Sosyal Bilimler Enstitüsü Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Büyük Selçuklu Devleti'nde Melikşah sonrası vezâret makamı ve Nizâmülmülk oğullarının vezirlikleri(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Demirel, Selma; Dadan, AliBu çalışma, Büyük Selçuklu Devleti’nde Sultan Melikşah ve veziri Nizâmülmülk’ün 1092 yılında peş peşe vefatlarından sonra ortaya çıkan siyasal süreci ve özellikle vezâret makamının geçirdiği dönüşümü incelemektedir. Araştırmada, Nizâmülmülk’ün oğulları İzzülmülk, Müeyyidülmülk, Ziyâülmülk, Fahrülmülk ve Şemsülmülk’ün vezirlikleri ele alınmış; onların devlet yönetimindeki rolleri, başarı ve zaafları klasik ve modern kaynaklar ışığında değerlendirilmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın amacı, kapsamı, yöntemi ve kaynakları açıklanmış; birinci bölümde Selçuklu vezâret makamının yapısı, işleyişi ve Nizâmülmülk’ün hayatı ile hizmetleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise beş oğul vezirin biyografileri, siyasi faaliyetleri, dönemlerindeki olaylar ve özellikle Nizâmiye Medreseleri ile Bâtınî tehdidi karşısındaki tutumları aktarılmıştır. Araştırmada, Nizâmülmülk’ün temsil ettiği siyasal deha, ahlaki tutarlılık ve kurumsal derinliğin oğulları tarafından sürdürülemediği sonucuna ulaşılmıştır. Vezâretin liyâkatten ziyade soy bağı ve siyasi denge gözetilerek dağıtılması, makamı “hanedan içi rant” aracı hâline getirmiş; kardeşler arası rekabet ve taht mücadeleleriyle birleşince kurumsal otorite zayıflamıştır. Müeyyidülmülk, Fahrülmülk ve Ziyâülmülk nispeten başarılı hizmetler sunsalar da, değişen sultanlar, iç savaşlar ve Bâtınî tehdidi etkili bir devlet politikasının oluşmasına mâni olmuştur. Sonuç olarak, Melikşah sonrası vezâret makamı Selçuklu devlet aklını temsil eden güçlü konumunu kaybetmiş; idarî istikrarsızlık ve ideolojik liderlik eksikliği, devletin çözülme sürecini hızlandırmıştır. Bu bulgular, Selçuklu vezâretinin tarihî gelişimi ve İslam siyasî kurumlarının evrimi açısından önemli ipuçları sunmaktadır.Öğe Şanlıurfa'nın dini tarihi ve taş tepeleri: Göbeklitepe ve Karahantepe(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Oğuz, Ebubekir; Aras, AhmetŞanlıurfa’da dini hayatın tarih öncesine kadar dayandığını gösteren arkeolojik ve Dinler Tarihi verileri buradaki dini yaşamın zenginliğini de gözler önüne sermiştir. Spesifik bir alan oluşturan Göbeklitepe ve Karahantepe’nin bu zenginliğe nedenli öncülük ettiği ortaya çıkan buluntularla daha da önem kazanmıştır. Bu iki önemli Neolitik merkezin ritüellere ev sahipliği yapmasının yanı sıra burada kollektif bir bilincin devrede oluşu Dinler Tarihi adına ayrıca dikkat çekicidir. Hakkında derinleşme fırsatı doğan verilerle ve yeni Neolitik Merkezlerin de ortak bir projeyle (Taş Tepeler) ortaya çıkarılmaya başlanmasıyla bu merkezlerin ritüel maksatlı yapıldığı savını her geçen gün daha da güçlendirmektedir. Göbeklitepe’nin buluntuları Neolitik araştırmalara çok büyük bir katkı sunmuş, bilim disiplinleri arasında heyecan oluşturmuştur. Ancak bu tarih öncesi buluntuları daha iyi anlamak onun son dönem çağdaşı Karahantepe’yle daha mümkün hale gelebilmiştir. Karahantepe Göbeklitepe’ye adeta bir ayna olabilecek buluntulara sahiptir diyebiliriz. Benzeri yapıların burada daha anlaşılır halini görüyoruz. Falluslu adam heykeli gibi buluntular ritüele dair izleri daha da kuvvetlendirmiştir. Çünkü Karahantepe erginlik töreni yapıldığına dair güçlü ipuçları sunmaktadır. Ayrıca T biçimli taşların Karahantepe’de antropomorfizm belirtilerini daha belirgin taşıması Göbeklitepe’de bulunan T biçimli taşların daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Bu iki merkezdeki alanların benzer şekilde yapılmış olması ritüel maksatlı yapıldığı tezini kuvvetlendirmektedir. Taş Tepeler dahil olmak üzere Şanlıurfa’daki Neolitik merkezlerin salt yerleşim yeri olma ihtimali açığa çıkarılan her yeni buluntuyla daha da zayıflamıştır.Öğe Zehratü'l-Kulûb adlı eser (metin inceleme)(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) İnoğlu, Ayşe; Pekparlatır, SelçukArap Dili, İslami ilimlerin özüdür ve bu ilmi anlayıp hakkıyla kavrayabilmek için bu dile tüm hatlarıyla hâkim olmak büyük bir önem taşımaktadır. Bu derece önemsenmesinin nedeni hiç şüphesiz onun başta Kur’an-ı Kerim’in dili olmasıdır. İslam âlimleri dil eğitimine önem vermiş ve bu alanda var güçleriyle çalışmışlardır. Bu çalışmaları da arkalarında çok kıymetli eserler bırakmalarına vesile olmuş ve bu eserler ilim talebeleri tarafından oldukça fazla teveccühe mazhar olmuştur. Sarf ilmi İslam âlimlerinin sistemleştirmiş olduğu Arapça gramerinin ana dallarından birini teşkil etmektedir. Emsile ise sarf ilmi üzerine yazılmış uzun yıllar medreselerde okutulagelmiş bir kaynaktır. Bu kıymetli kitap üzerine daha anlaşılır olabilmesi için çokça şerhler yazılmıştır. Bu tez çalışmasında tahkiki yapılmış olan “Zehratü’l-Kulûb” adlı eserde bu şerhlerden birisidir. Çalışmada bu eserin kütüphanelerin yazma eserler bölümünde bulunan nüshalarına ulaşılmış olup bu nüshaların karşılaştırılması yapılıp, tahkiki ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca sarf ilmi ve kaynakları, “Zehratü’l-Kulûb” adlı bir nüshası bulunan Şerhu’l-Emsile adlı eserin müellifi Seyyid Ahmed b. Mustafa el-Le’âlî Efendinin yaşadığı dönem, hayatı, eserleri ve bu eserlerin içerikleri zikredilmiştir. Bunlarla birlikte müellifin önemli bir şahsiyet olduğu, birçok alanda değerli eserleri ve çalışmaları olduğu ve başta İslami ilimler, edebiyat, hat, dil gibi alanlarda yetkinliği olduğu görülmüştür. Ayrıca tahkiki yapılan eserin sarf ilminden bir Emsile eseri olması, Emsilenin Arapçadaki önemine binaen bizleri çalışmada önemli, dikkatli ve arzulu bir çalışmaya sevk etmiştir.Öğe Dini çeşitlilik problemine Keith Ward'ın ılımlı-çoğulcu yaklaşımı(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Özelçi, Haticetül Kübra; Dalkılıç, BayramBu çalışma dinî çeşitlilik problemine bir yanıt olarak dinî çoğulculuk ile ilgilidir. Bu çalışmada Keith Ward’ın (1938-) dinî çeşitliliğe yaklaşımı incelenmektedir. Ward, John Hick’in (1922-2012) çoğulculuğunu katı çoğulculuk olarak nitelemektedir. Ward katı çoğulcu yaklaşımları kabul etmemektedir. O, aynı zamanda dinî dışlayıcılığın ve dinî kapsayıcılığın da dinî çeşitlilik problemine çözüm olmadıklarını iddia etmektedir. Bu çalışmada Ward’ın ılımlı çoğulcu bir yaklaşım sunduğu iddia edilmektedir. Ward, dinî inançlar arasında seçim yapmayı sağlayabilecek rasyonel ölçütün olduğunu savunmaktadır. Bu açıdan o, bütün dinleri eşdeğer görmemektedir. Ward, bazı dinî ifadeleri literal anlamlı olarak almaktadır. Hick’in katı çoğulculuğunda ise dinî inanç ifadeleri metaforik, mitolojik anlamlıdır. Kurtuluş sorunu ile ilgili olarak da Ward, bütün insanların kurtuluşa erişme olasılığının sonsuz olması gerektiğini iddia etmektedir. Ward’ın yaklaşımının çoğulcu olarak sınıflandırılmasında asıl neden onun hiçbir dini kural koyucu olarak görmemesidir. Çalışmada dinler arasında hoşgörünün sağlanabilmesi için ortak dinî ilkelerin tespit edilmesinin gerektiğine; eleştirel gerçekçi teorinin epistemoloji anlayışına uygun olarak dinî inançlar arasında rasyonel yargılamanın yapılabileceğine varılmaktadır.Öğe C tipi kişilik ve algılanan otantik liderliğin işe tutkunluk üzerindeki etkisi: hizmet sektöründe bir araştırma(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Bilgin, Şeyma; Öğüt, AdemAraştırmada, beş yıldızlı otel çalışanlarının C tipi kişilik özellikleri ile algıladıkları otantik liderliğin, işe duydukları tutku üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Konya İl Merkezi’nde faaliyet gösteren on farklı beş yıldızlı otelde görev yapan 242 çalışanın katılımıyla gerçekleştirilen ankette C-Tipi Kişilik, Otantik Liderlik ve Tutkunluk Ölçekleri kullanılmıştır. Katılımcılardan gönüllülük esasına dayalı bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS 22.0 ve Jamovi 2.7.2 programlarıyla analiz edilmiş; doğrulayıcı faktör analizi, t-Testi, ANOVA, korelasyon ve regresyon gibi nicel yöntemlerle incelenmiştir. Bulgulara göre, doğrulayıcı faktör analizleriyle ölçeklerin geçerlilik ve güvenilirliği doğrulandıktan sonra, t-testi ve ANOVA sonuçları cinsiyet, medeni durum ve yaşa göre anlamlı farklılık ortaya koymamış; mesleki deneyim otantik liderlik algısında, öğrenim ve gelir düzeyi ise C tipi kişilikte farklılık yaratmıştır. Korelasyon analizleri, C tipi kişilik ile tutkunluk arasında zayıf, otantik liderlik algısı ile tutkunluk arasında ise orta düzeyde pozitif ilişkiler olduğunu, ayrıca C tipi kişilik ile otantik liderlik arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu göstermiştir. Regresyon sonuçları ise C tipi kişiliğin (R²= 0.06, p< 0.001) ve otantik liderlik algısının (R²= 0.22, p< 0.001) işe tutkunluk üzerinde pozitif ve anlamlı etkiler yarattığını ortaya koymuştur. Bu araştırma, özellikle içe dönük ve uyum eğilimli bir yapı olan C tipi kişiliğin, örgütsel psikoloji literatüründe az çalışılmasına rağmen pozitif örgütsel çıktılarla anlamlı şekilde ilişkilendirilmiş olması araştırmaya özgün bir katkı sağlamaktadır. Otantik liderliğin işe tutkunluğu en güçlü biçimde etkileyen unsur olarak öne çıkması ise liderlik tarzlarının çalışan bağlılığındaki kritik rolünü göstermektedir.Öğe Sağlık turizmi kapsamında konaklama işletmelerinde engelli turizmi: Konya örneği(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Çeviker, Kaan; Özcan, Ceyhun CanBu çalışma, sağlık turizmi kapsamında engelli turizmine odaklanarak, konaklama işletmelerinde engelli bireylere sunulan hizmetlerin değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini, 2025 yılı Ocak–Nisan ayları arasında Konya ilinde ikamet eden ve geçmişte dört ve beş yıldızlı konaklama işletmelerinden hizmet almış 401 engelli birey kapsamaktadır. Çalışmada, fiziksel, işitsel ve görsel engel türlerine sahip bireylerin görüşleri, nicel araştırma yöntemiyle ve yapılandırılmış bir ölçek aracılığıyla toplanmıştır. Hipotez testleri sonucunda, yalnızca medeni durum değişkeninin hizmet algısı üzerinde anlamlı bir fark yarattığı, diğer sosyo-demografik değişkenlerin (cinsiyet, yaş, gelir, eğitim, engel türü vb.) anlamlı bir etki göstermediği belirlenmiştir. Bulgular, konaklama işletmelerinde fiziksel erişilebilirlik açısından kısmi iyileşmeler olduğunu, ancak işitsel ve görsel engelli bireylerin ihtiyaçlarına yönelik hizmetlerin yetersiz kaldığını göstermektedir. Araştırma, engelli dostu turizm hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik sektörel ve yönetsel öneriler sunarak literatüre katkı sağlamaktadır.Öğe Sosyal medya bağımlılığının rekreasyonel sosyal sağlık algısı üzerindeki etkisi: FOMO, yalnızlık ve yaşam doyumunun aracılık rolü(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Aksu, Hasan Suat; Koçyiğit, MuratBu çalışma, sosyal medya bağımlılığının bireylerin rekreasyonel sosyal sağlık algısı üzerindeki etkisini ve bu etkide FOMO (Gelişmeleri Kaçırma Korkusu), yalnızlık ve yaşam doyumu değişkenlerinin aracı rollerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Z kuşağı bireylerin dijital medya ile sosyal yaşam dengelerini anlamaya yönelik güncel bir yaklaşım sunmaktadır. Çalışma kapsamında veriler, Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesini temsil edecek şekilde seçilen İstanbul, İzmir, Antalya, Ankara, Samsun, Erzurum ve Gaziantep illerinden toplanmış; 1997 ile 2012 yılları ve arasında doğmuş 1340 katılımcıya ulaşılmıştır. Veri toplama aracı olarak Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, FOMO Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği (ULS-8), Yaşam Memnuniyeti Ölçeği ve Rekreasyonel Sosyal Sağlık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Jamovi 2.3.28 yazılımı tercih edilmiş; tanımlayıcı istatistikler, güvenirlik analizleri ve korelasyon testlerinin ardından yapısal eşitlik modellemesi (YEM) aracılığıyla aracılık ilişkileri değerlendirilmiştir. Bulgular, sosyal medya bağımlılığının rekreasyonel sosyal sağlık algısı üzerinde doğrudan olumsuz bir etkisi olduğunu; bu ilişkinin FOMO, yaşam doyumu ve yalnızlık aracılığıyla dolaylı olarak da anlamlı biçimde zayıflatıldığını göstermiştir. Özellikle FOMO, en güçlü aracı değişken olarak öne çıkmıştır. Yaşam doyumu, koruyucu bir tampon etkisiyle; yalnızlık ise zayıf fakat anlamlı bir aracı değişken olarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, sosyal medya kullanım biçimlerinin psikososyal iyi oluş ve sosyal sağlık üzerinde çok boyutlu etkiler yarattığını ortaya koymakta ve bu alanda geliştirilecek önleyici müdahalelere, politik programlara ve eğitsel içeriklere kuramsal bir zemin sağlama potansiyeli taşımaktadır.Öğe Muhammed el-Feytûrî ve şiirleri(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Elhilal, Ala; Şensoy, SedatBu çalışma, 1936 yılında Libya ile Sudan arasındaki sınırda yer alan el-Cüneyne şehrinde doğan Sudanlı şair Muhammed Receb Miftah el-Feytûrî'yi ele almaktadır. Sudan'da yaşanan savaşlar sebebiyle birçok Arap ülkesine göç etmek zorunda kalmış ve uzun süren bir hastalığın ardından 2010 yılında Fas'ta vefat etmiştir. el-Feytûrî, modern Arap şiirinin en önemli öncülerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu çalışma; bir giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, konunun önemi, amacı, yöntemi ve problemi ele alınmakta; ayrıca bazı kaynaklara ve el-Feytûrî'nin yaşadığı döneme genel bir bakış sunulmaktadır. Birinci bölümde şairin doğumu, soyu, yetiştiği çevre ve vefatına kadar yayımladığı şiirsel eserleri ele alınmıştır. İkinci bölümde ise şairin şiirlerinde ele aldığı konular tahlil edilmiştir. Bunlar arasında Afrika davasına bağlılık, Arap meseleleri, tasavvuf, aşk, mersiye ve hiciv gibi konular yer almaktadır. Üçüncü bölüm ise, şairin şiirindeki sözcük ve yapıların anlam ve sanat yönünden incelenmesi yapılmıştır. Ayrıca bu bölümde, onun şiirleri belagat ve aruz ilimleri çerçevesinde ele alınmıştır. Sonuç olarak bu çalışmada, el-Feytûrî'nin hem içerik hem de biçim bakımından şiirinde gerçekleştirdiği yenilikler ortaya konmuştur. Geleneksel Arap şiirinin kalıplarının dışına çıkarak modern şiirin önde gelen isimlerinden biri olmasında, sahip olduğu sanatsal özgünlüğün büyük payı olduğu vurgulanmaktadır.Öğe Xi Jinping dönemi Çin dış politikasının neoklasik realist analizi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Aksoy, Tuğçe; Akın, ŞeymaBu tez, Çin’in dış politikasını, Xi Jinping dönemi odaklı olarak neoklasik realizm kuramı çerçevesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Neoklasik realizm, uluslararası sistemin devlet davranışları üzerindeki etkisini kabul etmekle birlikte, dış politika kararlarının yalnızca yapısal etkenlerle değil, aynı zamanda lider algıları, stratejik kültür, ideolojik yapılar ve iç politik dinamiklerle birlikte şekillendiğini öne sürmektedir. Bu bağlamda çalışmada, Çin’in yükselen küresel gücünün arka planında yer alan hem sistemsel baskılar hem de içsel faktörler mercek altına alınmıştır. İlgili perspektifte, ABD’nin sistemik baskılar yoluyla Çin’i dengeleme stratejileri ele alınmış olup, Çin’in bu stratejileri Xi Jinping’in liderlik vizyonu ve iç politik unsurlar kapsamında dış politik çıktılarına dönüştürme kapasitesi incelenmiştir. Nitekim sistemik baskılar ve içsel unsurlar tarafından şekillendirilen dış politika pratikleri, Kuşak ve Yol Girişimi, Çin’in Güney Çin Denizi Politikaları ve Tayvan’a yönelik tutumu ele alınarak açıklanmıştır.Öğe Dımaşk Atabegliği (Tuğteginliler 498-549/1104-1154)(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Koçuşağı, Suat; Dadan, AliBu çalışma, 1104-1154 yılları arasında Suriye'nin önemli şehirlerinden biri olan Dımaşk ve çevresinde hüküm süren Dımaşk Atabegliği’ni (Tuğteginliler) ele almaktadır. Dımaşk Atabegliği, Büyük Selçuklular döneminde kurulan ilk atabegliktir. Sultan Melikşah'ın kardeşi olan Melik Tutuş'un memlüklerinden olan Tuğtegin, Melik Tutuş tarafından oğlu Melik Dukak'ın atabegi yapılmıştır. Tutuş'un ölümünden sonra Sultan Berkyaruk'a esir düşen Tuğtegin, serbest bırakıldıktan sonra geldiği Dımaşk'ta Dukak'ın atabegliği yanında Melikliğin Sipehsâlârı (ordu komutanı) olmuştur. Melik Dukak'ın ölümünden sonra Dukak'ın kardeşi Ertaş'ın kaçması, oğlu Tutuş'un da ölmesiyle Atabeg Zâhireddin Tuğtegin yönetiminde Dımaşk Atabegliği kurulmuştur. Atabeg Zâhireddin Tuğtegin'den sonra yerine oğlu Tâcü'l-Mülûk Böri geçmiştir. Böri'den sonra ise oğulları Şemsülmülûk İsmail, Şehâbeddin Mahmud ve Cemâleddin Muhammed sırayla yönetimi devralmıştır. Cemâleddin Muhammed'den sonra da yerine oğlu Mücîrüddin Abak gelmiştir. Ancak Şehâbeddin Mahmud döneminin sonlarından itibaren devletin asıl yöneticisi yaklaşık 11 yıl boyunca Emîr Mûinüddin Üner olmuştur. Nihayet 1154 yılında Halep hâkimi Nureddin Zengî'nin Dımaşk'ı ele geçirmesiyle Tuğteginliler dönemi sona ermiştir. Bu çalışmada Dımaşk Atabegliği'nin iç siyasi gelişmelerinin yanı sıra Haçlılar, Bâtınîler, Fâtımîler, Selçuklu Sultan ve Emîrleri ve Zengîler ile olan ilişkileri kaynaklar karşılaştırılarak aktarılmaya çalışılmıştır. Yine Dımaşk Atabegliği'nin idari teşkilatı, askeri teşkilatı, atabeg'in devletteki yeri, bu dönemde yapılan imâr faaliyetleri ve dönemin ilmî ve kültürel hayatı ortaya konulmuştur. Ayrıca çalışma sırasında nitel araştırma yöntemi kullanılarak dönem betimlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın temel amacı Dımaşk Atabegliği'nin siyasi ve kültürel tarihini bir bütün olarak ortaya koyarak Tarih literatürüne bir katkı sunmaktır.Öğe Hâkim el-Cüşemî'nin et-Tehzîb fi't-Tefsîr eserinde peygamberlerin ismeti anlayışı(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Abdur Rochman, Muchammad; Günel, Mehmet EminAllah ile kulları arasında aracılık yapan elçiler kendilerini gönderen ilahi zatı eksiksiz ve kusursuz bir şekilde temsil etme yeteneğine sahip olmalıdır. Peygamber, hayatın her alanında hatta ölüm karşısında mükemmel bir örnek ve model olma vasfını taşır. Bu nedenle, bir peygamber, toplumun koyduğu sosyal kuralları ihlal eder veya hata yaparsa; özellikle bu hatalar Allah tarafından Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça bildirildiyse, bu durum sosyopolitik, psikolojik ve sosyolojik açılardan kesin ve açık deliller ışığında ve insan düşünce yapısını şekillendiren coğrafi şartlar dikkate alınarak değerlendirilmelidir. İşte Hakîm el-Cüşemî’nin etTehzîb fî’t-Tefsîr adlı eserinde bu yaklaşımı ortaya koyduğu görülmektedir. Bu çalışma, Mutezile ve Zeydiyye düşünce gelenekleri içerisinde yer alan Hakîm elCüşemî’nin ismet anlayışını konu edinmektedir. Araştırma; giriş, iki ana bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Girişte çalışmanın konusu, yöntemi, amacı, önemi, Hakîm elCüşemî’nin hayatı ve et-Tehzîb fî’t-Tefsîr adlı tefsir eseri tanıtılmaktadır. Birinci bölümde, nübüvvet kavramı ve ona ilişkin temel unsurlar ele alınmaktadır. İkinci bölümde ise sıdk, emanet, tebliğ, fetanet ve ismet gibi peygamberlik sıfatları ile Kur’an’da bu sıfatlara dair ayetlerin Cüşemî tarafından nasıl yorumlandığı incelenmektedir. Çalışmanın sonunda, Cüşemî’nin görüşleri analiz edilerek onun nübüvvet anlayışının Mutezile mi yoksa Zeydiyye düşüncesine mi daha yakın olduğu değerlendirilmektedir.Öğe İmdâdullah Tehânevî'nin hayatı, eserleri ve tarîkatı(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Kareem, Muhammad Fazal; Gürer, DilaverBu çalışma, 19. yüzyıl Hint Altkıtası’nın tasavvuf tarihinde müstesna bir yere sahip olan İmdâdullah Tehânevî’nin (1818–1899) hayatını, ilmî ve tasavvufî mirasını ve mensubu bulunduğu tarîkatını ele alan bir incelemedir. İmdâdullah, çocukluk döneminden itibaren ilim ve tasavvuf çevresinde yetişmiş; dönemin önde gelen ulemâ ve meşâyihinden istifade ederek hem zâhirî hem de bâtınî ilimlerde derinleşmiştir. Başta Çiştiyye tarîkatının Sâbiriyye kolu olmak üzere, Nakşibendiyye, Kâdiriyye, Sühreverdiyye ve Kübreviyye tarîkatlardan da icazet alarak çok yönlü bir sûfî kimliği temsil etmiştir. 1857 yılında gerçekleşen Sipahi Ayaklanması’na fiilen katılan İmdâdullah, isyanın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Mekke’ye hicret etmiştir. Hayatının geri kalan kısmını bu mukaddes şehirde geçiren İmdâdullah, irşat faaliyetlerini hem mektuplar hem de yetiştirdiği halifeleri vasıtasıyla sürdürmüştür. Bu süreçte, bir yandan Hint Altkıtası’ndaki müritleriyle olan irtibatını devam ettirmiş, diğer yandan Mekke’de önemli bir mânevî cazibe merkezi hâline gelmiştir. Dârü’l-Ulûm-i Diyûbend’in kurucu şahsiyetleri arasında, İmdâdullah’ın müritleri ve halifeleri yer almakta olup, bu durum onun söz konusu kişiler üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. Mevlânâ’nın Mesnevî’sine büyük bir ilgi duyan İmdâdullah, bu eserin hem halk hem de ulemâ arasında okunmasını teşvik etmiş; bu amaçla düzenli Mesnevî ders halkaları tertip etmiştir. Mesnevîhan Mehmed Es’ad Dede, İmdâdullah’tan istifade etmiş ve Ziyâü’l-Kulûb adlı eserini Türkçe’ye kazandırmıştır. Aynı şekilde, Ahmed Avni Konuk da Mesnevî şerhinde İmdâdullah’tan istifade etmiş ve onun Risâle der Beyân-ı Vahdet-i Vücûd adlı risâlesini Türkçe’ye çevirmiştir. Bu yönleriyle İmdâdullah Tehânevî, yalnızca döneminin tasavvufî yönelişlerine şekil veren bir sûfî değil, aynı zamanda ilmî ve mânevî mirasıyla sonraki nesiller üzerinde derin izler bırakmış çok yönlü bir şahsiyet olarak öne çıkmaktadır.Öğe Kesnezani tarikatı: kökenleri, tarihi ve gelişimi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Ahmed, Ahmed Najmalddın Ahmed; Kaplan, DoğanBu tez, kökenleri Kadiri tarikatına dayanan ve Irak’ın özellikle kuzeyinde etkin olan Kesnezani tarikatını çok yönlü biçimde incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, Kesnezani tarikatının tarihsel gelişimini, öğretilerini, dini ritüellerini, liderlerini ve İslam dünyasındaki yerini detaylı olarak ortaya koymaktır. Tezde, tarikatın Kadiri geleneğinden ayrılarak bağımsız bir yapı kazanması, Kuzey Irak’taki tasavvufi hareketler bağlamında ele alınmakta; tarikatın şeyhleri, liderleri ve uygulanan dini ritüeller ayrıntılı biçimde tanıtılmaktadır. Araştırma doküman analizine dayalı nitel bir araştırma olup literatür taraması, arşiv çalışmaları ve Kuzey Irak’taki tarikat mensuplarıyla yapılan röportajlar temel veri kaynaklarını oluşturmuştur. Kesnezani tarikatı hakkında akademik kaynakların azlığı, bu çalışmanın önemini artırmaktadır. Tezde, tarikatın temel öğretileri, müritmürşit ilişkisi, adap kuralları, zikir ve toplu ibadetler, biat, tevessül, murakabe, keşf, cezbe ve hal gibi tasavvufi kavramlar detaylı biçimde açıklanmıştır. Tarikatın ritüelleri arasında toplu zikirler, dini müzikler, salavatlar ve bazen keramet olarak görülen olağanüstü davranışlar (ateş yeme, kendine vurma vb.) yer almaktadır. Bu ritüeller, şeyhin izniyle ve manevi rehberliğiyle gerçekleştirilir. Kesnezani Tarikatı, farklı mezheplere ve etnik gruplara açık bir yaklaşım benimser; barış, birlik ve mezhepsel farklılıkların aşılması gibi değerleri ön plana çıkarır. Tarikatın tekkeleri, sadece ibadet değil, aynı zamanda sosyal yardımlaşma, eğitim ve kültürel faaliyetlerin merkezi olarak işlev görür. Tarikat, hayır projeleriyle de toplumsal alanda etkin rol oynamaktadır. Tezde ayrıca, Kesnezani tarikatının Şiilerle ilişkileri, Irak ve çevre ülkelerdeki coğrafi yayılımı, uluslararası faaliyetleri ve çağdaş İslam düşüncesine katkıları da ele alınmıştır. Tarikat, modern dünyada İslam’ın barışçıl ve mistik yönünü vurgulayan bir söylem geliştirmiştir. Sonuç olarak bu tez, Kesnezani tarikatının tarihsel kökenlerinden günümüze kadar olan gelişimini, dini ve toplumsal işlevlerini kapsamlı biçimde analiz ederek, İslam tasavvufunun önemli ve az bilinen bir kolunu bilimsel olarak aydınlatmaktadır.Öğe Çağdaş İslam düşüncesinde cin teolojisi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Yıldızhan, Hakan; Güneş, KamilBu çalışma İslam Düşüncesinde gaybi varlıklar olarak kabul edilen cinlere çağdaş dönemde nasıl bakıldığı ve bu bakış açılarının imkanının objektif bir şekilde ele alınarak değerlendirilmesidir. Çalışmanın temel konusu Çağdaş İslam düşüncesi olmakla beraber, tam bir mukayesenin yapılabilmesi için klasik dönemde bu varlıklara nasıl bakıldığına da temas edilmiştir. Çalışma, bir giriş ve iki bölümden müteşekkildir. Giriş bölümünde cin ve bu kavramla ilişkili olan şeytan, İblis, büyü ve sihir kavramları incelenmiş, ardından tarih boyunca cin kavramının yaşadığı serüven tarihsel perspektif gözetilerek ele alınmıştır. Birinci bölümde cinlerin varlığı ontoloji ve dil açısından ele alınmış, klasik ve modern dönemde bu varlıklara nasıl bakıldığı değerlendirilmiştir. Bölümün devamında çağdaş dönemde cinler hakkında yapılan farklı yorumların doğurabileceği problemler ele alınmış ve modern dönem İslam düşünürlerinin konuya farklı yaklaşmalarının sebepleri ortaya konmuştur. Ayrıca toplumdaki yanlış cin algısının doğurduğu problemler değerlendirilmiş, cin inkarının imani boyutu incelenerek bölüm sonlandırılmıştır. İkinci bölümde cin-insan ilişkisi peygamber-cin ve sıradan insan-cin ilişkisi şeklinde iki kısımda ele alınmış, peygamber-cin ilişkisinde Kur’an’dan hareketle bunun imkânı değerlendirilmiştir. Sıradan insan ve cin başlığı altında cinlerin insanlarla ilişki kurabilmeleri, insanın çarpmaları, cin-insan evliliğinin imkânı, akıl hastalıkları ve bulaşıcı hastalıklarla cinlerin ilişkisi incelenmiştir. Ardından büyü ve cin ilişkisi incelenmiş, büyünün mahiyeti, cinlerle ilişkisi ve İslam dininin büyüye bakışı detaylandırılmıştır.Öğe Zaruret ve hâcet kavramlarının mâli muamelelere etkileri(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Rashid, Murad Asaad; Çeker, Orhanİslam hukukuna göre Zaruret Ve Hacet Kavramlarının Mali Muamelelere Etkileri başlıklı bu çalışmada, İslam'ın temel gayelerinden birisi olan "maslahatın temini" ve belli şartlar dahilinde "ihtiyaçların karşılanması" için önemli bir rol oynayan "zaruret ve hâcet"in mâlî muamelelerle irtibatı incelenmeye gayret edilmiştir. İslam'ın korunmasını hedeflediği ve "din, can, mal, ırz ve namus"tan oluşan beş şey için istisnaî ilkelerde koymuştur. Bunlar da zaruret ve hâcetin oluşmasıdır. İbadetlerde kolaylık ilkesi olarak değerlendirilen bu iki durum, mâlî muameler için de gerekçe oluşturmaktadır. Bu araştırmada bu iki haller varsa mâlî işlemlerin hangi şartlar ve hükümlerle sahihe yakın olabileceği incelenmiştir. Ferdî ve toplumsal boyutları bulunan zaruret, şer'î delillerin yardımıyla oluşan ilkelerin, can güvenliği ya da organ eksikliği gibi hayati bir tehlikeye maruz kalındığında istisnaî olarak istifade edilecek adeta kurtuluş kavramlarından birisidir. Hâcet ise giderilmediği zaman kişiyi ya da toplumu daha tehlikeli duruma yani zarara sürükleyecekse bu da yine zarurete dönüşmektedir. Zaruret ve hâcet kavramları birbirine girift hatta örf, adet, mekân, coğrafya farklılıkları gibi sebeplerle bazen birbirlerinin sınırlarını ihlal eden iki kelime olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte çalışmamızın amacı ortaya konularak daha önce bu konuda yapılan çalışmalara işaret edilmiştir. Birinci bölümde zaruret ve hâcet kavramları tarif edilmiş, aralarındaki benzer ve farklı yönlerle irtibatlı diğer ıstılah hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde zaruretin mali işlemlere olan etkisi seçilen örnek üzerinden izah edilmeye gayret edilmiştir. Üçüncü bölümde hâcet mali işlemlere etkisi seçilen örnekler üzerinden detaylandırılmıştır. İslam hukukunda temel ihtiyaçlar "zarurî, hâcî ve tahsînî" olmak üzere üç kısımda ele alınırlar. İnsanlar ve kurumlar da harcamalarını genellikle bu sıralamaya göre yaparlar. Zarurî olanlar daha az sayıda iken, hâcet daha geniş bir alanı oluşturur. İbadetlerle ilgili meselelerde, insan hayatı söz konusu olduğunda ve mâlî muameleler icra edilirken zaruret hali bazen mahzurlu bir şeyin yapılmasını da mubah kılabilir. Bu zaruretin sürekli mi geçici mi olduğuna bazen kişinin kendisi bazen de fakihler karar verirler. Bu tasnife rağmen, zaruret ve hâcet/ihtiyaç kelimelerinin birbirinin yerine yahut birbirini teyit amaçlı kullanıldığına şahit olunmuştur. Mâlî muamelelerin temelinde asıl mubah olma esası bulunmakla birlikte, yeni ortaya çıkan ihtiyaçlar ve koşullar doğrultusunda bazı haram işlemler zarûret veya şiddetli hâcet sebebiyle geçici olarak mübah hale geldiği tespit edilmiştir. Bu durum, İslam hukukunun maslahat ve meşakkatleri kaldırma ilkesiyle uyumludur. Zarûret ve hâcet ilkeleri, çağdaş mâlî muamelelerde dinî sınırların esnek ve insanî ihtiyaçlara duyarlı şekilde yorumlanmasını sağladığı söylenebilir. Böylece İslam hukuku, hem temel şer'î prensiplere bağlı kalmakta hem de modern çağın ekonomik ve sosyal gerçeklerine pratik çözümler sunmaktadır. Sonuçta, her Müslümanın zaruret, hacet ve tahsiniyat durumunu iyi araştırması, ehliyle istişare etmesi ve ona göre mâlî muamelede bulunması, ma'siyete düşmemek için en ehven yol olduğu kanaatine ulaşılmıştır.Öğe Tibet Budizminde hac(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Bilgin, Gülhan; Aras, AhmetÇalışmamız, Tibet Budizm’inde hac geleneğini bireysel manevi bir pratik olmanın ötesinde, Tibet kimliğinin korunması ve sürdürülmesindeki merkezi rolü üzerinden araştırmaktadır. Budizm'in Hindistan'dan Tibet'e uzanan tarihsel yolculuğu, Budist haccının Tibet kültürü ve yerel Bon diniyle etkileşimi sonucunda nasıl boyut değiştirdiği değerlendirilmiştir. Neredeyse her bir metrekaresi farklı bir manevi anlatının ve Çin işgaline karşı direnişin sembolü haline getirilmiş olan Tibet coğrafyası, hac ritüelleri üzerinden okunmaya çalışılmıştır. Budizm'in Tibet'e girişi, inanç esasları ve mezhepleri; Tibet'in kendine özgü tarihi, coğrafi ve kültürel özellikleri, haccın temelini oluşturan dini ve kültürel çerçeveyi sağlamak amacıyla ele alınmaktadır. Haccın kökenleri ve tarihsel gelişimi incelenirken, Tibet Budizm’ine entegrasyonu ve bu süreçte kazandığı özgün anlamlar detaylandırılmıştır. Dağlar, göller, mağaralar ve "gizli topraklar” gibi kutsal mekanlara yapılan hac ziyaretleri, tavaf, dua mantra, tesbih, dua çarkı ve dua bayrakları gibi ritüel unsurlarıyla birlikte, Öğrencinin Adı Soyadı Gülhan BİLGİN Numarası 22810201189 Ana Bilim / Bilim Dalı Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı / Dinler Tarihi Bilim Dalı Programı Tezli Yüksek Lisans Tez Danışmanı Doç. Dr. Ahmet ARAS Tezin Adı Tibet Budizminde Hac v Tibetlilerin kutsal coğrafyaya bakış açısı ve hac ritüelinin derin sembolizmi analiz edilmiştir. Tibet Budizm’inde hac, bireysel kurtuluş arayışının yanı sıra, Tibet halkının kolektif hafızasını diri tutan, ortak kültürel ve dini değerlerini pekiştiren, ulusal bilinci güçlendiren bir direniş ve kimlik aktarımı aracıdır. Özellikle Çin işgali sonrası hac ritüelleri, sürgün ve baskı koşullarında Tibetlilerin kimliklerini muhafaza etmeleri ve gelecek nesillere aktarmaları için hayati bir rol oynamıştır. Hac seyahatlerinin tarihsel dönüşümü ve Kalachakra inisiyasyonu gibi çağdaş hac etkinlikleri, bu kimlik koruma ve aktarım sürecinin dinamiklerini gözler önüne sermektedir. Bu tez, hac uygulamasını dinler tarihi biliminin perspektifiyle ele alarak, onun Tibet kimliğinin korunması ve sürdürülmesindeki vazgeçilmez yerini vurgulamaktadır.Öğe Sürdürülebilirlik perspektifinden endüstri 4.0 teknolojilerinin tedarik zinciri yönetimi fonksiyonları üzerine etkisi: bir performans ve olgunluk ölçme uygulaması(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Öztürk, İbrahim; Paksoy, TuranBilgi teknolojisinin iş süreçlerinde performansı artırmadaki önemli rolü göz önünde bulundurarak, bu çalışma sürdürülebilirlik perspektifinden Endüstri 4.0 teknolojisi ve bununla ilişkilendirilen teknolojik ilerlemelerin Tedarik Zinciri yönetimi performansına olan potansiyel etkisini araştırmayı hedeflemektedir. Birçok şirket, artan iklim değişikliği etkilerine karşı operasyonel sürdürülebilirliği sağlamak, doğal kaynakları azaltmak ve çevresel konularda tüketici bilincini artırmak için Endüstri 4.0 teknolojilerini benimsemektedir. Akıllılık ve sürdürülebilirlik kavramlarının hazır olgunluk değerlendirmesi iç içe olmasına rağmen, hiçbir çalışma aynı anda bu kavramlara odaklanmamaktadır. Tezde, literatür taraması yaparak Sürdürülebilirlik perspektifinden Endüstri 4.0 teknolojisinin tedarik zinciri yönetiminin fonksiyonları üzerindeki etkisini araştırarak desteklenen operasyonel bir çerçeveye kavramsallaştırmaya ve geliştirmeye çalışılmaktadır. Çalışmanın bu kısmında önerilen modelin uygulanabilirliği test etmek için yapılan örnek olay çalışmasının detayları ve sonuçları yer almaktadır. Örnek çalışma Konya’daki alüminyum sektöründe faaliyet gösteren alüminyum profil ekstrüzyon fabrikaların bünyesinde yapılmıştır. Bir anket çalışması hazırlayarak çıkan sonuçlarının analizi yaparak doğrulanmaktadır. Tezde önceki bölümlerde sunulan literatür taramasının temel bilgileri alınarak, sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimin olgunluk seviyesi incelenmiştir. Modelinin özellikle Endüstri 4.0 teknolojilerinin sürdürülebilirlik kavramının üç temel boyutu olan sosyal, çevresel ve ekonomik boyutlarda tedarik zinciri yönetimi ile ne ölçüde entegre olduğunu ne kadar katkıda bulunduğunu, organizasyonel hedeflere ne kadar dahil edildiği ve performans ve olgunluk seviyesi hangi seviyeye geldiğini değerlendirmektedir. Böylece endüstri 4.0 teknolojilerin tedarik zinciri yönetimine adaptasyonunda sürekli AR-GE çalışmaları yaparak sürdürülebilirlik ve yenilik faaliyetlerini destekleyerek var olan durumları bir performans ve olgunluk yaklaşımı ile değerlendirilmesi, performans ve olgunluk ölçülmesi ve hedeflerin belirlenmesi gibi olumlu bir şekilde sonuçlanabilmektedir. Endüstri 4.0 teknolojileri ve sürdürülebilir tedarik zinciri olgunluk yaklaşımı modelinin fonksiyonlarını 12 adet Endüstri 4.0 teknolojileri ve 10 adet sürdürülebilirlik fonksiyonunun üç ana boyutu (sosyal, çevresel ve ekonomik) olarak tasarlanmaktadır.Öğe İsmâilî gelenekte Nâsır-ı Hüsrev'in yeri(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Fütüvvet, Ubeyd; Şenzeybek, Aytekinİslâm coğrafyasında siyasî ve itikâdî bir hareket olarak zuhur eden İsmâilî mezhebi, tarihsel süreçte pek çok siyasî ve mezhepsel olayda adını yazdırmış ve gizlilik (setr) prensibi ile tanınmıştır. Tarih boyunca davet faaliyetlerinde başarılı rol oynamıştır. İlk başlarda gizli olarak yürütülen davet hareketleri, ilk Fâtımî halifesi Ubeydullah el-Mehdî’nin kendisini mehdî olarak ilan etmesi ile birlikte açık bir şekilde devam ettirilmiştir. İnsanları İsmâilî mezhebine kazandırmak ve mezhebi İslam coğrafyasına yaymak amacıyla İslam dünyasının dört bir yanına dâîler gönderilmiştir. V./XI yüzyılda Horasan’da davet faaliyeti yürüten bu dâîlerden biri, Nâsır-ı Hüsrev’dir. Bu araştırmada, İsmâilîliğin Horasan’a girişi, tarihsel süreci, Nâsır-ı Hüsrev döneminde Horasan İsmâilîliğinin durumu, Nâsır-ı Hüsrev’in davet faaliyetlerindeki etkisi ve mezhepsel düşünceleri tarihsel veriler çerçevesinde incelenmiştir. Görevli oldukları bölgelerde güvenlik tehlikesi nedeniyle gizlilik prensibine tabi olan ve kimliklerini insanlardan gizleyen dâîler, gittikleri bölgelerde farklı şekil ve şemalarla ortaya çıkmışlardır. Nâsır-ı Hüsrev döneminde Horasan’ın bazı bölgelerinde İsmâilî davetin faaliyette olduğu bilinse de, bölgedeki Ehl-i Sünnet mezhebine bağlı devlet 4 ve halk tarafından önlenmeye çalışılmıştır. Hakîm ve şair sıfatı ile tanınan Nâsır-ı Hüsrev, Horasan’da Yeni Eflatuncu felsefeyi benimseyenlerden biridir. İsmâilî düşünceyi, Farsça ve Arapça dillerinde nazım ve nesir halinde çeşitli eserler telif ederek insanlara aktarmaya çalışmıştır. Üç bölümden oluşan bu araştırmanın birinci bölümünde İsmâilîliğin tarihsel süreci, İkinci bölümünde Nâsır-ı Hüsrev öncesi İsmâilîliğin Horasan’a girişi ve üçüncü bölümde ise Nâsır-ı Hüsrev ve İsmâilî düşüncesi incelenmiştir.Öğe İsmâilî gelenekte Nâsır-ı Hüsrev'in yeri(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Futuvvet, Ubeyd; Şenzeybek, Aytekinİslâm coğrafyasında siyasî ve itikâdî bir hareket olarak zuhur eden İsmâilî mezhebi, tarihsel süreçte pek çok siyasî ve mezhepsel olayda adını yazdırmış ve gizlilik (setr) prensibi ile tanınmıştır. Tarih boyunca davet faaliyetlerinde başarılı rol oynamıştır. İlk başlarda gizli olarak yürütülen davet hareketleri, ilk Fâtımî halifesi Ubeydullah el-Mehdî'nin kendisini mehdî olarak ilan etmesi ile birlikte açık bir şekilde devam ettirilmiştir. İnsanları İsmâilî mezhebine kazandırmak ve mezhebi İslam coğrafyasına yaymak amacıyla İslam dünyasının dört bir yanına dâîler gönderilmiştir. V./XI yüzyılda Horasan'da davet faaliyeti yürüten bu dâîlerden biri, Nâsır-ı Hüsrev'dir. Bu araştırmada, İsmâilîliğin Horasan'a girişi, tarihsel süreci, Nâsır-ı Hüsrev döneminde Horasan İsmâilîliğinin durumu, Nâsır-ı Hüsrev'in davet faaliyetlerindeki etkisi ve mezhepsel düşünceleri tarihsel veriler çerçevesinde incelenmiştir. Görevli oldukları bölgelerde güvenlik tehlikesi nedeniyle gizlilik prensibine tabi olan ve kimliklerini insanlardan gizleyen dâîler, gittikleri bölgelerde farklı şekil ve şemalarla ortaya çıkmışlardır. Nâsır-ı Hüsrev döneminde Horasan'ın bazı bölgelerinde İsmâilî davetin faaliyette olduğu bilinse de, bölgedeki Ehl-i Sünnet mezhebine bağlı devlet ve halk tarafından önlenmeye çalışılmıştır. Hakîm ve şair sıfatı ile tanınan Nâsır-ı Hüsrev, Horasan'da Yeni Eflatuncu felsefeyi benimseyenlerden biridir. İsmâilî düşünceyi, Farsça ve Arapça dillerinde nazım ve nesir halinde çeşitli eserler telif ederek insanlara aktarmaya çalışmıştır. Üç bölümden oluşan bu araştırmanın birinci bölümünde İsmâilîliğin tarihsel süreci, İkinci bölümünde Nâsır-ı Hüsrev öncesi İsmâilîliğin Horasan'a girişi ve üçüncü bölümde ise Nâsır-ı Hüsrev ve İsmâilî düşüncesi incelenmiştir.Öğe Türk toplumunun Konya imajı ve dindarlığına bakışı(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Bozgedik, Ali; Erten, HayriBu çalışma, Türkiye'de Konya'nın imajını ve bu imaj içerisindeki dindarlığın rolünü sosyolojik bir perspektifle ele almak amacıyla hazırlanmıştır. Araştırmanın temel amacı, Konya'nın dindarlığı ile kent imajı arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve bu ilişkilerin toplumdaki algılarını ve yansımalarını incelemektir. Araştırmanın evrenini Türkiye'nin yedi bölgesinde yaşayan bireyler oluşturmaktadır. Altmış ilde yürütülen bu çalışmanın örneklemi ise yaşları 18 ila 62 arasında değişen, 338'i kadın ve 213'ü erkek olmak üzere toplam 551 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmanın bulguları anket tekniği ile elde edilmiştir. Anket sonuçlarının değerlendirilmesi ve verilerin analizi için SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Katılımcıların Konya denilince akıllarına ilk olarak "Hz. Mevlâna ve Etliekmek" gelmesi, daha önce yapılmış Konya imajı araştırmaları ile örtüşmektedir. Konya şehri ve Konya halkının imajıyla ilgili olarak katılımcıların çoğu olumlu cevaplar vermiştir. Bununla birlikte, az da olsa olumsuz imaj içeren cevaplar da bulunmaktadır. Olumsuz imaj içeren cevaplara baktığımızda katılımcıların yaşadıkları şehir, bölge ve siyasal kimliklerinin dengeli dağıldığı tespit edilmiştir. Konya'nın geleneksel yemekleri ve Hz. Mevlâna'nın Konya sembolü olarak bilinmesi, Türkiye'de Konya imajı ve dindarlığı algısını olumlu etkilemiştir. Ancak Konya'nın yalnızca türbe ve müzelerle anılması ve Konya insanının giyim tarzı gibi unsurlar, Türkiye'de Konya imajı ve dindarlığı algısını olumsuz etkilemiştir. İmaj olgusu yalnızca turizm, kamu yönetimi veya halkla ilişkilerin bir alanı olarak değil, aynı zamanda din sosyolojisi açısından da önemli bir inceleme konusu olarak ele alınmıştır.












