Eğitim Bilimleri Enstitüsü Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 2035
  • Öğe
    İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin genetiği değiştirilmiş gıdalar ve genetik tarama testleri ile ilgili etik değerlerinin araştırılması
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Azman, Recep; Samancı Keskin, Nilay
    Bu tez çalışmasında İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin genetiği değiştirilmiş gıdalar ve genetik tarama testleri gibi konularda karar vermelerinde etkili olan etik değerlerin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden biri olan tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi Konya ili merkez ilçelerindeki Anadolu İmam Hatip Liselerinde öğrenim gören 391 on birinci sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Tez çalışmasında veri toplama aracı olarak “Biyoetik Değer Envanteri” kullanılmıştır. Kullanılan araçtaki sorulara verilen, çoktan seçmeli yanıtlardan elde edilen nicel veriler frekans (f), yüzde (%) değerlerinin analizi ile çözümlenmiştir. Ayrıca senaryolara ait yaklaşımlar ve cinsiyet arasındaki ilişki Ki-kare testi sonuçlarına göre analiz edilmiştir. Elde edilen verilere göre etik tartışmalar içeren senaryolara ilişkin Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri karar verme sürecinde bilimsel yöntemler ve ilkesel yaklaşımları yüksek oranda tercih etmişlerdir. Katılımcılar, bilimsel bilgiye ve ilkeli kararlara önem verirken, pragmatik ve adalet odaklı yaklaşımları da dikkate almışlardır. Ayrıca araştırmanın bulguları, senaryolar arasındaki cinsiyet farklılıklarını ve bu farklılıkların hangi yaklaşımlarda ortaya çıktığını göstermektedir. Genel olarak, kız öğrenciler “Bilim temelli” ve “Adalet” yaklaşımlarını daha fazla tercih ederken, erkek öğrenciler “Doğalı tercih etme” ve “yararcı yaklaşımı” daha fazla tercih etmektedir. Bu bulgular, cinsiyetin bireylerin karar verme süreçlerindeki etkisini ve eğilimlerini anlamada önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Kız öğrencilerin karar verme süreçlerinde bilimsel ve ilkesel yaklaşımları benimseme eğilimlerinin ön plana çıktığı, erkek öğrencilerin ise daha pragmatik ve geleneksel yöntemlere eğilimli oldukları söylenebilir.
  • Öğe
    Otizm spektrum bozukluğu olan öğrencilerin kaynaştırma eğitiminde okuliçi işbirliğine dayalı uygulamaların etkililiğine dönük eylem araştırması
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Uyanık, Abdurrahman; Çıkılı, Yahya
    Otizm spektrum bozuklu olan öğrencilerin kaynaştırma eğitiminde okuliçi işbirliğine dayalı uygulamaların etkililiğini belirlemeye dönük bu araştırmada eylem araştırması kullanılmıştır..Araştırmaya OSB tanılı bir öğrencinin kaynaştırma eğitimine devam ettiği ortaokulda görevli 2 yönetici, 13 Öğretmen,1 aile bireyi 1 öğrenci olmak üzere toplam 16 kişi katılmıştır. Araştırmada veriler görüşmeler, resmi belgeler, öğretmen planları, yansıtma toplantıları, öğrencinin yaptığı ürünler, tutanaklar, kontrol listeleri ve saha notları aracılı ile elde dmilmiş ve elde edilen veirlerin analizinde nitel ve nicel veri analizi yöntemleri kullanılmıştır. Verilerin analizi sonrasında OSB olan kaynaştırma eğitimine devam eden öğrenci ile ilgili okul eylem planının yapılmadığı ve uygulama sırasında sunulan uzmanlığın okul yöneticileri, öğretmenler ve öğrencinin ailesine birçok önemli katkılarının olduğu ve kaynaştırma uygulamaları eğitiminde öğretmenler arasında işbirliğinin artmasıyla verimli uygulamaların yapıldığı ile ilgili veri elde edilmiştir. Elde edilen bu verilere bağlı oalrak öğrenci ile ilgili okul eylem planının yapılması ve okul yönetimi ve öğretmenlere uzmanlar tarafından konu ile ilgili hizmet içi eğitimler, seminerler düzenlenmesi önerilebilir.
  • Öğe
    Üniversite öğrencilerinin adaletli ölçme ve değerlendirme ile ilgili algılarının incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Aygün, Abdurrahman; İzci, Kemal
    Eğitim ortamlarında adalet, yalnızca eşit muamele görmekle sınırlı olmayıp; süreçlerin şeffaf, kapsayıcı, tarafsız ve öğrenci farklılıklarına duyarlı biçimde yürütülmesini de kapsayan çok boyutlu bir kavramdır. Adaletin algılanış biçimi, öğrencilerin akademik başarıları kadar öğrenme motivasyonları, duygusal tepkileri ve okul bağlılıkları üzerinde de belirleyici bir etkendir. Öğrenme sürecinin temel basamaklarından olan ölçme ve değerlendirme sürecinde de öğrencilerin adalet algıları önemlidir. Fakat yapılan alanyazın taramasında ülkemizde bu konuya neredeyse hiç odaklanılmadığı da görülmektedir. Bu bağlamda yürütülen bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin ölçme ve değerlendirme sürecine yönelik adalet algılarını ortaya koymaktır. Araştırma kapsamında öğrencilerin grup çalışmaları, sınavlar, kopya, notlandırma ve geri bildirim gibi ölçmedeğerlendirme süreçlerinde adalet algılarının derinlemesine analiz edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, karma yöntem desenlerinden “yakınsayan paralel desen” ile gerçekleştirilmiştir. Nicel veriler, 404 öğrencinin katılımıyla uygulanan “Adaletli Ölçme ve Değerlendirme Algı Ölçeği” ile toplanmıştır. Nitel veriler ise, bu gruptan seçilen 17 öğrenciyle yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerle elde edilmiştir. Nicel veriler SPSS ve SmartPLS 4.0 programlarıyla analiz edilirken; nitel veriler betimsel analiz tekniğiyle çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular, yükseköğretim öğrencilerinin ölçme ve değerlendirme süreçlerinde adalet algılarının oldukça karmaşık, çok boyutlu ve bağlama duyarlı olduğunu ortaya koymuştur. Bulgularda detaylara bakıldığında; grup çalışmalarında eşit katkının sağlanamaması ve tek tip notlandırma, sınavlarda kapsam dışı sorular, öğrencilere söz hakkı tanınmaması ve değerlendirme ölçütlerinin açık olmaması, kopya ile mücadelede yapıcı olmayan öğretmen yaklaşımları, not verirken öğrenme hedeflerine ulaşmanın esas alınmaması, ölçütlerin belirsizliği ve geri bildirimin zamanında, yapıcı, çabaya duyarlı ve kişiye özel olarak verilmemesi, öğrencilerde ölçme ve değerlendirme sürecinde adalet duygusunu olumsuz etkilemektedir. Buna karşın, sürecin şeffaf, tutarlı, kişiye özel ve açıklayıcı biçimde yönetildiği durumlarda öğrenciler adil bir ölçme ve değerlendirmenin varlığından söz etmektedir. Sonuç olarak, üniversite öğrencileri ölçme ve değerlendirme süreçlerinde sadece eşitlik değil; sürece katılım, şeffaflık, bireysel farklılıkların gözetilmesi ve insani yaklaşıma dayalı iletişim gibi unsurları da içeren bütüncül bir adalet anlayışına sahip oldukları tespit edilmiştir. Bu doğrultuda öğretmenlerin yalnızca değerlendirme araçlarını değil bu araçları nasıl uyguladıklarını ve öğrenciyle nasıl iletişim kurduklarını da gözden geçirmeleri gerekmektedir. Bu bulgular ışığında araştırmanın sonunda ölçme ve değerlendirme sürecinin uygulayıcılarına ve araştırmacılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
  • Öğe
    Özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin umutsuzluk, yalnızlık ve iyimserlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Aydoğan, Burak; Sargın, Nurten
    Özel gereksinimli bir çocuğa sahip olmak, aile bireylerinin psikolojik uyum süreçlerini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu süreçte ebeveynlerin yaşadığı umutsuzluk, yalnızlık ve iyimserlik düzeyleri hem kendi ruhsal sağlıklarını hem de çocuklarına sundukları bakım kalitesini doğrudan etkileyebilmektedir. Bu çalışma, özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin umutsuzluk, yalnızlık ve iyimserlik düzeylerini incelemek ve çeşitli demografik değişkenlere göre bu değişkenlerin farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, nicel yöntemle ve ilişkisel tarama modeli çerçevesinde desenlenmiştir. Çalışmanın örneklemini, Konya Ankara, Aydın, Bilecik, Niğde ve Adana illerinde ikamet eden ve özel gereksinimli çocuğa sahip olan toplam 402 ebeveyn oluşturmaktadır. Veri toplama sürecinde Beck Umutsuzluk Ölçeği, Yalnızlık Ölçeği, İyimserlik Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler, t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), korelasyon ve regresyon analizleri ile çözümlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin umutsuzluk ve iyimserlik düzeylerinin cinsiyet değişkenine göre anlamlı şekilde farklılaştığı, bu farklılığın kadınlar lehine olduğu belirlenmiştir. Yalnızlık düzeylerinde ise cinsiyete bağlı anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Yaş değişkeni ile umutsuzluk, yalnızlık ve iyimserlik düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Medeni durum değişkenine göre umutsuzluk, yalnızlık ve iyimserlik düzeyleri farklılık göstermediği belirlenmiştir. Umutsuzluk, yalnızlık ve iyimserlik düzeyleri çocuk sayısına göre anlamlı düzeyde farklılaşmazken, çalışma durumu değişkenine göre umutsuzluk ve iyimserlik düzeylerinde anlamlı farklar bulunmuş, farkın çalışmayan ebeveynler lehine olduğu ortaya çıkmıştır. Gelir durumu değişkenini, ebeveynlerin umutsuzluk, yalnızlık ve iyimserlik düzeyleri üzerinde anlamlı bir farklılık yaratmıştır. En yüksek gelir grubunda yer alan ebeveynlerin umutsuzluk düzeyleri diğer gruplara göre daha yüksek bulunurken, iyimserlik düzeylerinin de en yüksek olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, yalnızlık düzeylerinin en çok, düşük gelir grubunda yoğunlaştığı gözlemlenmiştir. Bu durum, ekonomik koşulların bireylerin psikolojik iyi oluşları üzerinde doğrudan ve çok yönlü etkiler yaratabileceğini düşündürmektedir. Korelasyon ve regresyon analizleri sonucunda, umutsuzluk ile yalnızlık arasında negatif yönlü orta düzeyde; umutsuzluk ile iyimserlik arasında ise pozitif yönlü yüksek düzeyde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca, umutsuzluğun hem yalnızlık hem de iyimserlik düzeylerini anlamlı biçimde yordadığı ve sırasıyla xi varyansın %36 ve %53’ünü açıkladığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, iyimserlik ve yalnızlık arasında negatif yönlü, orta-yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu da saptanmıştır.
  • Öğe
    5.sınıf öğrencilerinin matematik tutumlarının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli bağlamı
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Dirik, Volkan; Alemdar, Melek
    Bu çalışmanın amacı, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli bağlamında 5. sınıf öğrencilerinin matematik dersine yönelik tutumlarını belirlemektir. Bu araştırmanın örneklemini, 2024-2025 eğitim-öğretim yılı sürecinde Konya ili Karatay ilçesinde yer alan iki devlet ortaokulunda öğrenim gören ve basit rastgele örnekleme yoluyla belirlenen 300 beşinci sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışma, nicel araştırma yaklaşımlarından tarama modeli doğrultusunda yapılandırılmıştır. Veri toplama sürecinde, Önal (2013) tarafından geliştirilen ve ortaokul düzeyindeki öğrencilerin matematik dersine yönelik tutumlarını değerlendirmeyi amaçlayan “Matematik Tutum Ölçeği” kullanılmıştır. Ölçek uygulaması Mayıs 2025’te gerçekleştirilmiş; toplanan veriler SPSS yazılımı aracılığıyla çözümlenmiştir. Öğrencilerin matematik tutum puanları, bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü ANOVA ile analiz edilmiştir. Genel ortalama 3,80; standart sapma 0,83 olarak bulunmuştur ve bu değerler, öğrencilerin matematik dersine yönelik tutumlarının genel olarak olumlu olduğunu göstermektedir. Alt boyut ortalamalarının tamamının 3’ün üzerinde olması da bu durumu desteklemektedir. En yüksek ortalama “Gereklilik”, en düşük ise “Kaygı” boyutunda elde edilmiştir; bu durum, öğrencilerin matematiği önemli gördüklerini ancak bazı öğrencilerde kaygının sürdüğünü göstermektedir. Demografik değişkenler açısından yapılan analizlerde cinsiyet, okul türü, aile eğitim ve gelir durumu bakımından anlamlı fark bulunmazken, önceki yılki matematik notlarına göre anlamlı bir fark tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin öğrenci merkezli, kapsayıcı ve bütüncül eğitim yaklaşımının, öğrencilerin matematik dersine yönelik olumlu tutum geliştirmelerine katkı sunduğunu düşündürmektedir. Ancak kaygı düzeylerinin tamamen ortadan kalkmadığı göz önünde bulundurulduğunda, bu alanda daha destekleyici uygulamalara ihtiyaç duyulabileceği söylenebilir.
  • Öğe
    Çocukluk çağı travmaları ile mutluluk korkusu arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlık ve duygu düzenlemenin aracı rolleri
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Topcu, Melisa; Yılmaz, Hasan
    Bu araştırmada, çocukluk çağı travmalarının mutluluk korkusuyla ilişkisini incelemek ve bu ilişkide duygu düzenleme güçlükleri ile psikolojik sağlamlığın aracı rollerini test etmek amaçlanmıştır. Ayrıca, bu değişkenlerin sosyo-demografik faktörlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı da araştırılmıştır. Araştırma, Türkiye'deki 422 yetişkin birey üzerinden yapılan çevrimiçi anketlerle gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 30,09 olup, 315 kadın ve 107 erkek katılımcı yer almıştır. Çalışmada kullanılan ölçekler arasında Çocukluk Çağı Ruhsal Travmalar Ölçeği, Mutluluk Korkusu Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık/ Kendini Toparlama Gücü Ölçeği bulunmaktadır. Araştırmanın bulguları, erkek katılımcıların kadınlara kıyasla daha yüksek açıklığa yönelik duygu düzenleme güçlüğü yaşadıklarını ve daha yüksek psikolojik sağlamlık düzeylerine sahip olduklarını göstermektedir. Ayrıca, çocuklukta duygusal ve fiziksel ihmal travması yaşayan bireylerin daha düşük eğitim seviyesine sahip oldukları tespit edilmiştir. Düşük sosyoekonomik düzeydeki bireylerde çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğü daha yüksek, psikolojik sağlamlık ise daha düşüktür; sosyoekonomik durum ile mutluluk korkusu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. İlişki durumu, katılımcıların psikolojik sağlamlık ve duygu düzenleme stratejilerinde farklılıklar yaratmıştır; evliler, bekarlarla kıyaslandığında daha yüksek psikolojik sağlamlığa ve daha iyi duygu düzenleme stratejilerine sahiptir. Ayrıca evli bireylerin çocuklukta daha az duygusal istismar yaşadıkları bulunmuştur. Ancak ilişki durumu ile mutluluk korkusu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Anne-baba ilişkisinin olumsuz (boşanmış, birinin vefat durumu) olması, çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğü ile ilişkili bulunmuş; fakat mutluluk korkusu ve psikolojik sağlamlıkla anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. Çalışma durumuna göre analiz edildiğinde ise; çalışan bireylerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin daha yüksek olduğu, öğrencilerin ise duygu düzenleme stratejilerinde daha fazla güçlük yaşadıkları ortaya çıkmıştır. Ancak çalışma durumuna göre mutluluk korkusu düzeyi ve çocukluk çağı travma deneyimine göre çalışma durumu arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çocukluk çağı travmaları ile mutluluk korkusu arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuş, travma düzeyi arttıkça mutluluk korkusu da artmaktadır. Çocukluk çağı travmaları, özellikle duygusal ihmal, duygusal istismar ve toplam travma puanı, psikolojik sağlamlıkla zayıf ama anlamlı negatif ilişki göstermekte, yani travmalar arttıkça psikolojik sağlamlık azalmaktadır. Ayrıca, çocukluk çağı travmaları, duygu düzenleme güçlükleriyle pozitif yönde anlamlı bir ilişki göstererek, travmaların duygusal düzenlemeyi zorlaştırdığı ortaya konmuştur. Duygu düzenleme güçlüğü ile psikolojik sağlamlık arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuş; daha güçlü duygu düzenleme becerilerine sahip bireylerin psikolojik sağlamlık düzeyleri daha yüksek olmuştur. Mutluluk korkusu ve duygu düzenleme güçlüğü arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmış; duygu düzenlemede zorluk yaşayan bireylerde mutluluk korkusu daha yüksek bulunmuştur. Mutluluk korkusu ile psikolojik sağlamlık arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki vardır; psikolojik sağlamlık arttıkça mutluluk korkusu azalır. Duygu düzenleme güçlüğü, çocukluk çağı travmaları ile mutluluk korkusu arasındaki ilişkide kısmi bir aracı rol üstlenirken, psikolojik sağlamlık bu ilişkide anlamlı bir aracı rol oynamamaktadır.
  • Öğe
    Matematik öğretmen adaylarının teknoloji destekli matematiksel modelleme problemlerinde varsayımda bulunma ve değişken belirleme süreçlerinin incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Ak, Seda Nur; Çetin, İbrahim
    Bu araştırma kapsamında öğretmen adaylarının teknoloji destekli matematiksel modelleme problemlerindeki değişken belirleme ve varsayım oluşturma süreçleri ile bu süreçlerde karşılaştıkları zorluklar incelenmiştir. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması yöntemi ile yürütülmüştür. Araştırma İç Anadolu Bölgesi’nde bulunan bir devlet üniversitesinde 2023–2024 eğitim-öğretim yılının bahar yarıyılında, 40 öğretmen adayı ile gerçekleştirilmiştir. Öğretmen adaylarına öncelikle teorik olarak matematiksel modelleme hakkında bilgi verilmiştir. Ardından farklı özelliklere sahip modelleme problemleri seçilmiştir. Seçilen modelleme problemlerinin bazıları açık veri içerirken, bazıları açık veri içermemektedir. Araştırmada veri içeren ve açık veri içermeyen modelleme problemlerinde değişken belirleme süreçleri ve varsayım oluşturma süreçleri detaylı olarak incelenmiştir. Araştırma sonucunda öğretmen adaylarının destekli modelleme problemlerinde değişken belirleme sürecinde deneme-yanılma, değişkenler arası ilişkilere odaklanma ve önemli değişkenleri seçme gibi stratejiler kullandıkları görülmüştür. Varsayım oluşturma sürecinde ise problemi analiz etme, geçmiş deneyimlerden yararlanma ve değişkenler üzerine düşünerek varsayım sınırlarını belirleme gibi yaklaşımlar benimsedikleri görülmüştür. Varsayım oluşturma ve değişken belirleme sürecinin öğretmen adaylarına katkıları olmakla birlikte bu süreçte çok sayıda zorlukla da karşı karşıya kalmıştır. Karşılaştıkları zorluklar bilişsel, bireysel, kavramsal, zaman, veri ve değişken kaynaklı çeşitli zorluk kategorilerine ayrılmıştır. Bu zorlukların problemi anlama, deneyim eksikliği, kavram karmaşası, eksik veri bulamama, sabit ya da ihmal edilen değişkenler gibi çok boyutlu unsurlardan kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, öğretmen adaylarına yönelik modelleme eğitimi programlarının geliştirilerek değişken belirleme ve varsayım oluşturma süreçlerini destekleyecek teknoloji destekli çalışmalar yapmaları önerilmektedir.
  • Öğe
    2000-2025 yılları arası 8. sınıf matematik ders kitaplarının Yenilenmiş Bloom Taksonomisi açısından incelemesi ve içerik yönünden evrimi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Başer, Selçuk; Kaleci, Fatih
    Eğitim öğretim müfredatında ve ders materyallerinde yapılan değişikliklerin etkilerinin gözlemlenmesi genelde uzun bir zaman dilimini gerektirmektedir. Bu nedenle, söz konusu değişimlerin daha bütüncül biçimde anlaşılabilmesi için süreç odaklı analizlerin yer aldığı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bağlamda hazırlanan bu çalışma, yeni yazılacak olan ortaokul 8. sınıf matematik ders kitapları için yönlendirici bir kaynak işlevi görebileceği gibi; 1999–2025 yılları arasında okutulan kitaplara yönelik bir değerlendirme niteliği de taşımaktadır. Araştırmada, 1999–2025 yılları arasında devlet okullarında ders kitabı olarak okutulan toplam 14 adet 8. sınıf matematik ders kitabı doküman incelemesi yöntemiyle analiz edilmiştir. Bu kitaplar; fiziksel özellikleri, içerik yapıları, soru sayıları ve türleri ile Yenilenen Bloom Taksonomisi çerçevesinde bilişsel düzeyleri bakımından değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda, özellikle 1999 – 2004 arası kitaplarda görece daha kapsamlı ve ileri düzey konulara yer verildiği; 2008 sonrası kitaplarda ise bu içeriklerin önemli ölçüde sadeleştirildiği gözlemlenmiştir. Önceki dönem kitaplarda ise üst düzey bilişsel becerilere yönelik soruların daha yoğun olduğu, son yıllardaki kitaplarda ise daha çok alt düzey bilişsel süreçlere hitap eden soruların ağırlık kazandığı dikkat çekmektedir. Ayrıca bazı matematiksel konuların ders kitaplarında belirli aralıklarla yer alıp sonra müfredat dışına çıktığı gözlenmiştir. Güncel ders kitaplarının konu kapsamı açısından sadeleştirildiği; buna karşılık tasarım ve yapılandırma yönünden bazı geliştirmelere açık alanların bulunduğu değerlendirilmektedir. İncelenen kitaplardan yalnızca birinde matematiksel ispatlara yer verildiği tespit edilmiştir. Öte yandan, ünite sonlarında özet bilgilere yer verilmesinin, öğrencilerin bilgileri bütünleştirmesi ve konular arasında ilişki kurabilmesi açısından yararlı olabileceği düşünülmektedir. Mevcut kitaplar arasında bu uygulamaya yalnızca bir kitapta rastlanmıştır. Ders kitaplarında, ünitelerin başında öğrenme kazanımlarına açık ve anlaşılır bir biçimde yer verilmesi, öğrencilerin sürece yönelik beklentilerini şekillendirmeleri açısından önemlidir. İçerikte kullanılan bazı temel kavramların köken bilgilerine (etimolojilerine) yer verilmesi ise kelime dağarcığını geliştirmeye ve kavramların daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayabilir. Ayrıca, ders kitaplarının öğrencileri öğrenme sürecine aktif biçimde katılmaya teşvik edecek şekilde yapılandırılması önerilmektedir. Tasarım öğelerinin dikkat çekici ve estetik bir anlayışla kullanılması, öğrencinin motivasyonunu artırabilir. Bununla birlikte, içeriklerin hazırlanmasında, öğrencilerin psikososyal gelişimlerini olumsuz yönde etkileyebilecek unsurlardan kaçınılması gerektiği de göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Öğe
    Gerçekçi matematik eğitimi destekli etkinliklerin 7. sınıf öğrencilerinin oran ve orantı konusundaki akademik başarılarına etkisi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Canpolat, Erol; Kaleci, Fatih
    Gerçekçi Matematik Eğitimi (GME) matematik öğretimi açısından reformist bir eğitim yaklaşımıdır. Bu yaklaşım özünde sıklıkla rastlanan günlük yaşamdaki problem durumlarını matematik öğretimine entegre ederek öğrencilerin derse ve anlatılan konuya adaptasyonlarını optimize etme temasını barındırır. Araştırma kapsamında 7.sınıf oran orantı konusunda yenilikçi ve dinamik yapıdaki Gerçekçi Matematik Eğitimi (GME) yaklaşımının uygulanmasının incelenmesi ve GME yaklaşımının öğrencilerin matematik derslerindeki akademik başarılarına etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu noktada nicel araştırma yöntemlerinden ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2023-2024 eğitim öğretim yılının ikinci döneminde Konya ili Selçuklu ilçesindeki bir devlet ortaokulunda öğrenim gören 30 deney, 30 kontrol grubu öğrencisi olmak üzere toplam 60 adet yedinci sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada, grupların hazır bulunuşluğunu ve denkliğini tespit etmek için 6.sınıf oran orantı konusuna yönelik 10 adet çoktan seçmeli sorudan oluşan ön test uygulaması yapılmış ve test sonuçları analiz edilmiştir. Sonuç olarak grupların ön test puanları arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. Ardından deney grubunda dersler GME yaklaşımı etkinlikleri ile işlenmiştir. Süreç sonunda her iki gruba 7.sınıf oran orantı konusu ile ilgili 10 soruluk çoktan seçmeli son test uygulaması yapılarak sonuçlar analiz edilmiştir. Son test sonuçları deney grubu lehine grupların son test puanları arasında anlamlı farkın olduğunu göstermiştir. Bu duruma dayanarak yapılan analizler neticesinde deney grubu lehine fark (erişi) puanlarının da anlamlı fark gösterdiği sonucuna varılmıştır. Tüm istatistiksel analizler için SPSS programı kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar ışığında GME yaklaşımı etkinlikleri ile yürütülen matematik derslerinin mevcut öğretim yaklaşımları ile yürütülen matematik derslerine göre öğrencilerin akademik başarıları üzerinde daha fazla etkili olduğu görülmüştür.
  • Öğe
    Yetişkinlerde mizah tarzları, mutluluk korkusu ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişki
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Çetin, Hüseyin; Hamarta, Erdal
    Bu araştırmanın amacı yetişkinlerin mizah tarzları ile mutluluk korkusu ve psikolojik iyi oluş hali arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Nicel araştırma deseninde ilişkisel modele göre hazırlanan araştırmanın çalışma grubunu kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenen 22-60 yaş aralığında kadın ve erkek 561 yetişkin birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Mizah Tarzları Ölçeği, Mutluluk Korkusu Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi tespit etmek için Pearson Korelasyon Analizi, değişkenlerin birbirleri üzerindeki etkisi belirlemek için Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi, bağımsız gruplar arasında farklılaşma olup olmadığını test etmek için bağımsız örneklemler için t-testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (One-Way ANOVA) gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, mutluluk korkusu; katılımcı ve kendini yıkıcı mizah tarzları ile düşük düzeyde pozitif yönde; kendini geliştirici mizah tarzı ile düşük düzeyde negatif yönde ilişkilidir. Ayrıca katılımcı ve kendini yıkıcı mizah tarzı mutluluk korkusunun anlamlı düzeyde ve pozitif yönde birer yordayıcısıyken kendini geliştirici mizah tarzı mutluluk korkusunun anlamlı düzeyde ve negatif yönde bir yordayıcısıdır. Araştırmada ulaşılan diğer bir sonuca göre psikolojik iyi oluş, katılımcı, kendini geliştirici ve saldırgan mizah tarzları ile düşük düzeyde pozitif yönde ilişkilidir. Ayrıca kendini geliştirici ve saldırgan mizah tarzları psikolojik iyi oluşun anlamlı düzeyde ve pozitif yönde birer yordayıcısıyken kendini yıkıcı mizah psikolojik iyi oluşun anlamlı düzeyde ve negatif yönde bir yordayıcısıdır. Mutluluk korkusu ise psikolojik iyi oluşla düşük düzeyde negatif yönde ilişkiliyken aynı zamanda psikolojik iyi oluşun anlamlı düzeyde ve negatif yönde bir yordayıcısıdır. Ayrıca araştırmada mizah tarzları, mutluluk korkusu ve psikolojik iyi oluşun; cinsiyet ve eğitim seviyesi gibi bazı demografik değişkenlere göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda ortaya konan bulgular ilgili alan yazın çerçevesinde tartışılmış, bu bulgulara dayanılarak araştırmacılara, yetişkinlere, psikolojik danışmanlara ve eğitimcilere yönelik öneriler sunulmuştur.
  • Öğe
    Üniversite öğrencilerinde mutluluk korkusu ile depresyon, anksiyete ve stres arasındaki ilişkide felaket kaydırmasının aracı rolü
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Öztürk, Ayşe Sena; Seki, Tolga
    Bu araştırma üniversite öğrencilerinin depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini etkileyen psikolojik ve teknolojik dinamikleri incelemektedir. Araştırma, üniversite öğrencilerinde mutluluk korkusu ile depresyon, anksiyete ve stres arasındaki ilişkide felaket kaydırmasının aracı rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırma, nicel araştırma yöntemine dayalı ilişkisel tarama yöntemi kullanarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 437 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Katılımcıların yaş ortalaması 21.27’tür. Katılımcıların %81,1’i kadın, %18,9’u erkektir. Çalışmaya katılan üniversite öğrencilerinin çoğunluğu günlük internet kullanma sürelerini 5-7 saat aralığında bildirmişlerdir (%42,1). Ayrıca günlük sosyal medya hesaplarını 5 defadan fazla kontrol eden üniversite öğrencileri çoğunluktadır (%34,3). Araştırma verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Mutluluk Korkusu Ölçeği, Felaket Kaydırması (Doomscrolling) Ölçeği ve Depresyon, Anksiyete ve Stres (DASS-21) Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin mutluluk korkusu, depresyon, anksiyete, stres, felaket kaydırma puanları arasındaki ilişkinin belirlenmesi için Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Mutluluk korkusu ile depresyon, anksiyete ve stres arasındaki ilişkide felaket kaydırmasının aracı rolü SPSS PROCESS (Model 4) ile analiz edilmiştir. Araştırmada mutluluk korkusu ile depresyon, anksiyete, stres arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Felaket kaydırma ile depresyon, anksiyete ve stres arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Mutluluk korkusu ile felaket kaydırma arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Araştırmanın bulgularına göre üniversite öğrencilerinin mutluluk korkusu depresyon, anksiyete ve stresi anlamlı şekilde etkilemektedir. Bu etkinin bir kısmı doğrudan meydana gelirken bir kısmı felaket kaydırması üzerinden dolaylı olarak meydana gelmektedir. Elde edilen bulgular mutluluk korkusu ile depresyon, anksiyete ve stres arasındaki ilişkide felaket kaydırmasının aracı rolünü doğrulamıştır. Bu bilgiler doğrultusunda araştırma sonuçları yerli ve yabancı kaynaklar ile tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
  • Öğe
    Bilim sanat merkezinde görevli matematik öğretmenlerinin öğretmen kimlik gelişimlerinin incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Yağmur, Döne; Aydın, Mustafa
    Araştırmanın temel amacı, Bilim Sanat Merkezlerinde görev yapan matematik öğretmenlerinin öğretmen kimlik gelişimlerini derinlemesine incelemektir. Bu bağlamda, araştırma 2023-2024 eğitim-öğretim yılı içerisinde Ege Bölgesinde bir ilimizde bulunan Bilim Sanat Merkezlerinde görev yapan matematik öğretmenleriyle gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın saha uygulaması sürecinde, öğretmenlerle birebir görüşmeler yapılmış ve bu görüşmeler bir ay boyunca devam etmiştir. Görüşmelerde, öğretmenlerin mesleki kimlik algıları, öğretim süreçlerine yaklaşımları, karşılaştıkları zorluklar ve bu süreçlerin kimlik gelişimleri üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Elde edilen veriler, nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiş ve bilgisayar destekli nitel veri analiz programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda öğretmen kimliklerine ilişkin temalar ve kodlar ortaya çıkarılarak, öğretmenlerin bireysel ve mesleki gelişim süreçlerine ait, mesleki kimlik algıları, lisans ve lisans öncesi aldıkları eğitimlerin etkisi, motivasyon kaynakları, matematik öğretmen kimliklerinin oluşumu, çalıştıkları kurumların avantajları gibi bulgular elde edilmiştir. Araştırmanın bulguları, Bilim ve Sanat Merkezlerinde görev yapan matematik öğretmenlerin mesleki kimlik gelişim süreçlerine katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
  • Öğe
    Gerçekçi matematik eğitimi yaklaşımının tam sayılarla işlemler konusundaki öğrenci başarısına ve matematik kaygısına etkisi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Ayhan, Merve; Hatır, Eşref
    Bu araştırma, Gerçekçi Matematik Eğitimi (GME) yaklaşımının, 7. sınıf öğrencilerinin “Tam Sayılarla İşlemler” konusundaki akademik başarıları ve matematik kaygıları üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, nicel araştırma yöntemlerinden biri olan öntest-sontest kontrol gruplu yarı deneysel desen ile yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubu, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Konya ili Kulu ilçesine bağlı bir devlet okulunda öğrenim gören toplam 41 öğrenciden oluşmaktadır. Katılımcılar, rastgele atama yöntemiyle 23 kişilik kontrol ve 18 kişilik deney grubu olacak şekilde belirlenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak, akademik başarı testi ile matematik kaygısı-endişesi ölçeği kullanılmıştır. Deney grubuna, GME yaklaşımına dayalı olarak hazırlanan öğretim etkinlikleri uygulanırken; kontrol grubuna, mevcut Millî Eğitim Bakanlığı müfredatına uygun öğretim yapılmıştır. Yapılan bu uygulama yaklaşık altı hafta süresince toplam 30 ders saati boyunca gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS programında analiz edilmiş, gruplar arası farkların belirlenmesinde parametrik testlerden t testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularında, deney grubu öğrencilerinin ön test-son test akademik başarı puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir artış olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak deney grubu ile kontrol grubu son test puanları arasında anlamlı bir farkın olmadığı belirlenmekle birlikte başarı puanlar ortalaması olarak deney grubunun daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu bağlamda, GME yaklaşımına uygun öğretim etkinlikleri öğrencilerin akademik başarılarını artırmada etkili olmuş ancak bu etki kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel üstünlük düzeyine ulaşamamıştır. Matematik kaygısı verilerine ait analiz sonuçları incelendiğinde, deney grubunun matematik kaygı son test puanlarında anlamlı bir fark bulunmazken, kontrol grubunun kaygı puanları arasında anlamlı bir artış olduğu tespit edilmiş böylelikle kontrol grubunun matematik kaygı düzeylerinin mevcut öğretim yönteminden sonra artış gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Deney grubu ve kontrol grubu son test kaygı puanlarında ise deney grubu lehine anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. GME uygulaması öğrencilerin matematik kaygısının yükselmesini önleyerek onları psikolojik olarak desteklemiş ve kontrol grubuna kıyasla anlamlı ölçüde daha düşük kaygı düzeyine sahip olmalarını sağlamıştır.
  • Öğe
    Matematik öğretmenlerine ait farklı değişkenlerin matematiksel yaratıcılık düzeylerine etkisi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Ellik, Ali; Kaleci, Fatih
    Bu araştırmanın amacı, matematik öğretmenlerine ait çeşitli demografik ve mesleki değişkenlerin, öğretmenlerin matematiksel yaratıcılık düzeyleri üzerindeki etkilerini incelemektir. Günümüzde matematik eğitimi sadece bilgi aktarımı değil; aynı zamanda yaratıcı düşünme, yaratıcı problem çözme ve eleştirisel analiz becerilerinin kazandırılmasını da hedeflemektedir. Bu bağlamda, öğretmenlerin sahip oldukları matematiksel yaratıcılık düzeyi, öğrencilerin öğrenme süreçlerine doğrudan etki eden önemli bir faktör olarak görülmektedir. Bu çalışmada öğretmenlerin cinsiyet, mesleki kıdem, mezun oldukları yükseköğretim programı gibi değişkenler bağımsız değişkenler olarak ele alınmıştır. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden betimsel tarama modeli kapsamında yürütülmüş olup, veri toplama aracı olarak Matematiksel Yaratıcılık Testi ile öğretmen özelliklerine yönelik yapılandırılmış bir anket formu kullanılmıştır. Bu bağlamda Konya’da görev yapmakta olan 80 matematik öğretmeni ile saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Toplanan verilerin normal dağılıma uyum sağladığı belirlenerek verilerin analizinde istatistik programında parametrik test teknikleri uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre öğretmenlerin lisansüstü eğitim ve doktora eğitimi almaları yaratıcılık düzeyi ve alt boyutlarında anlamlı bir etkiye sahipken, cinsiyet ve mesleki kıdemin yaratıcılık üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Bu bulgular, öğretmenlerin mesleki gelişim süreçlerinde yaratıcı düşünme becerilerinin desteklenmesinin önemine işaret etmektedir. Elde edilen sonuçlar, hem hizmet içi eğitim programlarının planlanmasında hem de öğretmen yetiştirme politikalarının yeniden yapılandırılmasında yol gösterici niteliktedir. Bu bağlamda, matematiksel yaratıcılığın öğretmen yeterliklerinin önemli bir bileşeni olarak ele alınması gerektiğini vurgulanmaktadır. Araştırma, alan yazına katkı sunmakla birlikte, ileride yapılacak çalışmalara da temel oluşturabilecek niteliktedir.
  • Öğe
    Okul müdürlerinin whatsapp gruplarını kullanımı: amaçlar, sorunlar ve çözüm önerileri
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Karakoyun, Süleyman Kasım; Ünal, Ali
    Eğitim kurumlarında dijital bir iletişim aracı olarak, kullanılan WhatsApp uygulamasının, okul içinde oluşturulan gruplar aracılığıyla okul müdürlerinin iletişimine hangi amaçlarla kullandığı, kullanımının sağladığı avantajlar ve karşılaşılabilecek olası sorunlar ve çözüm önerileri tezimim problem durumu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırma, okul müdürlerinin WhatsApp gruplarını kullanım amaçlarını, karşılaştıkları sorunları ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Dijital iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, WhatsApp gibi anlık mesajlaşma uygulamaları eğitim yönetiminde önemli bir yer edinmiştir. Okul yöneticileri, öğretmenler, veliler ve idari personel arasındaki iletişimi hızlandırmak, bilgilendirme süreçlerini kolaylaştırmak ve okul içi koordinasyonu sağlamak amacıyla WhatsApp gruplarını aktif olarak kullanmaktadır. Ancak bu kullanım, bazı avantajlar sunduğu gibi mesai saatleri dışında gelen mesajlar, bilgi kirliliği, mahremiyet ihlalleri ve etik sorunlar gibi çeşitli olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda araştırmada, nitel araştırma desenlerinden gömülü tek durum çalışması yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın katılımcılarını, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Konya ili Selçuklu, Meram ve Karatay merkez ilçelerinde görev yapan 16 okul müdürü oluşturmaktadır. Katılımcıların 9’u erkek, 7’si kadın olup farklı eğitim kademelerinde (okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise) görev yapmaktadır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla toplanmış ve betimsel analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, okul müdürlerinin WhatsApp gruplarını genellikle duyurular yapmak, resmi yazılıları duyurmak, kriz yönetimi sağlamak ve öğretmenler arasında koordinasyonu güçlendirmek amacıyla kullandıklarını göstermektedir. Ancak, müdürler bu kullanımın zaman zaman iş-özel yaşam dengesini bozduğunu, yanlış anlaşılmalara yol açtığını ve mahremiyet ihlalleri riski taşıdığını ifade etmektedir. Özellikle resmi iletişim kanallarının yetersiz olduğu durumlarda WhatsApp’ın bir zorunluluk haline geldiği, ancak bu durumun profesyonel sınırların kaybolmasına neden olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda araştırmada, eğitim yöneticileri için WhatsApp kullanımına yönelik etik kuralların belirlenmesi, resmi bir iletişim politikası oluşturulması ve veri güvenliği konusunda farkındalığın artırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca, alternatif dijital platformların okul yönetimi bağlamında etkinliği incelenmeli ve yöneticilerin bu platformları nasıl daha verimli kullanabileceklerine yönelik kılavuzlar geliştirilmelidir. Sonuç olarak, WhatsApp gibi anlık mesajlaşma uygulamalarının okul yönetiminde daha etkili ve bilinçli bir şekilde kullanılması için kurumsal düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Bu çalışma, okul müdürlerinin dijital iletişim araçlarını daha bilinçli ve verimli kullanmalarına katkı sağlamayı amaçlamakta olup, gelecekte yapılacak araştırmalara yön vermesi açısından önem taşımaktadır.
  • Öğe
    Ayak bileğine uygulanan mobilizasyon egzersizlerinin çim hokeyinde bazı performans parametrelerine etkisi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Yaman, Ahmet; Kır, Rıdvan
    Bu çalışmanın amacı; Ayak bileğine uygulanan mobilizasyon egzersizlerinin çim hokeyi sporunda 20m sürat, dikey sıçrama, yatay sıçrama ve çeviklik parametrelerine etkisi incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, deneysel araştırma modellerinden kontrol gruplu ön test – son test modeli kullanılmıştır. Çalışmaya, çim hokeyi oynayan 24 erkek sporcu katılmıştır. Deneye katılan sporcular rastgele iki gruba dağıtılmıştır. Gruplar; çalışma grubu ve kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Çalışma grubu sporcuları, 8 hafta ve haftada 3 günlük toplam 24 birim antrenman boyunca ayak bileklerine mobilizasyon egzersizleri uygulamıştır. Kontrol grubu sporcuları sezon içi antrenmanlarının dışında herhangi bir egzersiz uygulanmamıştır. Her iki gruptan da sporcuların ön test ve son test sonucunda 20m sürat, dikey sıçrama, yatay sıçrama ve çeviklik parametreleri ölçülmüştür. Bulgular: Araştırmaya katılan çim hokey sporcularının ön test/son test ortalama farklarına bakıldığında, 20m sürat (sn), parametrelerinde gruplar arası puan ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0.000). Çalışma grubu 20m sürat süresinde daha belirgin bir gelişim gösterirken, dikey sıçrama (cm), yatay sıçrama (cm) ve hexagon çeviklik sürelerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılığa rastlanılmamıştır (p>0.05). Sonuç: Ayak bileğine uygulanan mobilizasyon egzersizlerinin özellikle sürat performansını artırmada etkili olduğunu göstermiştir. 20m sürat testinde çalışma grubunda anlamlı bir gelişim görülürken, dikey sıçrama, yatay sıçrama ve çeviklik parametrelerinde gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Literatürde SMR egzersizlerinin çim hokeyinde sürat üzerindeki kronik etkilerini ele alan bir çalışmaya rastlanmaması, bu araştırmayı özgün bir katkı haline getirmiştir.
  • Öğe
    Spor yapan ve yapmayan lise öğrencilerinin dijital oyun ve sosyal medya bağımlılığı ile şiddete yönelik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Zadıkan, Berkan; Yıldız, Mehtap
    Araştırmanın amacı, spor yapan ve yapmayan lise öğrencilerinin dijital oyun bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı ile şiddete yönelik tutumları arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma nicel araştırma desenlerinden ilişkisel tarama modeli ile yürütülmüştür. Araştırma 2024-2025 Eğitim-Öğretim Yılında Gaziantep ili merkez ilçelerinde öğrenim gören 1926 lise öğrencisinden (1119 kadın, 807 erkek) oluşan bir örneklemle gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen “Demografik Bilgi Formu”, Lemmens vd. (2011) tarafından geliştirilen Yalçın Irmak ve Erdoğan (2015) tarafından Türkçe’ye uyarlanan “Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği (DOBÖ)”, Özgenel vd. (2019) tarafından geliştirilen “Ergenler İçin Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (ESMBÖ)” ve Bosworth vd. (1999) tarafından geliştirilen ve Çetin (2011) tarafından Türkçe’ye uyarlanan “Ergenler İçin Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği (ŞYTÖ)” kullanılmıştır. Veri analizinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon testi ile uygun post-hoc testleri uygulanmıştır. Araştırma sonucunda erkek öğrencilerin dijital oyun bağımlılığı ve şiddete yönelik tutum düzeylerinin kadın öğrencilere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu, kadın öğrencilerin ise sosyal medya bağımlılığı düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Düzenli spor yapan öğrencilerin sosyal medya bağımlılığı düzeylerinin daha düşük olduğu belirlenmiş, ancak dijital oyun bağımlılığı ve şiddete yönelik tutum düzeylerinde anlamlı farklılık gözlemlenmemiştir. Sınıf düzeyi arttıkça sosyal medya bağımlılığı ve şiddete yönelik tutumların da arttığı, okul türüne göre ise fen lisesi öğrencilerinin bağımlılık ve şiddet düzeylerinin en düşük, meslek lisesi öğrencilerinin ise en yüksek seviyede olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, dijital oyun bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı ve şiddete yönelik tutumlar arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki belirlenmiştir. Bulgular, dijital ortamların genç bireylerin tutum ve davranışları üzerinde önemli etkiler oluşturabileceğini göstermektedir. Bu doğrultuda, dijital medya okuryazarlığı ve sporun teşvik edilmesi yoluyla öğrencilerin sağlıklı gelişim süreçlerinin desteklenmesi önerilmektedir.
  • Öğe
    Okul müdürü olarak öğretmenler karşısında öfke duygusunu saklamanın nedenleri ve sonuçları
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Yıldırım, Mehmet; Özaslan, Gökhan
    Bu araştırmanın amacı, okul müdürlerinin öğretmenlere karşı hissettikleri öfke duygusunu saklamanın nedenlerini ve sonuçlarını ortaya koymaktır. Nitel araştırma yöntemiyle yürütülen bu çalışma, çoklu durum desenine dayanmaktadır ve maksimum çeşitlilik örneklemesiyle belirlenen devlet okulunda görevli on iki okul müdürünün görüşlerine dayalı olarak oluşturulmuştur. Katılımcıların cinsiyet ve okul türü açısından farklılık göstermesine özen gösterilmiştir. Araştırma verileri, yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla toplanmış; içerik analizi yöntemiyle temalar oluşturularak analiz edilmiştir. Bulgular, okul müdürlerinin öfke duygusunu saklama davranışının beş temel nedene dayandığını göstermektedir. Bunlar: Kişilik özellikleri, olayların büyümesini önleme çabası, müdürlük rolünün gerektirdiği davranışları sergileme isteği, öğretmenle çatışmaya yaşamaya isteksizlik ve çalışma barışını koruma isteği. Bu nedenler, müdürlerin profesyonel kimliği ve okulun kurumsal iklimini koruma hedefiyle ilişkili olarak şekillenmektedir. Öfke duygusunu saklamanın olumlu sonuçları arasında kendini iyi hissetme ve tecrübe edinme öne çıkarken; olumsuz sonuçlar ise sosyal ilişkilere yansıma, psikolojik etkiler ve bedensel etkiler olarak tanımlanmıştır. Araştırma bulguları, okul yöneticiliğinin sadece yönetsel değil, aynı zamanda yüksek düzeyde duygusal emek gerektiren bir rol olduğunu ve bu duygusal yükün uygun biçimde yönetilmediğinde hem bireysel hem de kurumsal düzeyde olumsuz etkilere neden olabileceğini ortaya koymaktadır. Araştırmanın sonuçlarına dayanarak, okul yöneticilerine yönelik duygusal dayanıklılık ve öfke yönetimi becerilerinin geliştirilmesini amaçlayan hizmet içi eğitim programlarının artırılması önerilmektedir. Ayrıca, okul ortamlarında açık iletişim kültürünün desteklenmesi, psikolojik danışmanlık ve süpervizyon sistemlerinin kurulması ve eğitim liderliğinde duygusal zekâya dayalı yeni yaklaşımların geliştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
  • Öğe
    Örgütsel zihniyet geliştirme programının okulların örgütsel zihniyetlerine ve yenilikçiliklerine etkisi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Babirzade, Kheyransa; Yılmaz, Ercan
    Bu çalışmada, okulların örgütsel zihniyetlerini geliştirmeye yönelik olarak tasarlanan ve uygulanan bir program kapsamında gerçekleştirilen etkinliklerin, öğretmenlerin okul gelişim zihniyeti ve yenilikçi davranışlar kazanmasındaki etkisi incelenmiştir. Ayrıca, uygulamaya katılan öğretmenlerin bu sürece ilişkin görüşleri toplanarak nitel verilerle desteklenmiştir. Araştırma, ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılarak gerçekleştirilmiş; bununla birlikte, deney grubunda yer alan katılımcıların uygulamaya dair algılarını ve deneyimlerini derinlemesine anlamak amacıyla nitel veriler de toplanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2023–2024 eğitim-öğretim yılında Samsun ili Atakum ilçesinde görev yapan ve gönüllü olarak araştırmaya katılan toplam 20 öğretmen oluşturmuştur. Bu öğretmenlerin 10’u deney grubunda, 10’u ise kontrol grubunda yer almıştır. Veri toplama araçları olarak; Okul Gelişim Zihniyeti Ölçeği (Yılmaz ve Babirzade,2025), Yenilikçi Okul Ölçeği (Aslan ve Kesik 2016), Okulların Örgütsel Zihniyetlerini Geliştirme Programı ve uygulama sürecine yönelik olarak geliştirilen Uygulama Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, “Örgütsel Zihniyet Geliştirme Programı” nın uygulandığı deney grubunda yer alan öğretmenlerin, program öncesi ve sonrası arasında anlamlı bir gelişim gösterdiği tespit edilmiştir. Deney grubundaki öğretmenlerin, okul gelişim zihniyeti toplam puanları ile bu ölçeğin alt boyutları olan öğrenci başarısı, öğretmen katkısı ve paydaş desteği boyutlarındaki puanlarında, kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artışlar gözlenmiştir. Bu durum, uygulamanın öğretmenlerin okullarındaki gelişim süreçlerine yönelik algılarını olumlu yönde etkilediğini ve gelişim zihniyeti temelinde düşünsel bir dönüşüm sağladığını göstermektedir. Benzer şekilde, öğretmenlerin okul yenilikçiliği düzeylerinde de anlamlı gelişmeler tespit edilmiştir. Deney grubundaki katılımcıların, yenilikçiliğin alt boyutları olan yenilikçi atmosfer, yönetsel destek ve örgütsel engeller boyutlarında anlamlı düzeyde ilerlemeler kaydettiği belirlenmiştir. Bu bulgular, uygulamanın yalnızca bireysel tutumları değil, aynı zamanda okul iklimine ve örgütsel yapıya ilişkin algıları da olumlu yönde etkilediğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, deney grubundaki öğretmenlerin büyük çoğunluğu, program kapsamında gerçekleştirilen etkinlikleri olumlu değerlendirmiş hem içerik açısından hem de uygulama biçimi bakımından programın öğretmen gelişimine katkı sağladığını ifade etmiştir. Katılımcılar, programın mesleki motivasyonlarını artırdığını, farklı bakış açıları kazandırdığını ve işbirliğine dayalı öğrenme ortamlarını teşvik ettiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, çalışma bulguları gelişim zihniyeti temelli müdahalelerin öğretmenlerin hem bilişsel hem de davranışsal düzeyde dönüşümünü destekleyebileceğini; ayrıca, okulların yenilik kapasitesini artırmak için etkili bir araç olabileceğini göstermektedir.
  • Öğe
    Öğretmenlerin duygusal zekâ düzeylerinin iş doyumları ve iş performansları üzerindeki etkisi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Paçal Özet, Elif; Yıldırım, Atila
    Bu çalışmanın amacı, öğretmenlerin duygusal zekâ düzeylerinin iş doyumu ve iş performansı üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırma, nicel bir yöntemle yürütülmüş olup, değişkenler arasındaki ilişkileri ortaya koymayı hedefleyen ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmada duygusal zekâ bağımsız değişken olarak ele alınırken, iş doyumu ve iş performansı bağımlı değişkenler olarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Konya ilinin merkez ilçeleri (Karatay, Selçuklu, Meram) ile merkez dışı ilçelerinden (Beyşehir, Seydişehir, Akşehir) seçilen ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından izin verilen okullarda görev yapan, araştırmaya gönüllü olarak katılan toplam 362 öğretmen oluşturmaktadır. Katılımcılar, kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenmiş ve farklı eğitim kademelerinde görev yapmaktadır. Veriler, Kasım 2024 ile Mart 2025 tarihleri arasında “Kişisel Bilgi Formu”, “Öğretmen İş Doyumu Ölçeği-9”, “Bireysel İş Performansı Ölçeği” ve “Rotterdam Duygusal Zekâ Ölçeği” kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS Statistics 30 programı kullanılmış; betimleyici istatistiklerin yanı sıra bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Bonferroni post-hoc testi, Pearson momentler çarpımı korelasyon analizi ve basit doğrusal regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, öğretmenlerin duygusal zekâ düzeyleri cinsiyet, eğitim düzeyi ve görev yapılan yere göre anlamlı farklılık göstermektedir. Kadın öğretmenlerin duygusal zekâ, iş doyumu ve iş performansı düzeyleri erkek öğretmenlere kıyasla anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca lisansüstü mezunlarının duygusal zekâ düzeyleri lisans mezunlarına göre daha yüksek çıkmıştır. İl merkezlerinde görev yapan öğretmenlerin ise hem duygusal zekâ hem de iş doyumu düzeylerinin, ilçe merkezlerinde görev yapanlara kıyasla daha yüksek olduğu belirlenmiştir. İş doyumu açısından; görev yapılan kademe, meslekteki görev süresi ve görev yapılan yer değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Anaokulu ve ilkokulda görev yapan öğretmenlerin iş doyumu düzeyleri, özellikle lisede görev yapanlara kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Benzer şekilde, meslekte 1-10 yıl arası görev yapan öğretmenlerin iş doyumu düzeylerinin, 10 yıl ve üzeri çalışanlara kıyasla daha yüksek olduğu görülmüştür. İş performansı düzeyinde ise cinsiyet ve meslekteki görev süresi değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar gözlenmiştir. Kadın öğretmenlerin iş performansı erkeklerden daha yüksek bulunmuş; meslekte 1-10 yıl arasında görev yapanların performans düzeyleri, özellikle 10-15 yıl görev yapanlara göre anlamlı biçimde daha yüksektir. Ayrıca, öğretmenlerin duygusal zekâ düzeyleri ile iş doyumu ve iş performansları arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Yapılan regresyon analizleri sonucunda, duygusal zekânın hem iş doyumunu hem de iş performansını anlamlı düzeyde yordadığı ortaya konmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda, duygusal zekânın öğretmenlerin mesleki yaşam kalitesi ve verimliliği üzerinde önemli bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, eğitim ortamlarında duygusal zekâ gelişimini destekleyici uygulamaların önemini ortaya koymaktadır.