Sosyal Bilimler Enstitüsü Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Türkiye’de büyükşehir belediyelerinin krize dayanıklılığı: Konya Büyükşehir Belediyesi örneği(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Kutlu, Sadullah; Sevinç, İsmailPandemilerden doğal afetlere kadar uzanan krizlerin sıklığının ve karmaşıklığının arttığı bir çağda, kentsel yönetişim sistemlerinin dayanıklılığı, küresel ölçekte kritik bir mesele haline gelmiştir. Çok sayıda tehlikeye karşı oldukça hassas bir ülke olan Türkiye'de, büyükşehir belediyeleri bu zorlukların yönetiminde ön saflarda yer almakta ve yalnızca acil müdahale ile değil, aynı zamanda uzun vadeli kentsel dayanıklılık inşa etme göreviyle de karşı karşıyadır. Ancak, belediyelerin kriz yönetimini düzenleyen yasal çerçeveler (örneğin 5216 sayılı Kanun) ile sahadaki operasyonel kapasite arasında, 6 Şubat 2023'teki yıkıcı depremler gibi son olayların da ortaya koyduğu önemli bir boşluk bulunmaktadır. Bu doktora tezi, Konya Büyükşehir Belediyesi'ni (KBB) derinlemesine bir vaka çalışması olarak kullanarak, Türkiye'deki büyükşehir belediyelerinin krize dayanıklılık kapasitesini kapsamlı bir şekilde analiz etmeyi ve değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Nitel bir araştırma deseni kullanan bu çalışma, 30 büyükşehir belediyesinin kurumsal çerçevelerine yönelik karşılaştırmalı bir analizi, Konya üzerine detaylı bir vaka çalışmasıyla birleştirmektedir. Analiz, stratejik planlara, yasal belgelere, resmî raporlara ve performans programlarına dayanmakta olup; kurumsal teori ve çok düzeyli yönetişimi bütünleştiren teorik bir perspektifle yorumlanmaktadır. Araştırma, kriz yönetimi altyapısına yaptığı stratejik yatırımlar ve 2023 depremleri sırasındaki önemli destekleyici rolüyle dikkat çeken KBB'nin, resmî planlarını işlevsel dayanıklılığa nasıl dönüştürdüğünü incelemektedir. Çalışma, KBB'nin Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) aracılığıyla kurumsal tasarımını, Hatay iline yaptığı yardımlar gibi ulusal acil durumlardaki koordinasyon mekanizmalarını, kuraklık ve deprem gibi tehlikelere yönelik risk değerlendirme kabiliyetlerini ve Sendai Çerçevesi gibi ulusal ve küresel çerçevelerle stratejik uyumunu ele almaktadır. Bulgular, Konya gibi belediyelerin lojistik kapasite ve belediyeler arası dayanışma konularında önemli güçlükler sergilemesine rağmen; standartlaştırılmış kurumsal modeller, kaynak tahsisi ve dayanıklılığın kentsel planlamanın tüm yönlerine tam entegrasyonu ile ilgili zorlukların devam ettiğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak bu tez, Türkiye'deki büyükşehir belediyelerinin yasal, kurumsal ve finansal kapasitelerini güçlendirmeyi amaçlayan ve daha uyarlanabilir, koordineli ve proaktif kentsel kriz yönetimi sistemleri inşa etmek için bir model sunan, eyleme dönüştürülebilir politika önerileriyle katkıda bulunmaktadır.Öğe Türk sinemasında klasik Türk müziğinin kullanımı: tarihi ve estetik bir inceleme(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Özalp, Hatice Güsün; Kurubaş, BurakBu araştırmada, klasik Türk müziğinin Türk sinemasında konumu ve anlatıdaki işlevleri tarihsel ve estetik bir çerçevede incelenmiştir. Araştırmada, Türk sinemasının erken sesli döneminden itibaren görsel anlatıyı destekleyen müzikal öğelerin –özellikle de klasik Türk müziği repertuvarının– sinemadaki işitsel estetiğe, sahne atmosferine, karakter inşasına, dramatik yapı ve seyirciyle kurulan duygusal ilişkiye yansımasının ortaya koyulması amaçlanmıştır. Türk sineması, özellikle 1930’lardan itibaren müzikle güçlü bir etkileşim kurmuş ve bu birliktelik zamanla hem sinema estetiğini hem de toplumsal belleği biçimlendirmiştir. Bu etkileşimde klasik Türk müziği yalnızca bir fon müziği değil, aynı zamanda bir anlatı unsuru, kültürel aktarıcı ve toplumsal hafızanın taşıyıcısı olarak rol almıştır. Bu bağlamda sinemada kullanılan müziklerin analizi hem sanatsal hem de sosyolojik bakımdan büyük önem taşımaktadır. Araştırma nitel bir yaklaşımla yürütülmüş; literatür taramasına dayalı doküman incelemesi yapılmış ve erken sesli dönemden Yeşilçam'ın yoğun üretim yıllarına uzanan süreçte klasik Türk müziğinin belirgin kullanıldığı temsil gücü yüksek seçili filmler üzerinde görsel-işitsel içerik analizi uygulanmıştır. Odak, 1930-1970 aralığında klasik repertuvarın film diliyle bütünleştiği pratiklerdir; 1980 sonrası arabesk-pop baskınlığı ve 2000 sonrası dijitalleşme ise karşılaştırmalı örneklerle tartışılmıştır. Bulgular, klasik Türk müziğinin filmde yalnızca fon olarak değil, mekânları ve karakterleri işitsel olarak kodlayan, kimlik ve kültürel bellek üreten bir anlatım aracı olarak işlediğini göstermektedir. Makamduygu ilişkisi özellikle melodramlarda karakterlerin bastırılmış duygularını görünür kılan bir iç monolog diline dönüşürken, kanto ve longa gibi formlar komedi ve eğlence sahnelerinde hem ritmi hem de sınıfsal-kültürel atmosferi kurmaktadır. Tanıdık repertuvar, seyircinin filmle kurduğu duygusal bağı güçlendirerek izleme deneyimini bellek üzerinden yoğunlaştırmıştır. Araştırma sonucunda, klasik Türk müziğinin bazı dönemlerde etkisini kaybetse de özellikle 1930-1970 arası dönemde Türk sinemasında kültürel aktarımın taşıyıcısı ve sinema anlatısının işitsel omurgası olarak belirleyici bir konuma sahip olduğunu ortaya koymaktadır.Öğe Sinemada kadın bedeninin ve kimliğinin teknolojik dönüşümü(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Onurlucan, Ömür; Berk, Mustafa EvrenFeminizmin tarihsel dönüşümü ve bu dönüşümün sinemadaki temsilleri, toplumsal cinsiyet ilişkilerinin kültürel üretim alanlarında nasıl kurulduğunu anlamak açısından önemli bir inceleme alanı sunmaktadır. Feminist düşünce yalnızca kadın haklarına yönelik bir mücadele alanı değil; aynı zamanda özne, beden, kimlik ve teknoloji kavrayışlarını yeniden değerlendiren çok katmanlı bir kuramsal çerçeve olarak ele alınmaktadır. Bu bağlamda araştırma, birinci dalgadan beşinci dalgaya uzanan feminist kuramsal çeşitliliği temel almakta ve liberal, radikal, Marksist, sosyalist, siyah, postmodern, queer, kesişimsel, dijital ve xenofeminist yaklaşımların sinemasal metinlerde hangi anlatısal ve söylemsel stratejiler aracılığıyla görünürlük kazandığını incelemektedir. Araştırmada nitel yöntem benimsenmiş; film anlatılarında yer alan diyaloglar, karakter konumlanışları ve ideolojik söylemler Teun A. van Dijk’in eleştirel söylem analizi yaklaşımı doğrultusunda değerlendirilmiştir. Bununla birlikte filmlerde yer alan görsel göstergeler, semboller ve anlatı yapıları Roland Barthes’ın göstergebilimsel yaklaşımı çerçevesinde çözümlenmiştir. Bulgular, feminist dalgaların sinemada yalnızca tematik içerik düzeyinde değil, aynı zamanda anlatı yapısı, karakter temsilleri ve ideolojik söylemler açısından da önemli dönüşümler yarattığını ortaya koymaktadır. Birinci dalga feminizm döneminde filmler kadınların hukuki eşitlik, yurttaşlık ve siyasal temsil taleplerini görünür kılan anlatılar üretirken; ikinci dalga feminizm patriyarkal iktidar ilişkileri, ev içi emek, kadın bedeni ve toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eleştirileri sinemasal anlatının merkezine taşımaktadır. Üçüncü dalga feminizm ise kimlik, farklılık ve temsil tartışmalarını öne çıkararak ırk, sınıf ve cinsel kimlik gibi çoklu baskı biçimlerini görünür kılmaktadır. Dijitalleşme ve teknolojik dönüşümlerle birlikte gelişen çağdaş feminist yaklaşımlar ise posthüman özne, dijital kültür ve teknoloji ile toplumsal cinsiyet ilişkileri arasındaki bağlantıları sinemasal anlatıların önemli xxi temaları hâline getirmektedir. Bu bulgular, feminizmin tarihsel evriminin sinema aracılığıyla çok katmanlı ve dinamik bir biçimde izlenebildiğini göstermektedir.Öğe Algılanan Sosyal Medya Çevikliğinin Müşteri Davranışsal Katılımı Üzerindeki Etkisi: Kültürel Farklılıkların Düzenleyici Rolü(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Ahmed, Aziz Faisal Abdulaziz; Alagöz, Selda BaşaranÇalışma, algılanan sosyal medya çevikliğinin müşteri davranışsal katılımı üzerindeki etkisini incelemeyi ve kültürel farklılıkların bu ilişkideki düzenleyici rolünü analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda, müşteri davranışsal katılımı satın alma, tavsiye etme, etkileme (influence) ve geri bildirim olmak üzere dört boyutta ele alınmış; kültür ise Hofstede’in kültürel boyutları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında sekiz hipotez geliştirilmiş ve hipotezleri test etmek üzere Türk ve Yemenli katılımcılardan eşit sayıda olmak üzere toplam 400 kişilik kolayda örneklemden çevrimiçi anket aracılığıyla veri toplanmıştır. Algılanan sosyal medya çevikliğinin müşteri davranışsal katılımı üzerindeki doğrudan etkileri basit regresyon analiziyle, kültürün düzenleyici rolü ise Hayes’in Process Macro Model 1 yaklaşımıyla test edilmiştir. Bulgular, algılanan sosyal medya çevikliğinin müşteri davranışsal katılımının tüm boyutları üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca kültürün, sosyal medya çevikliği ile müşteri satın alımları arasındaki ilişkide negatif yönlü; müşteri tavsiyeleri arasındaki ilişkide ise pozitif yönlü düzenleyici etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Buna karşılık, kültürün müşteri etkileri ve müşteri geri bildirimleri üzerindeki düzenleyici rolü genel olarak anlamlı bulunmamıştır. Ancak kültürel boyutlar ayrı ayrı incelendiğinde, erillik/dişillik boyutunun müşteri geri bildirimleri üzerinde anlamlı bir moderatör etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, sosyal medya çevikliğinin uluslararası pazarlarda müşteri davranışlarını şekillendiren stratejik bir yetkinlik olduğunu ortaya koymaktadır.Öğe BÂBÜR İMPARATORLUĞU DEVLET TEŞKİLÂTI (1526-1858)(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Aydın, Tevfik; Kuşçu, Ayşe DuduBâbür İmparatorluğu, 1526 yılında Zâhruddîn Muhammed Bâbür tarafından Panpat Savaşı’nın ardından kurulmuş ve yaklaşık üç asır boyunca Hnt coğrafyasının en güçlü syas teşekküllernden br olarak varlığını sürdürmüştür. Türk devlet geleneğn İslam syaset anlayışıyla brleştren Bâbürlüler, dar teşklâtlanma, askerî yapı, adalet sstem ve mal teşklât alanlarında gelştrdkler kurumsal düzen sayesnde genş ve çok unsurlu br coğrafyayı merkezî otorte altında yönetmey başarmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, Bâbür Devlet’nn teşklât yapısını bütüncül br yaklaşımla nceleyerek Türk devlet geleneğ çersndek yern ortaya koymak ve devletn dar, askerî, hukuk ve mal kurumlarını tarhsel kaynaklar ışığında değerlendrmektr. Bu tezde ntel araştırma yöntem ve doküman analz teknğ kullanılmıştır. Araştırma kapsamında klask ve modern tarh yazımına at brncl ve kncl kaynaklar ncelenmş, elde edlen verler karşılaştırmalı br yaklaşımla analz edlmştr. Çalışma dört temel bölümden oluşmaktadır. Grş kısmında Hndstan’dak Türk varlığının tarhsel arka planı ve bu alana lşkn tarh yazımı değerlendrlmştr. Brnc bölümde devletn merkez, saray ve taşra teşklâtı ncelenerek dar şleyşn temel unsurları analz edlmştr. İknc bölümde mparatorluğun syas gücünün temel dayanağını oluşturan askerî teşklât, ordunun yapısı, savaş stratejler ve mansabdârlık sstem çerçevesnde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Bâbürlü adalet mekanzması ve hukuk anlayışı değerlendrlmş, son bölümde se devletn ekonomk yapısını meydana getren malye teşklâtı kapsamlı bçmde ncelenmştr. Araştırma sonucunda Bâbürlü Devlet’nn teşklât yapısının, Türk devlet teşklât geleneğnn temel esaslarıyla büyük ölçüde örtüştüğü tespt edlmştr. Devlet yönetm, merkez ve taşra teşklâtı, askerî organzasyon, adalet sstem ve mal yapı bakımından Bâbürlü kurumlarının öncek Türk-İslam devletlernn devamı ntelğnde olduğu görülmüştür. Ayrıca Batı lteratüründe yaygın bçmde kullanılan “Mughal” kavramının, tarhsel süreç çersnde Türk kmlğ ve devlet geleneğn ger planda bırakan blnçl br algının ürünü olarak yaygınlaştırıldığı; bu kullanımın Bâbürlülern Türk syas mrası çersndek yernn gölgelenmesne neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Nhayetnde bu çalışma, Bâbürlü Devlet’nn yalnızca Hnt coğrafyasının syas tarhnde değl, Türk devlet teşklât geleneğnn gelşm çzgsnde de öneml br yere sahp olduğunu ortaya koymaktadır. Elde edlen bulgular, mparatorluğun Türk syas ve darî mrasının ayrılmaz br parçası olduğunu göstermekte; bu mrasın tarhsel gerçeklk temelnde yenden değerlendrlmesnn önemn ortaya koymaktadır.Öğe AKILLI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR DEPO UYGULAMALARI VE SONUÇLARI: ÇUMRA ŞEKER FABRİKASI ÖRNEĞİ(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Acar, Arife; Geçkil, TahsinGünümüzde sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve küreselleşme gibi kavramların işletmeler üzerindeki etkisinin artmasıyla birlikte, lojistik ve depo yönetimi uygulamaları büyük bir değişim yaşamaktadır. Akıllı depo sistemleri, özellikle Endüstri 4.0 teknolojileri tarafından geliştirilmiştir ve operasyonel verimlilik, maliyet avantajı, hız, doğruluk ve çevresel sürdürülebilirlik açısından işletmelere önemli katkılar sunmaktadır. Bu doğrultuda, araştırmada akıllı depo teknolojilerinin sürdürülebilirlik performansı üzerindeki etkileri çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlar çerçevesinde incelenmiştir. Araştırma nitel bir araştırma yöntemi kullanılarak yürütülmüştür. Veri toplama sürecinde yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinden yararlanılmış ve araştırma örneklemi olarak Çumra Şeker Fabrikası seçilmiştir. Araştırmanın bir parçası olarak lojistik ve depo yönetimi alanlarında çalışan kişilerle görüşmeler yapılmış ve içerik analizi yöntemi kullanılarak analiz edilen veriler değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre akıllı depo sistemlerinin önemli oranda verimliliğe yol açtığı görülmüştür. Depolama süreçlerinde kullanılan gerçek zamanlı veri yönetimi, otomasyon teknolojileri, barkod sistemleri ve Depo Yönetim Sistemi (Warehouse Management System (WMS)) yazılımları; stok kontrol süreçlerinin etkinliğini artırmakta, sevkiyat operasyonlarını hızlandırmakta ve insan kaynaklı hata oranlarının azaltılmasına önemli katkılar sunmaktadır. Bu kapsamda akıllı depo sistemleri hem operasyonel verimliliğin artırılmasına hem de işletmelerin uzun vadeli rekabet avantajı elde ederek sürdürülebilir bir yönetim anlayışı geliştirmelerine katkı sağlamaktadır. Çalışmada çevresel sürdürülebilirlik boyutunda otomatik iklimlendirme sistemleri, atık ayrıştırma uygulamaları ve geri dönüşüm süreçlerinin olumlu etkileri tespit edilmiştir. Bununla birlikte karbon ayak izi ölçümü ve enerji tüketimi analizlerinin yeterli düzeyde yapılmaması önemli bir eksiklik olarak belirlenmiştir. Sosyal sürdürülebilirlik açısından ise iş güvenliği ve operasyonel güvenilirliğin arttığı, ancak nitelikli teknik personel eksikliğinin önemli bir sorun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak akıllı depo sistemlerinin yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil; aynı zamanda sürdürülebilirlik, kurumsal verimlilik ve rekabet avantajı sağlayan stratejik bir yapıÖğe ENDÜLÜS EMEVİ DEVLETİ'NDE (756-1031) İKTİDAR-ULEMÂ İLİŞKİSİ(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Büyükyılmaz, Yusuf; Atçeken, İsmail HakkıEndülüs Emevî Devleti’nde (138-422/756-1031) iktidar ve ulemâ ilişkilerini sosyolojik, politik ve hukuki bir perspektifle inceleyen bu çalışma, siyasi otorite ile dinî/entelektüel otorite arasındaki etkileşimi analiz etmektedir. Çalışmanın ana gayesi, bir devletin varlığını sürdürebilmesinin yalnızca askerî güce değil, o tahakkümü meşrulaştıran ve sınırlandıran ulemânın rızasına da bağlı olduğu gerçeğinden hareketle, bu iki güç arasındaki ilişkiyi deşifre etmektir. Tarihsel bir anlatının ötesine geçen bu çalışma, İbn Haldun’un asabiyet teorisini merkeze alarak, organik bir soy birliğine sahip olmayan ulemânın Mâlikî fıkhı etrafında kenetlenip nasıl kitleleri harekete geçirebilen bir dinî-içtimaî asabiyet ürettiğini ortaya koymaktadır. İktidar, toplumsal rızayı sağlamak, meşruiyetini tesis etmek ve devleti yönetmek için ulemânın halk nezdindeki kanaat önderliğine muhtaçtır. Hükümdarlar, ulemâyı müşavir, kadı, hazinedar ve diplomat olarak devletin karar alma mekanizmalarına entegre etmişlerdir. Bu entegrasyonu sağlamak amacıyla ulemâya arazi, ev ve yüksek maaşlar gibi maddî imkânlar sunan bir himaye sistemi kurulmuştur. Ulemâ ise bu destek karşılığında siyasi kararları şer’î bir filtreden geçirmiş, dış ve iç tehditlere karşı devlete hukuki bir meşruiyet zırhı sağlamıştır. Ayrıca bu sistemin içine girmeyi reddeden ulemânın varlığı da tespit edilmiştir. Ulemânın kitleleri yönlendirebilen bu güçlü otoritesi, iktidar tarafından zaman zaman bir beka tehdidi ve siyasi çekince olarak da algılanmıştır. Öte yandan, ulemâ devlet içinde yargı bağımsızlığını tavizsiz bir şekilde savunmuştur. Kâdılar; emirlerin şahitliğini reddetmiş, saray çevresinin mülkiyet gasplarına karşı durmuş, haksız talepler karşısında istifa tehdidini bir silah olarak kullanmış ve hukukun üstünlüğünü en kudretli yöneticilere bile dayatmayı başarmışlardır. İncelediğimiz bu dönemde hanedan içi taht kavgalarında ulemâ kilit bir figür olmuştur. Endülüs Emevî hilafetinin zayıflamaya yüz tuttuğu ve iktidarın fiilen Hâcib Mansûr’un eline geçtiği Âmirîler döneminde ulemânın, siyasi meşruiyetin tesisinde giderek araçsallaştırıldığı ve dönemin güç mücadelelerinde iktidar tarafından yönlendirilmeye çalışıldığı görülmüştür. Bu çalışma, iktidar ile ulemâ arasındaki ilişkinin salt bir itaat veya tek yönlü bir tahakkümden ibaret olmadığını kanıtlamaktadır. Aksine bu ilişki; dönemin şartlarına, yöneticilerin vizyonuna ve ulemânın direniş kapasitesine göre şekillenen, adalet, meşruiyet, himaye ve güç dengesi üzerine kurulu son derece karmaşık, zaman zaman karşılıklı bir çıkar ilişkisine sahne olmuştur.Öğe ÖZBEKİSTAN MÜFTÜSÜ USMANHAN ALİMOV‟UN “TEFSİR-İ İRFÂN” ADLI ESERİ(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Mamadiev, Bimurat; Akpınar, AliAllah Teâlâ, âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed Mustafa‟ya s.a.v. Kur‟ân‟ı insanlar için hayat rehberi ve desturu olarak indirmiştir. Peygamber Efendimizin s.a.v. görevi gereği Kur‟ân‟ı ashâbına öğrettiği gibi sahabe de kendilerinden sonra gelen ve hayırla tâbi olan nesle öğretmiştir. Daha sonraki asırlarda Kur‟ân‟a hizmet için tefsir rivayetleri tedvin edilmeye başladı. Arap olmayan milletler İslam‟ı kabul etmeye başlamasıyla Kur‟ân tefsirine olan ihtiyaç da arttı. Bu bağlamda İslam âlimleri tefsir ilminde müstakil eserleri telif etmeye yoğunlaştılar. İlk dönem tefsir âlimleri rey‟le tefsir etmekten çekindikleri sebebiyle daha çok rivayet tefsiri yöntemini kullandılar. Ancak rivayet tefsirinde uydurma ve isrâiliyat rivayetleri de aktarılmaya başlayınca İslam âlimleri rivayetlerin kabulü için isnat ve metin tenkiti gibi titiz şartları ve kaideleri uygulayarak rivayetleri süzgeçten geçirdiler. Daha sonra ihtiyaçtan dolayı dirayet tefsiri eserleri kaleme alınmaya başladı. Usmanhan Alimov önceki müfessirlerin yolunu takip ederek hem rivayet hem dirayet tefsir yöntemlerini birleştirerek Tefsir-i İrfân adlı eserini kaleme almıştır. Alimov, Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla yeniden egemenliğini alan Özbekistan halkına Kur‟ân‟ı doğru ve kolay anlamaları için eserinde ayetleri basit ve anlaşılır bir dil kullanarak açıklamıştır. Ayetlerin tefsirinde ayeti ayetle tefsiri yönteminin yanında sahabe ve tabiînden gelen rivayetleri zikrederek tefsir etmiştir. İtikadi ayetleri Ehli Sünnet inancı çerçevesinde, ahkâm ayetleri de Hanefi mezhebi ağırlıklı tefsir etmiştir. Tez çalışması Giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Girişte müfessirin hayatı, ailesi, çocukları, hocaları ve talebeleri kısaca anlatıldı. Bu bölümde Alimov‟un ilmi şahsiyeti, kaleme aldığı eserleri, yaptığı hizmetleri ele alındı. Birinci bölümde Tefsir-iÖğe İÇ MEKANDA BİTKİSEL TASARIMIN İMGESEL, BİREYSEL VE MEKANSAL YÖNLERİ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Sağlık, Ayşe Nur; Perçin, OsmanBitkiler; tarihin ilk zamanlarından beri doğa ile kurulan bağın önemli bir simgesi olarak yaşamımızın bir parçası olmuş, insanlığın ve teknolojinin gelişimiyle kullanım alanı çeşitlenmiştir. Önceleri gıda, sağlık, ruhsal korunma gibi amaçlarla kullanılan bitkiler; sera, kış bahçesi ve avlu gibi geçiş mekanları üzerinden iç mekanlarımıza kadar taşınmıştır. Farklı coğrafyalardan getirilen bitki türlerinin, elverişsiz iklim koşullarından korunması amacıyla iç mekanlara taşınması süreci; zamanla bitkileri bir sosyal statü göstergesinden, iç mekan tasarım disiplinlerinin ayrılmaz bir parçası olan estetik bir değer konumuna kadar yükseltmiştir. Ancak bitki ögesini yalnızca estetik açıdan ele almak; mekansal psikoloji ve biyofilik tasarım çalışmaları kapsamında vurgulanan, birey ve mekan üzerindeki olumlu etki potansiyelini göz ardı etmek demektir. Bu bağlamda çalışma kapsamında iç mekan bitkileri; estetik değerlerinin ötesine taşınarak, mekansal algı ve fonksiyonellik yönüyle, bireylerin ruh hali ve bilişsel performansları üzerine etki yönüyle, tarihsel derinliğe sahip olan mitolojik yönüyle bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıştır. Bu üç farklı bakış açısından; bireylerin iç mekan bitkilerine dair algı, tercih ve farkındalıkları üzerine yapılan anket çalışması ile yaş, cinsiyet, meslek gibi demografik değişkenlerin etkileri incelenmiştir. Araştırma sonucunda; bitki ögesinin görsel bir değerin çok ötesinde, birey ve mekan üzerinde derinlikli ve çok katmanlı bir etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Bu bağlamda, canlı bir varlık olan bitki ile insan arasındaki etkileşimin; estetik kazanımların yanı sıra işlevsel faydaları da beraberinde getiren, oldukça zengin ve çok yönlü bir kullanım potansiyeline sahip olduğu ortaya konmuştuÖğe Jainizm'de ritüel uygulamalar(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Çınar, FatihÇınar F. (2026). Jainizm'de ritüel uygulamalar. (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimleri Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı, Konya.Öğe Temel ekonomik göstergeler ile kamu yayıncı kuruluşlarınıngelirleri arasındaki ilişki: Bir panel veri analizi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Akifbey, Ümid Ahmet; Karabulut, TahsinBu çalışmada, makroekonomik dalgalanmalar karşısında finansal sürdürülebilirliği tartışılan kamu hizmeti yayıncılığının mali yapısı incelenmiştir. Çalışmanın amacı; EBU verileri çerçevesinde, Türkiye'den TRT'nin de dâhil olduğu Avrupa'daki en yüksek gelire sahip 25 kamu yayıncısının finansman yapısına genel bir bakış sunmaktır. Bu doğrultuda, ilgili kuruluşların gelirleri kamu gelirleri teorisi ekseninde değerlendirilmiş; söz konusu gelirler ile seçilmiş makroekonomik değişkenler ve internet kullanımı arasındaki ilişki panel veri analizi yöntemiyle ampirik olarak test edilmiştir. Araştırmada, çok yıllı ve çok gelirli bir veri seti kullanılmıştır. Analiz sonuçları, kamu yayıncısı gelirlerinin makroekonomik değişkenlere karşı duyarlı olduğunu göstermektedir. Kişi başına düşen gelirdeki artışın kamu yayıncı gelirleri üzerinde negatif etki oluşturduğu; buna karşılık vergi gelirlerindeki artışın pozitif ve anlamlı bir etki oluşturduğu tespit edilmiştir. Enflasyon ve internet kullanım oranlarının kamu yayıncı gelirlerini sınırlı da olsa pozitif yönde etkilediği, işsizlik oranının ise negatif bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Nüfus değişkeninin ise istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunamamıştır. Elde edilen bulguların; kamu yayıncılığı finansmanının makroekonomik faktörlere göre planlanmasına, yeni bireysel ve teknolojik gelişmeler dikkate alınarak güncel finansman modellerinin geliştirilmesine katkı sunması beklenmektedir.Öğe Yapay zekâ sohbet robotlarının eğitimde kullanımına yönelik bir inceleme(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Özden, Onur Can; Aktürk, Ahmet OğuzBu çalışma, yapay zekâ sohbet robotlarının eğitimde kullanımına ilişkin akademik literatürü bibliyometrik analiz ve sistematik literatür taraması yöntemlerini kullanarak bütüncül bir bakış açısıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Web of Science üzerinden yürütülen araştırmada bibliyometrik analiz aşamasında 2021 ile 2025 yılları arasındaki 2026 makale, sistematik literatür taraması aşamasında ise PRISMA protokolü çerçevesinde seçilen 39 makale analiz edilmiştir. Bibliyometrik verileri görselleştirme esnasında VOSviewer yazılımından yararlanılmıştır. Bibliyometrik analizden elde edilen bulgular; eğitimde sohbet robotlarına yönelik yayın sayısının 2022 yılından itibaren hızla arttığını ortaya koymaktadır. En fazla yayın yapan dergiler sırasıyla 184 makale ile Education and Information Technologies ve 135 makale ile Computers and Education: Artificial Intelligence olmuştur. En çok atıf alan makale akademik dürüstlük ve intihal sorunlarını ele alan Cotton ve diğerlerinin çalışmasıdır. Yazar analizinde en üretken isim 16 makale ile Dragan Gasevic, en yüksek atıf değerine sahip yazar ise 1.402 toplam atıfla Thomas K.F. Chiu'dur. Türkiye en çok atıf alan ülke sıralamasında beşinci sırada yer almaktadır. Kurum sıralamasında Hong Kong Eğitim Üniversitesi öne çıkmaktadır. Akademik üretimin Uzak Doğu Asya özellikle de Hong Kong ve Tayvan merkezli olduğu görülmektedir. Sistematik literatür taramasında incelenen 39 makalenin metodolojik özellikleri değerlendirildiğinde; araştırma yöntemi açısından karma ve nicel yöntemin 17'şer makale ile eşit ağırlıkta öne çıktığı, nitel yöntemin ise 5 makale ile sınırlı kaldığı görülmektedir. Örneklemin büyük çoğunluğunu 26 makale ile yükseköğretim öğrencileri oluştururken örneklem büyüklükleri genellikle 51 ile 100 kişi aralığında yoğunlaşmaktadır. Örneklem seçiminde ise 16 makalede kullanılan uygun örnekleme en sık tercih edilen yöntemdir. Veri toplamada 24 makale ile nicel araçlar baskınken veri analizinde ise nicel çıkarımsal analiz en yaygın istatistiksel teknik olarak öne çıkmaktadır. Sistematik literatür taramasından elde edilen bulgular; sohbet robotlarının öğrenci ve öğretmen motivasyonunu olumlu yönde etkilediğini, bireyselleştirilmiş öğrenme deneyimleri sunduğunu ve geri bildirim süreçlerine önemli katkılar sağladığını göstermektedir. Bununla birlikte akademik dürüstlük, yapay zekâ halüsinasyonları ve etkileşim güçlükleri en kritik sorun alanları olarak tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları, sohbet robotlarının geleneksel eğitim yöntemlerinin yerini almaktan ziyade onları destekleyen stratejik bir pedagojik araç olarak konumlandırılması gerektiğine işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Yapay zekâ, Sohbet robotu, Eğitim teknolojileri, Bibliyometrik analiz, Sistematik literatür taramasıÖğe Voleybol hakemlerinin rekreasyonel sportif iyi oluş ve bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Albay, Gülay; Tükel, YalçınBu araştırmanın amacı, voleybol hakemlerinin rekreasyonel sportif iyi oluş düzeyleri ile bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Hakemlik, müsabaka sürecinde hızlı karar verme, değişen koşullara uyum sağlama ve yoğun dikkat gerektiren bir görev alanı olduğundan, hakemlerin psikolojik ve bilişsel özelliklerinin belirlenmesi önem taşımaktadır. Bu doğrultuda araştırmada voleybol hakemlerinin rekreasyonel sportif iyi oluş ve bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişki değerlendirilmiş, ayrıca bu değişkenlerin çeşitli demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiye Voleybol Federasyonu bünyesinde aktif olarak görev yapan voleybol hakemleri, örneklemini ise araştırmaya gönüllü olarak katılım sağlayan 203 voleybol hakemi oluşturmaktadır. Araştırma verileri çevrim içi ortamda Kişisel Bilgi Formu, Rekreasyonel Sportif İyi Oluş Ölçeği ve Bilişsel Esneklik Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ile basit ve çoklu doğrusal regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırma bulguları, voleybol hakemlerinin rekreasyonel sportif iyi oluş düzeyleri ile bilişsel esneklik düzeyleri arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunduğunu göstermiştir. Ayrıca rekreasyonel sportif iyi oluşun bilişsel esnekliğin anlamlı bir yordayıcısı olduğu belirlenmiştir. Rekreasyonel sportif iyi oluşun alt boyutları incelendiğinde, özellikle fiziksel ve mental sağlık boyutunun bilişsel esnekliği anlamlı düzeyde yordadığı tespit edilmiştir. Demografik değişkenlere göre yapılan analizlerde bilişsel esneklik düzeyinin hakemlik süresi ve hakemlik klasmanına göre anlamlı farklılık gösterdiği, rekreasyonel sportif iyi oluş düzeylerinin ise demografik değişkenlerin büyük çoğunluğuna göre anlamlı farklılık göstermediği belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, rekreasyonel sportif iyi oluş düzeyinin voleybol hakemlerinin bilişsel esneklik düzeyleriyle ilişkili olduğunu ve bilişsel esnekliğin önemli bir yordayıcısı olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmanın, voleybol hakemlerinin psikolojik ve bilişsel özelliklerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağı ve spor psikolojisi ile hakemlik alanındaki literatüre güncel veriler sunacağı düşünülmektedir.Öğe Yavaş şehirler ve ekoturizm arasındaki ilişki: Avrupa Kıtası'ndaki Cittaslow örnekleri(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Avcı, Serap; Dinç, AbdurrahmanYavaş şehirler, hızlı yaşamaya ve hızlı tüketim alışkanlıklarına karşı başlatılan, kendilerine özgü kimliklerini yaşayan ve koruyan, yaşam standartlarını artıran ve modern şehirlere tepki olarak ortaya çıkan şehirlerin oluşturduğu uluslararası bir ağdır. Ekoturizm ise, doğal ve kültürel kaynakları en iyi şekilde korumayı amaçlayan, biyoçeşitliliğin devamını sağlamaya yardımcı olan, turizm işletmelerine ve yöre halkına finansal açıdan katkı sağlayan ve bununla birlikte birçok olumlu etkisi olan bir turizm türüdür. Bu tez çalışmasında, yavaş şehir hareketine üye olan Avrupa Kıtası'ndaki 22 ülkede yer alan şehirlerden; Almanya (Hersbruck), Avusturya (Enns), Belçika (Jurbise), Büyük Britanya (Mold), Danimarka (Svendborg), Finlandiya (Kristinestad), Fransa (Segonzac), Hırvatistan (Makarska), Hollanda (Midden-Delfland), İrlanda (Clonakilty), İspanya (Artà (Isle of Majorca)), İsveç (Falköping), İtalya (Orvieto), İzlanda (Djúpavogshreppur – Múlaþing Belediyesi), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) (Yeniboğaziçi), Lüksemburg (Clervaux), Macaristan (Hódmezővásárhely), Norveç (Sokndal), Polonya (Barczewo), Portekiz (Silves), Rusya (Svetlogorsk) ve Türkiye (Seferihisar) seçilmiş ve bu yavaş şehirler ekoturizm açısından incelenmiştir. Tez, nitel bir çalışmadır. Yapılan çalışma neticesinde, Avrupa Kıtası'ndaki bu yavaş şehirlerde sürdürülebilirlik kavramının giderek daha fazla önem kazandığı, ekoturizm sektörünün ise gelişmeye devam ettiği ve ulusların ekonomik kazançlarına katkıda bulunduğu görülmüştür. Son olarak, çalışmada Avrupa Kıtası'ndaki yavaş şehirlerin ekoturizm sektörünün olumlu etkilerinden daha fazla fayda sağlayabilmesi için bazı öneriler sunulmuştur.Öğe Sezgin, B. (2026). Anlamsal bağlamda müşâkele sanatı ve Kur'ân yorumuna etkisi. (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimleri Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, Konya.(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Sezgin, Beytullah; Tala, MuratMüslümanların kutsal kitabı olan Kur'ân-ı Kerîm'in doğru anlaşılması, tarih boyunca İslâm âlimlerinin üzerinde önemle durduğu temel meselelerden biri olmuştur. Kur'ân'ın üslup özelliklerini ve anlam inceliklerini kavramada belâgat ilmi önemli bir yere sahiptir. Bu çerçevede bedîʿ ilminin sanatlarından biri olan müşâkele, lafız ile anlam arasındaki ilişkiyi esas alan ve özellikle Kur'ân'da Allah Teâlâ'ya nispet edilen bazı ifadelerin doğru yorumlanmasına katkı sağlayan önemli edebî sanatlardan biridir. Anlamsal Bağlamda Müşâkele Sanatı ve Kur'ân Yorumuna Etkisi adlı bu çalışmada müşâkele sanatı, anlamsal bağlam ekseninde incelenmiş ve Kur'ân yorumundaki işlevi ortaya konulmuştur. Çalışma giriş, üç bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, yöntemi ve literatürdeki yeri ele alınmıştır. Birinci bölümde belâgat ilmi ele alınarak müşâkele sanatının yer aldığı teorik zemin oluşturulmuştur. İkinci bölümde müşâkele kavramının tanımı, tarihî gelişimi, çeşitleri ve diğer edebî sanatlarla ilişkisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise müşâkele sanatının Kur'ân yorumuna etkisi ele alınmış; müşâkele kavramını kullanan ve kullanmayan müfessirlerin yaklaşımları mukayeseli olarak değerlendirilmiş, ayrıca nisyân, istihzâ, mekr, keyd, hudʿa ve sıbğa gibi kavramlar ilgili âyetler çerçevesinde analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda müşâkele sanatının, Kur'ân'ın belâgatini ve anlamsal derinliğini yansıtan önemli edebî sanatlardan biri olduğu; özellikle Allah Teâlâ'ya nispet edilen bazı ifadelerin doğru anlaşılması ve yorumlanmasında belirleyici bir işleve sahip bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.Öğe Hz. Peygamber'in öğretmenlikle görevlendirdiği sahâbîler(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Uğurlu, Fatmanur; Varol, Mehmet BahaüddinBu çalışmada Hz. Peygamber'in sahabe içinden öğretmen olarak seçtiği ve kabiliyetleri doğrultusunda farklı alanlarda çeşitli şehirlere görevlendirdiği sahâbîlerin hayatları, ilmî birikimleri, eğitim süreçleri ele alınmaya çalışılmıştır. Sahâbîler Hz. Peygamber ile uzun süre bir arada bulunma fırsatına sahip oldukları için hem onun sözlü eğitiminden geçmiş hem de davranışlarını gözlemleyerek en ufak hareketini bile örnek almış ve hayatlarına uygulamışlardır. Bu doğrultuda söz konusu şahsiyetlerin her birisi Hz. Peygamber'in varisi, bilgiyle dolu muallimlerdir. Ancak aralarında bazıları vardır ki bir kısmı cahiliye döneminde edindiği yetenekleri ile bir kısmı da Hz. Peygamber'in eğitimiyle öne çıkarak bizzat Hz. Peygamber tarafından öğretmen olarak görevlendirilmiştir. Eğitim, sağlık ve din gibi çeşitli alanlarda görevlendirilen bu şahsiyetler, sahip oldukları bilgi ve deneyimleri doğrultusunda yeni öğretmen adaylarının yetişmesine imkân sağlamışlardır. Kur'an öğretiminden okuma-yazma eğitimine, sağlık alanındaki uygulamalardan toplumsal eğitime kadar sahâbîlerin farklı görevleri, İslam eğitim sistemi için güçlü bir örnek teşkil etmiştir. Bu yaklaşım, ashâbın hem öğrenen hem de öğreten fertler olarak toplumsal eğitimde merkezi bir rol üstlenmelerini sağlamış ve İslam eğitim tarihine kalıcı bir miras bırakmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, Hz. Peygamber, bir kişiye görev tayininde, özellikle öğretmen seçimi söz konusu olduğunda, öncelikle görevlendirilen kişinin ilgili alanda gerçekten bilgi sahibi olup olmadığına dikkat etmiştir. Görevlendirilen kişi, liyakat ve yeterlilik bakımından uygun bulunduğu takdirde, Hz. Peygamber tarafından öğretmen olarak atanmıştır.Öğe Andrei Tarkovsky sinemasında distopik mekân ve varoluşsal kaygı: İvan'ın çocukluğu, Solaris ve Stalker üzerine Kierkegaardcı bir okuma(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Yalçın, Zerdeşt; Özkeçeci, ZehraÇalışma, Andrei Tarkovsky sinemasında distopik evren düşüncesinin sadece dış dünya çöküşünün mekân ya da toplum tasarısı olmadığını; modern bireyin benliğinde görünür kılınan kaygı, endişe, umutsuzluk, suçluluk, inanç, günah, iman ve kurtuluş ihtimali birlikteliğinde düşünülmesi gereken varoluşsal kökenli bir yapı olduğunu savunmaktadır. Aynı zamanda çalışma Tarkovsky'nin sinema evrenini Kierkegaard'ın varoluş felsefesi bağlamında ele almakta ve yönetmenin filmlerinde yaratılan karakterlerin estetik, etik ve dini varoluş düşüncesi ışığında çözümlenebilir figürler olarak ele alınmaktadır. Çalışma kapsamında Hermeneutik yöntem analizi belirlenmiş olup, eserler; yalnızca olay örgüsü merkezinde değil; zaman, mekân, karakter yolculuğu, sessizlik ve şiirsel imgelerin meydana getirdiği anlam katmanları üzerinden yorumlanarak incelenmiştir. Bu yöntem, Tarkovsky'nin sinemasında yer alan görsel ve işitsel imgeler ile Kierkegaard'ın felsefi terminolojisi arasındaki ilişkinin yorumlayıcı bir çerçevede çözümlenmesine olanak tanımaktadır. Bu kapsamda çalışmanın örneklem alanı Ivan'ın Çocukluğu, Solaris ve Stalker filmleri çerçevesinde oluşturulmuştur. Söz konusu eserler, savaşın birey üzerindeki yıkıcı gerçekliği, bilimsel aklın sınırlılığı ve medeniyetin çöküşü karşısında deneyimlenen ruhsal çoraklık içerisinde bireyin kendi varoluşuyla yüzleşme biçimini irdeleme imkânı tanıması noktasında tercih edilmiştir. Ivan'ın Çocukluğu; savaş nedeniyle parçalanan bir çocuğun ruhunu etik ve metafizik çerçevede ele alırken Solaris; bilimin tüm imkanları karşısında bir bireyin sorumlulukları, hafızası, suçluluğu ve sevgisinin etik varoluş alanının sinemasal karşılığını tartışmaya açmaktadır. Stalker filmi ise modern aklın açıklayamadığı bireyin gizli dürtüleri, arzuları, umudu ve Tanrı karşısındaki teslimiyetinin soruları ile baş başa bırakan dinsel bir eşik olarak okunabilmeyi mümkün kılmaktadır. Bu belirlenen üç film aracılığıyla Tarkovsky sinemasında zamanın parçalı akışı, ıssız ve terk edilmiş mekanlar, sessizlik ve bekleyişler gibi biçimci unsurlar yalnızca estetik birer tercih olarak yer almamakta; karakterlerin varoluş sancısının görünür kılındığı felsefi göstergeleri temsil etmektedir. Bu sebeple bu çalışmada, film çözümlemelerinde eserlerin anlatı yapısı, karakterlerin ruhsal yönelimleri, mekânın birer anlam göstergesine dönüşümü ve varoluşsal endişenin görsel ve işitsel biçimleri bir bütünlük içerisinde değerlendirilmektedir. Kierkegaard'ın kaygı, umutsuzluk, günah, iman ve inanç gibi kavramları karakterlerin söz konusu distopik evren içerisinde varoluşlarının anlamlı kılınması noktasında kuramsal bir zemin olarak yer almaktadır. Bu kapsamda çalışma, Tarkovsky sinemasında distopik evren teorisinin dış dünyanın içerisinde tasarlanan bir felaket anlatısından çok, bireyin Tanrı, benlik, geçmiş, inanç ve kurtuluş gibi kavramlar ile kurulan kırılgan ilişkinin sinemasal temsili olduğunu ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu noktada tez, Tarkovsky'nin seçilen eserleri çerçevesinde modern bireyin varoluş endişesini görünür kılan felsefi ve sinemasal bir çalışma olarak konumlanmaktadır. Bu yönü itibariyle çalışma, kuramsal araştırma ve film analizi noktasında her iki alanı da güçlü bir potada buluşturmayı hedeflemektedir.Öğe Mobil sağlık uygulamalarında görsel hiyerarşi ve kullanıcı deneyimi ilişkisinin grafik tasarım bağlamında incelenmesi(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Dalkıran, Emre Doğukan; Öztürk, Mahmut SamiMobil sağlık uygulamalarında görsel hiyerarşi, kullanıcının bilgiye ulaşma, işlem alanlarını fark etme ve arayüz içinde yönlenme sürecini etkileyen önemli bir tasarım unsurudur. Bu tezde, görsel hiyerarşi ile kullanıcı deneyimi arasındaki ilişki grafik tasarım bağlamında incelenmiştir. İnceleme kapsamında e-Nabız, MHRS, Medicana ve Memorial mobil sağlık uygulamalarının giriş, ana ekran, randevu ve profil ekranları değerlendirilmiştir. Araştırma, nitel araştırma yaklaşımı doğrultusunda görsel analiz ve yorumlayıcı değerlendirme modeliyle yürütülmüştür. Ekranlar renk, kontrast, tipografi, boyut, boşluk, hizalama, konumlandırma, gruplama ve görsel ağırlık değişkenleri üzerinden ele alınmıştır. Olası dikkat yoğunluklarını görünür kılmak amacıyla tahmine dayalı ısı haritası çıktılarından destekleyici veri olarak yararlanılmış; bu çıktılar kesin kullanıcı verisi değil, görsel hiyerarşi analizini destekleyen yardımcı göstergeler olarak değerlendirilmiştir. Bulgular, görsel hiyerarşinin ekran türlerine göre farklılaştığını göstermektedir. Giriş ekranlarında marka ve karşılama alanları, ana ekranlarda hizmet kartları ve hızlı işlem alanları, randevu ekranlarında işlem başlatma öğeleri, profil ekranlarında ise kullanıcı bilgileri öne çıkmıştır. Bazı ekranlarda dikkat yoğunluğunun temel işlem alanlarıyla uyumlu biçimde toplandığı, bazı ekranlarda ise marka alanı, dekoratif öğeler veya ikincil unsurların temel işlevlerle rekabet edebildiği görülmüştür. Bu bulgular, mobil sağlık arayüzlerinde açık, dengeli ve işlev odaklı görsel hiyerarşi kullanımının kullanıcı deneyimi açısından önemli olduğunu düşündürmektedir. Grafik tasarım ilkeleriyle yapılan bu değerlendirme, arayüzlerdeki güçlü ve zayıf yönlerin görünür kılınmasına katkı sunmaktadır.Öğe Avrupa yeşil mutabakatının Türkiye'nin Avrupa Birliğine ihracatına etkileri(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Sarıca, Merve Buse; Gündüz, Mehmet AkifBu çalışmanın amacı, Avrupa Yeşil Mutabakatı sürecinde Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne yönelik ihracatında politika sonrası dönemde ortaya çıkan değişimleri incelemek ve bu değişimlerin Avrupa Birliği dışı pazarlara kıyasla farklılaşıp farklılaşmadığını değerlendirmektir. Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa Birliği'nin çevresel sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda geliştirdiği kapsamlı bir politika çerçevesi olup, karbon emisyonlarının azaltılması, sürdürülebilir üretim standartlarının yaygınlaştırılması ve çevresel kriterlerin ekonomik faaliyetlere entegrasyonunu amaçlamaktadır. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile olan ticari ilişkileri dikkate alındığında, söz konusu sürecin Türkiye'nin ihracat yapısı üzerinde belirli etkiler oluşturabileceği değerlendirilmektedir. Ancak bu etkilerin yönü ve büyüklüğünün sektörler itibarıyla farklılaşabileceği öngörülmektedir. Bu doğrultuda çalışmada demir-çelik, PVC, tekstil ve otomotiv sektörleri ele alınmış ve bu sektörlere ait 2013–2025 dönemini kapsayan ihracat verileri kullanılmıştır. Analiz kapsamında Avrupa Birliği'ne yapılan ihracat ile Avrupa Birliği dışı pazarlara yapılan ihracat birlikte değerlendirilmiş ve politika öncesi ve sonrası dönemler karşılaştırmalı bir çerçevede incelenmiştir. Bu doğrultuda Avrupa Birliği pazarı ile politika sonrası dönem etkileşimini içeren doğrusal regresyon modeli kullanılmıştır. Ayrıca elde edilen bulguların yorumlanabilirliğini desteklemek amacıyla politika öncesi döneme ilişkin paralel trend yaklaşımından yararlanılmıştır. Çalışma, Avrupa Yeşil Mutabakatı'nın ihracat üzerindeki etkilerini kesin bir nedensel çerçevede ortaya koymayı amaçlamamakta; bunun yerine politika sonrası dönemde ihracatın gösterdiği göreli değişimleri analiz etmektedir. Bu yaklaşım, Avrupa Birliği'ne yönelik ihracatın diğer pazarlara kıyasla farklı bir gelişim sergileyip sergilemediğinin değerlendirilmesine imkan tanımaktadır. Analiz bulguları, Avrupa Birliği'ne yönelik ihracatın politika sonrası dönemde sektörler arasında farklılaşabildiğine işaret etmektedir. Elde edilen bulgular doğrudan nedensel bir ilişkiyi ortaya koymamakta, daha çok politika sonrası dönemde gözlenen göreli değişimler çerçevesinde ele alınmaktadır. Çalışma Avrupa Yeşil Mutabakatı sürecinde Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne yönelik ihracatının sektörel düzeyde farklı dinamikler sergileyebileceğine işaret etmekte ve bu sürecin ihracat üzerindeki etkilerinin karşılaştırmalı bir çerçevede analiz edilmesine katkı sağlamaktadır.Öğe Memlûk Devleti'nde elçilik teatisi (1250-1382)(Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Narin, Ömer; Biçer, BekirTezimizde Memlûk Devleti ile diğer siyasal güçler arasında1250–1382 yılları arasında gerçekleşen elçilik teatisi kapsamlı biçimde incelenmiştir. Çalışmada Abbâsî halifeliği, Altın Orda, İlhanlı ve Celayırlı devletlerinden başlayarak Selçuklu Devleti, Anadolu Beylikleri, Osmanlı ve Bizans İmparatorluğu ile kurulan temaslar değerlendirilmiştir. Bunun yanında Resûlîler, Habeş Krallığı, Nûbe Krallığı, Mağrib'deki Merînî, Hafsî ve Zeyyânî hanedanları ile Seylan Krallığıyla yürütülen ilişkiler ele alınmıştır. Fransa, Ceneviz, Sicilya, Papalık, Marsilya, Aragon, Kastilya, Katalonya, Sevilya, Haçlı Kontlukları, Kilikya Ermeni Krallığı ve Kıbrıs Lusignan Krallığı ile gerçekleşen karşılıklı gönderimler de ayrıntılı biçimde ortaya konulmuştur. Araştırmada ayrıca hükümdarlar arasında hediyeleşme uygulamaları, elçilerin görev ve sorumlulukları, seçilmeleri, görevlendirilmeleri ve yolculuk sürecinde yaşadıkları tecrübeler araştırılmıştır. Hem Memlûk Devleti'ne gelen heyetlerin kabulü hem de bu devlet tarafından gönderilen elçilerin diğer saraylarda nasıl karşılandıkları üzerinde durulmuştur. Elde edilen bilgiler, Memlûklerin Doğu ve Batı dünyasıyla yürüttükleri elçilik faaliyetlerinin siyasi, askerî, ekonomik ve kültürel açıdan belirleyici bir rol üstlendiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Memlûk Devleti, Elçi, Elçilik Teatisi, Orta Çağ












