Fen Bilimleri Enstitüsü Tez Koleskiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Türkiye için zaman serisi modelleri ve nüfus hassasiyet analizi kullanılarak uzun vadeli elektrik talebi tahmini(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Paksoy, Büşra; Yiğit, SinanElektrik enerjisi talebinin doğru ve güvenilir bir şekilde tahmin edilmesi, enerji arz güvenliğinin sağlanması, üretim ve iletim planlamasının etkin biçimde yürütülmesi sürdürülebilir enerji politikalarının planlanması açısından büyük önem taşımaktadır. Özellikle uzun vadeli tahminler, enerji yatırımlarının yönlendirilmesinde ve alt yapı planlamasında kritik bir rol oynamaktadır. Bu tez çalışmasında, Türkiye'nin 2018-2025 dönemi elektrik tüketim verileri kullanılarak 2053 yılına kadar uzun vadeli elektrik talep tahmini gerçekleştirilmiştir. Çalışmada geçmiş yıllara ait elektrik tüketim verileri zaman serisi analizi kullanılarak ele alınmış ve Holt-Winters ve ETS yöntemleri ile tahmin modelleri oluşturulmuştur. Ayrıca, elektrik tüketimi ile nüfus değişimi arasındaki ilişkinin tahmin sonuçlarına etkisini incelemek amacıyla nüfus hassasiyet analizi gerçekleştirilmiştir. Modellerin uzun dönem davranışlarını daha net inceleyebilmek amacıyla, tahmin sonuçları belirli yıl aralıklarında ortalamalar alınarak değerlendirilmiş ve grafiksel olarak karşılaştırılmıştır. Model doğrulama sürecinde, tahmin sonuçlarının gerçek verilerle karşılaştırılabilmesi amacıyla 2024 yılı test yılı olarak seçilmiştir. Modellerin tahmin performansı, 2024 yılı gerçek tüketim verileri kullanılarak Ortalama Mutlak Yüzde Hata (MAPE), Ortalama Mutlak Hata (MAE), Ortalama Kare Hata (MSE), Kök Ortalama Kare Hata (RMSE) ölçütleri ile değerlendirilmiştir. Bu çalışma kapsamında elde edilen sonuçlar, uzun vadeli elektrik talep tahminlerinde ETS yönteminin daha tutarlı ve karar destek süreçleri açısından daha uygun olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, nüfus değişimlerinin elektrik talebi üzerindeki etkisinin göz ardı edilmemesi gerektiği belirlenmiştir. Bu yönüyle çalışmanın, uzun vadeli enerji arz ve iletim planlamasında kullanılabilecek güvenilir tahmin çerçevelerinin oluşturulmasına ve politika geliştirme süreçlerinin bilimsel temellerle desteklenmesine katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Enerji Talep Tahmini, ETS Yöntemi, Holt-Winters Yöntemi, Sürdürülebilir Enerji, Uzun Vadeli Tahmin, Yenilenebilir EnerjiÖğe Kalp yetmezliğinde ölüm riskinin tahmin edilmesinde en etkili özniteliklerin bulunması(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Paydaş, Buse Nur; Altunkaya, SabriBu çalışmada, kalp yetmezliği hastalarına ait klinik veriler kullanılarak hasta sağkalımının tahmin edilmesinde en uygun parametrelerin belirlenmesine yönelik makine öğrenmesi tabanlı öznitelik seçimi yaklaşımları kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Farklı filtre, sarmal ve gömülü öznitelik seçimi yöntemleri çeşitli makine öğrenmesi sınıflandırıcılarıyla entegre edilerek birlikte değerlendirilmiştir. Deneysel analizler; takip süresi (time) değişkeninin modele dâhil edildiği ve hariç tutulduğu iki farklı senaryo altında, modellerin genellenebilirliğini artırmak amacıyla Monte Carlo Çapraz Doğrulama (Monte Carlo Cross-Validation) yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda klinik veri seti, her bir iterasyonda rastgele %70 eğitim ve %30 test olarak parçalanmış; bu işlem 100 kez tekrarlanarak (%70-30, x100) elde edilen performans sonuçlarının ortalaması alınmıştır. Uygulanan bu strateji, model başarısının veri bölünmesine olan duyarlılığını azaltmış, aşırı uyum riskini önlemiş ve sonuçların istatistiksel olarak daha kararlı ve güvenilir olmasını sağlamıştır. Model başarımı; doğruluk, F1-skoru, duyarlılık, özgüllük ve dengesiz veri setlerinde kararlı bir performans göstergesi olan Matthews Korelasyon Katsayısı (MCC) metrikleri ile ölçülmüştür. Elde edilen sonuçlar, time değişkeninin modele dâhil edilmesinin F1-skoru ve MCC değerlerini belirgin şekilde artırdığını ve sınıf dengesizliği üzerinde olumlu bir etki yarattığını göstermektedir. Özellikle Relief-F tabanlı öznitelik seçimi yöntemi ile k-NN sınıflandırıcısının kombinasyonundan oluşan model, %85,56 doğruluk, %74,56 F1-skoru ve %65,94 MCC değeri ile en yüksek ve en dengeli performansı sunmuştur. Takip süresi değişkeni hariç tutulduğunda modellerin genel performansında düşüş gözlenmiş, ancak TreeBagger tabanlı öznitelik seçimi yöntemiyle eğitilen modellerin hâlâ tatmin edici ve literatürün üzerinde sonuçlar sağladığı saptanmıştır. Bu çalışma, makine öğrenmesi tabanlı öznitelik seçimi ve sınıflandırma yöntemlerinin kalp yetmezliği hasta sağkalımını yüksek güvenilirlikle tahmin edebileceğini ortaya koymakta; klinisyenler için tıbbi pratik süreçlerinde uygulanabilir ve kararlı bir Klinik Karar Destek Sistemi (KKDS) çerçevesi sunmaktadır.Öğe Derin öğrenme ile hastalık ilişkili protein modellerinin geliştirilmesi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Aysan, Melisa; Uncu, Ali TevfikGünümüzde yaygın olarak kullanılan klasik ilaç üretim stratejilerinin yaşanan pandemi gibi hızlı gelişen durumlara cevap verememesi, yüksek maaliyetleri, mevcut hastalıkların etkili tedavisinde yetersiz kalması gibi başlıca sorunlar bu alanda yeni yöntemlerin kullanılması gerekliliğine olan ihtiyacı gözler önüne sermektedir. Çalışma kapsamında, küçük hücreli olmayan akciğer kanseri ile ilişkili epidermal büyüme faktörü reseptörünün kinaz bağlanma bölgesinin 3 boyutlu şeklini kavrayan, tamamen yeni ve biyolojik olarak kararlı aday moleküller üretilmesini sağlayan uçtan uça bir iş hattı tanımlanmaktadır. Tez kapsamında geliştirilen modelde kullanılan stokastik denklemler ile yönetilen 3 boyutlu Öklid dönüşümlerine duyarlı SE(3) eş değerlikli skor fonksiyonu temelli bir difüzyon modeli kullanılmaktadır. Langevin dinamikleri kullanılarak üretilen modelin degişken konumları ve 3 boyutlu uzaydaki geometrik simetrileri anlaması ve hedef reseptörün 3 boyutlu bağlanma bölgesine özgün aday moleküller üretmesi sağlanmaktadır. Modelin eğitimi için iki aşamalı transfer ögrenme prosedürü kullanılmıştır. Ön işleme adı verilen ilk aşamada modelin genel kimya bilgisine sahip olabilmesi için Crossdocked2020 veri seti ile eğitilmiş ağırlıkları kullanılmakta, ikinci aşamada ise modelin hedefe özgün eğitimi için çalışma kapsamından hazırlanan yalnızca klinik aşamada başarılı EGFR reseptörüne özgün 3000 liganddan oluşan veri seti ile eğitini gerçekleştirilmektedir. Oluşturduğumuz uçtan uca boru hattının başarısını ispatlayabilmek için hesaplamalı metrikler ve bağlanma eğilimleri hesaplanmakta olup, tez kapsamında geliştirilen model literatürde kendini ispatlamış modellerle ve mevcut kanser tedavisinde kullanılan ilaçlarla kıyaslanmış olup daha yüksek bağlanma eğilimi göstermiş ve tüm parametrelerde başarısı ispat edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Akciğer kanseri, de novo ilaç tasarımı, derin ögrenme, yapay zekâ.Öğe Ekmeklik buğday çeşitlerinde sarı pas (puccinia striiformis f. sp. tritici) hastalığıyla ilişkili özellikleri kontrol eden genlerle bağlantılı fonksiyonel markörler ve markörlerin allelik çeşitliliğinin belirlenmesi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Erkol, Şerife; Türkoğlu, ArasBu çalışmada, 192 ekmeklik buğday (Triticum aestivum L.) genotipi, sarı pas etmeni Puccinia striiformis f. sp. tritici'ye karşı dayanıklılık ile ilişkili Yr genleri bakımından moleküler düzeyde değerlendirilmiş ve popülasyonun genetik yapısı çok yönlü analizlerle ortaya konulmuştur. Çalışmada toplam 16 Yr genine ait moleküler markör kullanılmış; genotiplerde markör varlığı/yokluğu belirlenerek frekans analizi, genetik çeşitlilik parametreleri (PIC, Nei gen çeşitliliği, Shannon indeksi), genetik benzerlik matrisi, UPGMA kümeleme analizi, Temel Koordinat Analizi (PCoA) ve popülasyon yapısı (STRUCTURE) analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, Yr genlerinin popülasyonda homojen dağılmadığını, aksine belirgin bir heterojen yapı sergilediğini göstermiştir. Yr26 (Xgwm18) gibi bazı genlerin yüksek frekansta bulunduğu, buna karşılık Yr9 ve Yr41 gibi genlerin düşük frekansta veya tamamen absent olduğu belirlenmiştir. Genotiplerin büyük çoğunluğunun 3–5 Yr geni taşıdığı, yüksek sayıda gen içeren genotiplerin ise sınırlı olduğu tespit edilmiştir. Kümülatif frekans ve birlikte bulunma analizleri, dayanıklılığın sınırlı sayıda yüksek frekanslı gen etrafında şekillenen "çekirdek–perifer" bir yapı sergilediğini ve genlerin bağımsız değil, genetik bloklar halinde birlikte taşındığını ortaya koymuştur. Genetik çeşitlilik analizleri, incelenen lokusların orta–yüksek düzeyde polimorfizm içerdiğini (ortalama PIC = 0.49) göstermiştir. STRUCTURE analizi, popülasyonun iki ana genetik alt-popülasyondan oluştuğunu (K=2) ve bu gruplar arasında yüksek düzeyde genetik farklılaşma bulunduğunu ortaya koyarken, bazı genotiplerde gözlenen admixture yapısı gen akışını işaret etmiştir. PCoA ve kümeleme analizleri de bu genetik yapıyı desteklemiştir. Sonuç olarak, sarı pas dayanıklılığının tek bir gen tarafından değil, farklı Yr gen kombinasyonlarının etkileşimi ile şekillenen kompleks bir genetik mimariye sahip olduğu belirlenmiştir. Ancak dayanıklılığın belirli genler etrafında yoğunlaşması, uzun vadede kırılganlık riski oluşturmaktadır. Bu nedenle sürdürülebilir dayanıklılık için gen piramitlenmesi stratejilerinin uygulanması, nadir genlerin korunması ve genetik olarak uzak genotipler arasında melezleme yapılması önerilmektedir. Ayrıca moleküler verilerin fenotipik gözlemlerle desteklenmesi, daha güvenilir ıslah sonuçları elde edilmesi açısından kritik önem taşımaktadır.Öğe Biyomolekül algılanması ve aktifleştirilebilir fotodinamik terapi için BODIPY temelli karanlık sönümlendiriciler geliştirilmesi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Uçar, Hacer Ravza; Çakmak, YusufFloresans görüntüleme, biyomedikal bilimlerde özellikle in vivo uygulamalar açısından güçlü bir tekniktir ve yakın kızılötesi (NIR) sensörler, derin doku penetrasyonu ve düşük otofloresans gibi önemli avantajlar sunmaktadır (Pham vd., 2002). Ancak, QSY21, BHQ-3 ve IRDye QC-1 gibi ticari karanlık sönümlendiricilerin mevcut olmasına rağmen, düşük maliyetli, kimyasal olarak kararlı, yüksek verimli ve çok yönlü konjugasyon kabiliyetine sahip yeni sönümlendiricilere olan ihtiyaç devam etmektedir (S. Li vd., 2012). Bu tez kapsamında, 8- (mezo) pozisyonundan triflorometil ile modifiye edilmiş BODIPY çekirdeğinin uzaysal düzenine bağlı olarak geniş absorbans profili sergileyen ve tespit edilebilir floresans emisyonu göstermeyen yeni karanlık sönümlendiricilerin tasarımları ve sentezi rapor edilmiştir. Literatürde yer alan ferrosen ile fonksiyonlandırılmış BODIPY sönümlendiricilerden farklı olarak, bu çalışmada sönümleme etkinliğini artırmak amacıyla alternatif yapısal modifikasyonlar geliştirilmiştir (Ilhan vd., 2025). QB1N, QB2N ve QB3N bileşiklerinin sentezi ve fotofiziksel karakterizasyonları başarıyla tamamlanmıştır. Förster rezonans enerji transferi (FRET) donörü olabilen floroforlar veya fotoduyarlaştırıcı ile mezo-CF₃ BODIPY alıcıları arasındaki güçlü spektral örtüşme, etkin bir enerji transferine yol açmış ve floresans ile reaktif oksijen türleri (ROS) üretiminin belirgin şekilde sönümlenmesini sağlamıştır. Bu sistemlerde floresans kuantum verimlerinin önemli ölçüde azaldığı ve %90–94 aralığında yüksek FRET verimleri elde edildiği belirlenmiştir. Singlet oksijen çalışmaları kapsamında DPBF yöntemi ile yapılan analizlerde, QB3N bileşiğinin serbest fotosensitizer ile karşılaştırıldığında ROS üretimini belirgin şekilde baskıladığı gösterilmiş ve mezo-CF₃ BODIPY ünitesinin etkin bir ROS sönümlendirici olduğu ortaya konmuştur. Biyolojik değerlendirmelerde ise QB1N–QB3N bileşiklerinin MCF-7 insan meme kanseri hücreleri ve HUVEC hücrelerinde anlamlı bir sitotoksisite göstermediği belirlenmiş ve bu durum bileşiklerin biyouyumlu olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, bu çalışma; floresans algılama ve aktive edilebilir fotodinamik tedavi uygulamaları için yüksek verimli, kararlı ve biyouyumlu platformlar sunan mezo-CF₃ BODIPY temelli karanlık sönümlendiricilerin geliştirilmesini ortaya koymakta ve bu yapıların kanser tanı ve tedavisinde umut vadeden potansiyele sahip olduğunu göstermektedir.Öğe Yapay zeka ile dört motorlu iha pervane hasar tespiti ve düşme riski tahmini(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Koçak, Mehmet Reha; Ünlerşen, Muhammed Fahriİnsansız Hava Araçları (İHA), son yıllarda sivil ve askeri alanlarda hızla yaygınlaşan kritik teknolojiler arasında yer almaktadır. Bu sistemlerin operasyonel güvenliği, bileşenlerinin kusursuz çalışmasına doğrudan bağlıdır. Quadrotor platformlarda pervaneler, itki kuvveti üreten ve uçuş stabilitesini sağlayan en kritik bileşenler olup çevresel faktörlere karşı en savunmasız elemanlardır. Pervane hasarları, sistemde asimetrik itki dağılımı, kontrol güçlüğü ve hatta tam kontrol kaybına yol açabilmektedir. Geleneksel görsel denetim yöntemleri, başlangıç aşamasındaki hasarları tespit etmekte yetersiz kalmakta ve yoğun iş gücü gerektirmektedir. Bu tez çalışmasında, quadrotor platformlarda pervane hasarının gerçek zamanlı tespiti ve sınıflandırılması için IMU (Eylemsizlik Ölçüm Birimi) tabanlı bir makine öğrenmesi yaklaşımı geliştirilmiştir. Çalışmada 550 mm gövde boyutuna sahip, Cube Orange uçuş kontrolcüsü ile donatılmış bir quadrotor platform kullanılmıştır. Deneyler, kontrollü laboratuvar ortamı yerine gerçek açık alan koşullarında ve GPS destekli otonom uçuş modunda gerçekleştirilmiştir. Pervane hasarı, Motor 1 (ön sağ) pervanesinin tek kanadına kademeli kesimler uygulanarak dört farklı seviyede (hasarsız, hafif, orta ve ağır) oluşturulmuştur. Hasar seviyeleri pervane yarıçapının sırasıyla %0, %3, %6 ve %8'ine karşılık gelmektedir. Veri toplama sürecinde iki farklı uçuş senaryosu (dairesel ve sekiz rotası) kullanılarak toplam 8.261 örnek içeren bir veri seti oluşturulmuştur. Ham sensör verilerinden 255 adet özellik çıkarılmış olup bu özellikler istatistiksel metrikler, frekans domain özellikleri, motor dengesizlik göstergeleri ve tutum hata metrikleri kategorilerinde gruplandırılmıştır. Özellik çıkarımında 40 örneklik kayan pencere yöntemi uygulanmıştır. Hasar tespiti ve sınıflandırılması için altı farklı makine öğrenmesi algoritması (K-En Yakın Komşu, Karar Ağacı, Rastgele Orman, Doğrusal SVM, RBF Çekirdekli SVM ve Naive Bayes) sistematik olarak karşılaştırılmıştır. Tüm algoritmalar için Grid Search yöntemiyle hiperparametre optimizasyonu gerçekleştirilmiş ve 5-katlı çapraz doğrulama ile model güvenilirliği değerlendirilmiştir. Deneysel sonuçlar, Karar Ağacı algoritmasının %94,81 test doğruluğu ile en yüksek performansı gösterdiğini ortaya koymuştur. Rastgele Orman %93,51, Doğrusal SVM %87,01, RBF Çekirdekli SVM %85,71 ve KNN %84,42 doğruluk değerleri elde etmiştir. Sınıf bazlı analizde hasarsız ve kritik hasar sınıfları %100'e yakın doğrulukla ayırt edilebilmiştir. Çapraz doğrulama sonuçları, RBF Çekirdekli SVM'in %90,5 ortalama ile en yüksek CV skoruna sahip olduğunu göstermiştir. Özellik önemi analizi, X ekseni titreşim verilerinin pervane hasarı tespiti ve sınıflandırılmasında en güçlü prediktörler olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışma, quadrotor platformlarda pervane hasarının titreşim verileri ve makine öğrenmesi algoritmaları kullanılarak yüksek doğrulukla tespit edilip sınıflandırılabileceğini göstermiştir. Geliştirilen yaklaşım, düşük maliyetli, gerçek zamanlı ve pratik uygulanabilir bir çözüm sunarak İHA operasyonel güvenliğinin artırılmasına katkıda bulunmaktadır. iv Anahtar Kelimeler: Hasar Sınıflandırma, İnsansız Hava Aracı, Makine Öğrenmesi, Pervane Hasar Tespiti, Quadrotor, Titreşim AnaliziÖğe Derin öğrenme tabanlı kentsel gelişim analizi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Eyi, Gizem; Buğdaycı, İlkayBu tez çalışmasının amacı, zayıf denetimli süperpiksel tabanlı derin öğrenme yöntemlerini kullanarak çok zamanlı uydu görüntülerinden kentsel büyüme ve mekânsal değişimleri semantik düzeyde analiz edebilen bir segmentasyon modeli geliştirmektir. Kentsel alanların demografik artış, göç, altyapı ihtiyacı ve planlama politikaları gibi dinamiklerle sürekli değiştiği göz önünde bulundurulduğunda, bu değişimin doğru şekilde izlenmesi sürdürülebilir kent yönetimi açısından kritik öneme sahiptir. Geliştirilen model, farklı yıllara ait uydu görüntülerinden süperpiksel tabanlı bölütleme yoluyla anlamlı mekânsal sınırlar oluşturacak; zayıf etiketli verilerle eğitilmiş derin öğrenme algoritmaları sayesinde bina, yol ve yeşil alan gibi temel kentsel sınıfların zaman içerisindeki değişimini segmentasyon haritaları ile ortaya koyacaktır. Bu sayede, hem zamansal analiz hem de semantik sınıflandırma bütüncül bir yapıda gerçekleştirilecektir. Elde edilen çıktılar, kentteki yeni yapılaşma bölgeleri, fonksiyonel değişim alanları ve genişleme oranlarının detaylı olarak analiz edilmesini mümkün kılacaktır. Çalışma, sınırlı etiketli uzaktan algılama verileri ile yüksek doğrulukta semantik segmentasyon yapılabileceğini göstermeyi ve çok zamanlı kentsel gelişim analizlerine katkı sunmayı hedeflemektedir.Öğe In vitro üç boyutlu deri kesik yara modeli geliştirilmesi ve kanabidiolün yara iyileştirme etkisinin model üzerinde incelenmesi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Kozan, Sümeyye; Kars, Meltem DemirelRejeneratif tıpta estetik ve işlevsel olarak deri iyileşmesi, derinin karmaşık yapısı ve dinamik sinyal yolları nedeniyle hala önemli bir zorluk teşkil etmektedir. Bu süreçlerin moleküler seviyede anlaşılması açısından, geleneksel iki boyutlu (2B) hücre kültürleri; hücre ve matris etkileşimlerini ile fizyolojik derinliği yeterince temsil edememektedir. Ancak, doku mühendisliği ilkeleriyle tasarlanan üç boyutlu (3B) modeller; hücreler arası etkileşimler, hücre dışı matris yapısı ve hava sıvı arayüzü gibi deri ile ilgili belirli unsurları başarıyla simüle edebilmektedir. Bu çerçevede, biyofonksiyonel nitelikleriyle öne çıkan Kanabidiol gibi bileşenlerin yara yenilenmesi üzerindeki potansiyelini belirlemek; yalnızca hücresel hareketlerin izlenmesini değil, aynı zamanda bu etkilerin genetik ifade düzeyindeki yansımalarının yeniden yapılandırılmış insan epidermisi ve tam katmanlı deri gibi ileri düzey in vitro üç boyutlu modellerde doğrulanmasını gerektirmektedir. Bu gelişmiş modelleme yaklaşımları, hayvan deneylerine hem etik hem de bilimsel bir alternatif sunarak, iz bırakmayan iyileşmeyi hedefleyen yenilikçi farmasötik taşıyıcı sistemlerin geliştirilmesinde temel bir rol oynamaktadır. Tez çalışmanın başlangıç bölümünde, CBD insan dermal fibroblast (HDF) ve insan keratinosit (HS2) hücreleri üzerinde farklı konsantrasyonları WST-1 canlılık testi ile incelenmiştir. Analizlerin bulgularına göre, 12,5 μM seviyesine kadar hücrelerin canlılık oranının %90'ın üzerinde kaldığı, fakat 12,5 μM'yi aşan dozlarda hücre ölümünün başladığı gözlemlenmiştir. CBD'nin farklı doz ve süre uygulamalarının HDF ve HS2 hücrelerinin üremesine etkileri değerlendirildiğinde, hem 2B yara modeli hem de her iki hücrenin bir arada kullanılacağı 3B deri yara modeli için de uygulanabilecek olan 12,5 μM konsantrasyon toksik olmayan güvenli doz olarak belirlenmiştir. İkinci aşamada CBD'nin keratinositlerin göçü üzerindeki etkisi, HS2 hücreleri kullanılarak oluşturulan 2B çizik modelinde zamana bağlı olarak (0. , 1. , 2. ve 7. gün) hem ters mikroskop hem de konfokal mikroskop ile gözlemlenmiştir. CBD uygulaması, 2 boyutlu çizik testinde yara kapanmasını önemli ölçüde artırarak iki gün içinde %99,9 oranında kapanma sağlamıştır. CBD uygulanan hücrelerdeki yara kapanma oranı, kontrol grubuna göre 3,83 kat daha yüksek olmuştur. Bu bulgular, CBD'nin yara iyileşmesini destekleyici özelliklerini vurgulamakta ve farmakolojik ajanların değerlendirilmesinde gelişmiş in vitro modellerin faydasını ortaya koymaktadır. Bu morfolojik değişikliklerin moleküler altyapısını anlamak amacıyla yapılan RT-qPCR incelemeleri; epidermal farklılaşma ve bariyer dengesinin sağlanmasında önemli rol oynayan Keratin 10 (K10), Laminin (LAM) ve Involukrin (INV) genlerinin ifade seviyelerinin belirgin bir şekilde yükseldiğini göstermiştir. Bu bulgu, CBD'nin iyileşme sürecini yalnızca fiziksel bir yarayı kapama şeklinde değil, genetik düzeyde programlanmış matris sentezi ve hücresel uyum süreci olarak başlattığını ortaya koymaktadır. Üçüncü aşamada, insan derisi fizyolojisini en gerçekçi şekilde modelleyen in vitro 3B yeniden yapılandırılmış insan epidermisi (RHE) ve tam katmanlı deri (FTSE) modelleri yapılmıştır. RHE modelinde yara iyileşmesinin doğal fazlarını temsil eden 7, 14 ve 21. günlerde XTT canlılık testi ile analiz edilmiştir. Analizlerin bulgularına göre, metabolik aktivite ve yeniden epitelizasyonda, yaralanma sonrasında CBD uygulanan gruplardaki metabolik aktivitenin kontrol grubuna oranla daha dengeli kaldığını ortaya çıkartmıştır. Bu denge, CBD'nin yalnızca hücre hareketliliğini hızlandırmakla kalmayıp, aynı zamanda dokunun yeniden yapılanma süreçlerindeki enerji metabolizmasını da desteklediği anlamına gelmektedir. Konfokal mikroskopi analizinde ise epidermal bariyerin CBD etkisiyle yeniden oluştuğu gözlemlenmiştir. 21 günlük takip süreci, CBD'nin dermal fibroblastların matris üretimini uyumlu hale getirerek doku olgunlaşmasını geliştirdiğini ve daha dayanıklı bir deri benzeri yapı oluşturduğunu göstermiştir. Histolojik (H ve E) analizler ve taramalı elektron mikroskop (SEM) görüntüleme ile de CBD'nin modellerde açılan yaranın kapanmasına katkı sağladığı gösterilmiştir. Geliştirilen bu modelleme yaklaşımı, hayvan deneylerine etik bir alternatif sunan 3R prensibi ile uyumlu olup, kronik ve akut yaraların tedavisinde CBD temelli yeni nesil yara bakım sistemlerinin geliştirilmesi için hem moleküler hem de dokusal düzeyde güçlü bir temel sunmaktadır.Öğe Yanal akış test kitleri için alternatif tayin pedinin eldesi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Boyraz, Ayşe; Zor, ErhanYanal akış tanı teknolojisi, basit uygulama, yüksek algılama hızı, taşıma kolaylığı, hızlı sonuç alma gibi avantajları nedeniyle biyomedikal uygulama alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. Yanal akış test şeritleri numune pedi, konjugasyon pedi, tayin pedi (nitroselüloz membran) ve atık pedi olmak üzere 4 temel kısımdan oluşur. Nitroselüloz membran, yanal akış test sisteminde sinyalin üretildiği şeridin önemli bir bileşenidir. Nitroselüloz membranın performansı, bir test sonucunun doğruluğunu ve tekrarlanabilirliğini doğrudan etkilemektedir. Membranın temel özellikleri sıralandığında, homojen bir akışı kolaylaştırması, biyoreseptörü yakalamak için işlevselleştirilebilir bir katı yüzey sağlanması ve düşük spesifik olmayan etkileşim göstermesi ön plana çıkmaktadır. Çalışmanın amacı, hızlı tanı kitlerinin temel malzemesi olan nitroselüloz membranlara alternatif nitro-nanoselüloz membranın geliştirilmesidir. Nanoselüloz biyouyumluluk, optik şeffaflık, hidrofiliklik, yüksek gözeneklilik, yüksek yüzey alanı ve yüksek mekanik dayanım gibi ayırt edici özellikler sergilemektedir. Çalışmada elde edilen nitro-nanoselüloz sahip olduğu bu özellikler ve nanoboyutta fiberler içermesi özelliği ile sağladığı geniş yüzey alanı sayesinde yüksek oranda test antikoru bağlama ve hem bu özelliği hem de optik şeffaflığı sayesinde hassasiyetin artırılması, spesifik olmayan etkileşimlerin engellenmesi, membran yüzeyinde akış için surfaktan ihtiyacının azalması gibi nitelikleri bir arada bulundurmaktadır. Çalışmada. İlk olarak bakteriyel nanoselüloz elde edilmiş, nitrolanması ve karakterizasyonu gerçekleştirildikten sonra kurutma işlemi gerçekleştirilmiştir. Daha sonra altın nanopartikül sentezlenerek karakterize edilmiştir. Son olarak elde edilen nano-nitroselülozun hızlı test kitinde kantitatif analiz performansı incelenmiş olup ticari membran ile hazırlanan hızlı test kitinin performansı ile kıyaslanmıştır. Bu çalışmalarda model analit olarak insan immunoglobulin (HIgG) test edilmiştir. Kantitatif analiz sonucunda ticari membran ile hazırlanan test için teşhis sınırı (LOD) değeri 1,12 µg/mL ve tayin alt sınırı değeri (LOQ) 3,39 µg/mL olarak hesaplanmıştır. Çalışmada elde edilen membran ile hazırlanan LFA için LOD ve LOQ sırasıyla 0,93 µg/mL ve 2,82 µg/mL olarak hesaplanmıştır. Geliştirilen LFA'nın kısa ve uzun dönem kararlılık çalışmaları gerçekleştirilmiştir ve test cevabını 6 ay sonunda dahi eşit olduğu bulunmuştur. ELISA yöntemiyle karşılaştırarak ve ticari yapay serum örneklerinde gerçekleştirilen LFA doğrulama testlerinde %90 - %107 aralığında elde edilen geri kazanım değerleri geliştirilen LFA'nın kantitatif analizlerde kullanılabileceğini göstermiştirÖğe Azot katkılı grafen/hidrojel kompozitlerin mekanik ve elektriksel özelliklerinin incelenmesi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Karasakal, Mücahit; Bingöl, HalukBu tez çalışmasında, yüksek performanslı ileri teknoloji uygulamalarına yönelik azot katkılı grafen (NG) sentezlenmiş ve bu nanomalzemenin poli(2-hidroksietil metakrilat) (pHEMA) tabanlı hidrojelin mekanik ve elektriksel özellikleri üzerindeki etkileri sistematik olarak incelenmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında, grafit ve melamin öncülleri kullanılarak mekanik bilyeli öğütme yöntemiyle 5–60 saat aralığında değişen sürelerde NG sentezlenmiştir. FESEM, AFM, Raman ve XPS analizleri artan öğütme süresiyle birlikte karbon kafesindeki kusur yoğunluğunun kontrollü biçimde arttığını, grafenin yaklaşık 5 6 katmanlı bir yapıda elde edildiğini ve azot atomlarının piridinik, pirolik ve grafitik konfigürasyonlarda yapıya başarıyla entegre edildiğini ortaya konmuştur. Çalışmanın ikinci aşamasında, 60 saatlik öğütme süresiyle elde edilen NG tozları, serbest radikal polimerizasyonu yöntemi kullanılarak farklı çapraz bağlayıcı miktarına sahip pHEMA hidrojel matrislerine 0–8 mg/mL konsantrasyon aralığında dahil edilmiştir. Elde edilen hibrit hidrojellerin yapısal karakterizasyonu FT-IR ve Raman spektroskopileri ile gerçekleştirilmiştir. Elektriksel ölçümler, NG miktarındaki artışa bağlı olarak direnç değerlerinde belirgin bir düşüş meydana geldiğini ve bu durumun hidrojel matrisi içerisinde etkin bir iletken ağ oluştuğunu göstermiştir. Dinamik Mekanik Analiz (DMA) sonuçları ise, grafen takviyesinin hidrojel matrisini yumuşatarak esneklik ve sönümleme (tan δ) kapasitesini artırdığını ortaya koymuştur. Elde edilen sonuçlar, sentezlenen iletken ve esnek NG katkılı pHEMA hibrit hidrojellerinin, biyosensörler, enerji depolama sistemleri ve yumuşak doku mühendisliği gibi ileri biyomedikal ve elektronik uygulamalar için yüksek potansiyele sahip olduğunu göstermektedir.Öğe Biyosensör uygulamalarına yönelik spiro tabanlı konjuge polimerlerin sentezi ve karakterizasyonu(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Tugay, Sema; Kaya, SerdalKronik böbrek hastalığı (KBH), ülkemizde ve dünyada giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Düşük farkındalık nedeniyle hastalık çoğu zaman geç evrede tanılanmakta, bu durum yaşam kalitesini düşürürken diyaliz ve böbrek nakli gibi yüksek maliyetli tedaviler nedeniyle sağlık sistemine de ciddi yük oluşturmaktadır. Bu nedenle, KBH'nin erken ve hızlı tespitine yönelik ekonomik, kullanıcı dostu ve gelecekte giyilebilir sistemlere entegre edilebilecek sensör teknolojilerine ihtiyaç vardır. Bu kapsamda, laboratuvar testlerine alternatif olarak geliştirilen "Point-of-Care" (POC) platformlar; kısa analiz süresi, kullanım kolaylığı ve uzman personel gereksinimini azaltmaları sayesinde yerinde tanı uygulamaları için önemli bir potansiyel sunmaktadır. Bu amaç doğrultusunda bu tez kapsamında ilk defa, iki farklı fonksiyonel gruba sahip olan (aldehit ve karboksilik asit) floresans özellik gösteren spiro yapılı konjuge polimerler Suzuki kenetlenme reaksiyonu kullanılarak sentezlenmiş ve karakterize edilmiştir. Elde edilen yapıların, kronik böbrek hastalığının erken tanısında önemli biyobelirteçler olan KIM-1 (Kidney Injury Molecule-1) ve NGAL (Neutrophil Gelatinase-Associated Lipocalin) tespitine yönelik elektrokimyasal/optik sensör uygulamalarında değerlendirilmesi hedeflenmiştir.Öğe Mikroçevre duyarlı G4 ligandlarının geliştirilmesi, kanser metabolizmasının ve immun tepkinin düzenlenmesi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Özsamur, Nezahat Gökçe; Çakmak, Sündüs ErbaşG-kuadrupleks (G4) yapısı nükleik asitlerin guanince zengin bölgelerinde oluşan ve dizi içeriğine, uzunluğuna, monovalent katyona bağlı olarak farklı konformasyonlarda bulunan ikincil bir yapıdır. G-kuadrupleks yapısının kanser oluşumu ve gelişiminden sorumlu onkogen anlatımını ve telomeraz aktivitesini etkilemesi bu yapıları anti-tümör tedavi hedefi olarak bilim dünyasının ilgi odağı haline getirmiştir. G-kuadrupleks yapılarını kararlı hale getiren ligandların geliştirilmesi, yapı-aktivite ilişkilerinin çözümlenmesi ve hedef hücrede aktifleşerek seçici etkinlik gösteren ligandların terapötik potansiyellerinin değerlendirilmesi önemli bir çalışma alanı olmuştur. Bu tez çalışmasında seçici olarak G-kuadrupleks yapısına bağlanan, farklı yük ve konjugasyona sahip BODIPY temelli farklı G4 ligandı sentezlenmiş ve G4 seçicilikleri, stabilizasyonu karşılaştırılmıştır. Düzlemsel ligand yapısının ve yük sayısının G4 bağlanma ile korele olduğu, tasarlanan ligandlardan sırasıyla üç ve iki pozitif yüke sahip distiril yapıda olan piridinyum yapıda NGL-4 ve ammonyum yapıda NGL-8 ligandlarının daha iyi stabilizasyon sağladığı tespit edilmiş olup bu ligandların G4 oluşturan DNA oligomerlerinin Tm derecesinde 26oC'ye varan artmaya sebep olduğu gözlenmiştir. G4-spesifik antikorlarla yapılan floresan mikroskop ve akış sitometri analizler NGL-4 ligandının B16-F10 fare melanom hücresinde G4 katlanmasını yaklaşık 3 kat artırdığını göstermektedir. Tümör mikroçevresi makrofaj (RAW 264.7) ve Pseudomonas aeruginosa enfeksiyonu ko-kültürleri ve bakteri quorum sensing (çoğunluk algısı) sinyal bileşikleri açil homoserin lakton (AHL) kullanılarak taklit edildiğinde immün tepkinin farklı düzenlenebildiği tespit edildi. NGL-5 ligandının yapısında yer alan nitrobenzil biriminin kanser mikroçevresi ile ilişkili hipoksi ortamında indirgenmesi ile aktifleşebilecek şekilde tasarlanmıştır. Ayrıca yapısında yer alan iyot ağır atomu sayesinde singlet oksijen üreterek G4 oksidasyonu yapabilecek olup bu sayede fotodinamik etki ile G4 stabilizasyonunun sinerjik etkisinden faydalanılmak istenmiştir. Nitroredüktaz enzimi ile aktifleşebildiği belirlenen ligandın, ışık, karanlık, hipoksi ve normoksi mikroçevrelerinde anlamlı şekilde guanin oksidasyonunu artırdığı, hücre göçünü yavaşlattığı, ışıklı ve hipoksik mikroçevrede sitotoksisitesinin daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Floresan mikroskobu ile yapılan analizlerde NGL-8 ligandının asetillenmesi ile elde edilen yüksüz NGL-7 ligandının hücre penetrasyonunun 2 kat fazla olduğu ve çekirdekte lokalize olduğu anlaşılmıştır. Bu ligandın histon deasetilaz 2 ve 6 enzimlerinin fazla ekprese edildiği mikrosatelit kararsız kolon kanseri hücrelerinde hücre proliferasyonunu %73 oranında baskıladığı gözlemlenmiştir. G4 ligandlarının tümör proliferasyon, metastazı, immün düzenlenme ve inflamasyon üzerindeki etkisi çeşitli kanser hücreleri üzerinde araştırılmıştır. Ligandların promotöründe G4 yapısı bulunan onkogenlerin (HIF-1α, BCL-2, cMYC, VEGFA, TERT) anlatımını transkripsiyonel olarak baskıladığı belirlenmiştir. İmmün sistemin düzenlenmesinde sorumlu sitokinler, kemokinler, düzenleyici proteinlerin gen anlatımını baskıladığı gösterilmiştir. Bu tez çalışması ile G4 ligandlarının immün sistem üzerindeki transkripsiyonel etkisi araştırılmış ve potansiyel terapötik etkisi tartışılmıştır.Öğe Cereibacter sphaeroides ve Cupriavidus necator'un dört farklı karbon kaynağındaki PHB üretim verimliliklerinin karşılaştırılması(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Dalmış, Besna; Kars, GökhanPolihidroksibutirat (PHB) gibi mikrobiyal kaynaklı biyopolimerler, biyolojik olarak parçalanabilirlikleri, biyolojik uyumlulukları ve doğal dokulara yapısal benzerlikleri nedeniyle insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkileri açısından umut vadeden alternatifler olarak ortaya çıkmaktadır. Bakteriler, azot veya fosfor gibi temel bir besin maddesinin eksikliği (sınırlayıcı faktör) gibi stres koşulları altında, karbon kaynağını hücre içinde PHB olarak depolar. Örneğin, fotosentetik mor kükürtsüz bir bakteri olan Cereibacter sphaeroides, azot sınırlı koşullar altında kuru hücre ağırlığının %60-70'ine kadar, çok yönlü bir model organizma olan Cupriavidus necator ise çeşitli karbon kaynakları kullanarak kuru ağırlığının %90'ına kadar PHB depolayabilmektedir. Bu tez çalışmasında, yüksek verimle PHB biriktirdiği bilinen C. sphaeroides O.U. 001 (DSM5864) ve C. necator H16 (DSM 428)'nın dört farklı karbon kaynağında PHB üretim verimliliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Karbon kaynağı olarak glikoz, fruktoz, sükroz ve asetat, azot kaynağı olarak ise amonyum klorür ve amonyum sülfat kullanılmıştır. İki bakterinin 70 mM asetat ve optimize edilmiş glikoz, fruktoz ve sükroz konsantrasyonlarının olduğu ortamlarda büyümeleri ve pH değişimleri incelenerek eğriler oluşturuldu. Sudan Black B ve Nile Red boyama yöntemleri ile incelenen bakteri granülleri sırasıyla ışık mikroskobu ve konfokal mikroskop ile görüntülendi. Bakterilerin dört farklı karbon kaynağında %PHB verimlilikleri karşılaştırıldığında en yüksek verim C. sphaeroides 'in asetat içeren besiyerinde kültüre edilmesiyle elde edildi (%40). C. necator'un en iyi büyüdüğü ve verimin yüksek olduğu (%31) karbon kaynağı ise fruktoz oldu. Ekstrakte edilen PHB polimerlerinin karakterizasyonu nükleer manyetik rezonans spektroskopisi (NMR), Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR), termogravimetrik analiz (TGA) / diferansiyel taramalı kalorimetri (DSC) teknikleri ile yapıldı. NMR pikleri 1,18-1,34, 2,38- 2,58 ve 5,15- 5,27 ppm aralığında kaydedildi. Fonksiyonel grupların varlığını gösteren FTIR spektrumları ise 1379-1378, 1453-1452, 2976-2921, 1720-1719, 1276-1043 ve 3307-3436 cm-1 dalga boylarında kaydedildi. Tüm örneklerin TGA termogramları benzerlik gösterdi ve Tm değerleri birbirine oldukça yakındı. DSC ve TGA analizleri ile mikrobiyal PHB örneklerinin erime sıcaklığının (Tm) 160-180°C, maksimum bozunma sıcaklığının (Tmax) ise 240-280°C aralığında olduğu belirlendi. Bu bulgular, uygun karbon kaynağı ve bakteri seçimi ile PHB üretim verimliliğinin arttırılabileceğini ortaya koymaktadır.Öğe Üç boyutlu lineer olmayan bir fark denklem sisteminin çözülebilirliği(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Gülen, Fatih Furkan; Tollu, Durhasan TurgutBu çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, fark denklemlerinin önemi hakkında genel bilgilere yer verilmektedir. İkinci bölümde, çeşitli tipteki fark denklemlerinin ve fark denklem sistemlerinin çözümleri ile ilgili yapılmış çalışmalar kapsamında bir literatür araştırması sunulmaktadır. Üçüncü bölümde, fark denklemleri ile ilgili genel tanım ve teoremlere yer verilmekte ve bilineer fark denkleminin çözümü ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde, çalışmanın ana kısmını oluşturan 1 1 1 2 2 1 3 3 1 1 1 1 0 1 1 1 2 2 1 3 3 1 , , , n n n n n n n n n n n n n n n n n n a y b y a z b z a x b x x x y y z z n c y d y c z d z c x d x − − − + + + − − − + + + = = = + + + fark denklem sisteminin çözülebilirliği ele alınmakta ve çözüm için formüller verilmektedir. Beşinci bölümde, dördüncü bölümde ele alınan fark denklem sistemi ile ilgili bazı sonuçlar ve öneriler sunulmaktadır.Öğe Yeşil havalimanı uygulamaları: İki aşamalı karbon emisyon tahmin modeli(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Özfidan, Zeynep İrem; Ervural, Beyzanur ÇayırHava taşımacılığı, birçok ulaşım türünden daha hızlı büyümekte ve gelişmektedir. Bu yüzden küresel emisyon artışında kritik bir paya sahiptir. Bu çalışmada Türkiye'nin havacılık kapasitesi açısından stratejik öneme sahip üç merkezi olan Sabiha Gökçen, Esenboğa ve Konya havalimanlarındaki uçakların iniş ve kalkış sırasında salınan CO₂ miktarının gelecek dönem projeksiyonu incelenmiştir. Kullanılan veriler 2014-2023 dönemini kapsayan 120 aylık veri setinden oluşmaktadır. Bu çalışmada, çok aşamalı bir karar destek modeli önerilmiştir. İlk olarak, uzman görüşlerine dayalı olarak Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemi kullanılarak emisyonları etkileyen temel faktörler belirlenmiştir. En önemli üç faktörün LTO, yakıt tüketimi ve yük trafiği olduğu tespit edilmiştir. Daha sonra, her bir uçuş için emisyon değerleri Tier II yöntemi kullanılarak hesaplanmıştır. Hesaplanan bu emisyon verileri kullanılarak bir tahmin modeli geliştirilmiştir. Operasyonel değişkenlerin tahmini için Otoregresif Entegre Hareketli Ortalama (ARIMA), Üstel Düzleştirme (ETS) ve Mevsimsel Otoregresif Entegre Hareketli Ortalama (SARIMA) zaman serisi yöntemleri uygulanmış, model performansları karşılaştırılarak en uygun yöntem belirlenmiştir. Son tahmin aşamasında, makine öğrenimi tabanlı DVR (Destek Vektör Regresyonu), En Küçük Kareler Güçlendirme (Least Squares Boosting-LSBoost) ve Rastgele Orman (Random Forest-RF) yöntemleri kullanılmıştır. Bu tahmin yöntemlerinin performansları karşılaştırılarak, en düşük hata değerini veren modeller belirlenmiştir. En düşük hataya sahip olan model Sabiha Gökçen için %1,24 Ortalama Mutlak Yüzde Hata (Mean Absolute Percentage Error-MAPE) ve Konya için %0,78 MAPE değeri ile LSBoost modeli seçilirken Esenboğa Havalimanı için DVR modeli %2,99 MAPE değeri ile en düşük hataya sahip olan model olarak belirlenmiştir. Çalışmanın farklı koşullar altındaki davranışını gözlemlemek için, iyimser ve kötümser senaryolar altında değerlendirmeler yapılmıştır. İyimser senaryoda çevre politikaları kapsamında elde edilen karbon tasarrufu, kötümser senaryolardaki sonuçlarla karşılaştırılmıştır. Çok Amaçlı Optimizasyon Oran Analizi (Multi-Objective Optimization on the basis of Ratio Analysis- MOORA) tabanlı uçak tipi analizleri sonucunda daha çevreci uçak tipi kullanımının Konya Havalimanı için aylık yaklaşık 0,1-0,25 milyon kg CO2 emisyon azaltımı sağlayabileceği gözlemlenirken, Sabiha Gökçen Havalimanı'nda bu değerin aylık yaklaşık 3-6 milyon kg CO2 seviyesine ulaşabileceği belirlenmiştir. Elde edilen sonuçların, bu alandaki araştırmacılar ve politika yapıcılar için yol gösterici olması beklenmektedir.Öğe Değişken kanat tespit açısına sahip hafif sınıf bir İHA tasarımı ve boylamsal kontrolü(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Mayuk, Oktay; Bilgiç, Hasan HüseyinBu tez kapsamında, değişken kanat tespit açısına sahip hafif sınıf sabit kanat bir İHA'nın kavramsal ve detay mekanik tasarımı gerçekleştirilmiştir. Kanat, kuyruk, gövde ve iniş takımı boyutları belirlenmiş; motor, pervane, batarya ve elektronik hız kontrolcüsü seçimleri yapılmıştır. Detay tasarım aşamasında her parçanın üç boyutlu modeli SolidWorks ortamında oluşturulmuş ve İHA'nın genel montajı tamamlanmıştır. Parçalara malzeme atanmasıyla gerçekçi bir kütle dağılımı elde edilmiş; model üzerinden kütle (𝑚), ağırlık merkezi konumu ve atalet momentleri (𝐼𝑥𝑥, 𝐼𝑦𝑦, 𝐼𝑧𝑧, 𝐼𝑥𝑧) çıkarılmıştır. Aerodinamik katsayı ve türevlerin elde edilebilmesi için −2∘ ile +6∘ arasında birer derecelik artışlarla dokuz farklı kanat tespit açısına sahip İHA modelleri OpenVSP ortamında hazırlanmıştır. Her bir tespit açısı için hücum açısı −5∘ ile +15∘ arasında değiştirilerek aerodinamik analizler yapılmış ve 9 × 21 boyutunda taşıma katsayısı (𝐶𝐿), sürükleme katsayısı (𝐶𝐷) ve yunuslama moment katsayısı (𝐶𝑚) tabloları oluşturulmuştur. Benzer şekilde, yan kayma açısı −10∘ ile +10∘ arasında değiştirilerek yanal kuvvet katsayısı (𝐶𝑌), roll moment katsayısı (𝐶𝑙) ve yaw moment katsayısı (𝐶𝑛) tabloları elde edilmiştir. SolidWorks ve OpenVSP/VSPAERO programlarından elde edilen veriler MATLAB/Simulink ortamına aktarılarak altı serbestlik dereceli (6-DOF) doğrusal olmayan uçuş modeli oluşturulmuştur. Aerodinamik katsayı tabloları, kanat tespit açısı–hücum açısı ve kanat tespit açısı–yan kayma açısına bağlı iki boyutlu lookup tabloları olarak modele entegre edilmiştir. Böylece kanat tespit açısındaki değişimlerin aerodinamik kuvvet ve moment katsayıları ile 6-DOF model cevabı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Kontrolcü tasarımı kapsamında PID kontrolcü oluşturulmuş ve farklı kanat tespit açılarında boylamsal tepkiler değerlendirilmiştir. Ayrıca seçilen trim noktası etrafında boylamsal kanal için durum uzayı modeli elde edilmiş ve bozuntulu ölçüm sinyalleri altında yunuslama açısı tahminini iyileştirmek amacıyla gözlemci tasarımı yapılmıştır. Çalışmada kanat tespit açısının kalkış performansı üzerindeki etkisi de analitik olarak incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, pozitif tespit açısındaki artışın yerden kesilme hızını ve kalkış koşusu mesafesini azalttığını göstermiştir. Bu durum, değişken kanat tespit açısı mekanizmasının kısa pist kalkış performansını iyileştirme açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak bu tezde, değişken kanat tespit açısına sahip bir İHA'nın mekanik tasarımı, aerodinamik modellemesi, doğrusal olmayan uçuş dinamiği modeli ve boylamsal kontrol sistemi bütünleşik olarak ele alınmıştır.Öğe Türkiye'de hidrojen mobilitesinin geleceği üzerine kapsamlı bir analiz: Sürdürülebilirlik ve zorluklar(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Artaş, Sultan Büşra; Kahraman, AliBu çalışma, Türkiye için belirlenen elektrolizör kapasite hedefleri doğrultusunda yenilenebilir enerji tabanlı yeşil hidrojen üretim potansiyelini nicel olarak ortaya koymayı ve bu üretimin enerji sistemi içerisindeki uzun vadeli rolünü değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Mevcut literatürde hidrojen çalışmaları ağırlıklı olarak üretim teknolojileri, maliyet analizleri ve teknik performans göstergelerine odaklanmakta olup, kapasite hedeflerinden türetilmiş sistem düzeyinde ve enerji dengesi temelli nicel analizlerin özellikle Türkiye özelinde sınırlı olduğu görülmektedir. Bu çalışma, söz konusu boşluğu basitleştirilmiş bir üstten-aşağı model yaklaşımı ile ele almaktadır. Model kapsamında 2030, 2035 ve 2053 yılları için sırasıyla 2 GW, 5 GW ve 70 GW elektrolizör kapasitesi dikkate alınmış; %75 kapasite faktörü varsayımı ile yıllık elektrik girdileri 13,14 TWh, 32,85 TWh ve 459,9 TWh olarak hesaplanmıştır. Bu girdilere karşılık gelen hidrojen üretim miktarları yaklaşık 0,24 Mt, 0,65 Mt ve 10,35 Mt olarak belirlenmiştir. Ayrıca hidrojenin nihai enerji tüketimi içerisindeki payının 2030 yılında %0,49, 2035 yılında %1,26 ve 2053 yılında %18,35 seviyelerine ulaşabileceği hesaplanmıştır. Elde edilen bulgular, hidrojenin kısa vadede sınırlı bir rol üstlendiğini, ancak kapasite artışı ile birlikte uzun vadede enerji sistemi içerisinde belirgin bir bileşen haline gelebileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, üretim sürecinde kullanılan elektrik girdisinin kaynağının çevresel performans üzerinde belirleyici olduğu ve hidrojenin sürdürülebilirliğinin doğrudan yenilenebilir enerji entegrasyonuna bağlı olduğu ortaya konmuştur. Bu çalışma, hidrojen üretimini enerji dengesi ile ilişkilendirerek Türkiye için sayısal bir değerlendirme çerçevesi sunmakta ve uzun vadeli kapasite planlamalarına yönelik analitik bir temel sağlamaktadır.Öğe Türkçe film yorumlarında duygu analizi için bağlamsal, kurallı ve istatistiksel yöntemlerin hibrit model yaklaşımı ile karşılaştırma analizi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Dündar, Beyza; Koçer, SabriBu tez çalışmasında, doğal dil işleme (NLP) ve duygu analizi yöntemleri kullanılarak Türkçe film yorumlarının otomatik olarak sınıflandırılması amaçlanmıştır. Günümüzde dijital platformlarda kullanıcılar tarafından üretilen metinsel verilerin hızla artması, bu verilerden anlamlı bilgi elde edilmesini önemli hale getirmiştir. Özellikle Türkçe gibi doğal dil işleme kaynakları sınırlı dillerde duygu analizi çalışmaları, akademik ve uygulamalı araştırmalar açısından önemli bir problem alanı oluşturmaktadır. Bu kapsamda çalışmada, Türkçe film yorumları üzerinde farklı makine öğrenmesi, derin öğrenme ve bulanık mantık tabanlı yöntemlerin performansları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmada kullanılan veri seti, Kaggle platformunda yer alan "Turkish Movie Sentiment Analysis Dataset" veri setinden elde edilmiştir. Toplam 80.000 yorumdan oluşan veri seti, işlem maliyetini azaltmak ve çalışma analizlerini daha verimli gerçekleştirebilmek amacıyla split yöntemi kullanılarak 40.000 yorumluk alt veri setine dönüştürülmüştür. Yorumlar olumlu ve olumsuz olarak etiketlenmiş, ardından metin verileri üzerinde gerekli ön işleme adımları uygulanmıştır. Birinci çalışmada, Naive Bayes, Lojistik Regresyon, Destek Vektör Makineleri (DVM), BERT tabanlı derin öğrenme modeli ve Bulanık Mantık yaklaşımı kullanılarak duygu sınıflandırması gerçekleştirilmiştir. İkinci çalışmada, Mamdani Max–Min sınıflandırma yöntemine dayalı bulanık çıkarım mekanizması kullanılarak bulanık mantık modeli geliştirilmiştir. Üçüncü çalışmada ise, BERT ve Bulanık Mantık yöntemlerinin birlikte kullanıldığı hibrit model ile BERT, Bulanık Mantık ve TF-IDF/Lojistik Regresyon yöntemlerini bir araya getiren üçlü hibrit yapı önerilmiştir. Tüm modellerin performansları doğruluk, kesinlik, geri çağırma ve F1-skor ölçütleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, birinci çalışmada BERT modeli %81 doğruluk ve %82 F1-skor değeri ile en başarılı tekil model olmuştur. Naive Bayes modeli %72 doğruluk ve %70 F1-skor, Lojistik Regresyon modeli %76 doğruluk ve %75 F1-skor, Destek Vektör Makineleri modeli ise %75 doğruluk ve %74 F1-skor değeri elde etmiştir. İkinci çalışmada geliştirilen bulanık mantık tabanlı model %68 doğruluk ve %66 F1-skor başarısı göstermiştir. Üçüncü çalışmada önerilen Bulanık Mantık–BERT hibrit modeli %83 doğruluk ve %84 F1-skor elde ederken, Bulanık Mantık–TF-IDF/Lojistik Regresyon–BERT üçlü hibrit modeli %85 doğruluk ve %86 F1-skor ile tüm çalışmalar içerisindeki en yüksek performansı sağlamıştır. Sonuç olarak, Türkçe film yorumlarında duygu sınıflandırma başarısının kullanılan model mimarisi ve karar mekanizmasına bağlı olarak değiştiği görülmüştür. Özellikle hibrit yapıların, tekil modellere kıyasla daha yüksek başarı ve daha dengeli sonuçlar sunduğu belirlenmiştir. Çalışma, Türkçe duygu analizi literatürüne karşılaştırmalı çalışma sonuçlarını sunmasının yanı sıra, bulanık mantık tabanlı hibrit yöntemlerin duygu analizi problemlerindeki etkinliğini ortaya koyarak akademik çalışmalara ve karar destek sistemlerine katkı sağlamayı amaçlamaktadır.Öğe Yavaş Salınımlı Azot Gübrelerinin Sıvı Formda Hazırlanması(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Kavukoğlu, Hilal; Sırıt, AbdulkadirGeleneksel tarımsal üretimde karşılaşılan düşük azot kullanım etkinliği ve buna bağlı gelişen çevre kirliliği, sürdürülebilir tarımın önündeki en önemli sorunlardandır. Bu tez çalışması, yeni nesil yavaş salınımlı azot gübre çözeltileri geliştirmeyi amaçlamaktadır. Hazırlanan çözeltiler inhibitör ve polimer maddeleriyle desteklenmiştir. Asıl amaç, azot kayıplarını en aza indirmek ve bitkiye uzun süreli besin sağlamaktır. Çalışma kapsamında üreaz inhibitörü (NBPT), nitrifikasyon inhibitörü (DCD) ve yavaş salınımlı üre-formaldehit (UF) sıvısı kullanılmıştır. Bu bileşenler, tuz yoğunluğu yüksek olan UAN-32 ve NPK çözeltilerine eklenmiştir. Bu sayede laboratuvar ortamında 10 farklı sıvı çözelti (Ç1-Ç10) hazırlanmıştır. Sıvı çözeltilerde fiziksel stabiliteyi korumak oldukça önemlidir. Bu nedenle kristalleşme riskini ortadan kaldırmak amacıyla çözeltilere amonyum tiyosülfat (ATS) ilave edilmiştir. Tüm çözeltilerin kütlesel dengesi ve toplam azot içerikleri stokiyometrik hesaplamalarla doğrulanmıştır. Araştırma sonuçları, çift inhibitör ve polimerik bileşenleri içeren çözeltilerin sıvı fazda yüksek bir uyum sağladıklarını kanıtlamıştır. Bu yapı, çözeltilerin fiziksel stabilitesini desteklemektedir. Elde edilen bulgular, sıvı polimerler ve çift inhibitör kombinasyonlarının yavaş salınımlı azot gübre teknolojisine başarıyla uyarlanabileceğini kanıtlamaktadır. Bu yenilikçi yöntem, besin salınımını bitkinin alım hızıyla doğrudan eş zamanlı hâle getirmektedir. Böylece tarımsal verimliliğin artırılması ve ekolojik denge korunarak sürdürülebilir tarıma güçlü bir bilimsel altyapı sunulmaktadır.Öğe Makine öğrenmesi ve görüntü işleme yöntemleriyle orman yangını erken uyarı ve risk analizi: Çevresel verilerin entegrasyonu(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Arıkan, Ahmet Eşref; Uzun, YusufDünyadaki iklim değişikliği sebebiyle günden güne etkisi ve zararı artan orman yangınlarına karşı güncel teknolojik altyapılar kullanılarak daha hızlı ve etkili müdahaleler geliştirilmesi gerekmektedir. Bu tez çalışmasında ülkemizdeki orman yangını riski taşıyan bölgelerden bir tanesi seçilmiş olup bu bölgede meteorolojiden gelen anlık değerleri ve uydudan alınan görüntüleri kullanarak son kullanıcıyı bilgilendiren yapay zeka tabanlı, pilot bir orman yangını erken uyarı sistemi geliştirilmiştir. İlgili bölgeden alınan görüntüler ızgara(grid) sistemi ile küçük ve eş parçalara ayrılmış ve her birisi için ayrı ayrı risk durumu tespit edilmiştir. Sistemin karar mekanizması oluşturulurken farklı makine öğrenme algoritmaları mukayese edilmiş ve sistem üzerinde test edilmiştir. Yapılan test sonuçları, ağaç tabanlı makine öğrenmesi algoritmalarının en doğru sonuçları ürettiği yönündedir. Karar Ağacı algoritmasının işleyişinin oldukça şeffaf olması ve hızlı sonuç üretebilme yeteneği nedeniyle bu algoritma, sistemin ana karar vericisi olarak seçilmiştir. Tasarlanan sistemin oldukça hassas olan afet yönetim sürecinde, yanlış-negatif(FN) hataları yapmadığı test edilerek doğrulanmıştır. Sistem tarafından risk seviyesine dair üretilen skorlar ve diğer önemli veriler (rüzgar yönü gibi) son kullanıcıya bir harita üzerinde sunulmuş ve sistem görsel hale getirilmiştir. Dolayısıyla bu tez çalışması ve sonucunda üretilen proje, geleneksel yangın müdahale sistemlerine kıyasla çok daha hızlı ve efektif sonuç üretebilmekte ve son kullanıcıyı bilgilendirebilmektedir.












