Eğitim Bilimleri Enstitüsü Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 2075
  • Öğe
    Ortaokul di̇n kültürü ve ahlak bi̇lgi̇si̇ ders ki̇tapları üni̇te değerlendi̇rme sorularının yeni̇lenmi̇ş bloom taksonomi̇si̇ne göre sınıflandırılması
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Önal, Mehmet; Turanalp, Muhammed Fatih
    Eğitim, hem geniş kapsamlı hem de daha dar çerçevede belirlenen hedeflerin dikkate alındığı planlı bir süreç olarak görülmektedir. Öğrencilerin bu hedeflere ne ölçüde yaklaştığını ortaya koymak için kullanılan ölçme ve değerlendirme etkinlikleri de bu hedeflerle uyumlu olacak şekilde tasarlanmaktadır. Bu çalışma, eğitimin özel hedefleri arasında değerlendirilen ve ders kapsamında belirlenen kazanımların gerçekleşme durumunu ortaya çıkarmaya yönelik olarak hazırlanan ünite sonu sorularını incelemektedir. İnceleme sürecinde bu sorular, günümüzde pek çok ülkenin ölçme-değerlendirme alanında temel aldığı Yenilenmiş Bloom Taksonomisi doğrultusunda yeniden sınıflandırılmıştır. Bloom taksonomisi, ilk olarak 1956 yılında Bloom ve ekibi tarafından geliştirilmiş olsa da, zaman içinde yapının bazı eksik yönleri ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, Bloom’un öğrencilerinin de içinde bulunduğu bir uzman grubu taksonomiyi yeniden ele almış ve bilişsel alanı “bilgi” ile “bilişsel süreç” olmak üzere iki boyutta tanımlayan güncellenmiş bir yapı oluşturmuştur. Bu araştırmada, 2023–2024 eğitim-öğretim yılında ortaokullarda kullanılan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitabındaki ünite sonu değerlendirme bölümlerinde yer alan toplam 409 soru incelenmiştir. Soruların yenilenmiş Bloom Taksonomisi açısından hangi bilişsel basamaklara karşılık geldiği belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma nitel yaklaşımla tasarlanmış; yöntem olarak durum çalışması tercih edilmiş ve elde edilen veriler ayrıntılı bir biçimde çözümlenerek sonuçlara ulaşılmıştır. Ünite sonlarında yer alan toplam 409 değerlendirme sorusunun büyük bölümü, bilişsel süreç boyutunda hatırlama basamağında yoğunlaşmaktadır. Bu kapsamda, 243 soru (%59,41) hatırlama–olgusal bilgi düzeyinde; 41 soru (%10,02) hatırlama–kavramsal bilgi düzeyinde; 2 soru (%0,49) ise hatırlama–işlemsel bilgi düzeyinde sınıflandırılmıştır. Bunun yanında, 25 sorunun (%6,11) anlama–olgusal bilgi, 91 sorunun (%22,25) ise anlama– kavramsal bilgi düzeyine karşılık geldiği belirlenmiştir. Anlama–işlemsel bilgi basamağına ise yalnızca 2 soru (%0,49) denk düşmektedir. Çözümleme basamağında kavramsal bilgiye yönelik 4 soru (%0,98) bulunmaktadır. Ayrıca değerlendirme basamağında kavramsal bilgi düzeyine karşılık gelen 1 soruya (%0,25) rastlanmıştır. Bunun dışında, bilişsel süreç boyutunda uygulama ve yaratma basamaklarına; bilgi boyutunda ise üstbilişsel bilgi düzeyine ait herhangi bir soru tespit edilmemiştir. Sonuç olarak ünite değerlendirme soruları heterojen bir dağılımla genellikle bilişsel süreç boyutunda hatırlama ve anlama basamağında yoğunlaşırken, bilgi boyutunda ise daha çok kavramsal ve olgusal bilgi alanında yoğunlaşmıştır.
  • Öğe
    Saz (bağlama) eğitiminde bilişsel ve görsel algıya yönelik uygulamaların deşifre becerisine etkisi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Kalın, Emrah; Özdek, Attila
    Çalışma, bağlama eğitiminde, görsel ve bilişsel algıya dayalı özgün yöntemlerin deşifre becerisi üzerindeki etkilerini sistematik bir yaklaşımla ele alarak, müzik eğitiminin disiplinler arası temeller üzerinde yeniden yapılandırılmasına yönelik önemli bir katkı sunmaktadır. Araştırma kapsamında alan uzmanlarından deşifre becerisine yönelik genel görüşleri, karşılaşılan sorunların, bu sorunlara yönelik çözüm önerileri ve gelen öneriler doğrultusunda bu beceriyi geliştirmeye yönelik oluşturulabilecek içeriklerin neler olabileceği belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda ortaya çıkan bulgular ışığında tasarlanan öğretim sürecinin, öğrencilerin bilişsel ve görsel algılama düzeylerine olan etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma, bağlama çalgısında deşifre becerisinin geliştirilmesine yönelik olarak bilişsel ve görsel algıya dayalı uygulamaların etkililiğini belirlemek amacıyla karma yöntem desenine uygun şekilde gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Afyon Kocatepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda öğrenim gören bireysel çalgısı bağlama olan birinci sınıf öğrencileri arasından gönüllü olan 12 kişilik deney ve kontrol grupları ile yürütülmüştür. Deney grubuna, uzman görüşleri doğrultusunda yapılandırılmış ve özellikle görsel dikkat, nota okuma, örüntü tanıma ve bilişsel strateji geliştirmeye odaklanan 14 haftalık bir öğretim programı uygulanmıştır. Deney grubuna uygulanan öğretim süreci; tamamı özgün olarak geliştirilen görme temelli stratejiler, kavramsalbilişsel içerikler ve ileri düzey nota çözümleme uygulamalarından oluşturulmuştur. Kontrol grubu ise mevcut bilinen yaygın yöntemlerle eğitimine devam etmiştir. Çalışmanın nicel boyutunda, katılımcılara ön test ve son test sürecinde 5 deşifre performans görevi verilmiştir. Performanslar video kaydına alınarak, 4 görev performans değerlendirme formu üzerinden puanlanmış, 5. görevde ise katılımcıların el-göz mesafe uzamı nota endeksli olarak ölçümlenmiştir. Verilen 4 görevden elde edilen veriler SPSS kullanılarak analiz edilmiştir. Deney ve kontrol gruplarının uygulama öncesi ve uygulama sonrası performansları arasındaki farkları belirlemek amacıyla ise Mann Whitney U-Testi gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nitel boyutunda ise uzman görüşleri ve gözlem formlarından elde edilen veriler tematik olarak analiz edilmiş, uzmanların deşifre sürecini sadece teknik değil, aynı zamanda görsel, bilişsel ve pedagojik bileşenleri kapsayan çok boyutlu bir beceri olarak tanımladıkları görülmüştür. Ayrıca katılımcıların deşifre görevini yerine getirdikleri süreçte eş zamanlı olarak, ODTÜ İnsan Bilgisayar Etkileşimi Laboratuvarında göz hareketleri izlenmiştir. Elde edilen veriler, Tobii Studio yazılımı aracılığıyla analiz edilmiştir. Katılımcıların nota çözümleme sürecinde gerçekleştirdikleri bakış sıraları (gaze plots) ve göz ısı haritaları (heatmaps) üzerinden dikkat dağılımları, görsel yoğunlaşma bölgeleri, bakış sayıları ve görsel tarama stratejileri değerlendirilmiştir. Bu veriler, öğrencilerin görsel algı süreçlerinin nota çözümlemeye nasıl yansıdığını ortaya koymak amacıyla yorumlanmıştır. Uygulama süreci sonunda elde edilen bulgular, bu bütüncül ve özgün yaklaşımın katılımcıların deşifre performansında anlamlı bir artış sağladığını göstermiştir. Elde edilen puanlar hem bireysel hem de grup düzeyinde karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Ön -son test deşifre performansı ölçümleri ile el-göz arasındaki mesafeyi tespit etmeye yönelik nota endeksli ölçümler deney grubu lehine anlamlı sonuçlar vermiştir. Sonuç olarak, bu çalışma bağlama icrasında deşifre becerisinin geliştirilmesinde görsel-bilişsel temelli sistematik bir öğretim programının etkili olduğunu ortaya koymakta, müzik eğitiminde disiplinler arası yaklaşımların, özellikle nota okuma ve çözümleme süreçlerinde öğrencilerin başarılarını artırabileceğini göstermektedir.
  • Öğe
    Uzaktan eğitim aracılığı ile verilen bağlama eğitimine ilişkin akademisyen görüşleri
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Ulaş, Emre; Çakırer, Hüseyin Serdar
    Bu çalışmanın amacı, bağlama alanında uzman, uzaktan eğitim deneyimine sahip öğretim elemanlarının görüşleri doğrultusunda uzaktan eğitim yoluyla verilen bağlama derslerinde karşılaştıkları problemleri tespit etmek ve bu problemlere ilişkin sundukları çözüm önerilerini araştırmaktır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan fenomenoloji içerikli araştırma deseni ile yürütülmüş, veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemi ile çözümlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Türkiye’de 12 farklı ildeki üniversitelerde görev yapan, bağlama alanında uzman 16 öğretim elemanı oluşturmaktadır. Araştırma sonucunda akademisyenlerin; senkronizasyon, bağlantı problemleri ve kullanılan platformlara bağlı olarak ses iletimi gibi teknik sorunlarla ve bunun yanında postürü gözlemleyememe, motivasyon kaybı ve ders yapılan ortamın uygun olmaması gibi diğer sorunlarla karşılaştıkları, ders süresince de gösterip yaptırma tekniğinden yararlandıkları tespit edilmiştir. Akademisyenler; ulaşım, zaman açısından ekonomik olma durumu ile kullanılan platformların tekrar izlenebilme özelliklerini uzaktan eğitimin avantajları arasında değerlendirirken öğrenciye anlık müdahalede bulunamama, etkileşim eksikliği ve teknik nedenlere dayalı sorunların varlığını ise uzaktan eğitimin dezavantajları olarak değerlendirmişlerdir. Akademisyenler uzaktan bağlama eğitiminde karşılaştıkları problemlerin çözümü için de internet alt yapı hizmeti iyileştirme çalışmalarının yapılması, çalgı derslerine özgü platform tasarımlarının geliştirilmesi ve fırsat eşitliğinin sağlanması gerektiğini belirtmişlerdir.
  • Öğe
    Konya ilindeki kadın halter sporcularında halter sporuyla ilişkili sık görülen cilt lezyonlarının araştırılması
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Kılınç, Sariye; Erdağı, Kenan; Tüfekçi, Osman
    Bu çalışmada, Türkiye Halter Federasyonu’na bağlı kadın halter sporcularında, halter antrenmanlarına bağlı olarak sıkça görülen mekanik cilt lezyonları ve bu lezyonların sportif performans üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırma, 2024 yarışma sezonunda yıldızlar (n=35), gençler (n=35) ve büyükler (n=30) kategorilerinde toplam 100 kadın sporcuyu kapsamaktadır. Kadın halter sporcularından elde edilen verilerin analizi SPSS 25 istatistik paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sürekli değişkenler için ortalama ve standart sapma; kategorik değişkenler için frekans ve yüzde değerleri hesaplanarak tanımlayıcı istatistiksel yöntemler uygulanmıştır. Verilerin normallik varsayımı çarpıklık, basıklık değerleri, histogramlar ve Q-Q plot grafikleri ile değerlendirilmiş ve sonuçlar tablolar halinde sunulmuştur. Veriler, uzman doktorların desteğiyle lezyon bölgelerinin kodlanması ve lezyon türlerinin tespiti için hazırlanmış görseller yardımıyla kadın halter sporculardan elde edilmiştir. Yapılan gözlemlerde, yıldızlar, gençler ve büyükler kategorilerindeki sporcularda en sık görülen lezyonun nasır (kallus, corn) olduğu tespit edilmiştir; tüm kategorilerde neredeyse tüm sporcularda görülmüştür. Striae distensae ve kontakt dermatit de yüksek oranlarda bulunmuştur. Striae distensae yıldızlar'da %74.28, gençler'de %80 ve büyükler'de %83.33 oranlarında gözlemlenmiştir. Kontakt dermatit ise yıldızlar ve gençler'de %82.85, büyükler'de %90 oranlarında saptanmıştır. Acne mechanica, gençler kategorisinde en yüksek oranda (%88.57) görülmüştür. Siyah topuk lezyonu gençler'de (%65.71) daha yaygınken, yıldızlar'da %34.28 ve büyükler'de %46.66 oranlarında gözlenmiştir. Tırnak bozuklukları en çok gençler'de (%31.42) tespit edilmiştir. Bu veriler, farklı yaş gruplarındaki sporcularda belirli dermatolojik lezyonların prevalansında değişiklikler olduğunu göstermektedir. Lezyonların performans üzerindeki etkileri incelendiğinde, nasır ve kontak dermatit lezyonlarının koparma, omuzlama ve atış performanslarını olumsuz etkilediği bulunmuştur. El iç yüzü, parmaklar, omuz bölgesi, boyun çevresi ve clavicula bölgesindeki lezyonlar, barın tutulmasını ve vücuda temasını zorlaştırarak teknik uygulamalarda aksamalara yol açmıştır. Sonuç olarak, halter sporunda mekanik cilt lezyonlarının yaygın olduğu ve bu lezyonların sporcuların performansı üzerinde olumsuz etkiler yarattığı ortaya konmuştur. Bu bulgular, sporcuların cilt sağlığını korumak ve performans üzerindeki olumsuz etkileri en aza indirmek için uygun koruyucu önlemlerin alınmasının önemini vurgulamaktadır.
  • Öğe
    Der Einfluss der motivation auf fremdsprachenlernprozess: eine empirische untersuchung zur steigerung der motivation durch Wortassoziationen
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Arslan, Ayşe; Arslan Çavuşoğlu, Ayşe
    Diese Studie untersucht die Bedeutung der Motivation im Fremdsprachenlernprozess und den Einfluss von Wortassoziationen als motivierende Strategie. In der empirischen Untersuchung mit Probanden, die Deutsch auf Lehramt studieren, wurde analysiert, wie sich Wortassoziationen auf ihre Motivation und ihren Lernerfolg auswirken. Im theoretischen Teil wurden verschiedene Motivationsarten, insbesondere die intrinsische und extrinsische Motivation, sowie ihre Auswirkungen auf den Spracherwerbsprozess umfassend erklärt. Im empirischen Teil erhielten die Studierenden eine Liste mit 40 Wörtern, die den Niveaus A1-A2, B1-B2, C1-C2 entsprechen, und lernten deren Bedeutungen durch Assoziationen kennen. Die Ergebnisse der Vor- und Nachtests zeigen, dass die Assoziationstechnik das Interesse der Lernenden am Lernprozess und die Nachhaltigkeit des Wortschatzes deutlich steigert. Ein Jahr später wurde ein Test durchgeführt. Es wurde beobachtet, dass die mit der Assoziationstechnik erinnerten Wörter noch vorhanden waren. Die gesammelten Daten zeigen, dass dieser Ansatz das Erfolgsgefühl der Studierenden stärkt und ihre intrinsische Motivation unterstützt, was zu einer aktiveren Teilnahme am Spracherwerbsprozess führt. Zusammenfassend wird betont, dass wortassoziative Lerntechniken eine effektive Strategie zur Steigerung der Motivation im Fremdsprachenunterricht sind und von Lehrkräften als effektives Instrument eingesetzt werden können.
  • Öğe
    Der Beitrag von den Schülern entwickelten unterrichtsmaterialien im Rahmen des Null Abfall projekts zur deutschen Wortschatzerweiterung
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Ocak, Fatma; Arslan Çavuşoğlu, Ayşe
    In der vorliegenden Arbeit wurde darauf abgezielt, den Beitrag die von Schülern im Rahmen der Null Abfall Ansatz entwickelten Unterrichtsmaterialien zum deutschen Wortschatzwissen und die Nachhaltigkeit des Gelernten festzulegen. Die Zielgruppe bestand aus 128 Schüler*innen, die im Schuljahr 2023-2024 an der 10. und 11. Klasse des Beyşehir Ali Akkanat Anatolien Gymnasiums (in Beyşehir/ Konya) besuchten. Dass die Forscherin an dieser Schule arbeitet, war bei der Auswahl der Schüler*innen und der Schule entscheidender Faktor. In der Studie wurde eine qualitative Methode und als Design die Phänomenologie, eines der qualitativen Forschungsdesigns verwendet. Zur Befragung wurde auf einen Fragebogen zurückgegriffen, der halb offene Fragen enthielt. Mit Hilfe des Fragebogens wurden die Daten erhoben. Nachdem die notwendigen Informationen gegeben worden waren, dauerte der Prozess der Entwicklung von Unterrichtsmaterialien aus Abfallmaterialien von den letzten Novemberwoche bis dritten Januarwoche. Nach der Produktentwicklung wurden die Schüler darum gebeten, den gesamten Prozess durch die eigenen Meinungen und Auswirkungen des Verfahrens zu bewerten und zu schreiben, indem sie einen halbstrukturierten Satz auf einem A4-Papier ausfüllten. Die ausgefüllten Papiere wurden zur nächsten Unterrichtsstunde mitgebracht. Die Daten wurden mit der Inhaltsanalyse analysiert und Kategorien erstellt. Bei der Datenanalyse wurde festgestellt, dass die meisten Schüler sehr zufrieden damit waren, in den Aktivitäten an einer Gruppe oder Zusammenarbeit aktiv teilzunehmen, Unterrichtsmaterialien aus Abfallmaterialien zu entwickeln und sie im Unterricht zu präsentieren. Mit dieser Studie kann man sagen, dass die Schüler*innen viele pädagogische Fähigkeiten entwickelt haben, wie z.B. die Verbesserung eines Umweltund Verantwortungsverständnis, die Themenwiederholung, die Wortschatzerweiterung, die Pflichterfüllung, die Förderung des aktiven Lernens, die Entwicklung positiver Gefühle, Gedanken und Haltungen.
  • Öğe
    Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların annelerinde yaşam kalitesi ile ebeveyn yeterliliği arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlık ve aile yılmazlığının aracı rolü
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Karaduman, Mustafa; Koçak, Fatih
    Bu araştırmanın amacı, otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanılı çocuğa sahip annelerin yaşam kalitesi, psikolojik sağlamlık, aile yılmazlığı ve ebeveyn yeterliliği düzeyleri arasındaki ilişkileri incelemek ve annelerin yaşam kalitesinin ebeveyn yeterliliği üzerindeki etkisinde psikolojik sağlamlık ve aile yılmazlığının aracı rolünü ortaya koymaktır. OSB tanılı çocukların bakım süreci, anneler üzerinde yoğun fiziksel, duygusal ve sosyal yükler oluşturabilmekte; bu durum annelerin yaşam kalitesi ve ebeveynlik yeterlilikleri üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olabilmektedir. Bu bağlamda, annelerin sahip oldukları psikososyal kaynakların ebeveynlik süreçlerini hangi mekanizmalar aracılığıyla etkilediğinin anlaşılması, hem kuramsal hem de uygulamaya dönük açıdan önem taşımaktadır. Araştırma, nicel araştırma yaklaşımlarından ilişkisel tarama modeli kapsamında, kesitsel bir desenle yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, Türkiye’nin farklı coğrafi bölgelerinde yaşayan ve OSB tanılı çocuğa sahip olan 679 anne oluşturmaktadır. Veri toplama sürecinde, annelerin yaşam kalitesi, psikolojik sağlamlık, aile yılmazlığı ve ebeveyn yeterliliği düzeylerini belirlemek amacıyla geçerliği ve güvenirliği daha önce yapılmış ölçme araçları kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde betimsel istatistiklerin yanı sıra korelasyon analizleri, grup karşılaştırmalarına dayalı parametrik testler ve regresyon temelli aracılık analizleri uygulanmıştır. Aracılık analizleri, Hayes tarafından geliştirilen PROCESS makrosu (Model 4) kullanılarak gerçekleştirilmiş; analizlerde değişkenler arasındaki doğrudan ve dolaylı ilişkiler test edilmiştir. Araştırmada nedensel çıkarımlardan kaçınılarak, bulgular ilişkisel ve açıklayıcı bir çerçevede ele alınmıştır. Nicel verilerin yanı sıra, araştırmada annelere yöneltilen açık uçlu sorular aracılığıyla elde edilen nitel verilerden de yararlanılmıştır. Nitel veriler, çalışmanın nicel bulgularını destekleyici ve açıklayıcı bir amaçla kullanılmıştır. Açık uçlu yanıtlar, betimsel içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiş; analiz sürecinde MAXQDA programından yararlanılmıştır. Nitel veriler kodlanarak temalar oluşturulmuş ve elde edilen temalar frekans ve yüzdeler aracılığıyla nicel bulgularla ilişkilendirilerek yorumlanmıştır. Araştırma bulguları, annelerin yaşam kalitesi ile psikolojik sağlamlık, aile yılmazlığı ve ebeveyn yeterliliği arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca, yaşam kalitesinin ebeveyn yeterliliği üzerindeki etkisinde psikolojik sağlamlık ve aile yılmazlığının anlamlı bir aracı role sahip olduğu belirlenmiştir. Nitel bulgular ise annelerin yaşam kalitesini etkileyen temel unsurların aile içi destek, ekonomik koşullar, bakım yükü, sosyal çevreyle ilişkiler ve geleceğe yönelik belirsizlikler olduğunu ortaya koymuş; bu bulgular nicel sonuçları destekler nitelikte değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, bu araştırma OSB tanılı çocuğa sahip annelerin ebeveynlik süreçlerinde psikolojik sağlamlık ve aile yılmazlığının önemli koruyucu ve güçlendirici faktörler olduğunu ortaya koymaktadır. Elde edilen bulguların, ailelere yönelik psikososyal destek programlarının geliştirilmesine, ebeveyn yeterliliğini artırmaya yönelik müdahale çalışmalarının planlanmasına ve aile odaklı sosyal politika ve hizmetlerin güçlendirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
  • Öğe
    Özel eğitim öğretmeni adaylarının eğitsel değerlendirme konusundaki yeterlilikleriyle ilgili görüşlerinin belirlenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Akdeniz, Derya; Arslantaş, Süleyman
    Bu araştırmanın amacı, özel eğitim öğretmeni adaylarının eğitsel değerlendirme konusundaki yeterliliklerine ilişkin görüşlerini belirlemektir. Araştırmanın çalışma grubu, 2024-2025 eğitim öğretim yılında farklı üniversitelerin özel eğitim öğretmenliği bölümlerinde öğrenim gören 20 öğretmen adayından oluşmaktadır. Katılımcıların görüşlerini belirlemek amacıyla nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniği kullanılmıştır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla çevrim içi olarak toplanmış ve betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Elde edilen veriler kodlanarak temalar ve alt temalar hâlinde analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda; 1) Özel eğitim öğretmeni adayları eğitsel değerlendirme kavramını tanımlayabilmekte, ancak sürecin aşamaları ve uygulamaya yönelik deneyimleri konusunda yetersiz kaldıkları belirlenmiştir. 2) Öğretmen adayları, eğitsel değerlendirme dersinin, üniversitelerin öğretim programlarında ağırlıklı olarak teorik düzeyde ele alındığını ifade etmiş olup; değerlendirme araçlarının kullanımı, verilerin analiz edilme süreci, BEP hazırlama ve eğitsel karar verme gibi uygulamaya dayalı alanlarda yeteri kadar deneyim kazanamadıklarını belirlenmiştir. 3) Katılımcıların gerçek sınıf ortamlarında değerlendirmeyi uygulamalı yapmamış olmaları ve eğitsel değerlendirme dersinin bilgi düzeyinde kalması öğretmen adaylarının bu konudaki yeterlilik algılarını olumsuz etkilemiştir. 4) Katılımcıların değerlendirme araçları hakkında bilgi sahibi oldukları; ancak bunları etkili şekilde kullanma konusunda yetersiz oldukları belirlenmiştir. Özellikle formal araçlarda uygulamalı deneyim eksikliğinin, araçların işlevselliğini sınırladığı belirlenmiştir. 5) Eğitsel değerlendirme sürecinde toplanan verileri analiz etme ve buna göre karar verme konusunda adayların kendilerini yetersiz hissettikleri belirlenmiştir. Özellikle veriye dayalı karar verme, sonuçları yorumlama ve bireyselleştirilmiş eğitim planı ile müdahale programları hazırlama becerilerinde eksiklikler olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, öğretmen adaylarının üniversite eğitimleri sırasında veri analizi konusunda yeterli ders almadıkları ve bu konunun yeterince üzerinde durulmadığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, öğretmen adaylarının eğitsel değerlendirme süreçlerinde olumlu yeterlilik algıları geliştirebilmeleri için bu konunun öğretim programlarında sadece kavramsal düzeyde değil, aynı zamanda pratiğe dayalı etkinliklerle ele alınması önerilmektedir. BEP hazırlama, veri toplama ve verilerin analiz edilme sürecinde atölye çalışmaları ve teknoloji destekli uygulamaların artırılması önerilmektedir. Değerlendirme araçlarını yalnızca tanıtmak yerine, öğretmen adaylarına bu araçları doğrudan kullanabilecekleri uygulamalı ortamlar oluşturulması önerilmektedir. Okullarda görev yapan özel eğitim öğretmenlerine, güncel değerlendirme araçları hakkında bilgilendirmeler yapılmalı, bu konuya ait seminerler ve konferanslar düzenlenmeli ve bu araçların kullanımlarının desteklenmesi önerilmektedir. Bununla beraber, öğretmen yetiştirme programlarında eğitsel değerlendirmeye yönelik ders içeriklerinin zenginleştirilmesi, kuramsal bilgilerin yanı sıra yapılandırılmış uygulama deneyimlerinin sunulması önerilmektedir. Ayrıca, bu alanda yapılacak gelecekteki araştırmalarda daha geniş örneklem gruplarıyla, nicel yöntemler kullanılarak farklı değişkenlerin etkisinin de incelenmesi önem arz etmektedir.
  • Öğe
    Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde Eflatun Cem Güney'in 'Masallar' kitabının kültür unsurları bakımından değerlendirilmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Demir, Erdal; Akpınar, Şerife
    Masallar; tekerleme yapısıyla çevrelenen, benzetmeler, mecazlar ve deyimlerle zenginleştirilmiş kendine özgü anlatı biçimleriyle dikkat çeken edebî ürünlerdir. Bu anlatılar sadece edebî bir tür olmanın ötesinde, kültürel aktarımda önemli rol oynayan metinlerdir. Masallar, olağanüstü ve hayalî ögeler aracılığıyla zaman ve mekândan bağımsız bir kurguda toplumların sosyokültürel yapısını yansıtmakta ve bireylere bu yapıyı sezdirerek aktarmaktadır. Söz konusu yönüyle masallar; sosyal, kültürel, psikolojik ve antropolojik çözümlemelere de imkân tanımaktadır. Özellikle çocukların kültürel kimliklerinin oluşumunda önemli bir rol oynayan masallar, aynı zamanda sosyal, bilişsel ve ahlaki gelişimi de desteklemektedir. Bir çocuğun masallar aracılığıyla unutulmuş meslekler, geleneksel sanatlar, yöresel yemekler ya da oyunlar hakkında bilgi edinmesi mümkündür. Bu bağlamda, masalların eğitimde bir araç olarak kullanılabilmesi, içerdikleri kültürel unsurların bilinçli biçimde analiz edilmesini ve tasnif edilmesini gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada, Eflatun Cem Güney tarafından derlenerek Türk edebiyatına kazandırılan "Masallar" adlı eserden hareketle, masalların içerdiği kültürel unsurlar ele alınmıştır. Çalışmada, adı geçen kitapta bulunan yirmi üç (23) masalın kültür unsurları bakımından incelemesi yapılmıştır. Söz konusu masallarda yer alan unsurlar, Diller İçin Avrupa Ortak Başvuru Metni’nde (D-AOBM) belirtilen “Sosyokültürel Bilgi” başlığı temel alınarak incelenmiş; elde edilen veriler oluşturulan tabloya işlenerek yorumlanmıştır. Eflatun Cem Güney'in derlediği “Masallar” kitabında yer alan masalların kültür unsurları bakımından oldukça zengin olduğu görülmüştür. Masallarda en fazla “8a-Deyimler” başlığında yer alan kültürel unsura rastlanırken en az “1h-Spor”, “4c-Sanat” ve “4b-Müzik” başlıklarında yer alan kültürel unsura rastlanmıştır. Masallar, kültür unsurlarını taşıması sebebiyle kültür temelli dil eğitiminin en güçlü araçları arasında yer almaktadır. Buradan hareketle; alan yazınında konuyla ilgili geniş bir tarama yapılmıştır. Çalışmanın ana konusu olan “Masallar” adlı eserdeki masalların kültür unsurları; D-AOBM, konu ile ilgili tez, makale ve diğer bilimsel çalışmalardan faydalanılarak incelenmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi tekniği kullanılmış, kültür unsurları tablolara aktarılmış, masallar kültürel unsurlar açısından yorumlanarak değerlendirilmiştir.
  • Öğe
    Türki̇ye'de görsel sanatlar eği̇ti̇mi̇ alanında sanat eleşti̇ri̇si̇ni̇ konu alan tezleri̇n i̇ncelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Sönmez, Gevher; Genç, Mehmet Ali
    Sanat eleştirisi, sanat eserlerinin anlamını, bağlamını ve estetik değerini değerlendiren önemli bir disiplindir. Sanat eğitimi bağlamında eleştiri, öğrencilerin sanatı daha bilinçli bir şekilde anlamalarına, yorumlamalarına ve değerlendirmelerine katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda, sanat eleştirisinin görsel sanatlar eğitimindeki yerini ve önemini belirlemek amacıyla yapılan akademik çalışmalar, alanın gelişimi açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu araştırma, Türkiye’de görsel sanatlar eğitimi alanında sanat eleştirisi konusunu ele alan lisansüstü tezleri incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, sanat eleştirisinin eğitim bağlamında nasıl ele alındığı, hangi yöntem ve yaklaşımların benimsendiği, hangi konulara odaklanıldığı ve alandaki genel eğilimlerin neler olduğu analiz edilmiştir. Tarama modeliyle gerçekleştirilen araştırmada, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Tez Merkezi’nden elde edilen veriler doğrultusunda belirlenen tezler içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Elde edilen bulgular, sanat eleştirisi ile ilgili yapılan akademik çalışmaların genellikle kuramsal çerçeve, öğretim programları, uygulamalı sanat eğitimi ve öğrenci kazanımları gibi konulara odaklandığını göstermektedir. Bununla birlikte, sanat eleştirisi konusunda yapılan tezlerde kuramsal modellerin ele alınış biçimi, sanat eleştirisinin eğitim programlarına entegrasyonu ve öğretim süreçlerindeki etkileri gibi hususlarda farklı yaklaşımlar tespit edilmiştir. Araştırma bulgularına dayalı olarak, sanat eleştirisinin eğitim süreçlerindeki etkisini artırmaya yönelik çeşitli öneriler sunulmuştur. Türkiye’deki sanat eğitimi literatürüne katkı sağlaması beklenen bu çalışmada, görsel sanatlar eğitimi bağlamında sanat eleştirisinin akademik düzeyde ele alınış biçimi değerlendirilmektedir. Çalışmanın, sanat eleştirisinin eğitime entegrasyonunun geliştirilmesi ve sanat eğitiminde eleştirel düşünme becerilerinin daha etkin kullanılması için gelecekte yapılacak araştırmalara ışık tutması beklenmektedir.
  • Öğe
    Fen Bili̇mleri̇ öğretmen adaylarının okul dışı öğrenmeye i̇li̇şki̇n algılarının i̇ncelenmesi̇: bi̇r metafor çalışması
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Gören, Rabia; Aslan, Oktay
    Bu çalışmasının amacı, fen bilimleri öğretmen adaylarının okul dışı öğrenmeye ilişkin metaforik algılarını incelemektir. Çalışma, nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji (olgubilim) desenine göre yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubu, amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt (kriter) örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Çalışmaya İç Anadolu bölgesinde bulunan bir devlet üniversitesinde farklı sınıf düzeylerinde öğrenim görmekte olan 165 fen bilimleri öğretmen adayı katılmıştır. Araştırmada öğretmen adaylarından okul dışı öğrenmeye ilişkin algılarının tespit edilebilmesi için belirlenen ifadelere odaklı sekiz sorudan oluşan iki aşamalı metafor formu ile veriler toplanmıştır. Bu form “Okul dışı öğrenme ortamlarında fen bilimleri ders planı hazırlamak, bürokratik izinler almak, disiplin sağlamak gibi ifadelerin ve üretilecek metaforların gerekçelerini de içerecek şekilde sunulan sekiz sorudan oluşturulmuştur. Elde edilen verilerin analizi için içerik analizi kullanılmıştır. Analizin ilk aşamasında tüm veriler incelenmiş ve araştırmada elde edilen 1288 metafordan 443 tanesi amaca uygun olmadığı gerekçesi ile çalışma kapsamı dışında tutularak değerlendirmeye alınmamıştır ve 845 metafor ile çalışmaya devam edilmiştir. Her kavram için oluşturulan metaforlar ayrı ayrı incelenerek olumlu ve olumsuz metaforların oluşturulduğu tespit edilerek gerekçeleri ile birlikte bulgular kısmına eklenmiştir. Kategoriler belirlenirken uzman görüşü ile düzeltmeler yapılmıştır. Yapılan düzeltmeler sonucunda geçerli olan metaforlar her bir ifade için açılan başlık altında önce frekans (f) ve yüzdeleri (%) tablo şeklinde sunularak benzer metaforların ilişkili olma sebepleri ile farklı kategoriler altında toplanmıştır. Her ifade için oluşturulan metaforlar ayrı ayrı incelenerek olumlu ve olumsuz metaforların oluşturulduğu tespit edilerek gerekçeleri ile birlikte bulgular oluşturulmuştur. Öğretmen adaylarının okul dışı öğrenmeye ilişkin algılarını çok sayıda metafor ile yansıttıkları ve farklı ifadelere farklı sayılarda cevaplar oluşturulduğu görülmüştür. Araştırma sonuçlarına göre, deneyim eksikliğinden kaynaklanan sebeplerle öğretmen adaylarının bazı ifadeler hakkında tam bilgi sahibi olmadığı görüşmüştür. Sonuç olarak öğretmen adaylarının okul dışı öğrenme ortamlarının genel özellikleri hakkında bilgi sahibi oldukları ve bu ortamlara karşı çoğunun olumlu algılarının olduğu gözlenerek okul dışı öğrenme ortamlarına fen eğitiminde ve fen araştırmalarında daha fazla yer alması gerektiği bir kez daha ortaya konulmuştur. Çalışma sadece fen bilimleri öğretmen adayları ile gerçekleştirilmiş olup bundan sonra yapılacak çalışmalarda başka branşlara da yer verilmesi, öğretmen adaylarının okul dışı öğrenme ortamları dersini almadan önce ve aldıktan sonraki algı düzeyleri ve deneysel bir çalışma yapılarak nicel verilerden de elde edilen verilerin çalışma sonucuna etkisinin incelenmesi önerilmektedir.
  • Öğe
    Özel eğitime devam eden otizm spektrum bozukluğu olan öğrencilerin kendini yönetme ve karar vermede resim kartları ve senaryo temelli oyunlar kullanmanın etkililiğinin belirlenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Kılıç, Mehmet Salih; Arslantaş, Süleyman
    Bu araştırma, özel eğitime devam eden otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanılı öğrencilerin kendini yönetme ve karar verme becerilerini geliştirmede resim kartları ve senaryo temelli oyunların etkililiğini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. OSB tanılı öğrenciler sosyal iletişim, problem çözme ve günlük yaşam becerilerinde çeşitli zorluklar yaşayabilmektedir. Bu zorluklar bağımsız yaşam becerilerinin kazanımını ve sürdürülmesini güçleştirebilmektedir. Bu nedenle, resimli kartlarla zenginleştirilen oyun temelli yaklaşımların öğrencilerin bağımsızlaşma sürecini ve sosyal uyumunu destekleyecek güçlü bir müdahale aracı olduğu düşünülmektedir. Araştırmada tek denekli araştırma desenlerinden denekler arası çoklu yoklama modeli kullanılmıştır. Uygulama Konya ilinde bir özel eğitim sınıfına devam eden ve yaşları 13–14 arasında değişen üç OSB tanılı öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Öğretim oturumlarında resim kartları ve senaryo temelli oyunlar kullanılarak kendini yönetme ve karar verme becerileri sistematik şekilde öğretilmiştir. Senaryolar öğrencilerin günlük rutinleriyle ilişkilendirilmiş ve somutlaştırılmıştır. Süreç, yönerge verme, görsel ipucu sağlama, model olma ve pekiştirme gibi öğretim ilkeleriyle desteklenmiştir. Nicel veriler, Kendini Yönetme Becerisi Ölçüm Aracı ve Karar Verme Becerisi Ölçüm Aracı kullanılarak başlama düzeyi, öğretim süreci, izleme ve genelleme evrelerinde toplanmıştır. Kendini Yönetme Becerisi Ölçüm Aracı, 0, 1 ve 2 düzeylerinden oluşan dereceli puanlama anahtarıyla puanlanmış; hedef davranışlarda %70 ve üzeri başarı ölçütü esas alınmıştır. Karar Verme Becerisi Ölçüm Aracı’nda da performans puan aralığında değerlendirilmiştir. Tüm oturumlar video kayıt cihazı ile kayıt altına alınmıştır. Nicel veriler grafiksel analiz yöntemiyle değerlendirilmiş, performanstaki değişimler görsel olarak incelenmiştir. Nitel boyutta ise uygulamanın sosyal geçerliğini belirlemek amacıyla Sosyal Geçerlilik Formu aracılığıyla veli görüşmeleri yapılmış, veriler betimsel analizle çözümlenmiştir. Böylece uygulamanın sosyal geçerliği ile velilerin sürece ilişkin gözlemleri ortaya konmuştur. Bulgular resim kartları ve senaryo temelli oyunların OSB tanılı öğrencilerin kendini yönetme ve karar verme becerilerini geliştirmede etkili olduğunu göstermiştir. Katılımcıların öz bakım, problem çözme ve bağımsız hareket etme davranışlarında belirgin gelişmeler gözlenmiştir. Kazanımların izleme evrelerinde sürdürülebildiği ve farklı ortamlara genellenebildiği belirlenmiştir. Veli görüşmeleri de bu bulguları desteklemiştir. Veliler, görsel ve oyun temelli etkinliklerin çocukların motivasyonunu artırdığını ve öğrenmeyi daha anlaşılır hale getirdiğini belirtmişlerdir. Ayrıca becerilerin günlük yaşama aktarımının kolaylaştığını ifade etmişlerdir. Sosyal geçerlik kapsamında veliler, uygulamayı ev ortamına uyarlayabildiklerini ve resimli kartların hatırlatıcı bir işlev gördüğünü vurgulamıştır. Bu çalışma, resimli kartların ve oyun temelli yaklaşımların OSB tanılı öğrencilerin günlük yaşam becerilerini desteklemede uygulanabilir bir seçenek olduğunu göstermektedir. Çalışma, uzmanlara ve ailelere yönelik kanıta dayalı uygulama önerileri sunmaktadır.
  • Öğe
    Otizmli çocuklarda iletişim başlatma becerilerinin öğretiminde güç kartı stratejisinin etkililiği
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Baydar, Birgül; Koçak, Fatih
    Bu araştırmada, otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısı almış çocuklara iletişim başlatma becerisinin kazandırılmasında güç kartı stratejisinin etkililiği incelenmiştir. İletişim başlatma, bireylerin sosyal etkileşimde bulunabilmeleri ve akran ilişkilerini sürdürebilmeleri açısından kritik bir beceridir. OSB olan bireylerde iletişim başlatma davranışlarının sınırlı olması, onların sosyal kabulünü ve günlük yaşam uyumunu zorlaştırmaktadır. Alan yazında öykü temelli uygulamaların sosyal becerilerin öğretiminde etkili olduğuna dair bulgular bulunmakla birlikte, güç kartı stratejisinin özellikle iletişim başlatma becerilerine yönelik etkililiğini ortaya koyan çalışmaların sınırlı olduğu dikkat çekmektedir. Bu bağlamda çalışma, güç kartı stratejisinin iletişim başlatma becerilerinin öğretimindeki işlevselliğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma, katılımcılar arası yoklama evreli çoklu yoklama modeli ile yürütülmüştür. Bu modelin tercih edilmesinde, güç kartı stratejisinin farklı katılımcılar üzerindeki etkisini eşzamanlı biçimde değerlendirme olanağı sağlaması ve iletişim başlatma becerisinin geriye dönüşü olmayan bir davranış niteliği taşıması belirleyici olmuştur. Araştırmaya 18-20 yaş aralığında üç OSB’li öğrenci katılmış, her bir öğrenciden beş gün üst üste başlama düzeyi verileri toplanmış ve kararlı veriye ulaşıldıktan sonra uygulama süreci başlatılmıştır. Uygulama sürecinde her bir katılımcıya haftada beş gün, bire bir öğretim oturumları düzenlenmiştir. Katılımcıların iletişim başlatma becerileri, öğretim oturumlarında sistematik olarak gözlemlenmiş ve uygulamanın etkililiği aşamalı olarak değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgular, güç kartı stratejisinin iletişim başlatma becerilerinin öğretiminde etkili olduğunu göstermiştir. Katılımcıların başlama düzeyi verilerinde düşük düzeyde olan iletişim başlatma davranışları, uygulama sürecinde anlamlı biçimde artış göstermiş ve hedeflenen %80’in üzerinde kararlı düzeye ulaşmıştır. İzleme oturumlarında da bu becerilerin sürdürüldüğü, ayrıca farklı sosyal bağlamlarda (örneğin; sınıf ortamı, okul servisi, aile içi etkileşimler) genellenebildiği gözlemlenmiştir. Bu sonuç, güç kartı stratejisinin yalnızca kısa vadeli bir öğretim aracı değil, aynı zamanda kalıcılığı ve genellenebilirliği yüksek bir müdahale yöntemi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu araştırma güç kartı stratejisinin OSB’li öğrencilerden iletişim başlatma becerilerinin kazandırılmasında etkili, sürdürülebilir ve sosyal geçerliği yüksek bir yöntem olduğunu ortaya koymuştur. Bulgular, özel eğitim alanında güç kartı stratejisinin iletişim becerilerine yönelik kullanılabileceğine dair güçlü kanıtlar sunmakta; öğretmenler, aileler ve uygulayıcılar için pratik ve işlevsel bir araç olarak değerlendirilmesini önermektedir.
  • Öğe
    Alman yazar Rudolf Otto Wi̇emer'i̇n çocuk edebi̇yatı eserleri̇nde çocuk eği̇ti̇mi̇ne i̇li̇şki̇n i̇lkeler
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Köstekli, Şengül; Öztürk, Ali Osman
    Bu araştırmada, Alman çocuk edebiyatı yazarı Rudolf Otto Wiemer’in Pit und die Krippenmänner ve Der gute Räuber Willibald adlı eserleri, çocuk edebiyatı ölçütleri ve eğitim bilimleri perspektifinden sistematik bir biçimde incelenmiştir. Çalışmanın amacı, Wiemer’in çocuklara yönelik yazınsal üretimlerinde eğitsel içeriklerin ve çocuk gelişimini destekleyici unsurların varlığını ortaya koymaktır. Nitel araştırma desenine dayalı olarak gerçekleştirilen bu çalışmada, veri toplama aracı olarak içerik analizi ve doküman analizi yöntemlerinden yararlanılmıştır. Veriler, belirlenen problem soruları çerçevesinde sistematik biçimde toplanmış ve analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları doğrultusunda, her iki eserde de değerler eğitiminin önemli bir yer tuttuğu, adalet, dostluk, dürüstlük ve sorumluluk gibi kök değerlerin karakterlerin yaşadıkları olaylar yoluyla çocuklara doğal biçimde aktarıldığı görülmüştür. Ayrıca eserlerde, çocuğa görelik, çocuk gerçekliği ve çocuk bakışı gibi modern çocuk edebiyatının temel kavramlarının başarıyla temsil edildiği saptanmıştır. Wiemer’in karakter yaratımında ve olay örgüsünde çocuğun bilişsel, duygusal ve sosyal gelişim özelliklerini dikkate aldığı, bu yönüyle eserlerin hem sanatsal hem de eğitsel değer taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırma, Rudolf Otto Wiemer’in çocuk edebiyatına olan özgün katkılarını bilimsel yöntemlerle ortaya koyarak hem çocuk edebiyatı alanına hem de eğitim bilimlerine kuramsal ve uygulamalı anlamda yeni bir kaynak sunmaktadır.
  • Öğe
    Fen eği̇ti̇mi̇ alanInda epi̇stemoloji̇k i̇nanç üzeri̇ne yayınlanan makaleleri̇n bi̇bli̇yometri̇k anali̇zi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Ede, Şenol; Türkkan, Ercan
    Bu çalışma, fen eğitiminde epistemolojik inançlar üzerine yayınlanan makalelerin bibliyometrik analizini yapmayı amaçlamaktadır. Epistemolojik inançlar, bireylerin bilgiye yaklaşım biçimlerini ve bilgi edinme süreçlerini anlamada önemli bir rol oynar ve bu nedenle fen eğitimi araştırmalarında kritik bir odak noktasıdır. Fen eğitimi, bireylerin bilimsel düşünme becerilerini geliştirmesi ve bilimsel bilgiye yönelik tutumlarını şekillendirmesi açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, fen eğitimi alanında epistemolojik inançlar üzerine yapılan çalışmaların bibliyometrik bir perspektiften incelenmesi, literatürdeki akademik etkileri ve gelişimi anlamak için önemlidir. Bibliyometri, bilimsel yayınların ve atıfların nicel analiziyle ilgilenir ve bu çalışma kapsamında yayınların yıllara göre dağılımı, en çok atıf alan yazarlar, anahtar kelimeler ve bu çalışmaların yapıldığı ülkeler gibi çeşitli bibliyometrik parametreler incelenmiştir. Araştırmanın bulguları, fen eğitimi alanında epistemolojik inançlar üzerine yapılan çalışmaların zaman içinde nasıl geliştiğini ve bu alandaki anahtar konuların evrimini göstermektedir. Özellikle, 2000'li yıllardan itibaren bu konudaki araştırmalarda belirgin bir artış olduğu ve bu çalışmaların çoğunlukla deneysel yöntemler kullanılarak gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Ayrıca, araştırmaların büyük bir kısmının ABD, Avrupa ve Asya'da yoğunlaştığı ve bu bölgelerdeki üniversiteler ile araştırma kurumları arasında yoğun bir iş birliği ağı bulunduğu ortaya konmuştur. Epistemolojik inançlar, bireylerin bilgiye nasıl yaklaştıklarını ve bilginin doğasını nasıl anladıklarını etkilediğinden, bu inançların fen eğitimi sürecinde öğrencilerin öğrenme deneyimleri üzerinde doğrudan bir etkisi vardır. Araştırmanın bulguları, fen eğitimi alanında epistemolojik inançların nasıl ele alındığını ve bu alandaki bilimsel etkileşimleri anlamada bibliyometrik analizlerin önemini vurgulamaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma, fen eğitimi araştırmalarında epistemolojik inançlarla ilgili literatürün bibliyometrik analizini yaparak, bu alandaki akademik eğilimleri, metodolojik yaklaşımları ve gelecekteki araştırma alanlarını belirlemeyi hedeflemektedir ve bu tür analizler, fen eğitimi alanında epistemolojik inançların araştırılmasında yeni perspektifler sunarak bilimsel topluluğun gelişimine katkı sağlayabilir.
  • Öğe
    Kavram alanlarına göre Türkçede mi̇ktar bi̇ldi̇ren kalıplaşmış di̇l bi̇ri̇mleri
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Kocabaş, Sema Nur; Yıldız, Mustafa
    Kalıplaşmış dil birimleri, toplumun ortak kullanımısayesinde kalıplaşarak yine toplumun ortak hafızasına yerleşen dilin unsurlarının birleşmesi durumudur. Bu birleşimler sonucu az sözle çok şey anlatabilme olanağı sağlanmış olur. Dilin ekonomik yönüne katkı sağlayan bu birimler, Türkçenin söz varlığında geniş yer tutmaktadır. Kavram alanı, dilin geçmişten bugüne kadar birikimlerini sözler üzerinden taşıyan sistematik zihin şemalarıdır. Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, Türkçede kalıplaşmış dil birimlerine yönelik sınıflandırmalarda yaşanan kuramsal ve uygulamalı kargaşaların mevcut verilerin doğru yorumlanmasını zorlaştırdığıdır. Alan yazınında tasnif farklılıkları olduğu gibi, TDK Güncel Türkçe Sözlük’te de kalıplaşmış dil birimlerinin sınıflandırmasında hatalar ve eksiklikler yer almaktadır. Bağlam örneklerinin yetersizliği, kavram alanlarının net olarak belirlenmesini güçleştirmekte, anlamın pratikteki kullanım bağlamıyla birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu durum, kalıplaşmış birimlerin dilin kültürel aktarımındaki rolü göz önünde bulundurulduğunda daha da kritik hâle gelmektedir. Öte yandan çalışma, yalnızca miktar bildiren kalıplaşmış birimlerin kavramsal dağılımını değil, aynı zamanda sözlükbilimsel yapıların yeniden ele alınmasına duyulan ihtiyacı da vurgulamaktadır. Bu bağlamda, dilin söz varlığına dair yapılan çalışmalarda kuramsal çerçevenin netleştirilmesi, sınıflandırma ölçütlerinin tutarlılıkla belirlenmesi ve bağlam içeren örneklerle desteklenmiş sözlük yapılarının oluşturulması önerilmektedir. Bu çalışma, Türkçede kalıplaşmış dil birimlerinin (deyim, atasözü, kalıp ifade, edat grubu ve ikilemeler) miktar bildirme işlevi üzerinden kavram alanlarına göre dağılımını incelemektedir. Kavramların dilin üretiminde oynadığı merkezî rol doğrultusunda TDK Türkçe Sözlük’ten deyim, atasözü, kalıp ifade, edat grubu ve ikilemeler taranmış; miktar bildiren toplam 3.409 birim tespit edilmiştir. Veriler, Türkçede en fazla miktar bildiren birimin deyimler olduğunu, bunların özellikle soyut/öznel değer ve duygu kavram alanlarında yoğunlaştığını ortaya koymuştur. Kalıp ifadelerde zaman ve insan kavramları öne çıkarken; edat gruplarında betimleme ihtiyacından doğan şekil ve insani kavramlar baskındır. Atasözleri ise sınırlı sayıda olsa da zaman ve denklik/üstünlük kavramlarıyla ilişkilidir. Çalışma genelinde, Türkçede anlatım gücünün kalıplaşmış dil birimleri aracılığıyla kavramsal zenginlik ve ifade çeşitliliğiyle sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır.
  • Öğe
    Ünlü Türk yazarların çocuk edebiyatı alanında yazdığı öykülerin değerler eğitimi açısından incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Eroğlu, Songül; Çınar, Derya
    Değer insana özgü bir kavramdır. Değerler insanların bir arada yaşama eyleminin zorunlu sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Değerler insan ilişkilerini düzenleyip toplum içinde yaşamayı kolaylaştırır. Aynı zamanda toplumun benimsediği kuralların yeni kuşaklara aktarılmasını sağlarken, kişilerin değişen ve gelişen zamana ayak uydurmasına, yaşadığı çevreyi tanıyarak uyum sağlamasına yardımcı olur. Araştırmanın konusu ünlü Türk yazarlarının çocuk edebiyatı alanında yazdığı öykülerin değerler eğitimi açısından incelenmesidir. Araştırma Milli Eğitim Bakanlığı eğitim programlarında yer alan adalet, dostluk, dürüstlük, özdenetim, sabır, saygı, sevgi, sorumluluk, vatanseverlik ve yardımseverlik değerlerinden oluşan 10 adet kök değer ele alınarak 8 ünlü yazarın 3’er öyküsünden oluşan toplamda 24 öykü nitel araştırma yöntemine uygun olan doküman analizi yöntemi ile detaylı olarak incelenmiştir. Nitel olarak elde edilen bulguların çözümlenmesinde ise betimsel analiz ve içerik analizi yönteminden yararlanılmıştır. Ünlü Türk Yazarların çocuk edebiyatı alanında yazılmış öykülerinde hangi değerlerin işlendiği, seçilen öykülerinin değerler eğitimi açısından önemi konuları üzerinde durulmuş, öykülerin taşıdığı değerler ve değerler eğitimi açısından analizi yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda incelenen öykülerin kök değerleri taşıdığı görülmüş olup eserlerinin on kök değer bakımından içerikçe zengin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada en çok işlenen değerin sevgi değeri olduğu, en az işlenen değerin ise vatanseverlik değerleri olduğu tespit edilmiştir. Öykülerde en sık işlenen değerler; sevgi, sorumluluk, yardımseverlik, iken az bahsedilen değerler ise vatanseverlik, özdenetim, saygı ve sabırdır.. İncelenen kitapların tamamına bakıldığında on kök değer arasından hiç bahsedilmeyen değerin bulunmadığı görülmüş olup, ünlü Türk yazarların çocuklar için yazdığı öykü kitaplarının değerler eğitimi açısından faydalı olabileceği görülmüştür. İncelen öykü kitapları çocukların hayal dünyasına hitap ederken değer eğitimine katkı sağlayıcı niteliktedir. Bazı kitaplarda ise kültürümüzü yansıtan, yaşanmış gerçek olaylara yer verildiğinden bu kitaplardan faydalanmak çocuğun içinde bulunduğu topluma adaptasyonu sağlayarak değer eğitimine katkıda bulunacaktır.
  • Öğe
    İlkokullarda farklılaştırılmış öğretime ilişkin bir eylem araştırması
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Örtülü, Yasemin; Korkmaz, İsa
    Araştırmanın amacı, farklılaştırılmış öğretim uygulamalarının ilkokullarda Türkçe dersinde okuma anlama becerilerine nasıl yansıdığını belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada nitel yöntem takip edilmiş ve desen olarak eylem araştırması deseni seçilmiştir. Eylem araştırmasına uygun olarak yapılan planda “içerik, süreç ve ürün” yönüyle farklılaştırma yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu bir özel ilkokulda öğrenim görmekte olan 11’i kız 9’u erkek toplam 20 üçüncü sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Okuduğunu Anlama Beceri Testi, yarı yapılandırılmış görüşme formu, kişisel bilgi formu, günlükler, çalışma kağıtları aracılığıyla toplanmıştır. Toplanan nitel veriler betimsel ve içerik analizi yöntemleriyle analiz edilirken nicel verilerin analizinde ise eşleştirilmiş örneklem t-testi kullanılmıştır. Bu araştırma, farklılaştırılmış öğretime dayalı etkinliklerin ilkokul 3. sınıf öğrencilerinin Türkçe dersinde okuduğunu anlama becerilerini anlamlı şekilde geliştirdiğini ortaya koymuştur. Uygulamalar, öğrencilerin yalnızca bilişsel değil; duyuşsal ve sosyal alanlarda da gelişim göstermelerine katkı sağlamıştır. Öğrenciler bağımsız çalışma alışkanlığı kazanmış, Türkçe dersine karşı olumlu tutum geliştirmiş ve öğrenmeyi eğlenceli, anlamlı bir deneyim olarak algılamışlardır. Yarı yapılandırılmış öğrenci görüşmeleri, eylem planlarının oluşturulmasında rehber rolü üstlenmiş; öğrencilerin ilgi ve ihtiyaçlarına dayalı olarak esnek ve öğrenci merkezli öğretim süreçleri planlanmıştır. Frayer Diyagramı, Venn Şeması ve Hikâye Haritası gibi yöntemlerin kavramsal ve üst düzey düşünme becerilerini geliştirdiği belirlenmiştir. Uygulama sürecinde bazı öğrenciler zaman yönetimi ve yönergeleri takip etme gibi konularda zorluk yaşamış; buna yönelik yeniden yapılandırılmış eylem planları ile bu sorunların azaldığı gözlemlenmiştir. Araştırmada yaratıcı, oyun temelli ve iş birliğine dayalı etkinliklerin öğrencilerin ilgisini artırdığı, öğrenmeye katılımlarını ve motivasyonlarını olumlu etkilediği belirlenmiştir.
  • Öğe
    Si̇nan Paşa'nın Tazarru-Nâme ve Maari̇f-Nâme eserleri̇nde tasavvuf ve ahlâk eği̇ti̇mi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Doğan, Asya; Kahramanoğlu, Kemal
    Bu çalışma, XV. yüzyıl Osmanlı düşünürlerinden Sinan Paşa'nın Tazarru'-nâme ve Maarif-nâme adlı eserlerinde tasavvufi ve ahlaki eğitiminin nasıl olduğunu incelemeyi amaçlamaktadır. Söz konusu eserler hem Osmanlı'daki tasavvuf geleneğinin hem de bireyin manevi terbiyesiyle ilgili eğitsel anlayışların yazılı ifadesi olması bakımından önem arz etmektedir. Araştırma kapsamında, bu eserlerin içerik ve üslup bakımından değerlendirilerek tasavvufi kavramlara ve ahlak eğitimiyle ilişkili ilkelere nasıl yer verdikleri analiz edilmiştir. Araştırma nitel yöntemle ve metin çözümlemesine dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Tazarru'-nâme ve Maarif-nâme metinleri kavramsal ve tematik yaklaşımla incelenmiş; ayrıca eserlere zemin teşkil eden klasik İslam düşüncesi ve Osmanlı tasavvuf geleneği bağlamında yorumlanmıştır. Çalışmada ayrıca, ahlak ve tasavvuf eğitimiyle ilgili temel kaynaklar, İslam ahlak felsefesi literatürü ve nasihatname geleneği göz önünde bulundurulmuştur. Çalışma sonucunda, her iki eserde de bireyin içsel dönüşümünün esas alındığı ve ahlak eğitiminin tasavvufi bir çerçevede ele alındığı tespit edilmiştir. Tazarru'-nâme, insanın acziyetini ve Allah'a olan kulluk bilincini ön plana çıkararak bir nefs terbiyesi modeli sunmakta; tevekkül, zühd, ihlas gibi tasavvufi kavramlar aracılığıyla ahlaki kemale ulaşma yollarını göstermektedir. Öte yandan Maarif-nâme, insanın yaratılış gayesi, dünya hayatının faniliği ve ahiret bilinci gibi temalar etrafında şekillenmekte; bireysel erdemler olan sabır, tevazu, adalet ve şükür gibi ahlaki değerleri öğretici ve yönlendirici bir üslupla işlemektedir. Her iki eser, ahlaki eğitimin yalnızca dışsal davranışlarla sınırlı olmadığını, bilakis ruhsal bir dönüşüm ve derinlikli bir bilinç gerektirdiğini vurgulamaktadır.
  • Öğe
    İlkokul 3.sınıf öğrencilerinde LEGO ve matematik motivasyonu
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Sevinç, Erhan; Ulum, Hakan
    Bu araştırmada ilkokul 3.sınıf öğrencilerinin, öğrencilerin korkulu rüyası olan matematik dersi için başarı yolunda oldukça önemli olduğu düşünülen motivasyon değişkeni incelenmiştir. Bu kapsamda araştırmada, öğrencilerin matematik motivasyonunu etkileyecek değişkenler belirlenmiş ve uygulanmıştır. Yapılan araştırmada; klasik LEGO uygulaması ve LEGO tabanlı bir dijital uygulama olan MoretoMath programından matematik motivasyonunu en çok etkileyen yöntemi tespit etmek hedeflenmiştir. Bununla birlikte araştırma; öğrencilerin cinsiyet, anne eğitim durumları, baba eğitim durumları ve kardeş sayıları gibi değişkenlerin matematik motivasyonu düzeylerine etkilerini anlamayı hedeflemiştir. Çalışmanın verileri, ilkokul öğrencilerinden toplanmış ve elde edilen bulgular istatistiksel analizlerle incelenmiştir. Araştırmanın bulguları, öğrencilerin matematik motivasyonunu arttırmada katkıda bulunabilecek önemli bilgiler içermektedir. Çalışmada deneysel araştırma yöntemlerinden, yarı deneysel araştırma deseni kullanılmıştır. Çalışma grupları Bitlis İl'inin Adilcevaz İlçesinde bulunan bir ilkokulun 3.sınıf öğrencilerinden oluşmuştur. Araştırma kapsamında veri toplama aracı olarak matematik dersi motivasyon ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde normallik testleri uygulanmış ve elde edilen sonuçlar doğrultusunda kullanılacak olan parametrik ve non-parametrik testler belirlenmiştir. Bu doğrultuda bağımlı ve bağımsız örneklemler t-testleri, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Kruskal Wallıs H testleri kullanılmıştır. Analiz sonuçları doğrultusunda önerilerde bulunulmuş ve gelecek çalışmalar için fikirlere yer verilmiştir.