Fen Bilimleri Enstitüsü Tez Koleskiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 1102
  • Öğe
    İki boyutlu (p,q) - Chlodowsky Bernstein operatörlerinin bazı yaklaşım özellikleri
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Ayık, Adem; Karabıyık, Ümit
    Bu çalışmada, (𝑝, 𝑞)-tamsayılarına dayalı iki boyutlu Chlodowsky tipi Bernstein ve bulanık (𝑝, 𝑞)- Chlodowsky tipi iki boyutlu Bernstein operatörleri tanıtılmıştır. Yeni operatörün yaklaşım özellikleri Korovkin tipi teorem yardımıyla incelenmiştir. Süreklilik modülü ile Lipschitz tipi maksimum fonksiyonu kullanılarak yakınsama hızları belirlenmiştir. Bu operatörler için bir Voronovskaja tipi teorem verilerek ağırlıklı yaklaşım özellikleri incelenmiş ve aynı uzayda yakınsama hızı tahmin edilmiştir. Ayrıca Maple ile üretilmiş açıklayıcı grafikleri çizilmiştir. Bulanık mantık uygulaması ile de bulguların yapay zekâ ve bulanık sistemler alanına taşınması, bu tür operatörlerin uygulama alanlarını genişletme potansiyeli taşımaktadır. Bu tez çalışmasının birinci bölümünde, yaklaşımlar teorisinin temel kavramları sunulmuştur. İkinci bölümde, pozitif lineer operatörler, Bernstein polinomları, 𝑞-Bernstein polinomları, Korovkin teoremleri, süreklilik ve ağırlıklı süreklilik modülleri hakkında ve ilerleyen bölümlerde kullanılacak bazı tanım ile teoremlere yer verilmiştir. Üçüncü bölüm ise, (𝑝, 𝑞)-tamsayılarına dayalı iki boyutlu Chlodowsky tipi Bernstein operatörlerinin tanımlanmasına ve bu operatörlerin çeşitli yaklaşım özelliklerinin incelenmesine ayrılmıştır. Dördüncü bölümde, üçüncü bölümde verilen operatörler bulanık mantık çerçevesinde genişletilmiş ve buna ilişkin bulanık versiyonları ortaya konulmuştur. Tezin son bölümünde ise çalışmadan elde edilen bulgular özetlenmiş, sonuçlar tartışılmış ve gelecekte yapılabilecek araştırmalara yönelik öneriler sunulmuştur.
  • Öğe
    Pankreas kanserinde gemsitabin ile birlikte yeşil sentez yöntemiyle ve grafen oksit ile kompozit yapıda sentezlenen gümüş nanopartiküllerin sinerjistik etkisinin araştırılması
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Çalkap, Hacer; Korucu, Emine Nedime
    Pankreatik duktal adenokarsinom (PDAC), katı tümörler arasında progresyon seviyesi en yüksek olan agresif tümörlerdendir. Kansere bağlı ölüm sıralamasında, 5 yıllık sağ kalım verileri incelendiğinde yaşam beklentisi en düşük maligniteler arasında yer alır. Pankreasın konum itibariyle, vücut derinliğinde yer alması, erken dönemde karakterize belirtilerinin bulunmaması gibi nedenler dolayısıyla; her iki cinsiyet için de ileri evrelerde teşhisi söz konusudur. Dolayısıyla teşhis sonrası tedavilerde progresyonsuz sağ kalım oranları da oldukça düşük seviyelerdedir. Günümüzde kansere yönelik cihaz ve tarama sistemleri her ne kadar gelişmiş düzeyde olsa da, pankreas kanserinde klinik seyir iç açıcı değildir ve küresel bağlamda mortalite indeksleri oldukça yüksektir. PDAC hücrelerinin karakteristik desmoplastik stroması, tedavi esnasında ilaca karşı bariyer oluşturmaktadır. Buna bağlı olarak hücrelerde kemorezistans gelişmektedir. PDAC tanılı hastalarda mevcut kemoterapötik ve immünoterapötik ajanların ilaca verdikleri yanıt ilk aşamada iyi düzeyde olmasına rağmen, zamanla gelişen direnç yapısı tedavi etkinliğini önemli ölçüde sınırlandırmaktadır. Bu durum hastalığın nüksüne sebep olmaktadır. Tüm bu nedenlerden ötürü, PDAC tedavisinde yeni terapötik ajanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Yeşil sentez ile toksisitesi düşürülmüş ve biyouyumluluğu arttırılmış gümüş nanopartiküllerin (AgNP), literatürde yer alan birçok çalışmada antikanser etkileri rapor edilmiştir. AgNP’lerin grafen oksit (GO) ile kompozit yapıda sentezlenerek pankreas kanseri tedavisinde ilaç etken maddesi veya ilaç taşıyıcı sistem olarak kullanılabileceği öngörülmektedir. GO ile kompozit yapısı, AgNP’lerin kararlılığını ve hücre içerisinde stabilizasyonunu arttırıcı etki gösterir. Aynı zamanda, yeşil sentezle elde edilen nanopartiküllerde; bitki özütünün içeriği sayesinde geniş yüzey alanına sahip ve stabilizasyonu arttırılmış nanopartiküller elde edilecektir. Sentezlenen nanopartiküllerin antikanser etkilerine ek olarak antiviral, antibakteriyel, antioksidan etkileri v de bulunmaktadır. Bu yapılar; benzersiz özellikleri sayesinde özellikle tıp alanında yeni terapötik yaklaşımlar çağrıştırmaktadır. Ayrıca bitki materyallerinin ucuz ve kolay bulunur özellik göstermesi, diğer yöntemlere kıyasla daha az toksisite barındırması yeşil sentez metodunu güvenilir ve çevre dostu bir yaklaşım haline getirmektedir. ROS seviyesi üzerinde etki ederek antikanser etki gösteren AgNP’ler özellikle son dönemlerde pankreas da dahil olmak üzere çeşitli kanser türlerinde terapötik ajan olarak kullanılmıştır. Bu tez çalışmasında GO ile kompozit yapıda Laurus nobilis (defne) ekstraktı kullanılarak sentezlenen AgNP’lerin; pankreas kanserinde standart kemoterapi rejimi olan gemsitabin ilacıyla birlikte sinerjistik etkisinin araştırılması, tedavi boyutunda yeni bir bakış açısı oluşturacaktır. Biyolojik olarak sentezlenen AgNP, GO, GO ile kompozit yapıda sentezlenen AgNP’ler(GO-AgNP); UV-Vis, TEM, FESEM-EDX, XRD yöntemleriyle karakterize edilmiştir. Artan konsantrasyonlarda AgNP, GO, GOAgNP’lerin Panc-1 insan pankreas kanseri ve Hek-293 insan embriyonik böbrek hücreleri üzerinde 24 saat inkübasyona maruz bırakılmıştır. Aynı zamanda gemsitabin ilacı da 72 saat boyunca artan konsantrasyonlarda bu hücre hatlarına uygulanmıştır. Sitotoksik etkileri -4,5-dimetil-tiyazolil-2,5- difeniltetrazolyum bromür (MTT) testi kullanılarak belirlenmiş ve IC50 dozu hesaplanmıştır. İlaç ve nanopartikül uygulamasının etkileri anjiyogenez, apoptoz, EMT fizyolojik süreçleri üzerinden analiz edilmiştir. Bu süreçlerde görev alan Bax, Bcl-2, FLT-1, MMP2, TIMP2, VEGFA, VEGFR-2 genlerine etkisi RT-PCR aracılığıyla değerlendirilmiştir. Western blot yöntemi kullanılarak MMP2 genine ait protein düzeyleri değerlendirilmiş ve EMT sürecindeki etkileri yorumlanmıştır.
  • Öğe
    Veri madenciliği kullanarak AChE enzimiyle etkileşen moleküllerin bağlanma eğiliminin tahmini
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Yenen, Merve; Erdaş Çiçek, Özlem
    İlaç keşfi için kullanılan veri setlerinin analizi, verilerin kalitesini ve uygunluğunu değerlendirmek için gereklidir. Veri setlerindeki eğilimlerin, dağılımların ve ilişkilerin analizi, doğru sonuçlar elde etmek için önemlidir. Ayrıca, potansiyel ilaç adaylarını belirlemek için kullanılan moleküler özelliklerin ve etkileşimlerin anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. Bu çalışmada, AChE enzimini inhibe eden bileşiklerin IC50 değerlerini tahmin etmek amacıyla veri madenciliği ve makine öğrenme algoritmaları kullanılmıştır. Biyolojik aktivite verileri, kanonik SMILES dizileri ve Lipinski’nin 5 kuralına dayalı özelliklerle genişletilmiştir. Çalışmada, moleküllerin biyolojik aktivitelerini ve ilaç benzerliklerini tahmin etmek için moleküler parmak izi hesaplamaları yapılmıştır. Farklı uzunluklardaki bit vektörleriyle oluşturulan veri setleri üzerinde Rassal Orman, XGBOOST, Ridge, SVR ve PLS regresyon algoritmaları ile tahminlemeler gerçekleştirilmiştir. Performans değerlendirmesi için k-katlı çapraz geçerleme kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre söz konusu algoritmalardan bazıları seçilerek toplu öğrenim yönteminde tahminleyici olarak kullanılmıştır. Sonuç olarak XGBOOST, PLS ve Ridge tahminleyicilerinin kullanıldığı toplu öğrenim yöntemiyle 0.75 korelasyon ve 0.63 ortalama kare hata değeri ile literatürdeki örneklerine kıyasla daha iyi bir sonuç elde edilmiştir. Ayrıca, standart sapması 0.3’ten küçük olan bit sütunlarının elenmesi ile veri seti küçültülmüş ve modellerin çalışma hızları arttırılmıştır. Bu çalışmada, AChE enzimiyle etkileşen bileşiklerin etkinliğinin belirlenmesinde makine öğrenimi algoritmalarının performansını karşılaştırmalı analiz ederek en iyi IC50 değeri tahmin sonucuna ulaşmak hedeflenmiştir. En iyi IC50 değerini bulmak, bir ilacın hedef enzimi ne kadar etkili durdurduğunu gösterir ve bu sayede, hastalıkların tedavisinde kullanılabilecek en güçlü ilaç adaylarını seçmeye yardımcı olabilir.
  • Öğe
    Konfeksiyon sektöründe baskı ve nakış kalite kontrolünde görüntü işleme yönteminin endüstriyel uygulaması
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Yalçın Kan, Hiranur; Arıkan, Hüseyin; Uzun, Yusuf
    Bu tez, konfeksiyon sektöründe baskı ve nakış kalite kontrol süreçlerinde görüntü işleme tekniklerinin uygulanabilirliğini incelemekte ve Beybo firması üzerinde gerçekleştirilen bir örnek uygulamayı ele almaktadır. Tez kapsamında, baskı ve nakış hatalarının tespitine yönelik bir kalite kontrol sistemi geliştirilmiştir. Sistem, bir referans numune ile üretimden çıkan ürünleri karşılaştırarak hataları otomatik olarak algılayabilmekte ve operatör müdahalesini en aza indirmektedir. Tezde, sistemin yapısı ve işleyişi detaylı bir şekilde açıklanmış; Raspberry Pi tabanlı bir donanım altyapısı ile kamera ve ışıklandırma entegrasyonu gerçekleştirilmiştir. Hataların tespiti sonrasında sistem, görsel bir uyarı mekanizması (kırmızı-yeşil ışık) ile sonuçları operatöre bildirmektedir. Bu uygulama, kalite kontrol süreçlerindeki insan hatalarını azaltmış, verimliliği artırmış ve süreçleri dijitalleştirerek iş gücü maliyetlerini düşürmüştür. Sonuç olarak, görüntü işleme ile kalite kontrol sistemleri, konfeksiyon sektöründe yüksek hassasiyetli hata tespiti ve süreç iyileştirmesi için yenilikçi bir çözüm sunmaktadır. Bu çalışma, sektör için benzer uygulamalara rehberlik edebilecek bir örnek teşkil etmektedir.
  • Öğe
    Forklift üretimi yapan bir işletmede üretim planlama ve ürün çeşitliliği yönetimi: Bir uygulama
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Kaşıkçı, Şeyma; Aktan, Mehmet
    Otomotiv sektörü, teknolojinin gelişmesiyle gün geçtikte daha da kapsamlı kitlelere hitap etmektedir. Bu da dünya pazarında rekabeti arttırmaktadır. Firmaların amacı, tüketici memnuniyeti sağlayarak dünya pazarında kalıcı olmaktır. Bu amaç yalın kavramının doğmasına yardımcı olmuştur. Yalın kavramı; düşük maliyetli, yüksek kaliteli ürünler elde ederken, hurda sayısı ve israfları azaltarak üretimi daha verimli hale getirmeyi amaçlamıştır. Bu çalışma forklift üretimi yapan bir işletmede üretim planlama ve ürün çeşitliliği yönetim konularını incelemeyi amaçlamıştır. Forklift üretimi gibi karmaşık ve çeşitli ürünlerin bulunduğu bu işletmede, etkin bir üretim planlama stratejisi ve ürün çeşitliliği yönetimi, rekabet avantajını sürdürmek için kritik öneme sahiptir. Bu çalışma, belirli bir forklift üretim işletmesinde gerçekleştirilen bir uygulama üzerine odaklanmıştır. Veriler, literatür taraması, gözlem ve mülakatlar yoluyla toplanmıştır. Üretim hattındaki farklı istasyonlardaki süreçler ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve bir yalın üretim tekniği olan değer akış haritalama yöntemiyle değerlendirilmiştir. Değer akış haritalama yöntemiyle mevcut durum haritası ve gelecek durum haritası çizilmiştir. Sonucunda 468.828 dakika olan akış süresi, 56700 dakikaya indirilmiştir. Bu sayede %87,9 oranında bir iyileşme sağlanmıştır.
  • Öğe
    LL-37 nanopartikülleri ile fonksiyonlandırılmış PCL/jelatin fiber örtünün in vitro 3 boyutlu yara modelinde etkinliğinin değerlendirilmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Canatan Ergün, Fazilet; Demirel Kars, Meltem
    Rejeneratif tıp ve doku mühendisliği alanlarında skarsız yara iyileşmeyi sağlamada önemli gelişmeler olsa da halen mükemmel cilt iyileştirme konusu bir zorluk olarak karşımızdadır. Detaylı yara iyileşme süreçlerinin incelenmesinde, in vitro testler; spesifik bileşiklerin etkilerini ve buna bağlı genetik değişimleri değerlendirmede mükemmel bir araç olmaları nedeniyle önem kazanmaktadır. Yara iyileşme aşamalarındaki karmaşıklığı açıklamada iki boyutlu (2B) hücre kültürü yetersiz kalmakta bu süreçte in vitro üç boyutlu (3B) modellerin hücre matrisi ve hücre-hücre etkileşimleri tercih edilmektedir. Hücrelerin tercihi optimal hidrofiliklik, hücresel yapışma, göç ve çoğalma için çok sayıda hücre bağlanma yerine sahip olması açısından doğal polimerlerdir. Ancak doğal polimerlerin yeterli mekanik mukavemetinin olmaması, bir üretimden diğerine varyasyon göstermesi ve patojen bulaşma riskinden dolayı alternatifi sentetik polimerlerdir. Sentetik polimerler dayanıklı mekanik özellik yanında çeşitli çözücüler ve ısıl işlemlerle işlenebilir ancak hücre afinitesi, yüksek hidrofobiklik ve hücre tanıma bölgelerinin olmaması gibi özellikleri mevcuttur. Çözüm olarak doğal-sentetik kompozit polimerlerin kullanımı önerilmektedir. Doktora tez çalışmasında antimikrobiyal peptit (AMP) LL37 enkapsüle edilmiş kitosan nanoparçacıklarının (LL37-CSNP) elde edilmesi için kitosan nanopartiküller (CSNP) iyonotropik jelasyon yöntemi ile üretilmiş, ardından LL37, CSNP’ler ile enkapsüle edilmiştir. İkinci aşamada polikaprolakton (PCL) ve Jelatin (Jel) içeren kompozit polimer çözeltisinin elektro-eğirilmesi ile üretilen fiber mat üzerine LL37 CSNP’ler emdirilmiştir. Üçüncü aşamada fonksiyonlandırılmış fiber matın laboratuvar koşullarında üretilen 3B in vitro insan cilt moldellerine uygulanarak yara iyileştirici etkisi ve antibakteriyel etkisi değerlendirilmiştir. NP’ler ve fiberlerin morfolojileri FE-SEM ile analiz edilmiştir. Kompozit liflerin kimyasal yapılarını karakterize etmek için FTIR spektroskopisi yapılmıştır. Lifli ağın mekanik özellikleri ve ıslanabilirliği ölçülmüştür. Matların in vitro bozunma hızı, mat ağırlığındaki değişikliğin izlenmesiyle belirlenmiştir. Fiber matın antibakteriyel etkisi mikro plakadaki bakteri üremesi belirlenerek değerlendirilmiştir. In vitro üç boyutlu deri modelleri geliştirilmiştir. Dokular üzerinde hematoksilin eosin (H&E) boyama ve immünohistokimyasal incelemeler yapılmıştır. Sonuçlar değerlendirildiğinde, 15 µg/mL LL37 enkapsüle edilmiş olan CSNP’lerin boyutları 210,90±2.59 nm, polidispersite indeksi (PDI) 0,306±0.02 ve Zeta potansiyeli 51,21±0.93 bulunmuştur. 15-LL37-CSNP’lerde LL37 enkapsülesyon verimi %80 bulunurken, NP’lerden LL37 salımı birinci derece modeliyle uyumlu bulunmuştur. LL-37’nin küresel yapı sergileyenen 15-LL37-CSNP’ler göstermiş oldukları fizikokimyasal özellikleri, biyouyumlulukları ve antibakteriyel etkileri ile çalışmanın bir sonraki aşamasında fiberlerin fonksiyonlandırılması için uygun bulunmuştur. PCL/Jel fiber matın fizikokimyasal test sonuçları ortalama iv fiber çaplarının 510,3±227,61 nm olduğunu gösterirken, fiber matın hidrofilik özellikte olması ve biyouyumlu bulunması biyomedikal uygulamalar için uygunluğunu desteklemiştir. Doktora çalışmasının bir diğer aşaması olan in vitro üç boyutlu deri modellerinde H&E ve immünohistokimya analizleriyle involukrin, sitokeratin, laminin proteinlerinin ifadeleri mikroskopik olarak gösterilmiştir. 15-LL37 CSNP’lerin in vitro modellerde punch ile oluşturulan yaraların kapanmasına etkisi MTT analizi ve mikroskopik incelemelerle gösterilmiştir. Tez çalışmasında yara iyileştirme potansiyeli gösteren fonksiyonel biyomalzeme geliştirilmiş olup, yara iyileştirici etkinliği projede geliştirilen yara modellerinde doğrulanmıştır.
  • Öğe
    Sıfır-bölen grafların bazı topolojik indekslerinin incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Annagylyjov, Arslan; Akgüneş, Nihat
    Graf Teorisi, matematiğin en geniş uygulama alanlarından birine sahip teorilerinden biridir. Ağ yapıları, veri analizi, optimizasyon problemleri ve hatta sosyal ağların modellenmesi gibi pek çok alanda kullanılmaktadır. Tez toplamda 4 ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde graf teorinin tarihçesi, tanımı, bazı özellikleri ve bazı graf çeşitleri verilmiştir. İkinci bölümde, tez kapsamında kullanılan kaynaklar detaylı bir şekilde araştırılmış ve içerik bilgileri sunulmuştur. Üçüncü bölümde sıfır bölen grafların ve bazı Zagreb indekslerin tanımları verilerek bu Zagreb indekslerin ters tepe dereceleri kanıtlanmıştır ve örneklendirilmiştir. Dördüncü bölüm çalışmanın sonuçlar ve öneriler kısmını içermektedir.
  • Öğe
    Geliştirilmiş kar erime optimizasyonu algoritması kullanılarak yapay sinir ağının eğitimi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Özdemir, Feyza Nur; Özkış, Ahmet
    Bu çalışmada, yakın zamanda geliştirilen bir metasezgisel algoritma olan Kar Erime Optimizasyonu (SAO) algoritmasının Levy uçuşu yönteminden faydalanılarak performansı iyileştirilmiş ve LevySAO algoritması önerilmiştir. Önerilen algoritma yapay sinir ağları ile hibrit modellenerek YSA’nın eğitiminde kullanılmıştır. Önerilen algoritmanın Levy uçuşundan faydalanma olasılığını belirleyen LevyProb parametresi 0,1, 0,2, …, 0,9, 1,0 değerleri için test edilmiş ve en uygun sonucun LevyProb=0,9 olduğu görülmüştür. Önerilen YSA-LevySAO modeli, literatürde iyi bilinen 15 farklı veri seti-aggregation, aniso, balance, ecoli, glass, iris, iris2D, liver, mouse, pathbased, seeds, smiley, varied, vertebral3, wine – üzerinde çalıştırılmış ve dört farklı metrik – sensitivity, specificity, precision ve F1-score-için performans değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar literatürde iyi bilinen 9 farklı algoritma – AAA, CS, DEA, GWO, HBA, MPA, RSA, SAO, SCA-ile oluşturulan hibrit YSA modelleri ile karşılaştırılarak ortalama başarı sıralamaları (OBS) hesaplanmıştır. Sonuçlar incelendiğinde, önerilen YSA LevySAO modelinin dört metriğin tamamında karşılaştırılan modellerden daha üstün bir performansa sahip olarak ilk sırada yer aldığı gözlemlenmiştir. Modellerin performansları galibiyet/mağlubiyet/beraberlik açısından bire bir karşılaştırıldığında önerilen modelin diğer modellerin tamamından daha fazla sayıda galibiyet elde ettiği görülmüştür. YSA-LevySAO modelinin elde ettiği sonuçların istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığını belirlemek için Wilcoxon işaretli sıralar testi uygulanmıştır. İstatistik sonuçları, önerilen modelin veri setlerinin birçoğunda %95 güven aralığında anlamlı sonuçlar ürettiğini göstermektedir. Ayrıca modellerin eğitim aşamasındaki hata yakınsama performansları incelendiğinde önerilen modelin birçok veri setinde karşılaştırılan modellerden daha hızlı bir yakınsama performansına sahip olduğu görülmüştür.
  • Öğe
    3 serbestlik dereceli helikopter sistemi için gürbüz kontrolcü tasarımı
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Çiftçi, Kübra; Bilgiç, Hasan Hüseyin; Çopur, Engin Hasan
    Helikopter sistemlerinin yüksek kararsızlıklar ve belirsizlikler içermesi bu sistemlerin modellenmesini ve kontrolünü zorlaştırmaktadır. Bu nedenle döner kanat hava araçlarının uçuş kontrol sistemleri için tasarlanan kontrolcülerin gürbüz olması önemlidir. Bu çalışmada, 3 eksende hareket serbestliğine sahip helikopter sistemi üzerinde gürbüz kontrolcü tasarımı amaçlanmıştır. Helikopterin yükselme ve gezinti eksenlerindeki hareket kontrolü için yapılan kontrolcü tasarımlarının ilkinde sisteme ait doğrusal olmayan model kullanılırken, ikincisinde sistemin doğrusal modeli baz alınmıştır. MATLAB/Simulink yazılımları aracılığıyla benzetim ortamında yapılan çalışmada, doğrusal olmayan dinamiklerin kontrolü için SWPIλDμ kontrolcü yapısı önerilmiştir. Bu kontrolcünün kontrol performans üstünlüğünü göstermek için Geleneksel PID kontrolcü yapısı ile karşılaştırmalı sonuçlar sunulmuştur. Kontrolcü yapısı için gürbüzlük değerlendirmesi sırasında üç farklı senaryo oluşturulmuştur. Bunların ilkinde sistem modelinde bulunan parametrelerdeki belirsizlikler Monte Carlo simülasyonlarından yararlanılarak kurgulanmıştır. Ardından yükselme ve gezinti sensörleri için arıza modeli oluşturulmuştur. Böylece parametre belirsizliklerine sahip iki farklı senaryo daha incelenmiştir. Bu senaryolar için kontrolcü performans karşılaştırmalarının sonuçları grafiklerle ve sayısal verilerle sunulmuştur. Elde edilen sonuçlar, önerilen SWPIλDμ kontrol yapısının bozucu etkilere karşı daha gürbüz bir performans sergilediğini ortaya koymuştur. Çalışmanın ikinci kısmında ise helikopter sisteminin doğrusal modeli baz alınarak Azaltılmış Dereceli Gözlemci Tabanlı LQR+I kontrolcü yapısı tasarlanmıştır. Bu kısımda da klasik optimal kontrol yöntemi ile performans karşılaştırmaları gerçekleştirilmiştir. Öncelikle eklenen gözlemci ile LQR kontrolcü yapısında artan kontrol etkinliği gösterilmiş, sonrasında kontrolcünün gürbüzlüğünü göstermek adına sisteme çeşitli bozucu girdilerin uygulandığı durum altındaki performansı değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar önerilen kontrolcü yapısının gürbüz performans sergilediğini ve klasik optimal kontrolcüye göre daha etkin kontrol işareti oluşturduğunu göstermiştir.
  • Öğe
    G-quadruplex stabilizers as metabolic regulator and theranostic agent
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Başar, Beyza; Erbaş Çakmak, Sündüs
    DNA canonical B-form double helix structure can be unwound and some secondary structures critical for the regulation of some metabolic processes such as replication and transcription can be generated. Among these structures, G-quadruplexes (G4s) have gained attention due to their key roles in cellular metabolism as regulatory elements. Therefore, G4 structures have been under focus and many studies have been conducted to understand their cellular roles. It is estimated that there are more than 700,000 potential G4 structures in the human genome, and more than 40% of genome promoters may contain G4 structures. Reduction of expression of oncogenes through stabilization of G4 promoter regions with the use of G4 ligands causes dysregulation of cellular metabolism resulting in apoptosis as well. Moreover, the genomic instability provided by G4 stabilization interferes with helicase activity and can induce DNA damage. Therefore, G-quadruplexes are potential target for cancer studies. In this thesis study, novel G-quadruplex ligands were developed as chlorambucil bearing metabolic regulator (L1) and theranostic agent (L2) which has dual capacity (both therapeutic and diagnostic) upon binding DNA G-quadruplex regions of the oncogenes. Compound L1 with BODIPY planar backbone was able to suppress certain oncogene expressions through binding to G4 region. Furthermore, the anti-metastatic effect of L1 was also shown in cell migration assay where wound closure was significantly inhibited by the ligand. The theranostic ligand L2 has two fluorescent units that could cause a change in emission after binding to G4 structure like a fluorescent probe. This compound could have enhanced emission and inhibit oncogene expression after binding to DNA G4 region.
  • Öğe
    Development of new low pH activatable hydrazone-based, near-infrared region absorbable photodynamic threapy agents
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Boyacı, Ayşe İlayda; Aslan, Tuğba Nur; Çakmak, Yusuf
    Photodynamic therapy (PDT) is considered as an alternative method to traditional treatment methods in the treatment of oncological and non-oncological diseases. It is a method that works with a combination of harmless light, oxygen and prodrug photosensitizers (PS). PDT use has been supported in various types of cancer, treatment of acne, psoriasis and antimicrobial surfaces or treatments. Water solubility and near-IR absorption are important and desirable features of photosensitizers. In addition, photosensitizers specifically directed at cancer cells can increase treatment safety by targeting cancer cells without damaging healthy tissues. Activation of the PSs in the acidic medium is a method to inhibit off- target activation due to the low pH of the cancerous tissues. In this thesis, pH-sensitive (low pH-activating), near-IR absorbing, aqueous medium soluble BODIPY-based photosensitizers containing hydrazone bonds were designed and synthesized. Among the five new PS prodrug molecules, two of them are bearing iodine heavy atoms (7 and PB1) and the other three are heavy-atom-free (7H, PB1H, PB2H). It was determined that heavy atom bearing 7 and PB1 are much more effective and have high singlet oxygen quantum yields. After analysis of the PSs, it was determined that hydrazone bond bearing caged structure PB1 has decreased activity compared to the activated molecule 7. Therefore, PB1 could be employed as a low pH-activating prodrug PS. The photocytotoxicity studies were also employed successfully using in vitro studies on MCF-7 human breast cancer cell lines.
  • Öğe
    Arsenik ve kurşun streslerinin Lemna trisulca bitkilerindeki büyüme, su içeriği veantioksidan enzim sistemi üzerine etkileri
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Erdoğan, Göksu; Özfidan Konakçı, Ceyda
    Lemnaceae, dünya çapında tatlı su ekosistemlerinde yaygın olarak bulunan küçük su bitkileridir. En sık karşılaşılan türler arasında su ekosistemlerinde önemli bir rol oynayan Lemna trisulca (Su mercimeği) bulunur. Su mercimekleri hızlı büyüme hızlarıyla karakterize edilirler, bu da onları ekolojik, genetik, fizyolojik, biyokimyasal ve biyoteknolojik çalışmalar için popüler bir seçim haline getirir. Ekolojik önemlerine rağmen, birleşik çevresel faktörlerin su mercimeği fizyolojisi üzerindeki etkileri, özellikle metal toksisitesinin eş zamanlı etkisi açısından yeterince araştırılmamıştır. Tezimizde sodyum arsenat (As, 100 μM Na2HAsO4) ve kurşun nitrat (Pb, 100 μM Pb(NO3)2) uygulanan Lemna trisulca bitkilerinin su içeriği, antioksidan sistemi ve lipid peroksidasyonu araştırılmıştır. Bağıl su içeriği (RWC), stres uygulaması altında azalma göstermiştir. As veya Pb uygulamaları prolin miktarında azalmaya neden olmuştur. Hem tek başına hem de birlikte uygulanan As ve Pb uygulamalarında SOD aktivitesi artmıştır. En yüksek SOD artışı As gruplarındadır. H2O2’yi süpüren CAT aktivitesi As ve Pb uygulamalarından sonra artma göstermiştir. CAT2 bant yoğunluğu bu gruplarda dikkat çekicidir. Elektroforetik olarak yapılan analizde POX, 2 bant göstermiş olup total POX aktivitesi artmıştır. As veya Pb uygulanan bitkilerin yapraklarında CAT ve POX ve streslerin kombine olarak uygulanan gruplarında ise POX ile süpürülmeye çalışılmıştır. Bu antioksidan sistemdeki artışa rağmen, enzim aktivitesi H2O2 süpürmede yetersiz olup As, Pb ve As+Pb gruplarında H2O2 artışları izlenmiştir. Bu analiz sonuna paralel olarak lipid peroksidasyon düzeyinde (TBARS miktarı) stres gruplarında artma izlenmiştir. Bu analizlerde elde edilen sonuçlar göstermiştir ki, arsenik ve kurşun toksitesi Lemna trisulca bitkilerinde hem su içeriğinde bozulmalara neden olmuş hem de yetersiz antioksidan sistem sebebiyle lipid peroksidasyon ile sonuçlanmıştır.
  • Öğe
    Onkoprotein c-MYC'in hücresel lokalizasyonunu belirleyen moleküllerin geliştirilmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Mısırlılar, Remzi; Erbaş Çakmak, Sündüs
    Birçok kanser türünün gelişiminde önemli bir etkisi olan c-MYC onkoproteini transkripsiyon faktörü olarak hücrede birçok genin anlatımının düzenlenmesinde rol oynamaktadır. Bu genler hücre büyümesi, proliferasyonu ve apoptozu, translasyon, transkripsiyon, hücre döngüsü gibi önemli birçok hücresel fonksiyonları yönetir. C-Myc geninin amplifikasyonu, kromozom translokasyonu, retroviral promotör katılması gibi aşırı aktifleşmesine neden olan etkenler hücresel büyüme ve çoğalma kontrolünün kaybolmasına ve dolayısıyla kanser oluşumuna olanak tanımaktadır. C-Myc’in aktive olabilmesi için Max yapısı ile heterodimerizasyon gereklidir. Zayıf prognoz ve düşük sağkalım ile ilişikilendirilen c-MYC mutasyonlarına bağlı kanserleri hedeflemek için literatürde doğrudan veya dolaylı olarak c-MYC yolağını inhibe eden yaklaşımlar çalışılmıştır. MYC seviyesini ve/veya hücresel lokalizasyonunu tespit eden, küçük moleküler probların kullanıldığı yaklaşımlar sınırlıdır ve bu alanda daha fazla araştırılma yapılmasına ihtiyaç vardır. Proje kapsamında c-MYC proteinine bağlanan bir modül ile BODIPY floresan probunun birleştirildiği, c-MYC’in hücrede görüntülenmesine imkan veren bir prob üretilmiştir. Probun yüksek kuantum verimine sahip olduğu tespit edilmiş, konfokal mikroskobu ve akış sitometri analizleri ile c-MYC proteininin görüntülenebildiği ispatlanmıştır. C-MYC’i hedefleyen siRNA kullanıldığında floresan sinyalinin üç kattan fazla azaldığı tespit edilmiş olup probun bu proteine spesifik bağlandığı gösterilmiştir. Çekirdek boyası DAPI ile beraber yapılan analizler probun DAPI ile Pearson korelasyon katsayısının 0.989 olduğunu göstermektedir. Bu durum, probun çekirdekte lokalize olan c-MYC proteini görüntülendiğine işaret etmektedir. Probun uygulama dozunda insan akciğer hücrelerine toksik etki oluşturduğu görülmüştür. Probun yapısında c-MYC bağlanan modülünün inhibitör özelliğinden yola çıkılarak elde edilen bileşiğin teranostik özellikleri de incelenmiştir. Prob uygulaması sonucu izole edilen RNA, RT-PCR yöntemi ile kantifiye edilmiş ve probun c-MYC altyolağında yer alan siklin D gen anlatımını doza bağlı olarak istatistiksel olarak anlamlı şekilde %50’den fazla azalttığı görülmüştür. Hücre göçünü kontrol grubuna göre 12 kattan fazla azaltılabildiği tespit edilmiştir ve bu bulgular bileşiğin anti-metastatik etki gösterme potansiyelini göstermektedir. Elde edilen veriler kolay elde edilebilir, kuantum verimi yüksek BODIPY temelli probun teranostik etki göstererek hem c-MYC’i görüntülemek için hem de kanser proliferasyonu için önemli siklin D geninin anlatımını baskılamak için kullanılabileceğine işaret etmektedir.
  • Öğe
    Aspir genotiplerinde gümüş nanopartiküllerin bor stres uygulamaları üzerine etkileri
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Çakır, Kader; Balkan Nalçaiyi, Ayşe Suna
    Aspir (Carthamus tinctorius L.) dünyanın birçok yerinde tarımı yapılan kurak ve yarı kurak bölgelerde de yetişebilen yağlı tohumlu bir bitkidir. Bitkiler için temel besin elementi olan bor (B)’un aşırı alımı bor stresine yol açmaktadır. Bor toksisitesi, aspir bitkisinin gelişimini ve verimini olumsuz etkileyen başlıca abiyotik stres faktörlerinden biridir. Bu çalışmada, çevre dostu ve hızlı bir yöntem olan mikrodalga destekli yeşil sentez yaklaşımı kullanılarak aspir bitkisinden gümüş nanopartikül (Ag NP) sentezlenmiştir. Sentezlenen nanopartiküllerin karakterizasyonu; UV-Görünür Bölge Spektrofotometresi, Taramalı Transmisyon Elektron Mikroskobu (STEM), Enerji Dağılımlı X-ışını Spektroskopisi (EDX), Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektrofotometresi (FTIR), İndüktif Eşleşmiş Plazma Kütle Spektrometresi (ICP MS), Zeta Potansiyeli ve X-ışını Kırınımı (XRD) ile gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, Dinçer ve Koç42 isimli iki aspir genotipi kullanılarak B stresi ve Ag NP uygulaması sonucu meydana gelen morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal yanıtlar değerlendirilmiştir. Bitki genotiplerine 50 ppm Ag NP ve 2, 4 ve 8 mM olmak üzere farklı B konsantrasyonları uygulanarak toplam 16 deney grubu oluşturulmuştur. Deney sonucu elde edilen veriler, Ag NP ve artan B konsantrasyonlarının aspir bitkisinin gelişimi üzerine etkilerini ortaya koymuştur. Artan konsantrasyonlarda B uygulamaları bitki nispi su (RWC) içeriğinin azalmasına, toplam klorofil ve toplam karotenoid miktarlarında kayıplara, fotosentetik aktivitenin düşmesine ve yapraklarda H2O2 içeriğinde artışa neden olarak nekrotik zonların oluşumunu tetiklemiştir. Genotipler stres sırasında açığa çıkan reaktif oksijen türlerini (ROS) detoksifiye edebilmek için antioksidan savunma sistemlerini etkin bir şekilde devreye sokmuştur. Klorofil floresansı ölçümlerinden elde edilen sonuçlarda ise, artan B dozlarında fotosistemler hasar görmüş ve fotosentez kapasitesi azalmışken, NP uygulamalarının, 8mM B uygulamasına kadar bitkinin fotosentetik aparatlarını korumak için katkı sağladığı belirlenmiştir. Elde edilen tüm veriler birlikte değerlendirildiğinde Koç42 çeşidi B toksisitesine daha toleranslı olarak belirlenmiştir. Bu çalışmanın bulguları; uygulanan NP konsantrasyonu, NP uygulama süresi, bitki genotipi, uygulama yapılan bitki organı ve ayrıca bitkiye NP uygulama şeklinin de tarımsal bitkilerde NP uygulamalarına bağlı oluşacak yanıtları önemli ölçüde değiştirebileceğini ortaya koymaktadır.
  • Öğe
    Moleküler modifikasyon yöntemleri ile çözünürlüğü geliştirilen patates kabuğu, ayçekirdeği küspesi ve kahve posası ekstrelerinin antioksidan etkinliklerinin belirlenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Özkılıç, Sıddıka Yusra; Arslan Danacıoğlu, Derya
    Bu çalışmada, kahve posası (KP), ayçekirdeği küspesi (AÇ) ve patates kabuğu (PK) gibi klorojenik asit açısından zengin üç farklı atıktan elde edilen fenolik ekstraktların, üç farklı modifikasyon yöntemi (moleküler hibridizasyon, metilasyon ve dekarboksilasyon) ile yapısal olarak değiştirilmesi ve bu ekstraktların çeşitli model lipit ortamlarında (linoleik asit, keten tohumu yağı, tereyağ ve emülsiye aspir yağı) antioksidan etkinliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yapılan modifikasyon işlemleriyle ekstraktların çözünürlükleri artırılmış ve lipit ortamlarında kullanım potansiyelleri değerlendirilmiştir. Çalışmada, modifiye ekstraktların toplam fenolik madde (TFM) içerikleri, UHPLC ile fenolik bileşik profili, lipofilisite derecesi ve DPPH radikal giderici etkisi analiz edilmiştir. Ek olarak, ekstraktların dört farklı lipit modelinde oksidasyonu geciktirici etkileri peroksit değeri, K232 ve K270 özgül absorbans katsayıları, linoleik asit/β-karoten ağartma yöntemi ve Rancimat cihazı ile ölçülen indüksiyon süresi gibi parametrelerle detaylı olarak incelenmiştir. Sonuçlar, moleküler modifikasyon işlemlerinin ekstraktların lipofilisitesini artırarak yağ sistemlerine uyumunu ve antioksidan aktivitesini anlamlı düzeyde geliştirdiğini ortaya koymuştur. Özellikle moleküler hibridizasyon yöntemi ile modifiye edilen ekstraktların, hem emülsiyon hem de doymamış yağ asitleri içeren sistemlerde en yüksek oksidasyon geciktirme performansını gösterdiği belirlenmiştir. Tüm ekstraktlar arasında, PK kaynaklı ekstraktların modifikasyona en iyi yanıtı verdiği ve linoleik asit ortamında en uzun indüksiyon süresi ile oksidatif stabilite sağladığı gözlenmiştir. Metilasyon işlemiyle elde edilen ekstraktların özellikle keten tohumu yağı ve tereyağ gibi sistemlerde daha iyi çözünebildiği ve bu ortamlarda daha dengeli bir antioksidan etkinlik sergilediği tespit edilmiştir. Dekarboksilasyon ise, fenolik bileşiklerin yapısında karboksil gruplarının iv uzaklaştırılmasıyla lipofilikliği artırmış; ancak bazı sistemlerde antioksidan etkide moleküler hibridizasyona kıyasla daha sınırlı başarı göstermiştir. Öte yandan, β-karoten ağartma analizlerinde, özellikle emülsiyon sistemlerinde hibridizasyonla modifiye edilen ekstraktlar en düşük renk kaybını göstererek serbest radikal gideriminde daha etkili olmuştur. Bu bulgular, fenolik bileşiklerin yalnızca içeriğiyle değil, kimyasal yapıları ve içinde bulundukları ortamla etkileşimleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Çalışma sonucunda, modifiye edilmiş ekstraktların doğal antioksidan olarak kullanımı açısından özellikle yağ içeren gıda ürünlerinde, işlevsel katkı maddesi olarak güçlü bir potansiyele sahip olduğu ortaya konmuştur. Ayrıca, tarımsal atıkların katma değerli ürünlere dönüştürülmesi yoluyla hem ekonomik hem de çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlanmıştır. Bu yönüyle çalışma, doğal antioksidan üretiminde yeni bir yol haritası sunmakta ve modifiye fenolik bileşiklerin fonksiyonel gıdalardaki kullanımına bilimsel dayanak oluşturmaktadır.
  • Öğe
    Afet yönetiminde geçici barınma alanlarının yer seçimi problemi için Afrika Akbabası Optimizasyon Algoritması tabanlı bir yaklaşım
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Yiğit, Nagihan; Haklı, Hüseyin
    Doğal afetlerin yıkıcı etkileri, nüfusun çoğalması, şehirleşmenin artması ve şehirlerdeki yapıların büyümesi ile insan hayatı için tehdit oluşturmaktadır. Doğal afetler sebebiyle her yıl binlerce can kaybı yaşanmaktadır. Araştırmacılar insan hayatı üzerindeki bu tehdidi azaltabilmek ve afetlerin yıkıcı etkisini minimum seviyeye indirebilmek adına afet yönetimi ile ilgili çalışmalar gerçekleştirmektedir. Afet Yönetimi operasyonlarının aşamaları (1) azaltma, (2) hazırlık, (3) müdahale ve (4) iyileştirme olarak dört grupta sınıflandırılmıştır. Tüm bu süreçlerdeki yönetim sorunları da kategorilere ayrılmıştır. Bu problemler (1) acil müdahalenin planlanması, (2) toplu tahliye, (3) tesis yeri, (4) barınak yeri problemi olarak kategorileşmiştir. Bu problemlerin makine öğrenmesi, kesin hesaplama, sezgisel, meta-sezgisel veya hibrit yöntemler ile çözülmesine dair çalışmalar literatürde yerini almıştır. Bu tez çalışmasında Afet Yönetimi problemlerinden barınak yer seçimi problemi meta-sezgisel yöntemler ile ele alınmıştır. Barınak yer seçimi probleminin gerçek bir saha üzerinde uygulanması için Kahramanmaraş ilinin on bir ilçesine ait veriler hazırlanarak bir veri seti oluşturulmuştur. Veri seti için on bir ilçeye ait barınma alanları olabilecek noktaları, barınma alanlarının koordinatları, barınma alanlarının metrekare ölçümleri, mahalleleri, mahalle nüfusları, mahallelerin koordinat bilgileri verileri edinilmiştir. Elde edilen on bir adet veri grubu farklı boyutlardan oluşmaktadır. Problem kapsamı aday barınaklar arasından açılacak barınakların seçilmesi ve nüfusun bu barınaklara yerleştirilmesi süreçlerini içermektedir. Bu amaç ile, aday çözümlerin uygunluk değerinin hesaplanması için kapasite kısıtı altında minimum maliyet ile afetzedeleri minimum mesafeye yerleştirilmesini hedefleyen bir maaliyet fonksiyonu tasarlanmıştır. Fonksiyon ilk kısmında aday çözümlerden açılacak barınakların belirlenmesini, ikinci kısmında ise nüfusun bu barınaklara yerleşme verimliliğinin hesaplanması süreçlerini kapsamaktadır. Çalışmada Afrika Akbabası Optimizasyon Algoritmasının (African Vulture Optimization Algorithm- AVOA) gerçek dünya problemleri üzerindeki başarısı incelenmiştir. AVOA Afrika akbabalarının açlık, işbirlikçi davranış, saldırganlık gibi avlanma sırasındaki davranışlarının modellenmesi ile 2021 yılında literatüre katılmıştır. Esnekliği, çok amaçlı ve kısıt problemleri için uygun olması, keşif sömürü süreçleri dengesi ile başarısını göstermiştir. Bu çalışma ile sürekli problemler için uygulanabilir olan algoritmanın ayrık uzaydaki başarısı incelenmiştir. Ayrık çözüm uzayına taşınması için 24 adet (S- Şekilli, V- Şekilli, U- Şekilli, T- Şekilli, O- Şekilli, Z-Şekilli) transfer fonksiyonu ile ayrıklaştırma işlemi gerçekleştirilmiştir. Transfer fonksiyonlarının performansı beş farklı popülasyon değeri (10, 20, 30, 40, 50) üzerinde test edilmiştir. Sonuçlar analiz edilerek başarılı olan transfer fonksiyonları ve popülasyon değerleri elde edilmiştir. Bu değerler Friedman testi ile analiz edilmiş ve aralarında en başarılı olan parametreler belirlenmiştir. Belirlenen parametreler ile AVOA yöntemi ile elde edilen sonuçlar, son yıllarda iv önerilen algoritmalarda Harris Şahinleri Optimizasyon Algoritması (Harris Hawks Optimization-HHO), Balçık Küfü Algoritması (Slime Mould Algorithm-SMA) ve Balina Optimizasyon Algoritması (Whale Optimization Algorithm-WOA) sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonuçları değerlendirildiğinde, AVOA’ nın özellikle büyük boyutlu ilçelerde güçlü keşif yeteneği ile diğer algoritmalardan daha başarılı sonuçlara ulaştığı ve barınak yer seçimi problemi için etkili ve sağlam bir araç olduğu gözlemlenmiştir.
  • Öğe
    Yapay zeka algoritmaları ile talep tahmini elektrik perakende sektöründe bir uygulama
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Ayçiçek, Burak; Aktan, Mehmet
    Türkiye’de elektrik enerjisinin üretim, iletim, dağıtım ve perakende ağının önemi, yaşanan teknolojik gelişmeler ve tüketim anlayışının değişmesi ile birlikte son yıllarda üzerinde en çok durulan konulardan birisi haline gelmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'nin saatlik elektrik enerjisi tüketim miktarını tahmin etmek için farklı yapay zeka (YZ) modellerinin performansını karşılaştırmaktır. Enerji talebinin doğru bir şekilde öngörülmesi, enerji arz güvenliği, şebeke yönetimi ve kaynak planlaması açısından kritik öneme sahiptir. Çalışmada, EPİAŞ (Enerji Piyasaları İşletme A.Ş.) tarafından sağlanan Nisan 2024 ve Nisan 2025 arasındaki saatlik tüketim verileri kullanılmıştır. Tüketim tahmini için Çoklu Doğrusal Regresyon (MLR), Karar Ağaçları (DT), Rassal Orman (RF), Gradyan Artırma Makineleri (GBM), Extreme Gradient Boosting (XGBoost) ve Yapay Sinir Ağları (YSA) gibi yaygın kullanılan algoritmalar uygulanmıştır. Modellerin performansları, Ortalama Mutlak Hata (MAE) ve Kök Ortalama Karesel Hata (RMSE) metrikleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, sonuçlar birbirine yakın olsa da, en iyi tahmini Keras kütüphanesinden kullanılan Yapay Sinir Ağları Çok Katmanlı Algılayıcı (MLP) modeli sağlarken en düşük performanslı tahmini Scikit Learn kütüphanesinden kullanılan Yapay Sinir Ağları MLP modeli sağlamıştır.
  • Öğe
    Görüntü işleme teknolojisi ile parmak izi analizi ve teşhisi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Alkaner, Mehmet; Eroğlu, Alperen
    Biyometrik kimlik doğrulama sistemleri, günümüzde hem güvenlik hem de kişisel veri koruma açısından kritik öneme sahip uygulamalar arasında yer almaktadır. Bu sistemler içerisinde parmak izi tanıma teknolojisi, yüksek doğruluk oranı, bireye özgü yapısı ve yaşam boyu değişmeyen özellikleri sayesinde en yaygın kullanılan yöntemlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Ancak, mevcut sistemler düşük kaliteli, bozulmuş veya eksik verilerle karşılaşıldığında önemli performans kayıpları yaşayabilmektedir. Bu kapsamda gerçekleştirilen bu tez çalışması, parmak izi tanıma süreçlerini daha doğru, hızlı ve güvenilir hâle getirmek amacıyla görüntü işleme teknikleri temelinde geliştirilmiş bir yöntemi ele almaktadır. Geleneksel parmak izi tanıma sistemleri, genellikle minutiae tabanlı özellik çıkarımı yöntemleriyle çalışmakta ve bu sistemler, düşük kaliteli, bozulmuş ya da eksik parmak izi verileri karşısında performans kaybı yaşamaktadır. Bu eksiklikleri gidermek üzere geliştirilen modelde histogram eşitleme, gürültü giderme, morfolojik işlemler ve Fourier dönüşümü gibi temel görüntü işleme teknikleriyle parmak izi görüntüleri iyileştirilmiş, ardından minutiae noktaları ile iz yönü (ridge orientation) bilgisi de kullanılarak özellik çıkarımı gerçekleştirilmiştir. Ön işleme sonrası iyileştirilen görüntülerin kalitesi Tepe Sinyal Gürültü Oranı ve Yapısal Benzerlik İndeksi gibi nesnel görüntü kalite metrikleri ile değerlendirilmiş, böylece yalnızca görsel olarak değil, sayısal olarak da iyileştirmenin etkisi ortaya konulmuştur. Çalışmada, FVC2002 ve FVC2004 gibi uluslararası standartlara sahip, çeşitli kalitelerde ve sensör tiplerinde elde edilmiş parmak izi görüntülerini içeren veri setleri kullanılmıştır. Bu veri setleri, yüksek çeşitlilikte kullanıcı profili ve bozulma seviyeleri içermesi nedeniyle, geliştirilen modelin farklı senaryolarda test edilmesi ve genellenebilirliğinin değerlendirilmesi açısından önemli bir avantaj sunmaktadır. Bu yöntemle geliştirilen modelin genel başarımı hem geleneksel eşleştirme yöntemleri hem de Ölçekten Bağımsız Özellik Dönüşümü, Yön bilgisi kazandırılmış Hızlandırılmış Parça Testinden Elde Edilen Özellikler ile Döndürülmüş İkili Sağlam Bağımsız Temel Özellikler ve Evrişimli Sinir Ağı gibi literatürde yaygın olarak kullanılan yaklaşımlar ile karşılaştırılmıştır. Geliştirilen sistem, FVC2002’de %96,8 ve FVC2004’de %95,3 doğruluk oranları, düşük hatalı kabul ve hatalı reddetme oranlarıyla öne çıkarken, işlem süresi bakımından da ticari sistemlere göre daha hızlı çalıştığı gözlemlenmiştir. Ayrıca sistemin kullanıcı dostu bir grafik arayüzü geliştirilmiş ve gerçek zamanlı senaryolarda uygulanabilirliği test edilmiştir. Sonuçlar, bu modelin hem akademik hem de pratik alanda biyometrik güvenlik sistemlerine önemli katkılar sunabileceğini, özellikle adli bilişim uygulamaları için güvenilir bir çözüm olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir.
  • Öğe
    Farklı homojenizasyon basıncı uygulanarak hazırlanan sodyum kazeinat örneklerinin mikroyapı, termal, fonksiyonel ve akış özelliklerinin belirlenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Kestek, Aymelek; Sert, Durmuş
    Bu çalışmada; sütten çöktürme yöntemiyle elde edilen kazein, nötralizasyon ile kazeinata dönüştürülmüştür. Elde edilen çözeltilerin kuru madde oranları %35-%40 ayarlanarak, 10-20-30 MPa'da YBH uygulanmış, ardından püskürtülerek kurutularak toz formda sodyum kazeinat üretilmiştir. Sodyum kazeinat tozu örnekleri 180 gün boyunca depolanmıştır. Depolama süresince sodyum kazeinat tozu örneklerinin fizikokimyasal, fonksiyonel, tekstürel ve akış özellikleri belirlenmiştir. Ayrıca sodyum kazeinat tozlarının termal stabiliteleri ve mikro yapıları da incelenmiştir. YBH uygulaması, sodyum kazeinat tozlarının köpük oluşturma kapasitesi ve stabilitesini artırmıştır. Homojenizasyon basıncı arttıkça %35 püskürtme kuru madde oranına sahip numunelerde dağılabilirlik azalırken, %40 püskürtme kuru madde oranına sahip numunelerin dağılabilirliği artmıştır. Sodyum kazeinat tozlarının ıslanabilirlik süreleri artarken, benzer çözünürlük oranları gözlemlenmiştir. Yüksek basınç uygulanmış sodyum kazeinat örneklerinin kek kuvveti değerleri 0, 61–0,91 mN.m arasında değişirken, ortalama kek kuvvetleri ise 0,44-0,64 N aralığında bulunmuştur. Artan basınç değerleri ile sodyum kazeinat tozlarının hem kekleşme özelliğini hem de kohezyon indeksini düşürmüş ve akabilirliğini artırmıştır. Sodyum kazeinat tozlarının D[3,2] değerleri 0,36-0,43 μm arasında, D[4,3] değeri 0,71 -0,86 μm arasında bulunmuştur. Püskürtme kuru madde oranı ve uygulanan basınç oranları karşılaştırıldığında, püskürtme kuru madde oranı ve basınç oranının artmasıyla örneklerin daha küçük partiküller içerdiği ve yüksek yüzey alınana sahip olduğu, aynı zamanda daha iyi çözünürlük ve stabilite gösterdiği belirlenmiştir. Sodyum kazeinat tozlarının zeta potansiyeli değerinin -41,95 ile -50,29 mV arasında değiştiği, temas açısı değerlerinin ise 77,86-97,58 değerleri arasında değiştiği belirlenmiştir. Yüksek basınç değeri ve püskürtme kuru madde oranının artması, temas açısı değerlerini düşürmüş böylece sodyum kazeinat tozlarının su ile daha iyi temas etmesini, dispersiyonda daha hızlı çözünmesini artırmıştır. Tozların depolamanın başındaki camsı geçiş sıcaklıkları 102,78-109,78°C arasında değiştiği belirlenmiştir. Sodyum kazeinat tozlarını mikroyapıları değerlendirildiğinde, YBH uygulamasının daha üniform partikül dağılımı sağladığı görülmüştür. Püskürtme kuru madde oranının ve basınç değerinin artmasına bağlı olarak örneklerin partikül yapısının daha homojen bir hal aldığı ve partikül boyutunda küçülme meydana geldiği görülmektedir. Sonuç olarak; sodyum kazeinat tozu üretiminde YBH uygulamasının, elde edilen sodyum kazeinat tozlarının akış ve fonksiyonel özellikleri üzerine olumlu etkiler sağladığı belirlenmiştir.
  • Öğe
    Anadolu mevlevîhânelerinin Âsitâne-i Âliyye ile mekânsal kurgu bağlamında karşılaştırmalı değerlendirmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Kar, Bedra Çeşminaz; Yaldız, Esra
    İnsanın en temel ihtiyaçlarından biri olan inanma ihtiyacının mîmârî tezâhürleri olan dînî yapılar tarih boyunca çok çeşitli yapı sınıflarına ayrılmışlardır. Bunlardan biri olan tarîkat yapıları, Anadolu’nun kapılarının Türklere açıldığı dönemden itibaren özellikle XIII. yüzyılda göçler vasıtasıyla bu coğrafyaya gelen mutasavvıflar aracılığıyla kendini göstermeye ve coğrafya içerisinde yayılmaya başlamışlardır. Bu dönemin en etkili tarîkatlarından biri olan Mevlevîlik, Mevlânâ Celâleddîn Rumî Hazretleri’nin (k.s.) yolundan giden ve onun görüşlerini benimseyen kimselerin intisab ettiği tarîkattır. Bu tarîkatın âdâb ve usûlü çerçevesince şekillenen mîmârî yapılar olarak karşımıza çıkan mevlevîhâneler, Mevlevîliğin eğitim, ibâdet ve yaşam mekânlarını barındırmakla birlikte daha pek çok fonksiyonu karşılamaktadırlar. Mevlevî âdâb ve erkânı doğrultusunda ortaya çıkmış yaşayışa uygun biçimlerle tezâhür etmiş ve sonucunda meydana gelen “Mevlevîliğe özgü mîmârî gereklilikler”le şekillenmiş mevlevîhâne yapılarında diğer tarîkat yapılarında görülmeyen bazı özelleşmiş mekânların varlığı gözlemlenmektedir. Bu özelleşmiş mekânlar ve gereklilikler vasıtasıyla Osmanlı coğrafyasının her bir tarafında bulunan mevlevîhâne yapılarında bazı ortak noktalarla okunan kültürel ve geleneksel birliğin varlığından söz etmek mümkündür. İlk tesis edilen mevlevîhâne olan Âsitâne-i Âliyye yani Konya Mevlevîhânesi ardıllarına mîmârî gibi pek çok hususta örnek teşkil etmesi bakımından önem arz etmektedir. Anadolu coğrafyası içerisinde bulunan Afyonkarahisar, Kütahya ve Bursa Mevlevîhâneleri üzerinden mevlevîhâneler arasındaki söz konusu kültürel birliğin plan bazında mekâna tezâhürlerini gözler önüne sererek Mevlevîliğe özgü mîmârî gerekliliklerin mekânsal kurgu bağlamında Âsitâne-i Âliyye ile karşılaştırmalı değerlendirmesinin yapılması çalışmanın amacı olarak belirlenmiştir. Bu amaçla ilk olarak geniş çaplı bir literatür taramasıyla birlikte “mevlevîhâne” kavramı üzerinde durulup ardından mevlevîhânelerdeki mekânsal gereklilikler detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Sonrasında çalışma kapsamı içerisinde bulunan üç Anadolu mevlevîhânesi hakkında tafsîlâtlı bilgi edinilmiştir. Son olarak değerlendirme kısmında ise literatürden gelen başlıklar altında Âsitâne-i Âliyye ile üç Anadolu mevlevîhânesi karşılaştırmalı değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bu kısımda kullanılan başlıkların tamamı literatür taraması esnasında yapılan okumalardan gelen bilgiler doğrultusunda ortaya konan başlıklardır. Başlıklar altında plan şemaları üzerinden detaylı olarak incelenen üç Anadolu mevlevîhânesinin, Âsitâne-i Âliyye ile değerlendirilmesi karşılaştırmalı tablolarda sunulmuştur. Bunun sonucunda mevlevîhâne yapılarının Mevlevî âdâb ve erkânından gelen esasları koruduğu ve mekânlarının arkasında bu esasların yattığı görülmekle birlikte zikredilen esasların mekânların biçimsel oluşumundan ziyade işlevsel oluşumunda etken olduğu sonucuna varılarak Anadolu mevlevîhânelerinin Âsitâne-i Âliyye ile mekânsal kurgu bağlamında karşılaştırmalı değerlendirmesinin literatüre mütevâzı bir katkı olması temennî edilmiştir.