Eğitim Bilimleri Enstitüsü Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 2135
  • Öğe
    Üniversite öğrencilerinde duygusal zekanın ruh sağlığına etkisinde bilişsel esneklik ve otantikliğin aracı rolü
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Dumyati, Hibetullah; Seki, Tolga
    Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinde duygusal zekânın ruh sağlığı üzerindeki etkisinde bilişsel esneklik ve otantikliğin seri aracı rolünü incelemektir. Nicel araştırma yöntemine dayalı ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini, yaş ortalaması 21.86±2.89 olan 368 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Katılımcıların %84.8’i kadın, %15.2’si erkektir. Veriler, çevrimiçi veri toplama aracı ile toplanmış; araştırma sürecinde etik ilkelere ve gizlilik kurallarına uygun hareket edilmiştir. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgiler Formu, Duygusal Zekâ Ölçeği Kısa Formu, Otantiklik Ölçeği, Bilişsel Esneklik Ölçeği ve Pozitif Ruh Sağlığı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Pearson korelasyon analizi ve SPSS PROCESS Makro 4.2 (Model 6) ile aracılık analizleri gerçekleştirilmiştir. Bootstrap yöntemiyle 5.000 örneklem ve %95 güven aralığı kullanılmıştır. Araştırma verilerinin normal dağılım gösterdiği ve yeterli güvenirlikte olduğu bulunmuştur. Araştırmada duygusal zekâ, otantiklik, bilişsel esneklik ve ruh sağlığı arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki elde edilmiştir. Araştırma bulguları, duygusal zekânın otantiklik üzerinde, otantikliğin bilişsel esneklik üzerinde ve bilişsel esnekliğin ruh sağlığı üzerinde pozitif yönde anlamlı etkilerinin olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, duygusal zekânın ruh sağlığı üzerindeki doğrudan etkisi anlamlı bulunmuş, bununla birlikte otantiklik ve bilişsel esnekliğin bu ilişkide anlamlı birer seri aracı rol oynadığı saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar, üniversite öğrencilerinin ruh sağlığının geliştirilmesinde duygusal zekâ, otantiklik ve bilişsel esneklik gibi bireysel özelliklerin önemine dikkat çekmektedir.
  • Öğe
    Fen eğitimine yönelik Türkiye'de gerçekleştirilen analoji konulu akademik çalışmalar: betimsel içerik analizi çalışması
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Bozkurt, Ümmügülsüm; Kara, Serpil
    Bu araştırmada 2002-2024 yılları arasında fen alanında analoji ile ilgili ulusal düzeyde yapılan makale ve tezlerin çeşitli değişkenler açısından sistematik bir şekilde incelenmesi ve bu konuda genel bir görünüm sunulması amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kapsamında doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma dâhilindeki çalışmalara Ulusal Tez Merkezinden (YÖK Tez ), TR Dizin, Ekual, Google Akademik, Dergi Park ve Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi (ULAKBİM) gibi veri tabanlarında anahtar kelimeler ile taratılarak ulaşılmıştır. Taramalar fen bilimleri, fizik, kimya ve biyoloji eğitimi alanlarında yapılarak çalışmanın araştırma kapsamı genişletilmiştir. Bu amaç doğrultusunda 2002-2024 yılları arasında yayınlanan ve tam metnine ulaşım izni verilen 7 tanesi doktora, 53 tanesi yüksek lisans ve 47 tanesi de makale çalışması olmak üzere toplam 107 akademik çalışma araştırmaya dâhil edilmiştir. Araştırma verilerinin toplanması ve incelenmesinde uzman görüşlerinin de alınmasıyla beraber araştırmacının kendisi tarafından oluşturulan Akademik Çalışma İnceleme Formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler alt araştırma soruları dâhilinde belirlenen tema ve kategoriler altında sınıflandırılarak derinlemesine incelenmiş ve betimsel içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma sonunda elde edilen bulgular frekans ve yüzde değerleriyle beraber tablolar ve şekiller aracılığıyla sunulmuştur. Yapılan araştırma sonucunda; ülkemizde analoji konulu çalışmaların en çok 2021 yılında yayınlandığı, çalışmaların daha çok yüksek lisans tezi olduğu, örneklem grubuna göre dağılımında öğrencilerin ön plana çıktığı, nitel yaklaşımların daha çok kullanıldığı, veri toplama araçları arasında başarı testi, doküman inceleme ve görüşme formlarının yaygın bir şekilde kullanıldığı, verilerin daha çok parametrik testler ve içerik analizi ile analiz edildiği tespit edilmiştir. Ayrıca çalışmalarda en çok çalışılan konu, ders kitaplarının incelendiği “Tüm Ünite Konuları” ve sonrasında “Madde ve Değişim” olmuştur. Bununla beraber genel olarak çalışmalar fen bilimlerinde yoğunlaşırken fizik ve biyoloji alanlarında sınırlı sayıda çalışmaların bulunduğu tespit edilmiştir. Çalışmalarda daha çok bilişsel gelişime etkiyi incelemek amacıyla akademik başarıya sonrasında ise ders kitapları ve öğretim programlarındaki analoji yeterliliklerini belirlemeye yönelik yapılan ders kitaplarının incelenmesi amacına odaklanılmıştır. İncelenen çalışmaların çoğunluğunda analojinin akademik başarıyı artırdığı, konu ve kavramları anlamayı kolaylaştırdığı, bilgi kalıcılığını artırdığı, kavram yanılgılarının belirlenmesinde ve giderilmesinde olumlu etki oluşturduğu, duyuşsal açıdan derse yönelik olumlu tutum geliştirdiği, ders kitaplarındaki analojilerin nitelik ve sayı açısından yetersiz olduğu sonuçları ile öğretmen, öğretmen adayı ve öğrenciler tarafından belirtilen analojilerin derse ilgi ve katılımı artırdığı, somutlaştırma sağlayarak anlamayı kolaylaştırdığı, dersleri zevkli hale getirdiği görüşleri ön plana çıkmıştır. Çalışmalarda sonuçlara yönelik analojilerin “Farklı konu, alan, sınıf ve değişkenler üzerindeki etkisi araştırılmalı önerisi” ile “Öğretmenlere hizmet içi hizmet öncesi eğitimler verilerek derslerde analoji kullanımı artırılabilir” önerisi çalışmalarda ön plana çıkmıştır.
  • Öğe
    5. sınıf ışığın dünyası ünitesinde kullanılan STEM temelli etkinliklerin akademik başarı ve fen öğrenmeye yönelik motivasyona etkisi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Çolak, Sümeyra; Genç, Hayriye Nevin
    Bu araştırma, ortaokul 5. sınıf öğrencilerine yönelik “Işığın Dünyası” ünitesinde uygulanan STEM temelli etkinliklerin öğrencilerin akademik başarılarına ve fen öğrenmeye yönelik motivasyonlarına etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden deneysel yaklaşım benimsenmiş olup, bu kapsamda yarı deneysel desen türlerinden “tek grup öntest-sontest” modeli kullanılmıştır. Çalışma grubu belirlenirken amaçlı örnekleme yöntemlerinden kolay ulaşılabilir durum örneklemesi tercih edilmiştir. Çalışma grubunu, 2023-2024 eğitim öğretim yılında İç Anadolu Bölgesi’nin büyük bir ilinin devlet okulunda öğrenim gören 33 beşinci sınıf kız öğrenci oluşturmuştur. Veri toplama süreci toplamda dört hafta boyunca, haftada dört ders saati olmak üzere 16 ders saati süresince gerçekleştirilmiştir. STEM temelli etkinliklerle işlenen derslerde, “Işığın Dünyası” başlığı altında öğrencilerin akademik başarılarını ve fen öğrenmeye yönelik motivasyonlarını artırmaya yönelik çeşitli etkinlikler uygulanmıştır. STEM temelli etkinlikleri, öğrencilerin bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik disiplinlerini entegre ederek öğrenmelerini sağlayan yaratıcı ve problem çözme odaklı bir yaklaşımla hazırlanmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak, “Işığın Yayılması Başarı Testi” ve “Fen Öğrenmeye Yönelik Motivasyon Ölçeği” kullanılmıştır. Başarı testi, öğrencilerin ışığın yayılması konusunda akademik bilgi düzeylerini ölçmeyi hedeflerken; motivasyon ölçeği, fen öğrenmeye yönelik motivasyonlarını değerlendirmek amacıyla uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 22 istatistik programı kullanılarak yapılmıştır. Bu kapsamda, verilerin normal dağılıma uygunluğu ve testler arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, STEM temelli etkinliklerin öğrencilerin akademik başarılarını anlamlı derecede artırdığını ortaya koymuştur. Ancak, fen öğrenmeye yönelik motivasyonda istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Bu sonuç, STEM temelli etkinliklerin öğrencilerin akademik başarılarına olumlu katkı sağladığını ancak fen öğrenmeye yönelik motivasyon üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığını göstermektedir. Araştırmanın sonuçları, STEM temelli etkinliklerinin fen bilimleri dersinde etkili bir öğrenme süreci sunabileceğini göstermektedir. Bu bağlamda, STEM temelli etkinliklerin daha geniş kapsamlı bir şekilde eğitime entegre edilmesinin, öğrencilerin akademik başarılarının artırılmasına önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.
  • Öğe
    Türk devlet okullarındaki Suriyeli ve Türk çocuklar arasında dayanışma oluşturmak konusunda öğretmen ve veli görüşleri
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Kharouf, Mohammed; Yılmaz, Tuba
    Bu çalışma, kültürel çeşitliliğe sahip okul ortamlarında birlikteliği teşvik etmek için etkili stratejiler belirlemek ve okulların mülteci entegrasyonu ve çok kültürlü eğitim için dönüştürücü alanlar olarak Anlaşılmasına katkıda bulunmak amacıyla Türk öğretmenlerin ve Suriyeli ebeveynlerin Türk ve Suriyeli çocuklar arasında dayanışma ve olumlu gruplar arası ilişkiler konusundaki bakış açılarını araştırmıştır. Araştırmada nitel bir yaklaşım kullanılmış, Hatay'ın Reyhanlı ilçesindeki bir ortaokulda görev yapan dört Türk öğretmen ve sekiz Suriyeli veli ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bulgular, Suriyeli mülteci öğrencilerin entegrasyonuna ilişkin hem ortak kaygılarını hem de farklı bakış açılarını ortaya koymuştur. Her iki grup da Türkçe dil yeterliliğinin, kültürel alışverişin ve kapsayıcı eğitim uygulamalarının önemini vurgularken, Suriyeli öğrencilerin kültürel kimliklerinden ödün vermeden akademik ve sosyal gelişimlerini destekleyen bir ortama duyulan ihtiyacın da altını çizmiştir. Çalışma, Türk öğretmenler ve Suriyeli ebeveynler arasındaki işbirliğinin, uyumlu ve empatik bir toplum inşa etmek ve tüm öğrenciler için eşit fırsatlar sağlamak için gerekli olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak araştırma, okulların kapsayıcı politikalar, kültürlerarası diyalog ve işbirliği çabaları yoluyla farklı öğrenci nüfusları arasında dayanışmayı teşvik etmedeki kritik rolünün altını çizmiştir.
  • Öğe
    Öğrencilerin alan kavramına ilişkin temellendirilmiş zihinsel modellerinin belirlenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Hoplar, Hatice; Yavuz, Ayşe
    Bu araştırmanın amacı, öğrencilerin temellendirilmiş zihinsel modelleri (TZM) ile matematik öğrenme yaklaşımlarını belirlemek ve bu iki değişken arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak “Öğrenim Durumları Testi” ve “Matematik Öğrenme Yaklaşımları Ölçeği” kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini, 8. sınıflarda öğrenim gören toplam 80 kız öğrenci oluşturmuştur. TZM belirleme sürecinde öğrencilerin verdikleri yanıtlar doğrultusunda bireysel cevap vektörleri oluşturulmuş, bu vektörlerden hareketle TZM yoğunluk matrisleri hesaplanmış ve matrislerdeki diyagonal elemanların durumuna göre öğrencilerin temellendirilmiş zihinsel model türleri sınıflandırılmıştır. Matematik öğrenme yaklaşımlarına ilişkin veriler ise ölçeğin alt boyutları (derinleme, stratejik, yüzeysel) dikkate alınarak analiz edilmiştir. Araştırma bulguları; öğrencilerin büyük çoğunluğunun alan kavramına ilişkin Tutarsız Karma Model düzeyinde zihinsel modellere sahip olduğunu, İlkel Model ve İlkel Baskın Modele sahip öğrenci olmadığını göstermiştir. Matematik öğrenme yaklaşımlarına bakıldığında öğrencilerin ağırlıklı olarak yüzeysel ve stratejik öğrenme eğilimi gösterdiği, derinlemesine öğrenme yaklaşımına sahip öğrenci oranının ise düşük olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin temellendirilmiş zihinsel model türleri ile matematik öğrenme yaklaşımları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ancak bazı TZM türleri ile belirli öğrenme yaklaşımları arasında eğilimsel örüntüler gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, öğrencilerin alan kavramına ilişkin kavramsal anlayışlarında eksiklikler bulunduğunu ve öğretim süreçlerinde daha kavramsal ve yapılandırmacı yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymuştur. Bu doğrultuda yalnızca alan kavramı için değil, farklı kavramlar için de benzer öğrenim durumları testleri geliştirilerek uygulamaların yaygınlaştırılması önerilmektedir.
  • Öğe
    Öğretmen adaylarının chatgpt destekli İngilizce dil öğretimi ve öğrenimi hakkındaki görüşlerinin incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Saman, Halime Nur; Öztürk, Mustafa Serkan
    Bu çalışma, üretken yapay zekâ araçlarından biri olan ChatGPT’nin, Türkiye’deki İngilizce öğretmeni adaylarının öğretim ve öğrenme yöntemlerini destekleme potansiyelini incelemektedir. Katılımcı eylem araştırması modeliyle yapılandırılan çalışmada, İngilizce Öğretmenliği lisans programına kayıtlı üçüncü sınıf düzeyinde 38 öğretmen adayı üç haftalık bir eğitim sürecine katılmıştır. Bu süreçte katılımcılara, ChatGPT’yi dil öğretimi ve öğrenimi bağlamında pedagojik açıdan etkili biçimde nasıl kullanabileceklerine dair uygulamalı bilgiler sunulmuştur. Araştırmada, eğitim öncesi ve sonrası açık uçlu sorular, yansıtıcı oturum günlükleri, katılımcıların oluşturduğu örnek komut ekran görüntüleri, final anketi ve altı gönüllü katılımcıyla yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler dâhil olmak üzere çeşitli nitel veri kaynakları kullanılmıştır. Toplanan veriler karşılaştırmalı ve tematik analiz teknikleriyle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, ChatGPT’nin içerik üretimini kolaylaştırdığını, öğrenen özerkliğini desteklediğini, anlık geribildirim sunduğunu ve sınıf içi etkinlikleri çeşitlendirme konusunda öğretmenlere yardımcı olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte, aşırı bağımlılık riski, katılımcıların bilgisayar okuryazarlığı düzeylerindeki farklılıklar, akademik etikle ilgili kaygılar ve yanlış bilgi ihtimali gibi önemli sınırlılıklara da dikkat çekilmiştir. Çalışma, üretken yapay zekâ teknolojilerinin eğitsel potansiyelini ortaya koyarken, eleştirel farkındalığın ve öğretmen rehberliğinin önemine vurgu yapmaktadır. Sonuç olarak öğretmen adaylarının çoğu ChatGPT’nin hem öğrenme hem de öğretme amaçlı olarak kullanılmasını faydalı bulmuşlardır. Ayrıca, katılımcıların çoğu ChatGPT’yi gelecekte meslek hayatlarında ve dil öğrenim aşamasında kullanmayı planladıklarını belirtmişlerdir. Aynı zamanda katılımcılar çok fazla yapay zekaya bağlı kalmanın potansiyel zararlarına ve etik kaygılara yönelik düşüncelerini de belirtmişlerdir. Çalışma bu yönüyle, yapay zekâ destekli dil öğrenimi literatürüne katkı sunmakta ve öğretmen yetiştirme programlarına ChatGPT gibi araçların entegrasyonu konusunda pratik öneriler geliştirmektedir.
  • Öğe
    İngilizce öğretmen adaylarının yapay zekanın yansıtıcı öğretmen eğitiminde kullanımına yönelik görüşleri
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Kaya, Perihan Serra; Kartal, Galip
    Yeni ve gelişen teknolojileri eğitimin gelişmesi amacıyla kullanabilen yenilikçi atılımlar önem arz etmektedir. Bu bağlamda üretken yapay zeka, öğretmen eğitiminde kullanılabilecek hızlı ve pratik bir araç olarak öne çıkmaktadır. Buna rağmen üretken yapay zekanın öğretmen eğitiminde ve özellikle staj sürecinde kullanımını inceleyen literatür sınırlıdır. Bu çalışma, İngilizce öğretmen adaylarının yapay zekanın yansıtıcı öğretmen eğitiminde kullanılmasına ve sınıf içi gözlemledikleri problemlere ilişkin görüşlerini ve yapay zekanın staj deneyimindeki olası rolünü incelemektedir. Araştırmanın katılımcı grubu on iki adet üniversite son sınıf İngilizce öğretmenliği öğrencisinden oluşmaktadır. Nitel araştırma yöntemini benimseyen bu çalışmada içerik analizi yöntemi kullanılarak, grup görüşmeler, bireysel görüşmeler ve yansıtıcı günlükler aracılığıyla toplanan verilerden temalar ve örüntüler çıkarılmıştır. Veri toplamada üçgenleme yöntemi kullanılmıştır. Öğretmen adaylarının staj sürecinde yapay zekadan nasıl yararlandıkları, karşılaştıkları zorluklar ve pedagojik karar alma süreçlerinde yapay zekanın rolü incelenmiştir. Araştırmada öne çıkan bulgular, öğretmen adaylarının ders planlamada yapay zekayı bir danışma aracı olarak kullanmalarının zaman kazandırdığını ve staj deneyiminin ilerlemesini kolaylaştırdığını, ancak tamamen tek başına yeterli olmadığını göstermektedir. Ek olarak, öğretmen adaylarının düzenli yansıtıcı günlük yazma ve yapay zekadan geribildirim alma etkinliğini sürdürülebilir ve erişilebilir bulmaları, bu uygulamanın etkinliğini artırmıştır. İlerleyen araştırmalar daha geniş ve kapsamlı bir katılımcı kitlesiyle gerçekleştirilerek yapay zekanın öğretmen adayları üzerindeki etkisini daha kapsamlı bir şekilde değerlendirebilir. Ayrıca, farklı yapay zeka araçlarının karşılaştırmalı analizleri ve karma yöntemlerle yapılan çalışmalar, bu teknolojilerin öğretmen eğitimi sürecine katkılarını daha derinlemesine ortaya koyabilir. Araştırma yapay zeka araçları ve yansıtıcı günlüklerin birleştirilmesinin öğretmen adaylarının mesleki gelişimine katkı sunduğunu gösteren bir çalışmadır.
  • Öğe
    Enhancing foreign language learning through gamification using an advanced language model
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Akıncı, Beyza; Kartal, Galip
    One major competence for learners in the 21st century is acquiring a second language (L2). Based on this, second language learning has had to integrate new methods and concepts into the teaching and learning process. This study examines the effectiveness of gamified activities created with advanced language models in improving language learners' motivation, communication desire, and speaking skills. The research aims to improve the foreign language learning of first-year English preparatory class students studying at Necmettin Erbakan University School of Foreign Languages through gamification using an advanced language model. This study was carried out by applying gamified activities created using the ChatGPT 4 version to the experimental group in the classroom environment, including a total of 54 English preparatory class students, aged between 18 and 21, 26 of whom were in the control group, and the remaining were in the experimental group. A quasi-experimental and a mixed method, covering both quantitative and qualitative methods, were used in the research. Data were collected through pre- and post-tests, speaking skill tests, a WTC survey created via Google Forms, and interview questions. The data collected indicates a notable difference between the pre- and post-tests administered to both the experimental group and the control group. This research highlights the significance of sophisticated language models, specifically the application of AI, in the context of foreign language acquisition. This study aims to demonstrate that gamification techniques utilizing advanced language models can enhance the motivation, enjoyment, and retention in foreign language learning.
  • Öğe
    İngilizce öğretmenlerinin İngilizce dil ölçme ve değerlendirme sınavlarına yönelik algı ve tutumları ile sınavların CEFR kriterlerine uygunluğunun incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Taşpınar, Erdal; Sarı Yıldırım, Şeyda
    Bu araştırmada sınav sisteminde yapılan değişiklik sonrası İngilizce Öğretmenlerinin ölçme ve değerlendirme süreçlerine yönelik algı ve tutumları hem nicel hem de nitel veriler ışığında incelenmiştir. Nicel veriler, Ölçme ve Değerlendirme Algısı Ölçeği (TCoA-III) ile Ölçme ve Değerlendirme Tutum(ÖDT) Ölçeği aracılığıyla elde edilmiş; nitel veriler ise öğretmenlerle gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmelerden sağlanmıştır. Öğretmenlerin mevcut sınav sistemine ilişkin görüşleri analiz edilerek sistemin güçlü ve geliştirilmesi gereken yönleri tespit edilmiştir. Araştırmada nitel ve nicel verilerin bir arada kullanıldığı karma yöntem tercih edilmiş, elde edilen veriler SPPS ve MAXQDA programları ile analiz edilmiştir. Araştırmanın nicel verileri Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ortaokul ve liselerde görev yapan 209 İngilizce Öğretmeninden toplanan anketlerle, nitel veriler ise 17 İngilizce Öğretmeniyle gerçekleştirilmiş yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. TCoA-III sonuçları ile İngilizce Öğretmenlerinin ölçme değerlendirme sürecine yönelik teknik ve mesleki farkındalıklarının bulunduğu ancak bireysel farklılıklar, değerlendirmenin geçerliliği ve değerlendirmenin okul performansındaki durumu gibi konularda eleştirilerinin yer aldığı belirlenmiştir. ÖDT ölçeği sonuçları ile İngilizce Öğretmenlerini sınav sisteminde yapılan değişiklik sonrası İngilizce Öğretmenlerinin süreç odaklı (alternatif) değerlendirme sistemine karşı orta düzeyde olumlu bir eğilime sahip oldukları ancak uygulama süreci açısından yeterince desteklenmedikleri saptanmıştır. İngilizce Öğretmenlerinin süreç odaklı (alternatif) değerlendirmeyi zaman alıcı bulmaması, sistemin sürdürülebilirliği ve gelişimi açısından olumlu olarak değerlendirilmiştir. İngilizce Öğretmenleri ile yapılan görüşme sorularından elde edilen verilerden, açık uçlu ve kısa cevaplı sınavlara ve dinleme ve konuşma gibi çoklu becerileri ölçen yeni sınav sistemine karşı orta düzeyde olumlu görüşlere sahip oldukları saptanırken, sınavların okul genelinde ortak ve konu soru dağılım tablolara göre yapılmasının, uygulamada öğretmenleri sınırladıkları, sınıf ve öğrenci durumlarına göre farkları gözetmekte yetersiz kaldığı görüşünde oldukları belirlenmiştir. Ayrıca sınavların öğrencilerin gerçek başarı düzeylerini tam olarak yansıtamadığı ve CEFR kriterlerinden ise uygulama aşamasında yeterli düzeyde yararlanılamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
  • Öğe
    İngilizce öğretmen adaylarının mesleki gelişimi için yapay zeka destekli ders imecesi modeli
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Düzler, Ayça; Kartal, Galip
    Günümüzde öğretmen eğitiminde yenilikçi yöntemlerin ve yapay zeka teknolojilerinin kullanımı büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma, İngilizce öğretmen adaylarının mesleki gelişim süreçlerinde Ders İmecesi (Lesson Study) yönteminin yapay zeka aracı olan ChatGPT ile bütünleştirilmesinin etkinliğini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma, nitel bir durum çalışması olarak tasarlanmış olup, katılımcılarını sekiz hafta boyunca Ders İmecesi döngüsüne katılan altı İngilizce öğretmen adayı oluşturmaktadır. Veri toplama araçları, bireysel görüşmeler, ders planlama ve hedef belirleme toplantı transkriptleri ile sınıf içi gözlem formlarını kapsar. Elde edilen veriler, betimsel analiz ve içerik analizi yöntemleri kullanılarak çözümlenerek değerlendirilmiştir. Bulgular, ChatGPT entegrasyonuyla desteklenen Ders İmecesi uygulamasının, öğretmen adaylarının ders planlama ve materyal geliştirme süreçlerinde daha yaratıcı ve öğrenci merkezli yaklaşımlar geliştirmelerine yardımcı olduğunu ortaya koymaktadır. Yapay zeka destekli Ders İmecesi süreci sayesinde öğretmen adaylarının ders içeriklerini öğrenci ihtiyaçlarına daha iyi uyarladıkları, sınıf yönetimini daha etkin bir biçimde gerçekleştirdikleri ve ders sonu değerlendirmelerde daha yapılandırılmış geri bildirim sağladıkları görülmüştür. Bu süreç, adaylar arasında sürekli ve etkili bir bilgi paylaşım ortamının oluşmasına ve mesleki iş birliğinin güçlenmesine katkı sağlamıştır. Süreç ilerledikçe odaklarını zaman yönetimi ve disiplin sorunlarından, yapılandırılmış geri bildirim ile yansıtıcı uygulamalara kaydırdıklarını göstermiştir. Reflektif toplantılar ve kod frekans analizleri sürekli bilgi paylaşımı, profesyonel iş birliği ve pedagojik öz farkındalıkta belirgin artışa işaret ederken, sosyal etkileşim öğretme kaygısını azaltmış ve özellikle deneyimsiz adayların özgüvenini pekiştirmiştir. Uygulama sürecinde, küçük çaplı teknolojik altyapı sorunları ve öğretmen adaylarının yoğun programları nedeniyle zaman yönetimi konusunda zorluk yaşadıkları gözlemlenmiştir. Araştırmanın sonuçları, ChatGPT entegrasyonunun Ders İmecesi uygulamasını zenginleştirdiğini ve öğretmen adaylarının mesleki gelişimini olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Bu bağlamda, öğretmen yetiştirme programlarında Ders İmecesi gibi yenilikçi yöntemlerin yapay zeka teknolojileri ile desteklenerek daha yaygın kullanılmasının faydalı olacağı öngörülmektedir.
  • Öğe
    İngilizce Öğretmenliği ve İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümlerindeki öğretmen adaylarının dil öğretiminde edebiyat kullanımına ilişkin öz-yeterlik algıları
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Erdener, Songül; Ercan Demirel, Emine Eda
    Bu araştırmada, İngilizce Öğretmenliği ve İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümlerinde öğrenim gören öğretmen adaylarının, dil öğretiminde edebiyat kullanımına ilişkin öz-yeterlik algıları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Araştırmada sıralı karma yöntem kullanılmış; önce nicel, ardından nitel veriler toplanmıştır. Nicel veriler, ‘The Self-Efficacy in Literature Scale’ ile Necmettin Erbakan Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği ve Selçuk Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümlerinin 163 son sınıf öğrencisinden elde edilmiştir. Nitel veriler ise yarı yapılandırılmış görüşmelerle her iki bölümden 8, toplamda 16 öğretmen adayından toplanmıştır. Nicel analizde, ölçekten elde edilen veriler SPSS-21 programında analiz edilmiş; puanların normal dağılım gösterdiği Kolmogorov-Smirnov testi ile belirlenmiş ve bağımsız örneklem t-testi uygulanmıştır. Genel toplamda ve belirli alt faktörlerde bölümler ve cinsiyet arasında anlamlı farklılık bulunmazken, belirli alt faktörlerde anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Her iki bölümdeki öğretmen adaylarının öz-yeterlik düzeyleri genel olarak yüksek çıkmıştır. Nitel analizde, seçilen katılımcılarla yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen veriler tematik analizle incelenmiştir. Bu bulgular, öğretmen adaylarının, edebiyatı dil öğretiminde kullanmaya yönelik algı ve deneyimlerini derinlemesine ortaya koymuş, nicel sonuçlarla birlikte araştırmanın bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilmesine katkı sağlamıştır. Nitel analiz bulguları, öğretmen adaylarının edebiyatı dil öğretiminde kullanmaya yönelik olumlu tutumlara ve yüksek motivasyona sahip olduklarını göstermektedir. Katılımcılar, edebi metinlerin özellikle kelime bilgisi, dil bilgisi, okuma ve yazma becerilerinin gelişimine katkı sağladığını, aynı zamanda öğrencilerin kültürel farkındalıklarını ve eleştirel düşünme becerilerini artırdığını belirtmiştir. Edebiyatın, öğrencilerin motivasyonunu yükselttiği, hayal gücünü beslediği ve öğrenme süreçlerine daha aktif katılım sağladığı vurgulanmıştır. Uygulama sürecinde materyal seçimi, ders içi entegrasyon ve öğrenciye uygun içerik geliştirme gibi alanlarda çeşitli güçlüklerle karşılaşıldığı ifade edilmiştir. Özellikle, edebi metinlerin sınıf ortamına uyarlanmasında deneyim eksikliği ve uygulama temelli derslerin yetersizliği, ELL öğretmen adaylarının en çok zorlandığı noktalar arasında yer almıştır. ELT bölümündeki öğretmen adaylarının pedagojik formasyon ve uygulama temelli dersler sayesinde edebiyatı sınıf ortamında daha etkin kullanabildikleri, ELL bölümü öğretmen adaylarının ise edebiyat bilgisinin aktarımında daha çok teorik düzeyde kaldıkları gözlemlenmiştir. Öğretmen adayları, edebiyatın dil öğretiminde işlevsel ve çok yönlü bir araç olduğunu kabul etmekle birlikte, bu potansiyelin sınıf içi uygulamalara tam anlamıyla yansıyabilmesi için pedagojik desteğe ve uygulama fırsatına ihtiyaç duyduklarını dile getirmiştir. Araştırma bulguları doğrultusunda, edebiyatın yabancı dil öğretiminde etkili ve sürdürülebilir şekilde kullanılabilmesi için öğretmen yetiştirme programlarında disiplinler arası iş birliklerinin artırılması, uygulama odaklı öğretim stratejilerinin çeşitlendirilmesi ve edebi içeriklerin öğrenci düzeyine uygun olarak seçilmesi önerilmektedir. Öğretmen adaylarının edebiyatı yabancı dil öğretiminde etkili bir araç olarak gördükleri ve yüksek düzeyde öz-yeterlik algısına sahip oldukları anlaşılmıştır. Ancak, bu yeterliklerin niteliği, öğrencilerin akademik disiplinleri ve pedagojik formasyon düzeylerine göre farklılaşmaktadır.
  • Öğe
    Diyalekt dil eğitim uygulamasının kelime öğrenimi, dil bilgisi ve okuma becerilerine etkisinin ve öğretmen görüşlerinin incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Alkan Oduncu, Gül; Yıldırım, Şeyda
    Bu araştırma, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) altıncı sınıf İngilizce ders kitabı ile Diyalekt mobil dil öğrenme uygulamasının, öğrencilerin dil becerileri üzerindeki etkilerini ve bu materyallerin Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Programı’na (ADOÇEP/CEFR) uygunluğunu çok boyutlu biçimde incelemektedir. Çalışma, karma yöntem yaklaşımı ile yürütülmüştür. Araştırmanın nicel boyutunda, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında Konya’daki bir devlet ortaokulunda öğrenim gören iki altıncı sınıf şubesinden toplam 41 öğrenci üzerinde yarı deneysel desen uygulanmıştır. Deney grubunda öğrenciler ders kitabına ek olarak Diyalekt uygulamasını kullanırken, kontrol grubunda yalnızca ders kitabı ile eğitim almıştır. Nicel veriler SPSS 26 yazılımı kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmanın nitel boyutunda ise hem doküman analizi hem de tematik analiz yöntemleri kullanılmıştır. Altıncı sınıf İngilizce ders kitabı ve Diyalekt uygulaması, ADOÇEP kriterlerine uygunluk açısından sistematik biçimde analiz edilmiştir. Ayrıca, Konya’daki farklı devlet okullarında görev yapan 12 İngilizce öğretmeni ile yarı yapılandırılmış mülakatlar yapılmış ve elde edilen veriler MaxQDA yazılımıyla tematik olarak çözümlenmiştir. Araştırma bulguları, Diyalekt uygulamasının öğrencilerin dil becerileri üzerinde olumlu etkiler sağladığını; öğretmenler tarafından motive edici, özerklik geliştirici ve kullanıcı dostu bulunduğunu ortaya koymuştur. Buna karşılık, ders kitabında ADOÇEP ile tam örtüşmeyen etkinliklerin bulunduğu; Diyalekt uygulamasının ise yüksek uyum göstermesine rağmen üretim becerilerine sınırlı yer verdiği belirlenmiştir. Öğretmen görüşleri, uygulamanın güçlü yönlerini ve geliştirilmesi gereken alanlarını ortaya koyarak araştırmaya bütüncül katkılar sağlamıştır.
  • Öğe
    Matematik başarısının aile, okul ve sosyoekonomik değişkenler açısından aşamalı doğrusal modelleme (HLM) ile incelenmesi: PISA 2022 değerlendirmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Uyar, Ertuğrul; Çetin, İbrahim
    PISA’nın amacı, öğrencilerin sosyal ve ekonomik hayata etkin ve tam katılımını sağlamada gerekli temel bilgi ve becerileri ne ölçüde edindiklerini değerlendirmek olup PISA 2022’de matematik okuryazarlığına odaklanılmıştır. Bu araştırmanın amacı, PISA’daki aile, okul ve sosyoekonomik durumla ilgili değişkenlerin öğrencilerin matematik başarısına etkisinin olup olmadığı ve varsa bu etkilerin düzeyini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda ilişkisel tarama modeli kullanılarak nicel türde bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, PISA 2022'ye katılan Türkiye'deki 191 okulda yer alan 15 yaşındaki 7061 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada PISA 2022 Türkiye ikincil verisi analiz edilmiştir. İkincil veriler R programlama dili kullanılarak analize hazır hale getirilmiştir. Araştırma sorularını cevaplamak üzere, öğrenci veya okul düzeyindeki etkenleri içeren 1 tanesi koşulsuz model olmak üzere 3 tane referans model ve 1 tane de nihai model olacak şekilde 4 tane model analiz edilmiştir. Analizler, jamovi yazılımındaki "GAMLj" adlı modül kullanılarak Hiyerarşik Doğrusal Modelleme (HDM) ile gerçekleştirilmiştir. Analizlerden elde edilen bulgular, tüm öğrencilerin matematik okuryazarlık puanlarının ortalamasının yaklaşık 449 olduğunu ve öğrencilerin puanları arasındaki farklılıkların yaklaşık %57’sinin okullar arasındaki bazı özelliklerdeki farklılıklardan kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Öğrencilerin okuldan önce veya sonra para kazanmak için çalışmasının matematik okuryazarlıklarını olumsuz etkilediği, buna karşın ekonomik, sosyal ve kültürel durumlarının (ESKD) iyileşmesinin olumlu bir katkı sağladığı görülmüştür. Ayrıca, devlet okullarının özel okullara kıyasla daha yüksek ortalama matematik okuryazarlığı puanlarına sahip olduğu görülmüştür. İlginç bir şekilde, bir okuldaki sosyoekonomik olarak dezavantajlı evlerden gelen öğrencilerin oranındaki artışın okulların ortalama matematik okuryazarlıkları üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, tüm öğrencilerin matematik okuryazarlığı ortalamalarında son 5-10 yıl içerisinde belirgin bir değişimin görülmediği ve okul türü, okulun bulunduğu yerleşim yeri (nüfusa göre sınıflandırılmış), öğrencilerin okuldan önce veya sonra para kazanmak için çalışması ile ESKD etkenlerinin matematik okuryazarlığındaki farklılıkları açıklamada çok önemli bir paya sahip olduğu görülmüştür. Ek olarak, çalışmadan çıkan çarpıcı sonuçlardan biri ise öğrenci düzeyindeki etkenlerin okul düzeyine taşındığında okulların ortalama matematik okuryazarlıklarındaki farklılaşmayı açıklamada çok daha etkili hale geldikleri görülmüştür. Bunlara dayanarak, gelecekteki araştırmaların üç beceri alanını bir arada ele alan bütüncül çalışmalara odaklanması önerilmektedir. Ayrıca, öğrenci, sınıf (veya öğretmen), okul ve ülke düzeylerini içeren üç veya dört düzeyli HDM araştırmalarının yürütülmesi önemli görülmektedir. Özellikle, sosyoekonomik durumun ötesine geçilerek kültürel etkenleri okul, ilçe, şehir ve ülke vb. farklı düzeylerde ele alan araştırmalar önerilmektedir. Bu bağlamda, daha kapsamlı bir bakış açısı elde edebilmek için aynı etkenin farklı düzeylerdeki etkilerinin birlikte incelenmesi önerilmektedir. Ayrıca, devlet ile özel okullar arasındaki dengenin son 10-12 yılda önemli bir değişim göstermesindeki nedenleri farklı boyutlarıyla ele alan HDM istatistiğiyle veya karma araştırma türünde detaylı araştırmaların yapılması önerilmektedir. Son olarak, ortaöğretime geçişte ikametgâha dayalı yerleştirme sisteminin yerine ya da yanında okullarda öğrencilerin ESKD’leri bakımından dağılımlarını dikkate alan alternatif yerleştirme süreçlerinin geliştirilmesi önerilmektedir.
  • Öğe
    Matematiksel uzamsal kavramların problem bağlamında incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Yıldırım, Goncagül; Yavuz, Ayşe
    Bu araştırmanın amacı, zihnin uzamsal alışkanlıklarının alt bileşenlerinden biri olan matematiksel uzamsal kavramların ortaokul matematik öğretimindeki rolünü problem bağlamında incelemek ve öğrencilerin bu kavramlara ilişkin problem çözme başarılarını ve öğretmenlerin söz konusu kavramları değerlendirme biçimlerini ortaya koymaktır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseniyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada çalışma grubunu, 5, 6, 7 ve 8. sınıf düzeylerinde öğrenim gören toplam 94 öğrenci ile farklı okul kademelerinde görev yapmakta olan 44 matematik öğretmeni oluşturmaktadır. Veriler; öğretmenlere uygulanan matematiksel uzamsal kavram formu, yarı yapılandırılmış görüşme soruları ve öğrencilere uygulanan başarı testi aracılığıyla toplanmıştır. Öğretmen görüşleri içerik analiziyle, öğrenci test verileri ise içerik ve frekans analizleri yoluyla çözümlenmiştir. Araştırma bulgularına göre, öğretmenlerin uzamsal kavramlara ilişkin algılarında özellikle sayı doğrusu, koordinat sistemi, simetri, prizma ve dönüşüm gibi kavramların öne çıktığı belirlenmiştir. Uzamsal kavramların çoğunlukla geometri öğrenme alanı ile ilişkilendirilmesine rağmen; sayı, cebir ve ölçme gibi diğer öğrenme alanlarıyla da ilişkili olarak değerlendirildiği görülmüştür. Öğretmenlerin bu kavramları tanımlarken sıklıkla zihinsel canlandırma, üç boyutlu düşünme ve problem çözme süreçlerine vurgu yaptıkları tespit edilmiştir. Ayrıca, öğretim sürecinde en sık kullanılan yöntemlerin somut materyaller, görsel araçlar ve dijital teknolojiler olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin başarı testi verileri incelendiğinde zihinsel döndürme, şekil tamamlama ve çok boyutlu yapıların yorumlanması gibi alanlarda başarı düzeylerinin soruların bağlamına, temsil türüne ve zorluk derecesine göre anlamlı biçimde değişiklik gösterdiği görülmüştür. Özellikle çok aşamalı işlem gerektiren, soyut kavramlar içeren ve görsel temsil barındıran problemlerin öğrenciler tarafından daha zorlayıcı bulunduğu belirlenmiştir. Ayrıca zihinsel canlandırma ve uzamsal yönelim gerektiren görevlerde hata oranlarının yükseldiği, öğrencilerin strateji belirlemede ve süreci yapılandırmada zorlandıkları saptanmıştır. Sonuç olarak bu araştırma; matematiksel uzamsal kavramların öğretiminde yalnızca içerik temelli değil aynı zamanda görsel, zihinsel ve somut temsillere dayalı çok yönlü stratejilere ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Öğrenci ve öğretmen bulguları birlikte değerlendirildiğinde ise uzamsal düşünmenin problem çözme süreçlerine etkisinin hem bilişsel hem de pedagojik açıdan dikkate alınması gerektiği ortaya çıkmıştır.
  • Öğe
    Lise öğrencilerinin psikolojik sağlamlık düzeyleri ile sosyal destek algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Küçük, Emrah; Erben Keçici, Sayime
    Bu araştırmada lise öğrencilerinin psikolojik sağlamlık düzeyi ile sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Nicel bir araştırma olan bu çalışmada nicel araştırma desenlerinden ilişkisel tarama deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu Konya ili Hadim ve Taşkent ilçelerinde öğrenim görmekte olan 97 kadın 113 erkek olmak üzere toplam 210 lise öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği Kullanılmıştır. Toplanan veriler IBM SPSS Statistics 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Lise öğrencilerinin Psikolojik Sağlamlık ve Sosyal Destek Algısı düzeylerini belirlemek amacıyla betimsel istatistikler (aritmetik ortalama, standart sapma, frekans, yüzde) kullanılmıştır. Cinsiyet ile anne ve baba eğitim durumu değişkenlerine göre katılımcıların ölçek puanlarının farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla bağımsız örneklemler için t-testi uygulanmıştır. Yaş, lise türü ve sınıf düzeyi gibi üç ve daha fazla kategoriye sahip değişkenler için ise tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. ANOVA sonucunda anlamlı fark belirlenen durumlarda Scheffe testi ile hangi gruplar arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların Psikolojik Sağlamlık ve Sosyal Destek Algısı puanları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı hesaplanmıştır. Ayrıca Psikolojik Sağlamlığın Sosyal Destek Algısı üzerindeki yordayıcı etkisini incelemek üzere çoklu doğrusal regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların psikolojik sağlamlık düzeylerinin orta düzeyin üzerinde olduğu ve hem genel hem de alt boyutlar açısından yüksek düzeyde sosyal destek algısına sahip oldukları belirlenmiştir. Erkek katılımcıların psikolojik sağlamlık düzeylerinin kadın katılımcılara göre daha yüksek olduğu fakat cinsiyetin sosyal destek algısı üzerinde ise anlamlı bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Yaş ilerledikçe hem psikolojik sağlamlık düzeyinin hem de bazı sosyal destek algısı boyutlarının (özellikle özel bir insan ve toplam destek) arttığı tespit edilmiştir. Anne ve baba eğitim düzeyinin ve sınıf düzeyinin katılımcıların psikolojik sağlamlık düzeyleri ve algılanan sosyal destek algıları üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı bulunmuştur. Meslek lisesinde öğrenim gören öğrencilerin hem psikolojik sağlamlıklarının hem de belirli sosyal destek boyutlarındaki algılarının diğer lise türlerinde öğrenim gören öğrencilere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bireylerin psikolojik sağlamlık düzeyleri arttıkça aileden ve özel bir kişiden algıladıkları sosyal desteğin de arttığı fakat Psikolojik sağlamlık ile arkadaşlardan algılanan sosyal destek arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmadığı tespit edilmiştir. Sosyal destek alt boyutlarının birbirleriyle tutarlı şekilde ilişkili olduğu ve toplam destek algısına güçlü katkılar sağladığı belirlenmiştir. Sosyal destek algısının psikolojik sağlamlıktaki değişimin %10,6'sını açıkladığı, psikolojik sağlamlık üzerinde belirli bir etkisi olduğu, ancak bu etkinin özellikle aile desteği ile daha güçlü bir şekilde ortaya çıktığı belirlenmiştir.
  • Öğe
    Doğa temelli sanat eğitim programının çocukların doğayla bağlantı kurma eğilimlerine etkisi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Meral, Merve; Yıldız Çiçekler, Canan
    Araştırmanın amacı, Doğa Temelli Sanat Eğitim Programının çocukların doğayla bağlantı kurma eğilimlerine etkisini incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2024-2025 öğretim yılında Konya ili Selçuklu ilçesinde yer alan Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı resmi ilkokul bünyesindeki anasınıfına devam eden ve basit tesadüfi örnekleme yöntemi (Karasar, 2020) ile belirlenen 20 çocuk deney, 20 çocuk kontrol grubu olmak üzere 40 çocuk oluşturmuştur. Çalışmada deneysel araştırma desenlerinden ön-test/son-test kontrol gruplu desen kullanılmıştır. Çalışmada okul öncesi dönemdeki çocuklara uygulanmak üzere araştırmacı tarafından hazırlanan “Kişisel Bilgi Formu”, çocukların doğayla bağlantı kurmaya eğilimlerini değerlendirmek amacıyla “60-72 Çocuklar İçin Doğayla Bağlantı Kurmaya Eğilim Ölçeği” (Engin, 2019) kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanan Doğa Temelli Sanat Eğitim Programının etkinlikleri sınıf içerisinde, okul bahçesinde, açık alanlarda, hayvanat bahçesinde, kelebekler vadisinde ve haftada 2 gün birer etkinlik saati olacak şekilde 12 hafta boyunca uygulanmıştır. Çalışma sonucunda programın çocukların doğayla bağ kurma eğilimlerinde anlamlı düzeyde artış sağladığı görülmüştür. Ön-test puanlarının deney ve kontrol grupları arasında anlamlı farklılık göstermemesi, grupların başlangıçta benzer özelliklere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, uygulanan ölçüm aracının güvenilirliğini ve geçerliliğini desteklemiştir. Araştırmanın son-test puanları incelendiğinde, deney grubunun lehine anlamlı bir farklılık oluştuğu görülmüştür. Bu bulgu, Doğa Temelli Sanat Eğitimi Programının çocukların doğa ile bağlantı kurma eğilimleri üzerinde etkili olduğunu ve programın hedeflerine ulaştığı görülmüştür. Deney grubunda ön-test ve son-test puanları arasındaki anlamlı artış, çocukların program sürecinde doğayla olan etkileşimlerinin kalıcı öğrenme deneyimleri oluşturduğu görülmüştür. Kontrol grubunda artış gözlenmiş fakat deney grubundaki kadar belirgin olmamıştır. Bu durum, doğal çevreyle bütünleşmiş etkinliklerin, geleneksel sınıf içi etkinliklere göre çocukların doğa farkındalığını daha etkili biçimde artırdığı görülmüştür. Deney grubunda sontest ile izleme testi puanları arasında anlamlı bir farkın olmaması, programın kalıcı etkilerini destekleyen önemli bir göstergedir. Bu sonuç, doğa temelli etkinliklerin kısa vadeli değil, uzun süreli öğrenme çıktıları oluşturduğunu ortaya koymuştur. Çocukların programdan sonra da doğaya karşı duyarlılıklarını sürdürmeleri, erken çocuklukta edinilen çevresel farkındalığın yaşam boyu devam edebileceği görülmüştür.
  • Öğe
    Ergenlerde dijital bağımlılık ve duygusal yeme arasındaki ilişkide öznel iyi oluşun aracı rolü
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Öztürk, Neslihan; Traş, Zeliha
    Bu araştırmanın amacı, ergenlerde dijital bağımlılık ve duygusal yeme arasındaki ilişkide öznel iyi oluşun aracı rolünü incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırma, Konya ili Merkez ilçelerindeki Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı ortaokullarda öğrenim gören ergenler üzerinde gerçekleştirilmiştir. 259 kız (%53.3) ve 227 erkek (%46.7) olmak üzere toplamda 486 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmaya katılan öğrencilerin sınıf düzeyleri incelendiğinde, 217’sinin (%44,7) 7. sınıf, 269’unun (%55,3) ise 8. sınıf öğrencisi olduğu görülmektedir. Katılımcıların yaş ortalaması 13,02 ± 0,75’tir. Araştırmada veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgiler Formu, Çocuk ve Ergenler İçin Duygusal Yeme Ölçeği, Öznel İyi Oluş Ölçeği ve Çocuklar İçin Dijital Bağımlılık Ölçeği uygulanmıştır. Veri toplama süreci öncesinde Millî Eğitim Bakanlığı’ndan araştırma izni alınmıştır. Araştırmada demografik değişkenlerin analizi için t testi, tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan ergenlerin duygusal yeme, dijital bağımlılık ve öznel iyi oluş puanları arasındaki ilişkinin belirlenmesi için Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Dijital bağımlılık ve duygusal yeme arasındaki ilişkide öznel iyi oluşun aracı rolü SPSS PROCESS (Model 4) ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda ergenlerin duygusal yeme puan ortalamalarının sınıf düzeyine ve fiziksel görünümlerinden memnun olup olmama durumuna göre anlamlı farklılaşmadığı bulunmuştur. Kız öğrencilerin duygusal yeme düzeyleri erkek öğrencilere göre daha yüksek bulunmuştur. Düzenli spor yapmayan ve kısmen düzenli spor yapan öğrencilerin düzenli spor yapan öğrencilere göre duygusal yeme düzeyleri anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Pearson korelasyon analizi sonucunda ergenlerde duygusal yeme ve alt boyutları (kaygı-öfke-hayal kırıklığı, depresif belirtiler, huzursuz duygu durum) ile; öznel iyi oluş ve alt boyutları (aile ilişkilerinden doyum, olumlu duygular, yaşam doyumu, önemli diğerleriyle ilişkiden doyum) arasında negatif yönde ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Ergenlerde duygusal yeme ve alt boyutları (kaygı-öfke-hayal kırıklığı, depresif belirtiler, huzursuz duygu durum) ile dijital bağımlılık arasında pozitif yönde ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Ergenlerde öznel iyi oluş ve alt boyutları (aile ilişkilerinden doyum, olumlu duygular, yaşam doyumu, önemli diğerleriyle ilişkiden doyum) ile dijital bağımlılık arasında ise negatif yönde ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Aracılık analizinde ergenlerde dijital bağımlılık duygusal yemeyi anlamlı şekilde etkilemektedir. Bu etkinin bir kısmı doğrudan meydana gelirken bir kısmı öznel iyi oluş üzerinden dolaylı olarak meydana gelmektedir. Elde edilen bulgular ergenlerde dijital bağımlılık ve duygusal yeme arasındaki ilişkide öznel iyi oluşun aracı rolünü doğrulamıştır. Araştırmanın son bölümünde bulgular tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.
  • Öğe
    Ebeveynlerin ve çocukların riskli oyuna yönelik algıları: Şanlıurfa ili örneği
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) İrioğlu, İlkay İrem; Mart, Mehmet
    Oyun, çocuk için gerçek dünya ve hayal dünyası arasındaki köprüdür. Bu köprüden nasıl geçeceği, neden geçeceği, ne şekilde geçeceği çocuğun bütünsel gelişimiyle yakından ilişkilidir. Çocuklar, çoğunlukla kasıtsız bir şekilde oyun yoluyla bedensel ve çevresel farkındalıklarını, sınırlarını test ederler. Erken dönemde, oyun aracılığıyla hayatın provasını yapan çocuklar ilerleyen dönemlerde fiziksel, duygusal vb. engelleri de geçmeyi öğrenmiş olurlar. Kaza veya yaralanma olasılığı barındıran ancak heyecan ve macerayı da beraberinde içeren oyun türü olarak tanımlanan riskli oyun, çocuklara özerklik ve karar verme gibi beceriler geliştirmelerine katkı sunar. Riskli oyunun yararları arasında; zorluklarla başa çıkmayı öğrenme, yaratıcılık, inisiyatif alma, özgüven, başarı duygusu, gurur ve farkındalık kazanma vb. kazanımlar yer almaktadır. Ancak değişen dünya düzeninde çocukların serbest riskli faaliyetlerde bulunmalarına dair ebeveynlerin sınırlandırmalar koyduğunu ve çocukları daha çok yapılandırılmış etkinliklere yönlendirme gereksinimi hissettikleri araştırmalarla ortaya konmuştur. Ebeveynlerin artan güvenlik tedbiri ihtiyaçları, çocuklarını koruma güdüsü, kaza ve yaralanmalarla ilgili ciddi endişe ve kaygılar çocukların riskli oyun deneyimlerinden mahrum kalmalarına sebebiyet vermektedir. Bu araştırma kapsamında ebeveynlerin riskli oyuna karşı bakış açıları, algıları ve izin verme düzeylerinin belirlenmesi; aynı zamanda okul öncesi dönemdeki çocukların riskli oyun algılarının ortaya konması hedeflenmiştir. Şanlıurfa ili merkez ilçelerde ikamet eden 200 veliye ‘Riskli Oyunlara İzin Verme Ölçeği’ uygulanmış, 25 veli ile araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme soruları ile veriler toplanmıştır. Buna ek olarak; 4,5 ve 6 yaşlarında okul öncesi eğitime devam eden 30 kız 30 erkek çocuğuyla görüşmeler yapılarak riskli oyuna dair çizimler yapmaları istenmiştir. Elde edilen nicel veriler SPSS 26.0 programı kullanılarak; nitel veriler içerik analizi yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucuna göre; ebeveynlerin riskli oyuna izin verme düzeylerinde anne babalar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Riskli oyuna izin vermelerinde genel olarak genç ebeveynlerin daha korumacı ve temkinli olduğu, eğitim seviyesi arttıkça riskli oyuna izin verme düzeylerinin arttığı sonucu ortaya çıkmıştır. Ebeveynlerin sahip olduğu çocuk sayısıyla izin vermeleri arasındaki korelasyon incelendiğinde çocuk sayısı arttıkça izin verme eğilimlerinde ve tüm riskli oyun kategorilerinde izin verme puanlarında azalma olduğu saptanmıştır. Genel olarak, ebeveynlerin riskli oyuna dair bakış açılarının olumsuz olduğu, çoğunlukla çocuklarının riskli oyunlarını sınırlandırıcı bir tutum izledikleri ortaya konmuştur. Araştırma sonuçları, erken çocukluk eğitimi programlarında riskli oyuna yönelik ebeveyn farkındalığını artıran içeriklerin yapılandırılmasının gerekliliğine işaret etmektedir.
  • Öğe
    Öğretmen çocuk etkileşiminin okul öncesi dönem çocuklarının duygu düzenleme becerileri üzerindeki etkisi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Kaya Sak, Nurbanu; Soydan, Sema
    Erken çocukluk dönemi, çocukların sosyal ve duygusal gelişimlerinin temellerinin atıldığı kritik bir gelişim evresidir. Okul öncesi dönemde çocukların en yoğun etkileşimde bulundukları yetişkinlerden biri olan öğretmenlerin, çocukların duygu düzenleme becerilerinin gelişiminde belirleyici bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, öğretmen–çocuk etkileşiminin okul öncesi dönem çocuklarının duygu düzenleme becerileri üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma, ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında Konya ili Beyşehir ilçesinde görev yapan 40 okul öncesi öğretmeni ve okul öncesi eğitime devam eden 4 ve 5 yaş grubundaki 80 kız ve 80 erkek olmak üzere toplam 160 çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Duygu Düzenleme Ölçeği ve Öğretmen–Çocuk Etkileşimi Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler, Bayes istatistik yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, çocukların duygu düzenleme becerileri (duygu isimlendirme, duygu tanıma ve anlama, olumlu strateji ve olumsuz strateji) ile öğretmen–çocuk etkileşimi düzeylerinin cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. Yaşa göre yapılan karşılaştırmalarda, duygu tanıma ve anlama, duygu isimlendirme, ve olumlu strateji boyutlarında anlamlı bir farklılık bulunmazken; olumsuz duygu düzenleme stratejilerinin 4 yaş grubunda daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Öğretmen çocuk etkileşiminin yaşa göre değişmediği tespit edilmiştir. Ayrıca öğretmen–çocuk etkileşimi ile çocukların duygu düzenleme becerileri arasında anlamlı ilişkiler olduğu; öğretmen–çocuk etkileşimi arttıkça çocukların duygu tanıma ve anlama, duygu isimlendirme ve olumlu strateji kullanma becerilerinin arttığı, olumsuz strateji kullanımının ise azaldığı belirlenmiştir. Yaş ve cinsiyet birlikte incelendiğinde, 4 yaş kız çocuklarında öğretmen–çocuk etkileşimi arttıkça olumlu strateji ve duygu isimlendirme becerilerinin arttığı, buna karşın duygu tanıma ve anlama becerilerinin azaldığı belirlenmiştir. 5 yaş kız ve erkek çocuklarda ise öğretmen–çocuk etkileşimi arttıkça duygu tanıma ve anlama ve duygu isimlendirme becerilerinin arttığı tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular, öğretmen–çocuk etkileşiminin okul öncesi dönemde çocukların duygu düzenleme becerilerinin gelişiminde önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Bu doğrultuda, öğretmenlerin sınıf içi etkileşimlerinin niteliğinin artırılmasının, çocukların duygusal gelişimlerinin desteklenmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
  • Öğe
    48-72 aylık çocukların duygu düzenleme ve yürütücü işlev becerilerinin yaş ve cinsiyet bağlamında incelenmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2026) Kütük Dağ, Gamze Nur; Soydan, Sema
    Bu çalışmada, 48-72 aylık çocukların duygu düzenleme ve yürütücü işlev becerilerinin yaş ve cinsiyet bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Mersin ili Mut ilçesinde Millî Eğitim Bakanlığını resmi anaokulu ve anasınıflarında kayıtlı 48-72 aylık 200 çocuk dahil edilmiştir. Araştırmada, “Çocuk Kişisel Bilgi Formu”, “Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği”, ve “Dokunmatik Yürütücü İşlevler Bataryası” kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler, duygu düzenleme ve yürütücü işlev (Ketleyici Kontrol, İşleyen Bellek, Bilişsel Esneklik) puanlarının cinsiyet ve yaşa göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemek için Bayes Mann-Whitney U Testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, işleyen belleği yüksek olan çocuklarda ketleyici kontrol ve duygu düzenleme arasındaki ilişki yaş ve cinsiyete bağlı olarak farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. İşleyen belleği yüksek olan çocuklarda bilişsel esneklik ile duygu düzenleme arasındaki ilişki, yaş ve cinsiyete bağlı olarak farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Düşük işleyen belleğe sahip 48-72 aylık kız ve erkek çocuklarda ve yüksek işleyen belleğe sahip 48- 60 aylık kız ve erkek çocuklarda bilişsel esneklik ve duygu düzenleme, ketleyici kontrol ile duygu düzenleme arasında ilişkinin olmadığını ortaya koymaktadır. Ancak 61-72 aylık kız ve erkek çocuklarda bilişsel esneklik ile duygu düzenleme ve ketleyici kontrol ile duygu düzenleme arasında ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.