Sosyal Bilimler Enstitüsü Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Yerel diplomasi: Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi örneği(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Özyaramış, Mehmet Maşuk; Özşahin, Mustafa CüneytXX. yüzyılda küresel siyasette yaşanan gelişmelerin, küreselleşme olgusunun ve demokratikleşme dalgalarının uluslararası ilişkilerde klasik aktör olan devletlerin yanında ulus-altı ve ulus-üstü birçok aktörü ortaya çıkardığı görülür. Bu sürecin uluslararası ilişkilerin temel aracı olan diplomasi içinde büyük değişiklikleri getirdiği anlaşılmaktadır. Özellikle ulaşım ve iletişim alanındaki gelişmeler vatandaşların yönetişime dahil olmasını artırdığı ve bunun kamu diplomasisini doğurmuştur. Dolayısıyla vatandaşların temsiliyetinin en güçlü şekilde görüldüğü yerel yönetimlerin uluslararasılaşması ve boyutları literatür çerçevesinde işlenmektedir. Bugün yerel yönetimler dayanışma, kaynak oluşturma, yerel sorunlara ortak çözümler, küresel sorunlarda aktif rol alma gibi birçok nedenle ulus-aşırı faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Literatürdeki genel kabulle yerel diplomasi olarak adlandırılan bu faaliyetler Uluslararası İlişkiler disiplininin içinde metodolojik, ontolojik ve epistemolojik anlamda kendisine yer bulmakta ve gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Yerel diplomasinin ulus-aşırı faaliyetlerde güvenlik ve barışın inşası, kalkınma ve insani yardımlar, ekonomik kazanım, kültürel etkileşim ve temsil alanlarında kendisine yer bulduğu öne sürülür. İfade edilen alanlarda yerel diplomasi diyalog kurma ve lobicilik, kalkınma yardımları, kardeş şehircilik, projeler ve yerel yönetim birlikleri araçlarını kullanmaktadır. Yerel yönetimler ulusal dış politikalarla uyumlu şekilde diplomatik faaliyetlerini bu şekilde somutlaştırmaktadırlar. Bu çalışmada yerel diplomasi kavramı ve gelişimi derinlemesine incelenecektir. Akabinde Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi uygulaması ile yerel diplomasi örneklendirecektir.Öğe Avusturya'daki̇ Türk ai̇leleri̇ni̇n di̇n eği̇ti̇mi̇ terci̇hleri̇: okul dışı dini öğretim ihtiyacı(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Erkmen, Ahmed Hüdai; Okumuşlar, MuhiddinAvusturya’daki Türk ailelerin çocuklarına devlet okullarında sunulan İslam dersi dışında ek dinî eğitim almalarının nedenlerini ve bu tercihlerin arkasındaki dinamikleri inceleyen bu çalışma, Avusturya’daki Müslüman topluluğun dinî eğitim ihtiyaçlarını anlamayı ve değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Türk ailelerinin ek dinî eğitim tercihlerini etkileyen bireysel, kültürel, sosyal ve eğitim sistemine dair faktörleri ele alarak, bu tercihlerin toplumsal ve bireysel sonuçlarını ortaya koymayı hedeflemektedir. Çalışma, nitel araştırma yaklaşımıyla, yarı yapılandırılmış mülakatlar ve tematik analiz yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Viyana’da bulunan Türkiye Milli Eğitim müşavirliğine bağlı Türkiye Maarif Vakfı bünyesi altında Kubbe Eğitim Projesi’ndeki 10 öğrenci ebeveyninin katılımıyla yapılan mülakatlar, Türk ailelerin çocuklarına ek dinî eğitim almalarının sebeplerini, bu eğitimlerin çocuklar üzerindeki etkilerini ve aile içi iletişim ile kültürel beklentilerin rolünü araştırmaktadır. Araştırma, Avusturya’da dinî eğitim alanında politika geliştirme ve toplumsal anlayışın artırılması açısından önemli veriler sağlamayı ve Viyana’daki Müslüman Türk topluluğunun dinî değerlerinin ve normlarının zaman içindeki değişim sürecini anlamayı amaçlamaktadır. Araştırma bulguları, Türk ailelerin ek dinî eğitim tercihlerinin çok boyutlu nedenlere dayandığını ortaya koymaktadır. Katılımcı ailelerin çocuklarına din eğitimi vermeye yönelik motivasyonları arasında devlet okullarındaki İslam dersi içeriklerinin yetersiz bulunması, aile değerlerinin korunması, çocuğun kimlik gelişimine katkı sağlama arzusu ve toplumsal uyuma destek olma isteği ön plana çıkmaktadır. Ayrıca, camiler, Maarif kurumları, dijital platformlar ve sohbet halkaları gibi farklı kaynaklardan faydalanıldığı tespit edilmiştir. Ek dinî eğitimin, çocukların aile içi iletişimini güçlendirdiği, empati, hoşgörü ve toplumsal sorumluluk duygularını geliştirdiği, aile içindeki kültürel bağları kuvvetlendirdiği görülmüştür. Katılımcıların büyük çoğunluğu, yaygın din eğitimi kurumlarının çocuklarının dinî gelişimine önemli katkılar sunduğunu ve bu kurumlara yönelik yüksek beklentilere sahip olduklarını ifade etmiştir.Öğe Anonim şirketlerde ortaklık payının haczedilmesi ve paraya çevrilmesi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Ülken, Birsen; Bal, NurullahAlacaklılar, borçlularının rızası ile ödemediği alacaklarına kavuşabilmek için cebri icra yoluna başvurmaktadır. Bu çalışma ile alacaklıların, anonim şirketlerde ortaklık payı olan borçlularına karşı başvurabileceği ve alacaklarını tahsil edebilme şekli incelenmiştir. Anonim ortaklık payı, hem malvarlığı hem de şahsa bağlı haklar içeren karma nitelikte ortaklık paylarıdır. Bu nedenle payın haczi, sadece alacaklı-borçlu ilişkisini değil, aynı zamanda şirketin işleyişini de etkileyen hukuki sonuçlar doğurur. Tezde öncelikle pay kavramı ve türleri incelenmiş, ardından payın haczi süreci ve bu sürecin hukuki etkileri anlatılmıştır. Son olarak, haczedilen payın paraya çevrilmesi süreci, uygulamada karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileriyle birlikte değerlendirilmiştir.Öğe Aziz Samih İlter'in hayatı ve eserleri(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Polat, Mehmet Akif; Kıvrım, İsmailBu çalışma, Osmanlı’nın son dönemlerinde yetişmiş ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında aktif görevlerde bulunmuş önemli şahsiyetlerden biri olan Aziz Samih İlter’in hayatını, görevlerini ve entelektüel mirasını kapsamlı bir biçimde ele almıştır. İlter’in askerî sahada, diplomatik görevlerde ve bürokratik mevkilerdeki faaliyetleri kronolojik bir bütünlük içerisinde değerlendirilmiştir. Özellikle Trablusgarp Harbi’ndeki gayri resmî istihbarat faaliyetleri, Birinci Dünya Savaşı’ndaki cephe görevleri ve Türk-İran hudut tahdidinde oynadığı rol detaylı biçimde analiz edilmiştir. Ayrıca, Batum Başşehbenderi olarak hizmetleri ve Cumhuriyet döneminde Erzincan ve Kars milletvekili olarak TBMM’deki hizmetleri kapsamlı bir biçimde incelenmiştir. İlter’in yazılı mirası da dikkate alınarak tarihî olaylara tanıklığı, entelektüel birikimi ve dönemin ruhunu yansıtan yorumları değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Çalışma boyunca arşiv belgeleri, hatıralar, dönemin basın kaynakları ve şahsî mektuplar birincil veri olarak kullanılmış; böylece Aziz Samih İlter’in tarihsel konumu çok boyutlu olarak ortaya konmuştur.Öğe Es-Seyyid İsmail Şihâbuddîn ve 'Alâ Hâmişi't-Tefâsîr ve Ta'lîkâtün 'alâ Tefsîri'l-Celâleyn adlı eseri(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Nirathinmel Puthiyapurayil Koorantak, Mahir; Akpınar, AliBu çalışma, Hindistan’ın Kerala eyaletinde yetişmiş olan çağdaş düşünür ve Müfessir Şeyh Seyyid İsmail Şihâbuddîn el-Buhârî’nin kaleme aldığı ‘Alâ Hâmişi’t-Tefâsîr: Ta‘lîkâtün ‘alâ Tefsîri’lCelâleyn adlı eser üzerine odaklanmaktadır. Bahse konu eser, Kur’ân-ı Kerîm’in anlam dünyasını klasik metotlara bağlı kalarak açıklamaya çalışırken, aynı zamanda güncel sosyal ve entelektüel sorunlara yönelik çözüm arayışlarını da içeren özgün bir yaklaşım sergilemektedir. Metnin en dikkat çeken yönlerinden biri, geleneksel tefsirle çağdaş ihtiyaçlar arasında bir köprü kurma çabasıdır. Hem naklî hem de aklî boyutları gözeterek yapılan yorumlar, geçmişin birikiminden beslenirken bugünün okuyucusuna da hitap edecek şekilde ortaya konmuştur. Bu kapsamda, müellifin yorum tarzı, yararlandığı temel kaynaklar, metinle kurduğu ilişki biçimi ve kullandığı dilin özellikleri bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıştır. Eserde sıkça başvurulan hadisler, siyer rivâyetleri, cumsel izahlar ve tarihsel atıflar, onun çok yönlü bir yaklaşımla konulara eğildiğini göstermektedir. Bu özellikler, ilgili eseri sadece geleneksel bilgi aktaran bir kaynak olmaktan çıkararak yorum gücü yüksek bir metin hâline getirmektedir. Tezin temel amacı, ‘Alâ Hâmişi’t-Tefâsîr’in tefsir yazını içerisindeki konumunu daha net ortaya koymak ve metnin özgün katkılarını tespit etmektir. Ayrıca klasik çizgiyle çağdaş bakış açılarını buluşturan bu tür çalışmaların hangi yöntemlerle inşa edildiğini gözler önüne sermek de bu araştırmanın hedefleri arasındadır. Bu yönüyle çalışma, hem alana ilgi duyan akademisyen ve araştırmacılara hem de ilahiyat eğitimine devam eden öğrencilere yeni bir bakış açısı kazandırmayı amaçlamaktadır.Öğe Osmanlı dönemi Arap şairlerinden İbn Ali el-Cezâirî ve şiirleri(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Labbas, Abdeldjalil; Şensoy, SedatBu çalışma, İbn Ali el-Cezâirî'nin hayatı ve şiirlerini 18. yüzyıl Osmanlı dönemi Cezayir'inin tarihî ve kültürel bağlamında ele almakta ve şairin şiirsel üretiminin bu dönemdeki konumu ortaya konulmaktadır. Çalışma aynı zamanda Osmanlı dönemi Cezayir edebiyatı üzerine Türk üniversitelerindeki akademik araştırmalara katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Çalışma, giriş bölümünün ardından üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde şairin hayatı, edebî kimliği ve divanı tanıtılmaktadır. İkinci bölümde divanının muhtevası ele alınarak gazel, medih, mersiye, ihvâniyât gibi şiir türleri tahlil edilmektedir. Üçüncü bölümde ise şairin şiiri, teknik yönden ele alınarak nazım yapısı, vezin ve kafiye ile meʿânî, beyân ve bedîʿ ilimlerine dayalı belâgat sanatları açısından değerlendirilmektedir. Araştırma neticesinde, İbn Ali el-Cezâirî'nin dinî görevini edebî kişiliğiyle mezc ederek kendine has bir şiir üslubu geliştirdiği ve Osmanlı dönemi Cezayir'inin zengin edebî muhitini şiirlerine aksettirdiği görülmüştür. Şairin şiirlerinde klasik Arap belâgatının unsurlarını maharetle kullandığı, dil ve üslup açısından yüksek bir seviyeye eriştiği ve bu suretle Arap şiirinin özgün yapısını muhafaza eden seçkin şairlerden biri olduğu tespit edilmiştir.Öğe Mahmud Esad Coşan'ın Alevilik-Bektaşilik çalışmalarına akademik katkısı(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Taşkın, Nagihan; Kaplan, DoğanBu tez, Türk tasavvuf geleneğinin önemli temsilcilerinden Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan'ın Alevîlik-Bektaşîlik konusundaki akademik çalışmalarını çok yönlü bir şekilde ele almayı amaçlamaktadır. Türkiye'de uzun süredir tartışılan ve hâlen güncelliğini koruyan Alevîlik-Bektaşîlik meselesi, tarihî ve teolojik yönleriyle pek çok karmaşık mesele içermektedir. Bu alanda yapılan çalışmaların büyük kısmı temel kaynaklardan uzak ve yorum ağırlıklı olduğundan, bilgi kirliliğine sebep olmuş; hem akademik dünyada hem de kamuoyunda sağlıklı bir tartışma zemini oluşmasını engellemiştir. Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan'ın bu alandaki en önemli katkısı, Hacı Bektaş-ı Velî'ye ait olduğu kabul edilen Makâlât adlı eseri yıllar süren bir araştırmayla ilmi olarak tespit ve tahlil etmesidir. Coşan, Türkiye'nin farklı bölgelerinde bulunan kütüphanelerdeki yazma eserleri incelemiş, Makâlât'ın aslını tespit ederek eserin müellifinin gerçekten Hacı Bektaş-ı Velî olduğunu akademik delillerle ortaya koymuştur. Bu çalışma sadece bir metin tahkiki değil, aynı zamanda Alevî-Bektaşî geleneğinin temel kaynaklarını gün yüzüne çıkaran, bilimsel niteliği yüksek bir girişimdir. Tez kapsamında Coşan'ın akademik kimliği, tasavvufî yaklaşımı, Alevîlik-Bektaşîlikle ilgili makale ve konferansları, toplumsal barışa katkı sunan yaklaşımları da detaylı şekilde incelenmiştir. Coşan'ın Sünnî-Alevî ayrışmasının derinleşmesini engelleme yönündeki çabaları, mezhepler üstü bir dil ve üslupla sürdürülmüş; kardeşlik, sevgi ve birlik vurgusu her zaman ön planda tutulmuştur. Yazılarında ve konuşmalarında sıklıkla "Hz. Ali dedemdir, Fatımatüzzehra ninemdir" ifadelerini kullanan Coşan, hem ilmi hem de gönül köprüsü kurmaya çalışmış; İslam ümmeti içinde mezhebi ayrılıkları değil, ortak değerleri öne çıkarmayı hedeflemiştir. Bu tez çalışması, Coşan'ın bireysel gayretiyle yürüttüğü saha çalışmaları, arşiv taramaları, makaleleri ve irşat faaliyetleri üzerinden onun Alevîlik-Bektaşîlik alanındaki sistemli katkılarını gün yüzüne çıkarmakta; aynı zamanda onun akademik mirasını gelecek nesiller için kalıcı hale getirmeyi amaçlamaktadır. Böylece hem akademik literature katkı sağlanmakta hem de toplumsal barışa hizmet eden bir anlayışın temelleri yeniden hatırlatılmaktadır.Öğe C Tipi kişilik ve algılanan otantik liderliğin işe tutkunluk üzerindeki etkisi: hizmet sektöründe bir araştırma(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Bilgin, Şeyma; Öğüt, AdemAraştırmada, beş yıldızlı otel çalışanlarının C tipi kişilik özellikleri ile algıladıkları otantik liderliğin, işe duydukları tutku üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Konya İl Merkezi’nde faaliyet gösteren on farklı beş yıldızlı otelde görev yapan 242 çalışanın katılımıyla gerçekleştirilen ankette C-Tipi Kişilik, Otantik Liderlik ve Tutkunluk Ölçekleri kullanılmıştır. Katılımcılardan gönüllülük esasına dayalı bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS 22.0 ve Jamovi 2.7.2 programlarıyla analiz edilmiş; doğrulayıcı faktör analizi, t-Testi, ANOVA, korelasyon ve regresyon gibi nicel yöntemlerle incelenmiştir. Bulgulara göre, doğrulayıcı faktör analizleriyle ölçeklerin geçerlilik ve güvenilirliği doğrulandıktan sonra, t-testi ve ANOVA sonuçları cinsiyet, medeni durum ve yaşa göre anlamlı farklılık ortaya koymamış; mesleki deneyim otantik liderlik algısında, öğrenim ve gelir düzeyi ise C tipi kişilikte farklılık yaratmıştır. Korelasyon analizleri, C tipi kişilik ile tutkunluk arasında zayıf, otantik liderlik algısı ile tutkunluk arasında ise orta düzeyde pozitif ilişkiler olduğunu, ayrıca C tipi kişilik ile otantik liderlik arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu göstermiştir. Regresyon sonuçları ise C tipi kişiliğin (R²= 0.06, p< 0.001) ve otantik liderlik algısının (R²= 0.22, p< 0.001) işe tutkunluk üzerinde pozitif ve anlamlı etkiler yarattığını ortaya koymuştur. Bu araştırma, özellikle içe dönük ve uyum eğilimli bir yapı olan C tipi kişiliğin, örgütsel psikoloji literatüründe az çalışılmasına rağmen pozitif örgütsel çıktılarla anlamlı şekilde ilişkilendirilmiş olması araştırmaya özgün bir katkı sağlamaktadır. Otantik liderliğin işe tutkunluğu en güçlü biçimde etkileyen unsur olarak öne çıkması ise liderlik tarzlarının çalışan bağlılığındaki kritik rolünü göstermektedir.Öğe II. Bayezid'in kızlarının vakıfları ve vakıf eserleri(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Baysal, Zeyneb; Yıldırım, MustafaBu çalışma, II. Bayezid’in kızlarının kurdukları vakıfları ve inşa ettirdikleri mimari eserleri ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. II. Bayezid’in tespit edilebilen on üç kızı vardır. II. Bayezid kızlarına; Çanakkale, Kocaeli, Bursa, Üsküp, Kratova, Zihne, Serez, Drama ve Dimetoka’da çeşitli topraklar temlik etmiştir. II. Bayezid’in kızlarının bir kısmı kendi başlarına, bir kısmı eşleriyle birlikte, kendilerine temlik edilen toprakların gelirleriyle Çanakkale, İstanbul, Bursa, Edirne, Üsküp, Zihne ve Serez’de, cami, medrese, muallimhâne, imârethane, zâviye, türbe, çeşme türünde eserler inşa ettirmişlerdir. Bu eserlerin birkaçı dışında hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. II. Bayezid’in kızlarının yaptırdıkları eserlerin süreklilikleri için kurdukları vakıflar dışında mutasavvıfların zaviye ve türbeleri için kurdukları vakıflar bulunmaktadır. II. Bayezid’in kızlarının kurdukları bu vakıfların ve inşa ettirdikleri eserlerin ortaya çıkarılması için Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri/Osmanlı Arşivi belgeleri, in’âmât, muhasebe ve tahrir defterleri ana kaynak olarak kullanılmıştır. Vakfiyeler ve arşiv belgeleri ışığında vakıfların işleyişine dair bilgiler ortaya çıkarılmış, kaynaklardan tespit edilen mimari eserlerin yerleri tarihi haritalar vasıtasıyla tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayakta kalan birkaç eser ise mimari olarak incelenmiştir. Çeşitli padişahların kızlarının kurdukları vakıfları ve mimari eserlerini inceleyen çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. Fakat padişah kızlarına dair gerçekleştirilen bu çalışmalar valide sultanlar üzerine gerçekleştirilen çalışmalara nazaran daha az sayıdadır. Az sayıdaki bu çalışmalar ise genellikle tek bir kişinin vakıflarının ve mimari eserlerinin incelenmesi üzerine olmuştur. Bu sebeple gerçekleştirdiğimiz çalışma, tek bir padişahın tüm kızlarının vakıflarını ve mimari eserlerini inceleyerek bir döneme ışık tutmayı amaçlamıştır. Böylece bu çalışmayla aynı ve yakın yüzyıllarda yaşamış padişah kızlarının vakıf kurma, mimari eser inşa etme kültürleri ortaya konularak, bu alanda yapılacak yenilikçi çalışmalara öncül olacaktır.Öğe Dini çeşitlilik problemine Keith Ward'ın ılımlı-çoğulcu yaklaşımı(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Özelçi, Haticetül Kübra; Dalkılıç, BayramBu çalışma dinî çeşitlilik problemine bir yanıt olarak dinî çoğulculuk ile ilgilidir. Bu çalışmada Keith Ward’ın (1938-) dinî çeşitliliğe yaklaşımı incelenmektedir. Ward, John Hick’in (1922-2012) çoğulculuğunu katı çoğulculuk olarak nitelemektedir. Ward katı çoğulcu yaklaşımları kabul etmemektedir. O, aynı zamanda dinî dışlayıcılığın ve dinî kapsayıcılığın da dinî çeşitlilik problemine çözüm olmadıklarını iddia etmektedir. Bu çalışmada Ward’ın ılımlı çoğulcu bir yaklaşım sunduğu iddia edilmektedir. Ward, dinî inançlar arasında seçim yapmayı sağlayabilecek rasyonel ölçütün olduğunu savunmaktadır. Bu açıdan o, bütün dinleri eşdeğer görmemektedir. Ward, bazı dinî ifadeleri literal anlamlı olarak almaktadır. Hick’in katı çoğulculuğunda ise dinî inanç ifadeleri metaforik, mitolojik anlamlıdır. Kurtuluş sorunu ile ilgili olarak da Ward, bütün insanların kurtuluşa erişme olasılığının sonsuz olması gerektiğini iddia etmektedir. Ward’ın yaklaşımının çoğulcu olarak sınıflandırılmasında asıl neden onun hiçbir dini kuralkoyucu olarak görmemesidir. Çalışmada dinler arasında hoşgörünün sağlanabilmesi için ortak dinî ilkelerin tespit edilmesinin gerektiğine; eleştirel gerçekçi teorinin epistemoloji anlayışına uygun olarak dinî inançlar arasında rasyonel yargılamanın yapılabileceğine varılmaktadır.Öğe Afganistan'da devlet inşası süreci ve kırılgan devlet bağlamında bir değerlendirme(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Saayi, Zabihullah; Örselli, ErhanÇalışmada, devletin kırılganlığı ve başarısızlığı kavramı çerçevesinde Afganistan’da ulus devletin oluşum süreci incelenerek, Afganistan Devleti’nin kırılganlığının ve başarısızlığının nedenleri analiz edilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, başarısız/kırılgan devlet kavramı ve kırılganlığın göstergeleri açıklanarak, teorik bir çerçeve oluşturulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde tarihsel bir bakış açısıyla, Afganistan’ın bağımsız bir krallık olarak kuruluşundan otokratik bir cumhuriyete geçişine kadar devleti inşa etme çabaları ve buna paralel olarak, güçlü bir ulusal devlet kurma ve meşruiyeti kurumsallaştırma konusundaki çabalar ve kırılganlıklar değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde, iki karşıt tutum ekseninde devleti inşa etme çabası yani komünist rejim dönemi ve ardından İslamcı hükümetlerin ortaya çıkışı olmak üzere iki farklı ancak birbirini izleyen aşama incelenmekte ve devletin bu dönemlerdeki işleyişi başarı ve başarısızlık açısından analiz edilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde, uluslararası toplumun geniş desteğiyle devletin yeniden inşasını ve etkin bir devlet oluşturmayı mümkün kıldığı 2001’den sonraki yirmi yıllık fırsat incelenmiştir. Bu arada, çalışmanın beşinci ve son bölümünde ise, etkin bir devlet kurma yönündeki tüm çabalara rağmen, istikrarlı ve verimli bir devletin kurulmasını engelleyen ve devletin başarısızlığına kırılganlığına etki eden faktörler üzerinde durulmuştur. Genel olarak değerlendirildiğinde çalışmada, Afganistan’daki devlet kırılganlığının yalnızca belirli bir dönemin veya tek bir faktörün ürünü olmadığı, çeşitli siyasi, idari, ekonomik, sosyal, kültürel ve güvenlik gibi farklı birçok faktörün sonucu olduğu ve aynı zamanda Afganistan’da devlet inşasının zorlu yolculuğunda kök saldığı sonucuna ulaşılmıştır.Öğe Tahkim anlaşmasının bağlayıcılığı(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Büyüker Gündoğan, Ayşe Büşra; Bal, NurullahBu çalışmada tahkim anlaşmasının bağlayıcılığına odaklanmaktadır. Tahkim kurumunun temel ilkeleri ve işleyişi çerçevesinde söz konusu bağlayıcılığın teorik ve pratik yönleri incelenmektedir. Tahkim, tarafların iradeleriyle şekillenen, devlet yargısına alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak, sıklıkla tercih edilmektedir. Bu bağlamda, tahkim anlaşmasının geçerliliği ve bağlayıcılığı, taraflar arası hukuki güvenlik açısından belirleyici bir rol oynamaktadır. Tez kapsamında, tahkim anlaşmasının tanımı, hukuki niteliği, şekli, kapsamı ve etkileri ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir. Bağlayıcılık ilkesi, hem objektif, sübjektif hem de zamansal yönleriyle ele alınmıştır Tahkim anlaşmasının bağlayıcılığının hangi hâllerde ortadan kalkabileceği veya geçerliliğini yitirebileceği de değerlendirilmiştir. Ayrıca, kamu düzeni ve devlet egemenliği gibi kavramların tahkim anlaşmasının bağlayıcılığı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Devletin yargı yetkisi ile taraf iradesi arasındaki denge, bağlayıcılık ilkesinin sınırlarını belirlemektedir. Nihayetinde, tahkim anlaşmalarının hukukî bağlayıcılığı, sözleşmesel bir yükümlülük olmanın yanında hukukun etkinliği ve yargı sisteminin işlevselliği açısından da önem arz etmektedir.Öğe Çağdaş seramik sanatında iplik kullanımı ve kişisel uygulamalar(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Gürol Öz, Miray; Özgüven, SanverGeçmişten günümüze seramik sanatında pek çok farklı yan malzeme kullanılmıştır. Modern seramik eserleri yaratılırken sanatçılar, geleneksel malzemelere ek olarak ahşap, metal, plastik ve tekstil gibi yenilikçi unsurları da tercih etmektedir. Bu yan malzemelerin kullanımı genellikle iki temel amaca hizmet eder: Birincisi, ahşap, metal ve taş gibi malzemeler genellikle eserin kaidesi olarak işlev görmekte ve teknik sorunların çözümüne katkı sağlamaktadır. İkincisi ise, plastik ve tekstil gibi unsurlar, eserin kavramsal yapısına derinlik ve zenginlik katmaktadır. Seramik malzeme, çağdaş seramik sanatında çeşitli biçimlerde kullanılmakta; sanatçılar duygularını ve kavramsal yaklaşımlarını farklı kil türleri, sırlar ve pişirim teknikleriyle ifade etme olanağı bulmaktadır. Bu bağlamda, çok sayıda yan malzemenin kullanımı dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, seramikte yan malzeme kullanımına genel bir bakış sunulacak; özellikle ipliğin taşıdığı özel role odaklanılacaktır. Bir tekstil ürünü olarak iplik, günümüzde pek çok alanda işlevsel bir malzemedir. Tek başına bir sanat eserinin ana malzemesi olabildiği gibi, seramik, metal ve ahşap gibi farklı malzemelerle birlikte de kullanılabilmektedir. Çağdaş seramik sanatında yan malzeme olarak ipliğin kullanımı, sanatçılara farklı ifade olanakları sunmakta ve eserlerin anlatımını zenginleştirmektedir.Öğe 19. ve 20. yüzyılda Konya'da yaşamış gayrimüslimlerin sosyal ve kültürel hayatları ve mezarlıkları(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Akbaba, Refika; Aras, AhmetHititlere, Lidyalılara, Romalılara, Selçuklulara ve Osmanlı Devleti’ne ev sahipliği yapan Konya farklı kültür ve dinlerin izlerini taşımaktadır. Gayrimüslimler de tarihi süreç içerisinde farklı zamanlarda Konya’da ikamet etmişlerdir. Birinci yüzyılın ortalarında Pavlus (MS. 47-53)’un Konya’yı ziyaret etmesi, burada bir süre kalması ve bu sürecin Kutsal Kitap’ta da yer alması elbette ki Hristiyanlar açısından Konya’nın önemini artırmaktadır. Konya Osmanlı Devleti zamanında da gayrimüslimlere ev sahipliği yapmıştır. Diğer şehirlerin aksine Müslümanlar ve gayrimüslimler farklı mahalleler yerine aynı mahallelerde iç içe büyük bir hoşgörü içerisinde yaşamışlardır. Konya merkezde genellikle Sahipata Mahallesi, Konevi Mahallesi ve Sille Mahallesi’nde yaşamışlardır. Yerleşik bulundukları mahallelerde hayvancılık ve tarımdan ziyade ticaret ve esnaflık yapan bu insanlar, demircilik, dericilik, halıcılık, şarap üretimi, marangozluk, kalaycılık, yağcılık, doktorluk, avukatlık gibi çok çeşitli meslek dallarıyla ilgilenmişlerdir. 19. ve 20. yüzyılın başlarında açtıkları ve eğitim verdikleri eğitim kurumlarının başında Cenanyan Mektebi ile Sahakyan Mektebi gelmektedir. Kilistra ve Sille’de mağara kiliselerinin örnekleri görülürken Aya Eleni Kilisesi ile Süt Kilisesi’nin müze olarak varlığını koruduğu görülmektedir. Bugün hala ibadete açık olan tek kilise Aziz Pavlus Kilisesi’dir. Öldükten sonra bir hayatın varlığına inanma, ölüm karşısındaki tutum ve davranışları belirlerken defin ve mezarlık ile ilgili uygulamaları da beraberinde getirmektedir. Yahudilik ve Hristiyanlıkta ölümün asıl sebebi ilk insanın bağımsız ve özgür olmak düşüncesi ile işlemiş olduğu günahtır. Uygulamalarda farklılık olsa da gayrimüslimlerde de ölüyü yıkama ve kefenleme göze çarpmaktadır. Bir yerde yaşamın olduğunu gösteren en önemli kanıtlardan bir tanesi de mezarlıklardır. Sille’de yaşayan Rumlar burada bulunan mezarlıklara Müslümanlar ile karışık bir şekilde gömülmüşlerdir. Musalla Mezarlığı’nın içerisinde küçük bir gayrimüslim mezarlığı bulunmaktadır ki burada 16 tane mezar tespit edilmiştir. Ereğli’de bulunan gayrimüslim mezarlığında ise 50 kadar Ermeni mezarı tespit edilmiştir. Encümen kararı ile Sille ve Musalla mezarlıklarının gayrimüslimler için defne kapatılması ile Bosna Mezarlığı içerisinde yeni bir alan oluşturulmuştur. Burada ise 8 adet mezar bulunmaktadır. Çalışmamızda tarih boyunca pek çok millete ve dine ev sahipliği yapan Konya’da yaşamış olan gayrimüslim unsurların yoğun olarak yaşadıkları yerler, eğitim, ibadet ve meslek gibi kültürel ve sosyal hayatlarına dair bilgilerin yanı sıra ölüm karşısındaki tutum ve davranışları ve mezarlıklarının nerelerde olduğu ile ilgili bilgiler paylaşılmıştır. Mezarlıklarla ilgili yapılmış olan araştırmalar ve gözlemler yalnızca bilimsel birer çalışma olmayıp aynı zamanda hızla yok olan tarihin ve bunun göstergesi olan eserlerin de kurtarılması anlamına gelmektedir.Öğe Finansal kaldıraç oranının şirketlerin finansal performansına etkisi: Myanmar Yangon borsasında faaliyet gösteren şirketler üzerine bir uygulama(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Kyaw, Ye Htut; Salur, Mehmet Nuriİşletmelerin finansal yapılarında borç kullanım düzeyi, yani finansal kaldıraç, şirketin risk düzeyi ve performansı üzerinde doğrudan etkili bir unsurdur. Finansal kaldıraç, şirketin borç yoluyla sermayesini nasıl yapılandırdığını ve bu yapının kârlılık üzerindeki etkisini yansıtır. Bu çalışmada, Myanmar Yangon Borsası’nda işlem gören sekiz şirketin 2019-2024 yıllarına ait finansal verileri kullanılarak, finansal kaldıraç oranı ile finansal performans göstergeleri (ROA, ROE, EPS ve Tobin Q) arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmada bağımsız değişken olarak borç/varlık oranı (finansal kaldıraç), bağımlı değişkenler olarak ise performans göstergeleri kullanılmıştır. SPSS programı aracılığıyla tanımlayıcı istatistik, korelasyon ve basit doğrusal regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçları, yüksek finansal kaldıraç oranlarının şirketlerin finansal performansını genellikle olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır.Öğe Hadis edebiyatında mu'cem ve meşyeha türü eserler -Hicri VI. ve X. asırlar arası-(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Bozkır, Muhammet Cihat; Yavuz, AdilBu çalışma, hadis edebiyatında önemli bir tasnif türü olan muʿcem ve meşyeha eserlerini hicrî VI.-X. asırlar arasındaki gelişimiyle birlikte incelemektedir. Muʿcem ve meşyehalar, hadis rivayet zincirlerini muhafaza etmeleri, râviler hakkındaki bilgileri içermeleri ve tasnif yöntemleriyle ilmi mirası aktarmaları bakımından kıymetli kaynaklardır. Tezde bu eser türlerinin tanımı, tarihî gelişimi, yazılış amaçları ve tasnif usulleri ele alınmış, çeşitli örnekler üzerinden değerlendirmeler yapılmıştır. Ayrıca muʿcem ve meşyeha türlerinin birbirleriyle olan ilişkisi, ricâl, tabakât ve diğer hadis edebiyatı türlerine katkıları incelenmiş ve bu tür eserlerin sadece hadis nakliyle sınırlı kalmayarak, biyografi, tarih, coğrafya ve edebiyat gibi alanlarla ilgili bilgileri de içerdiği ortaya konmuştur. Araştırma, mevcut literatürdeki boşlukları gidermeyi ve bu alandaki çalışmalara katkı sunmayı hedeflemektedir.Öğe Dijital menülere sahip et işletmeleri ve tüketici beklentilerinin karşılaştırılması(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Okumuş, Mehmet İhsan; Güneş, EdaBu araştırmanın amacı, Konya’da karekod menü kullanan et işletmelerinin ve tüketicilerinin deneyimlerini, beklentilerini, kullanım kolaylığı algılarını ve fayda algılarını karşılaştırmalı olarak incelemektir. Araştırmada birleştirici karma yöntem yaklaşımı benimsenmiştir ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile veriler toplanmıştır. Çalışma kapsamında 9 işletme ve 90 tüketici ile görüşülmüştür. Nitel veriler betimsel olarak analiz edilmiş, nicel verilerse parametrik olmayan Mann Whitney U-Testi ve Spearman korelasyon testi ile analiz edilmiştir. Çalışmanın merkezinde teknolojik bir olgu olan QR kodlu menüler bulunduğu için katılımcılardan elde edilen verileri daha kapsamlı değerlendirebilmek adına veriler, Teknoloji Kabul Modeli çerçevesinde de değerlendirilmiştir. Bulgular, işletmelerin QR kod menülerin sipariş sürecini hızlandıran, personel yükünü azaltan ve maliyetleri düşüren bir uygulama olduğunu belirtmiştir. Tüketiciler ise QR kod menüleri pratik, erişilebilir ve modern bulurken, bazı kullanıcılar teknik sorunlar ve arayüz tasarımındaki eksiklikler nedeniyle olumsuz deneyimler yaşadıklarını aktarmıştır. Bulgular Teknoloji Kabul Modeli kapsamında incelendiğinde ise, işletmelerin dijital menüleri operasyonel verimlilik, hijyen ve maliyet avantajı nedeniyle benimsediğini, tüketicilerin ise özellikle kullanım kolaylığı, görsel kalite ve güncellik konusunda yüksek beklentilere sahip olduğunu göstermiştir. Sonuçlar, QR kod menülerin her iki grup için de önemli avantajlar sunduğunu, ancak sistemin daha verimli kullanılabilmesi için kullanıcı dostu arayüz ve teknik altyapının geliştirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. İşletme gurubuna ait “Karekod menü kullanmanızın nedenleri” ve tüketici grubuna sorulan “QR kod menüler hakkındaki genel görüşünüz nedir?” sorularına ait cevapların korelasyonu sonucu çıkan anlamlı ilişki, işletmelerin QR menü tercih etme nedenlerinin, kullanıcıların QR menülere olan genel algısıyla paralellik taşıdığını ve birbirini karşılar nitelikte olduğunu göstermektedir.Öğe Mevlevî, Bektâşî ve Ahî menkıbelerine göre Anadolu'da sosyal hayat(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Yavuz, Fatma; Biçer, BekirTürkler tarih sahnesine çıktıkları ilk andan itibaren yaşadıkları farklı coğrafyalarda farklı deneyimler edinmişlerdir. Çeşitli dinlerin etkisine girerek, her dönemde farklı kültürel birikimler oluşturmuşlardır. İslamiyet’in kabulünden sonra ise eski birikimleri ile yeni dini anlayışlarını birleştirmişlerdir. Bu uyarlamalar sosyal hayatlarında değişikliklerin yaşanmasına neden olmuştur. Bu birikimlerin devamı ve halk kültürünün bir parçası alarak menkıbeler doğmuştur. Menkıbeler toplumsal hafıza ve değerleri en güzel şekilde yansıtan dini, edebî ve folklorik eserlerdir. Bu çalışmada Mevlevî, Bektâşî ve Ahî menkıbelerine göre Anadolu’da sosyal hayat konusu ele alınmıştır. Tezimizde, Türkiye Selçuklu döneminde Anadolu’da yaşanan siyasi, ekonomik, kültürel, dini ve sosyal olayların izleri menkıbelerde sürülmeye çalışılmıştır. Temel kaynak olarak Manzûm Hacı Bektâş Veli Vilâyetnâmesi ile Hacı Bektâş Velî’ye ait diğer menkıbeler, Ahmed Eflâkî’nin yazmış olduğu Menâkıbü’l-Ârifîn, Mevlânâ’nın eserleri ve diğer Mevlevî kaynakları ile Ahî Evran menâkıbnameleri kullanılmıştır. İhtiva ettikleri bilgiler ve kapsadığı dönemler açısından büyük benzerlikler içeren bu kaynaklardan istifade ederek hem Mevlevîlerin, Bektâşîlerin ve Ahîlerin yaşayışları, toplum ile olan ilişkileri hem de Türkiye Selçuklu döneminde toplumun sosyal ve kültürel hayatına dair çıkarımlar tespit edilmeye çalışılmıştır.Öğe 2003 sonrası Irak Cumhuriyeti'nde sivil toplum kuruluşları ve faaliyetleri üzerine bir inceleme(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Hameed, Nuha Anwar Hameed; Örselli, ErhanSivil toplum, modern devlet yapısının temel dayanaklarından birini oluşturarak vatandaşlık bilincinin, toplumsal sorumluluğun ve katılım kültürünün düzeyini yansıtır. 2003 yılı, Irak’ın siyasal ve toplumsal tarihinde belirleyici bir dönüm noktası olmuş; devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlandığı, çok sayıda sivil toplum kuruluşunun ortaya çıktığı bir süreci başlatmıştır. Bu dönemde sivil toplum kuruluşları, insani yardım, kalkınma, insan hakları ve kültürel faaliyetler gibi farklı alanlarda önemli roller üstlenmiştir. Irak’taki sivil toplum kuruluşları, demokratik değerlerin yerleşmesi, vatandaşların karar alma süreçlerine katılımı ve toplumsal diyalog kültürünün güçlenmesi açısından dikkat çekici bir işlev görmüştür. Bu kuruluşlar, devlet ile birey arasında aracı bir konum kazanmış; hesap verebilirlik, şeffaflık ve katılım ilkelerinin yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştur. Ancak kurumsal kapasite eksikliği, dış finansman bağımlılığı, koordinasyon yetersizliği ve siyasi istikrarsızlık gibi faktörler, etkinlik düzeylerini sınırlandırmıştır. Irak’taki sivil toplum kuruluşları bu zorluklara rağmen yeniden yapılanma, kadın ve gençlerin güçlendirilmesi, eğitim, sağlık ve toplumsal barış alanlarında belirgin katkılar sunmaktadır. Bu bağlamda, Irak Kızılay Derneği, Hammurabi İnsan Hakları Derneği, Irak Yazarlar ve Edebiyatçılar Birliği, Irak El-Amal Derneği ve Temmuz Sosyal Gelişim Derneği gibi kurumlar, sivil katılımın ve toplumsal dayanışmanın somut örneklerini oluşturmaktadır. Elde edilen bulgular, Irak’ta sivil toplum kuruluşlarının gelecekteki etkinliğinin, devlet kurumları ve özel sektör ile dengeli ortaklıklar kurma kapasitesine, mali ve idari bağımsızlıklarını güçlendirmelerine ve kurumsal yapılarının sürdürülebilir biçimde geliştirilmesine bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu unsurların sağlanması, demokratikleşme sürecinin derinleşmesine ve toplumsal istikrarın güçlenmesine önemli katkılar sunacaktır.Öğe Azerbaycan'da ehl-i haklar(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Badirov, Sayaddin; Şenzeybek, AytekinBu araştırma, İslam mezhepleri tarihi çerçevesinde gulât (aşırı) Şiî eğilimler arasında değerlendirilen Ehl-i Hak inancının, özellikle Azerbaycan coğrafyasındaki tarihsel oluşumu ve gelişim sürecini ele almaktadır. Çalışmada, Ehl-i Hak inancının söz konusu bölgedeki toplumsal, kültürel ve siyasal koşullarla etkileşimi analiz edilmekte; bu etkileşimin, inanç sisteminin yerleşik yapısına ve bölgedeki edebî yansımalarına nasıl şekil verdiği ortaya konulmaktadır. Bu inanç sisteminin dışa kapalı doğası, mensuplarının dini ritüellerini ve öğretilerini kamuya açık alanlardan uzak bir şekilde gerçekleştirmelerine neden olmuştur. Azerbaycan edebî geleneği incelendiğinde, bu bölgenin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda mistik ve heterodoks inanç sistemlerinin de yoğunlaştığı bir merkez olduğu görülmektedir. Özellikle Hak Âşıkları olarak bilinen halk şairlerinin hayat hikâyeleri ve eserleri, çoğunlukla Ehl-i Hak inancı ile iç içe geçmiş bir nitelik arz etmektedir. Bu durum, edebî kimliğin mistik inançlarla bütünleştiğini ve şiirsel anlatımın aynı zamanda bir inanç aktarımı işlevi gördüğünü göstermektedir.












