelik bir referans sunmaktadır.