Sosyal Bilimler Enstitüsü Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 2973
  • Öğe
    Gıda atıklarının atık hiyerarşisi bakımından incelenmesi: Konaklama işletmeleri örneği
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) İlyasov, Aynur; Şapcılar, Mustafa Cüneyt; Yılmaz, Mustafa
    Gıda israfı, ekonomik kayıpların yanı sıra doğal kaynakların tükenmesi, çevresel sürdürülebilirliğin bozulması ve küresel açlıkla mücadeleyi güçleştirmesi bakımından küresel ölçekte kritik bir sorun olarak kabul edilmektedir. Yiyecek ve içecek hizmetleri açısından yüksek üretim ve tüketim hacmine sahip olan konaklama işletmeleri, özellikle gıda üretim ve tüketim süreçlerinde ortaya çıkan atık miktarının fazlalığı nedeniyle, gıda atık yönetimini tedarik zinciri boyunca etkin bir biçimde uygulamak durumundadır. Gıda atığının önlenmesi, yeniden kullanımı, geri dönüşümü, geri kazanımı ve nihai bertarafı gibi ardışık aşamaları içeren gıda atık hiyerarşisi, dünya genelinde gıda atık yönetiminde en yaygın olarak uygulanan sistematik bir yaklaşım biçimidir. Gıda atıklarının sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda çevresel etkileri başta olmak üzere ekonomik ve sosyal etkilerini de en aza indirilmesini hedefleyen hiyerarşi aynı zamanda uygulayıcılarına yön gösterici bir çerçeve sunmaktadır. Gıda atık hiyerarşisinin konaklama işletmelerinde uygulanabilirliğini inceleyen çalışmada, termal, şehir ve kıyı otel işletmelerinde söz konusu hiyerarşinin ne düzeyde hayata geçirilebildiğini belirlemek amacıyla karşılaştırmalı bir değerlendirme yapılmıştır. Ayrıca araştırmada bütüncül bir yaklaşım sergilenerek gıda atık hiyerarşisinin son basamaklarında yer alan uygulamalar kapsamında, yerel yönetimlerin gıda atık yönetimine yönelik faaliyetleri de değerlendirme sürecine dâhil edilmiştir. Nitel araştırma yönteminin benimsendiği araştırmada görüşme tekniği kullanılarak veriler toplanmıştır. Tüme varım yöntemiyle çalışmada birbiriyle ilişkisi olduğu düşünülen kodlar alt alta getirilerek toplanmış ve oluşturulan temalara yeni isimler ve sonrasında gerekli kontrol ve düzenlemeler yapıldıktan sonra sistematik bir şekilde çözümleme yapan MAXQDA 2024 programında analizler gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda konaklama işletmeleri sunduğu hizmet türlerine göre gıda tedarik zinciri boyunca gıda atığı önleme ve azaltma, yeniden kullanım ve geri dönüşüm basamaklarında anlamlı düzeyde farklılaştığı aynı zamanda geri dönüşüm basamağının hem konaklama işletmeleri hem de belediyeler tarafından etkin bir şekilde kullanılmadığı tespit edilmiştir. Yine hiyerarşinin son basamaklarındaki geri kazanım ve bertaraf aşamalarında belediyelerin rolü, mevcut uygulama pratikleri ve konaklama işletmeleriyle olan iş birliği düzeyleri incelenerek, hiyerarşinin bütünsel işleyişi hakkında önemli veriler elde edilmiştir.
  • Öğe
    Kırâat metodolojisinde fonetiğe dair uygulamaların tahlili (hüccet ve manaya etkisi bağlamında)
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Pehlivan, Ayşe; Koyuncu, Recep
    Kur’ân-ı Kerîm, kendine özgü fonetik ve fonosemantik yapısı ile insan idrakinin farklı boyutlarına hitap eden ilahî bir kelâmdır. Bu yapı, kırâatler bağlamında ortaya çıkan ses çeşitliliğiyle daha da zenginleşmekte, böylece vahyin mana derinliklerinin keşfine imkân sunmaktadır. Bu araştırma, kırâat metodolojisinde yer alan fonetik uygulamaların mahiyetini, kırâat ihtilaflarını, bunların hangi temellere dayandırıldığını ve anlam üzerindeki etkilerini tahlil etmeyi amaçlamaktadır. Bu yönüyle çalışma, Kur’ân’daki fonetik yapının zenginliğini ortaya koymayı ve bu yapıyı fonosemantik açıdan değerlendirerek lafız ile mana arasındaki ilişkinin i‘câz perspektifinden anlaşılmasına katkı sunmayı hedeflemektedir. Kırâat, fonetik ve fonosemantik alanlarında kapsamlı bir çerçeve sunan bu çalışma, “usûl” olarak adlandırılan fonetik uygulamaları hüccetleriyle birlikte sistematik bir zeminde ele almakta ve bu uygulamaların mana ile ilişkisini inceleyerek özgünlüğünü ortaya koymaktadır. Bu çerçevede araştırma, Kur’ân tilaveti bağlamında sesin yalnızca teknik bir unsur ya da estetik bir dokunuş olmadığını; ilahî kelamın mana derinliğini inşa eden ve anlamı zenginleştiren işlevsel bir role sahip olduğunu göstermektedir. Söz konusu amaca hizmet etmeyi gaye edinen bu çalışma, dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde; tarihsel süreç ve çeşitleri bağlamında kırâat ilminde hüccet olgusu ele alınmıştır. Elde edilen bulgular, bu olgunun sahabe döneminde başladığını, lahn olgusunun sistematik ihticac faaliyetlerine zemin hazırladığını göstermiştir. Sahih kırâatlerin tespit, tercih ve temellendirilmesinde daha ziyade dilsel hüccetlere başvurulduğu, ancak nihai belirleyicinin rivayet olduğu tespit edilmiştir. İkinci bölümde, fonetik olgusu dilbilimsel bir perspektifle ele alınmış; kırâat ilmi bağlamında Kur’ânî fonetik, harflerin mahreç ve sıfatları ile fonem-hareke ilişkisi çerçevesinde sistematik olarak incelenmiştir. Üçüncü bölümde, kıraat metodolojisindeki fonetik uygulamalar ve kırâat ihtilâfları, hüccet bağlamında sistematik şekilde tahlil edilmiştir. Çalışmanın özgünlüğünü ortaya koyan dördüncü bölüm ise önceki bölümlerde oluşturulan fonetik temel üzerine yapılandırılmış ve bu bağlamda Kur’ân’daki fonosemantik yapı, harf ve harekeler ile daha geniş ses örüntüleri üzerinden incelenmiştir. Neticede kırâatlerdeki fonetik uygulamaların dolaylı yoldan manaya etkisi örnekler üzerinden ispat edilmiştir. Ortaya çıkan netice; her bir harfi, harekesi ve sahîh kırâatler bünyesindeki ses değerleriyle Kur’ân’ın mucize olduğunu, bu eşsiz yapının beşerî girişim ve çabalarla kuşatılamayacak i‘câzî bir güzelliğe ve derinliğe sahip olduğunu göstermektedir.
  • Öğe
    Rauf Orbay (1880-1964)
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) İnal, Esra; Akandere, Osman
    Hüseyin Rauf Orbay, Osmanlı Devleti’nin son döneminden başlayarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci ve sonrasına uzanan zaman diliminde askerî ve siyasî faaliyetleriyle öne çıkan önemli bir şahsiyettir. Bu çalışma, Hüseyin Rauf Bey’in hayatı ve faaliyetlerini Osmanlı döneminden itibaren, Millî Mücadele yılları, Cumhuriyet’in kuruluş süreci ve onu takip eden yılları da içine alacak şekilde kronolojik ve analitik bir bütünlük içinde incelemeyi amaçlamaktadır. 1880 doğumlu olan Hüseyin Rauf Orbay, Heybeliada Bahriye Mektebi’ni bitirmiş ve Teğmen olarak Osmanlı donanmasında görev almıştır. Bucknam Paşa’ya tercümanlık yapmış ve bu sayede ülkenin çeşitli yerlerine giderek önemli kişilerle tanışmıştır. Rauf Bey, 1908’te Sisam İsyanı’nın bastırılmasında ve 31 Mart ayaklanmasında Hareket ordusunda görev almıştır. İngiltere Kralı V. George’un 1910’da taç giyme törenine katılmıştır. 1911’de Osmanlı-İtalya savaşında gönüllü olarak Trablusgarp’a gitmiştir. 1912-1913’te Balkan Savaşlarında Karadeniz ve Akdeniz’de özellikle başarılı baskın ve savunmalar yapmıştır. Bu başarıları kendisinin “Hamidiye Kahramanı” olarak tanınmasını sağlamıştır. 1914’te satın alınan Sultan Osman’ın süvariliğine tayin edilmiş, ancak bu gemilere el konulmasından dolayı ülkeye getirememiştir. 1915’te Enver Paşa tarafından İran ve Afganistan’da bulunan aşiretlerini Osmanlı Devleti’nin saflarına geçirmek için çalışmıştır. Bahriye Erkân-ı Harbiye Reisliği, Kopenhag’da Türk Heyet Başkanlığı, Brest-Litovsk Antlaşması görüşmelerinde ise Bahriye delegesi olarak görev almıştır. 1918’de Bahriye Nazırı olarak Mondros Mütarekesini imzalayan heyetin başında yer almıştır. 1919’da görevinden istifa ederek Mustafa Kemal Paşa ile Millî mücadeleye katılmıştır. Sivas Mebusu olarak Son Osmanlı Mebusan Meclisine katılmış ve 16 Mart 1920’de, İngilizlerin meclisi basması ile Malta’ya sürülmüştür. Serbest bırakıldıktan sonra, Nafia Nazırlığı, TBMM İkinci Reisliği, İcra Vekilleri Heyeti Reisliği görevlerinde bulunmuştur. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurucuları arasında iken, Takrir-i Sükun Kanunu ile fırka kapatılmıştır. Yurt dışında iken İzmir Suikastında yargılanmış ve on yıl sürgüne mahkum edilmiştir. Yurda döndükten sonra Kastamonu mebusu ve Londra Büyükelçisi olarak görev yapmıştır. Rauf Bey, 1944’te kendi kararı ile emekli olarak siyasetten ayrılmıştır. Rauf Bey, 1964 yılında İstanbul’da geçirdiği kalp krizi nedeniyle vefat etmiştir.
  • Öğe
    Aynî ve Süyûtî'nin hadis şerhçiliği açısından değerlendirilmesi (Sünen-i Ebî Dâvûd şerhleri bağlamında)
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Sarı, Yusuf; Yavuz, Adil
    Hadisler, İslâm medeniyetinde Kur’ân-ı Kerîm’den sonra gelen en temel kaynak olup, aynı zamanda onun müfessiri konumundadır. Bu sebeple, hadislerin hem sahih biçimde rivayet edilmesi hem de doğru şekilde yorumlanması büyük bir ehemmiyet arz etmektedir. Hadislerin sıhhatli bir biçimde anlaşılmasına önemli katkılar sunan şerh literatürü, ilk dönemlerden itibaren hadis âlimlerinin yoğun olarak ilgilendiği temel çalışma alanlarından biri olmuştur. Bu çerçevede çok sayıda hadis şerhi kaleme alınmıştır. Aynî ve Süyûtî, Ebû Dâvud’un es-Sünen adlı eserine şerh yazmış olup, Memlûk dönemi Mısır’ında yaşamış, aynı ilmî ve kültürel çevrede faaliyet göstermiş seçkin hadis âlimleri arasında yer almaktadır. Hanefi bir alim olan Aynî ile Şâfiî bir alim olan Süyûtî’nin yazdıkları şerhlerinde mezhebi aidiyetlerinin etkisi tespit edilmeye çalışılacaktır. Aynî ve Süyûtî’nin ilgili şerhlerini karşılaştırmayı amaçlayan bu çalışma, giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı ve kullanılan kaynaklar tanıtılmıştır. Birinci bölümde, Aynî ve Süyûtî’nin hayatları, içinde bulundukları sosyo-kültürel çevre ile ilmî faaliyetlerini şekillendiren coğrafi unsurlar ele alınmış; ayrıca telif ettikleri eserler serdedilmiştir. İkinci bölümde, her iki âlimin şerhlerine sened ve metin tenkidi kriterleri açısından bir bakış sunulmuştur. Bu çerçevede, râvî değerlendirmelerine yaklaşımları, sened analizine verdikleri önem ve metinlerin anlaşılmasına yönelik yöntemsel tercihleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, Aynî ve Süyûtî’nin şerhlerindeki ilmî yaklaşımlar, benimsedikleri mezhep anlayışları ve metodolojik eğilimleri bağlamında değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise, çalışmada ulaşılan temel bulgular özetlenmiş ve genel bir değerlendirmeye yer verilmiştir.
  • Öğe
    Es-Seyyid İsmail Şihâbuddîn ve 'Alâ Hâmişi't-Tefâsîr ve Ta'lîkâtün 'alâ Tefsîri'l-Celâleyn adlı eseri
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Nirathinmel Puthiyapurayil Koorantak, Mahir; Akpınar, Ali
    Bu çalışma, Hindistan’ın Kerala eyaletinde yetişmiş olan çağdaş düşünür ve Müfessir Şeyh Seyyid İsmail Şihâbuddîn el-Buhârî’nin kaleme aldığı ‘Alâ Hâmişi’t-Tefâsîr: Ta‘lîkâtün ‘alâ Tefsîri’lCelâleyn adlı eser üzerine odaklanmaktadır. Bahse konu eser, Kur’ân-ı Kerîm’in anlam dünyasını klasik metotlara bağlı kalarak açıklamaya çalışırken, aynı zamanda güncel sosyal ve entelektüel sorunlara yönelik çözüm arayışlarını da içeren özgün bir yaklaşım sergilemektedir. Metnin en dikkat çeken yönlerinden biri, geleneksel tefsirle çağdaş ihtiyaçlar arasında bir köprü kurma çabasıdır. Hem naklî hem de aklî boyutları gözeterek yapılan yorumlar, geçmişin birikiminden beslenirken bugünün okuyucusuna da hitap edecek şekilde ortaya konmuştur. Bu kapsamda, müellifin yorum tarzı, yararlandığı temel kaynaklar, metinle kurduğu ilişki biçimi ve kullandığı dilin özellikleri bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıştır. Eserde sıkça başvurulan hadisler, siyer rivâyetleri, cumsel izahlar ve tarihsel atıflar, onun çok yönlü bir yaklaşımla konulara eğildiğini göstermektedir. Bu özellikler, ilgili eseri sadece geleneksel bilgi aktaran bir kaynak olmaktan çıkararak yorum gücü yüksek bir metin hâline getirmektedir. Tezin temel amacı, ‘Alâ Hâmişi’t-Tefâsîr’in tefsir yazını içerisindeki konumunu daha net ortaya koymak ve metnin özgün katkılarını tespit etmektir. Ayrıca klasik çizgiyle çağdaş bakış açılarını buluşturan bu tür çalışmaların hangi yöntemlerle inşa edildiğini gözler önüne sermek de bu araştırmanın hedefleri arasındadır. Bu yönüyle çalışma, hem alana ilgi duyan akademisyen ve araştırmacılara hem de ilahiyat eğitimine devam eden öğrencilere yeni bir bakış açısı kazandırmayı amaçlamaktadır.
  • Öğe
    Ömer en-Nesefi'nin kelami görüşleri
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Abdınabı Uulu, Ermek; Güneş, Kamil
    İslâm düşünce tarihinin köklü ve etkili ekollerinden biri olan Mâtürîdî geleneğinin Mâverâünnehir havzasındaki önde gelen temsilcilerinden Ömer Nesefî’nin Kelam anlayışını bütüncül bir bakış açısıyla ele alan bu çalışma, onun söz konusu temsilini ve özetleyerek pratik bir forma kavuşturduğu kelami perspektifi tahlil etmeyi gaye edinmiştir. Ömer Nesefî İslâm düşüncesindeki kelami tartışmaları başta Akâidü’n-Nesefiolmak üzere inanç konularını detaylandırdığı tefsirlerinde belirli bir disiplin ve açıklıkla sunarak Mâtürîdî inanç esaslarının geniş kitlelerce anlaşılmasına ve sistemin tahkim edilmesine öncülük etmiştir. Tezin temel eksenini oluşturan bu çalışma; Nesefî’nin bilginin kaynağı meselesinden başlayarak varlık, ulûhiyet, nübüvvet ve ahiret tasavvuruna kadar uzanan düşünce zincirini mevcut birikimi süzerek nasıl sunduğunu ve bu inanç sistemini mantıksal bir silsile halinde nasıl işlediğini ele almaktadır. Sistemin kurucu zeminini teşkil eden bilgi teorisi Nesefî’nin kÂleminde hakikate erişimi tesadüfî bir kazanım olmaktan çıkarıp bütünüyle usule dayalı ve disiplinli bir sürece dönüştürülür. Onun yaklaşımında duyular ile eşyanın tabiatı keşfedilirken, sadık haber vasıtasıyla duyular ötesi mutlak hakikatler aktarılmakta, akıl ise tüm bu verileri hikmet süzgecinden geçirerek inanç dünyasını sarsılmaz bir bütünlüğe eriştirmektedir. Tezin muhtevasının merkezinde yer alan ilahiyat bahislerinde Nesefî, Allah’ın zâtı ve sıfatları arasındaki o hassas dengeyi Mâtürîdî çizgide büyük bir titizlikle korumaktadır. Evrendeki kusursuz nizamın tek bir mutlak iradeye bağlı olduğunu mantıksal delillerle temellendirirken, Yaratan’ı mahlûkata has niteliklerden tenzih eder. Özellikle yaratma eyleminin (tekvin) ezelî bir sıfat olarak tanımlanması, onun varlık ve oluşa dair dinamik yaklaşımının en somut göstergesidir. İlahî kudretin beşeriyetle kurduğu rahmet köprüsü olan nübüvvet ise peygamberlerin hem gaybî gerçekleri ulaştıran elçiler hem de mucizelerle desteklenmiş ahlâkî numuneler olduğu gerçeği üzerine bina edilir. Varlığın son aşaması olan ahiret bahisleri; kabir hayatından mahşere, mizandan şefaate kadar her bir unsuruyla evrensel adaletin ve ilahî vaadin tecelligâhı olarak işlenir. Netice itibarıyla Ömer Nesefî asırları aşan Akâidü’n-Nesefiaracılığıyla İslam inancının her daim xiii güncelliğini koruduğunu kanıtlamış ve bu inanç sistemini müdafaa edilebilir pratik bir düşünce zeminine dönüştürmüştür.
  • Öğe
    Sürdürülebilir gastronomik ürün olarak karabuğday unu ve keten tohumu müsilajının glutensiz puding üretiminde kullanımı
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Adıyaman, Nursena; Güneş, Eda; Yaver, Elif
    Bu çalışmada, çölyak hastaları ve glutensiz diyet tercih eden tüketicilere, sürdürülebilir gastronomi uygulamaları kapsamında daha besleyici, sağlıklı ve kabul edilebilir ürünler sunmak amaçlanmaktadır. Bu amaçla; çalışmanın birinci aşamasında, fonksiyonel bir gıda olan karabuğday unu farklı oranlarda (%0, 50, 60, 70, 80, 90 ve 100) kullanılarak glutensiz puding formülasyonları geliştirilmiş ve elde edilen örneklerde bazı fiziksel, teknolojik, kimyasal ve duyusal analizler yapılmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında; bir gıda atığı olan yağı alınmış keten tohumu kekinden farklı yöntemler ile (konvansiyonel ve ultrason destekli ekstraksiyon) keten tohumu müsilajı ekstrakte edilmiş ve bazı fonksiyonel özellikleri belirlenmiştir. Üçüncü aşamasında ise birinci aşamada duyusal kalite bakımından en uygun bulunan glutensiz karabuğday pudingi formülasyonunun (%30 mısır nişastası ve %70 karabuğday unu) teknolojik ve duyusal kalitesinin iyileştirilmesi amacıyla, konvansiyonel yöntem ve ultrason destekli ekstraksiyon yöntemi ile ekstrakte edilen keten tohumu müsilajları ayrı ayrı %0, 0,25, 0,50 ve 1,00 oranlarında puding üretiminde kullanılmıştır. Üretilen örneklerde bazı fiziksel, teknolojik ve duyusal analizler yapılmıştır. Glutensiz puding formülasyonunda karabuğday unu oranının artması puding örneklerinin renk değerleri üzerinde etkili olmuştur. Karabuğday unu kullanımı örneklerin depolama stabilitesi, pH ve sineresis değerleri üzerinde etkili olmamış (p>0,05), toplam suda çözünür kuru madde miktarını ise artırmıştır. Yüksek miktarlarda karabuğday unu ikame edilmesi örneklerin viskozitesini düşürmüştür. Karabuğday unu kullanımı örneklerin elastikiyet, koheziflik ve esneklik parametrelerini olumsuz yönde etkilememiş, sertlik ve sakızımsılık değerlerinin ise düşmesine neden olmuştur. Puding formülasyonuna ikame edilen karabuğday unu miktarındaki artış, toplam fenolik madde miktarı ve antioksidan aktivitede de önemli (p%70) karabuğday unu kullanımı puding örneklerinin tat, koku, kıvam, pürüzlülük ve genel kabul edilebilirlik puanlarının düşmesine neden olmuştur. Ultrason destekli ekstraksiyon yöntemi ile elde edilen müsilajın verimi ve fonksiyonel özellikleri, konvansiyonel yöntem ile elde edilen müsilaja göre daha yüksek bulunmuştur. Glutensiz puding formülasyonuna keten tohumu müsilajının ilave edilmesi örneklerin renk değerleri üzerinde önemli bir değişiklik oluşturmamıştır. Müsilaj ilavesi; örneklerin suda çözünür kuru madde miktarı, depolama stabilitesi ile pH ve sineresis değerleri üzerinde olumsuz bir etki oluşturmazken, viskoziteyi artırmıştır. Pudinglerin sertlik değeri müsilaj ilavesi ile artmış, sakızımsılık değerinde ise düşüş tespit edilmiştir. %1,00 oranında sonikasyonla ekstrakte edilmiş keten tohumu müsilajı içeren pudingin sertlik değeri, konvansiyonel yöntemle ekstrakte edilen müsilaj içeren pudinge göre daha yüksek bulunmuştur. %1,00 oranında keten tohumu müsilajı kullanımı, puding örneklerinin kontrolden daha yüksek genel kabul edilebilirlik puanları almasını sağlamıştır.
  • Öğe
    Farklı yetiştirme ortamlarında üretilen chia (Salvia Hispanica L.) mikro filizlerinin duyusal değerlendirmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Kutlu, Pelinsu; Güneş, Eda
    Fonksiyonel özellikleri nedeniyle süper gıda olarak değerlendirilen mikro filizler, zengin besin içerikleri ve yüksek biyoyararlanımları ile beslenmede önemli bir yere sahiptir. Yüksek besin değeri ve uzun raf ömrü sayesinde mikro filizler; salata, içecek ve sandviç gibi çeşitli gıda ürünlerinde kullanılarak gıdaların renk, doku, lezzet ve besinsel değerlerinin artırılmasına katkı sağlamaktadır. Bu amaçla, restoranlarda ve evlerde yaygın olarak kullanılan Chia (Salvia hispanica L.) mikro filizleri, çalışmada farklı yetiştirme ortamları kullanılarak üretilmiştir. Yetiştirme kapları; fırınlanmış porselen, plastik, toprak kap, cam kap, balmumlu kumaş saksı ve fırınlanmamış ham porselenden oluşmaktadır. Yetiştirme ortamlarının Chia mikro filizlerinin duyusal, renk ve biyokimyasal özellikleri (antioksidan ve toplam fenolik madde) üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Mikro filizlerin duyusal özellikleri, beslenme ve duyusal analiz dersi almış 21 eğitimli panelist tarafından değerlendirilmiş ve elde edilen veriler istatiksel olarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular yetiştirme ortamlarının Chia mikro filizlerinin duyusal özellikleri, renk parametreleri, antioksidan kapasite ve yetiştirme performansı üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu göstermiştir. Toprak kap ve kenevir lifi kullanılarak üretilen örnek, yüksek renk (4,29 ± 0,10) ve genel beğeni (3,87 ± 0,14) puanlarıyla öne çıkmıştır. Antioksidan aktivite ve toplam fenolik madde içeriği bakımından ise bu örnek, ferrik azaltıcı antioksidan gücü (13,42 ± 0,08) ve toplam fenolik madde (882,39 ± 1,81) değerleriyle dikkat çekmiştir. Renk analizinde elde edilen yüksek L* değeri (65,78 ± 2,81) de bu bulguları desteklemiştir. Fırınlanmış porselen kap ve kenevir lifi kullanılarak üretilen örnek ise 2,2-difenil-1-pikrilhidrazil radikal süpürme aktivitesi (79,40 ± 0,19) ve 2,2-azinobis- (3-etilbenzotiazolin-6-sülfonik asit) serbest radikal süpürme aktivitesi (31,07 ± 0,06) değerleri bakımından yüksek antioksidan aktivite göstermiştir. Buna karşılık, mikro filiz yetiştirme jelinde üretilen örnek, duyusal özellikler açısından değerlendirilen diğer tüm yetiştirme ortamlarına kıyasla daha düşük performans sergilemiştir. Özellikle lezzet, çiğnenebilirlik, çıtırlık ve genel beğeni parametrelerinde daha düşük puanlar alması, bu yetiştirme ortamının tüketici tercihi açısından daha az tercih edildiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, mikro filizlerin duyusal kalitesi, gelişim performansı, antioksidan kapasite ve tüketici kabulünün yetiştirme ortamına bağlı olarak önemli ölçüde değiştiği tespit edilmiştir. Ayrıca kenevir lifinin duyusal ve renk özellikleri ile biyokimyasal içerikler bakımından uygun bir yetiştirme materyali olduğu bir kez daha desteklenmiştir. Balmumlu kumaş saksı gibi biyoçözünür kaplar ile toprak kapların doğal ve çevre dostu yapıları, sürdürülebilir mikro filiz üretimi açısından plastik kaplara alternatif oluşturabilecek çevre dostu bir seçenek sunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
  • Öğe
    Doğal tuzlu su kaynaklarının ekmek üretiminde kullanılabilirliğinin belirlenmesi: Sivas ili örneği
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Baldık, Sümeyye; Güneş, Eda; Cankurtaran Kömürcü, Tekmile
    Bu çalışmada, Sivas ili Bedirli Köyü’nde bulunan doğal tuzlu su kaynağının ekmek üretiminde kullanılabilirliği araştırılmıştır. Bu amaçla, doğal tuzlu suyun ekmeklerin kalite özellikleri ve tüketilebilirliği üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Ekmek üretiminde rafine buğday unu ve tam buğday unu olmak üzere iki farklı un çeşidi kullanılmıştır. Doğal tuzlu su, formülasyonda farklı oranlarda (%0, %25, %50, %75 ve %100) kullanılarak her un çeşidi için beş farklı formülasyon hazırlanmış ve toplam 10 ekmek örneği üretilmiştir. Kontrol gruplarında içme suyu ve rafine tuz kullanılırken, deneme gruplarında doğal tuzlu su tek tuz kaynağı olarak tercih edilmiştir. Üretilen ekmek örneklerinde fiziksel özellikler (nem, ağırlık, hacim ve spesifik hacim), renk özellikleri (L*, a*, b*, Hue ve SI), tekstürel özellikler (sertlik, esneklik, koheziflik ve çiğnenebilirlik) ile duyusal özellikler belirlenmiştir. Duyusal analizler, duyusal analiz eğitimi almış 12 panelist tarafından iki tekerrür halinde gerçekleştirilmiş, elde edilen veriler Friedman testi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular, doğal tuzlu su kullanım oranının ekmek kalite özellikleri üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu göstermiştir. Doğal tuzlu su oranının artmasıyla ekmeklerin ağırlık değerleri artarken, hacim ve spesifik hacim değerlerinde azalma meydana gelmiştir. Renk analizleri sonucunda, yüksek oranlarda doğal tuzlu su kullanımının kabuk ve ekmek içi renklerinde açıklık (L*) ve sarılık (b*) değerlerini artırdığı, buna karşılık kırmızılık (a*) değerlerini azalttığı belirlenmiştir. Tekstür analizleri, özellikle %75 ve %100 doğal tuzlu su kullanımının ekmek içi sertliğini artırarak daha sıkı ve yoğun bir yapı oluşturduğunu ortaya koymuştur. Duyusal analiz sonuçlarına göre, %25 ve %50 oranlarında doğal tuzlu su kullanılan ekmekler en yüksek kabul edilebilirlik düzeyine sahip olurken, daha yüksek kullanım oranları duyusal kaliteyi olumsuz etkilemiştir. Sonuç olarak, doğal tuzlu suyun yüksek oranlarda kullanımı ekmek kalitesini olumsuz yönde etkilerken, %25–50 kullanım düzeylerinde rafine tuza alternatif olarak değerlendirilebileceği belirlenmiştir. Bu bulgular, doğal tuzlu suyun ekmek üretiminde rafine tuza alternatif olarak kullanılabilecek potansiyele sahip olduğunu göstermektedir.
  • Öğe
    Gacha sistemine sahip dijital RPG oyunlarında konsept tasarımı
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Bircan, Neslihan; Öztürk, Mahmut Sami
    İnsanlık tarihiyle başlayan oyun oynama eylemi, teknolojinin gelişmesiyle birlikte dijital mecralara taşınmış ve çeşitli oyun türlerinin doğmasına neden olmuştur. Bu anlamda dijital oyun türleri arasında güçlü evren kurguları, kapsamlı hikâyeleri ve zengin karakter çeşitlilikleriyle öne çıkmış Rol Yapma Oyunları (RPG), oyuncuya derin bir rol yapma ve bağ kurma deneyimi sunmaktadır. Bu türün en dikkat çekici alt türü ise gacha sistemine sahip RPG’lerdir. Aynı zamanda dijital oyun endüstrisinin en önemli ekonomik sektörlerinden birini de oluşturan gacha sistemli RPG’ler, gacha yapısının getirdiği şans faktörü ve karakter edinmeyi birleştiren dinamik yapılarıyla öne çıkmaktadır. Bu oyun modellerinde gacha sistemi, basit bir pazarlama ve gelir elde etme yönteminin ötesine geçerek oyunun bütününde stratejik bir estetik kaygı yarattığı görülmüştür. Oyuncunun dijital evrendeki karakterlerle olan duygusal bağlantısı, aidiyet hissi ve uygulama içi satın alımlar yapma motivasyonu, doğrudan oyunun sunduğu yüksek görsel kaliteyle ve koleksiyon yapma arzusunu besleyen sanatsal derinlikle bağlantılıdır. Dolayısıyla gacha RPG'lerde görsel hikâye anlatımı, karakter tasarımı, mekân kurguları, arayüz elemanları ve çeşitli oyun öğelerine diğer oyun türlerine göre çok daha fazla önem verilmesi akademik ve sektörel bir zorunluluktur. Bu çalışmada, gacha sisteminin dijital RPG oyunlarındaki konsept tasarım süreçleri üzerindeki bu estetik unsurları ve görsel anlatının önemi kapsamlı bir biçimde incelenmiştir. Bu araştırma çerçevesinde, gacha sisteminin doğduğu yer olan Asya oyun pazarından; Japonya, Güney Kore ve Çin’den seçilen üç farklı oyun analiz edilmişitir. Araştırmada yöntem olarak nitel araştırma tekniklerinden Çoklu Durum Çalışması deseni benimsenmiş olup literatür taraması ve görsel analiz metodu kullanılarak söz konusu oyunların anime/manga estetiği, transmedya anlatıları ve kültürel mitler aracılığıyla özgün görsel dillerinin nasıl oluşturulduğu derinlemesine incelenmiştir. Yapılan analizler doğrultusunda ülkelerin sosyo-ekonomik geçmişlerinin, kültürel arka planlarının ve transmedya stratejilerinin konsept tasarımı doğrudan şekillendirdiği saptanmıştır. Bu çalışma, oyunlardaki kusursuz karakter tasarımlarının, mekânsal kurguların ve zengin renk paletlerinin, dijital medyanın dayattığı bu hızlı tüketim döneminde oyuncunun bağlılığını ve oyunun sürdürülebilirliğini sağlamanın en temel yapı taşları olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak çalışma, gacha sisteminin oyun tasarımında sanatsal bir mükemmeliyetçiliği ve yapısal bir estetik kaygı gütmeyi zorunlu kıldığını kanıtlamakta olup uluslararası yazında güncel bir karşılığı olan ancak yerel literatürde kendine henüz yeterince yer bulamamış bu sistem yapısını ve çağdaş konsept tasarım yaklaşımını Türk akademik literatürüne kazandırmayı hedeflemiştir.
  • Öğe
    Muhammed Ali Dağıstânî el-Çûhî ve Mesâil ve Ecvibe fi'n-Nahv adlı eseri
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Famıllı, Yusuf; Tasa, Muhammet
    İlmî olarak yeni eserler telif etmek kadar eskiden vücuda gelen eserleri tanımak ve tanıtmak da mühimdir. Bu sayede geçmişin ilmî birikiminden istifade ederek sağlam adımlarla geleceğe ilerlemek mümkün olur. İslam’ın son peygamberinin zuhur ettiği coğrafyanın, bu dinin temel kaynakları olan Kur’an ve Sünnetin, Hz. Peygamberin ashabının dünyanın dört bir tarafına anlatarak taşıdıkları din esasları dilinin Arapça olması, insanları ve özellikle de Müslümanları bu dilin temel yapısı ve özellikleri hakkında araştırmalar yapmaya, kendi ana dilleri gibi öğrenmeye, hatta günlük hayatlarında bu dili kullanmalarına sebep olmuştur. Bunun sonucu olarak da Arapça, Merkezi Arabistan-Suriye Çölü, Mezopotamya, Suriye, Mısır, İspanya, Fas, Cezayir, Tunus, Malta, Sicilya, Libya Çölü, İç Afrika vs. yerlere yayılmıştır. Arapça ile alakalı araştırmalar yapılmış ve bunun doğal neticesi olarak da eserler kaleme alınmıştır. Arap dilinin daha İslam’ın ilk yıllarından itibaren ulaştığı beldelerden biri de Kafkasya’dır. Kafkasya muhtelif yerel dillerin meşhur olduğu bir coğrafyadır. Bölge halkı da bu durumdan mütevellit olarak ortak istifade edilecek dillere ihtiyaç duymuştur. Günlük yaşamda yerel diller kullanılsa da edebi, ilmi ve resmi yazılarda bu müşterek dillerden istifade edilmiştir. Bu ortak dillerin en önemlilerinden biri ise Arapçadır. Bu çalışma, Kafkasya’nın tarih boyunca farklı medeniyetlerin etkisi altında kalarak zengin kültürel çeşitliliği barındıran coğrafyasında Dağıstan’da bilhassa Arapçanın ilmî ve edebî alanlardaki kullanımına temas etmekte, ayrıca bölge âlimlerinden biri olan Muhammed Ali Dağıstânî el-Çûhî’nin hayatını ve çoğunluğunu Arap Dil Bilgisine dair kendisine gelen mektuplara verdiği cevapları içeren Mesâil ve Ecvibe fi’n-Nahv eserini incelemektedir.
  • Öğe
    Dijital siyasal iletişim ve ikna: Aristoteles'in kuramı çerçevesinde yapay zeka ile oluşturulan memlerin sosyal medyada seçmen etkileme stratejileri
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Hançer, Ebru; Örselli, Erhan
    Bu çalışma, yapay zeka ile üretilen siyasal memlerde siyasal figürlerin nasıl temsil edildiğini ve bu temsillerin hangi retorik ve ideolojik anlamları içerdiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Dijitalleşme süreciyle birlikte siyasal iletişim önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Sosyal medya, büyük veri ve yapay zeka teknolojileri seçim kampanyalarının temel araçları haline gelmiştir. Bu nedenle internet memeleri, siyasal mesajların hızlı ve etkili biçimde yayılmasını sağlayan önemli dijital içerikler olarak öne çıkmaktadır. Özellikle yapay zeka teknolojileri, siyasal aktörlerin görsel ve sembolik biçimlerde yeniden temsil edilmesine olanak sağlamaktadır. Araştırma nitel araştırma yöntemine dayanmaktadır. Çalışmada yapay zeka ile üretilmiş siyasal mem görselleri, göstergebilimsel çözümleme ve eleştirel söylem analizi yöntemleri kullanarak incelenmiştir. Göstergebilimsel analiz kapsamında görsellerde yer alan göstergelerin anlam üretim süreçleri ortaya konulurken, eleştirel söylem analizi ile bu temsillerin ideolojik ve iktidar ilişkileri değerlendirilmiştir. Ayrıca Aristoteles’in retorik kuramı çerçevesinde ethos, pathos ve logos unsurları analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, yapay zeka ile üretilen siyasal memelerin yalnızca eğlence amaçlı içerikler olmadığı, aynı zamanda siyasal söylemin yeniden üretildiği, liderlik imajlarının inşa edildiği ve ideolojik anlamların dolaşıma sokulduğu güçlü iletişim araçları olduğunu göstermektedir. Bu içeriklerin duygusal etkiler yaratarak seçmen algısını yönlendirme potansiyeline sahip olduğu ve dijital siyasal iletişimde önemli bir dol oynadığı sonucuna ulaşılmıştır.
  • Öğe
    Türk romanında din ve inanç (1971-1980)
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Eren, Yusuf; Engin, Ertan
    Kökeni insanlık tarihi ile neredeyse yaşıt olan din, sanat ürünlerinden biri olan romanda insanların ve toplumların hayatına etki etmesi nedeniyle kendisine yer bulmuştur. İnsan yaşamında inançla ilgili sözcükler az veya çok kullanılageldiğinden sosyal hayatı kendisine malzeme olarak seçen romanda din ve inanç unsurlarının yer edinmesi gayet tabiidir. Türk edebiyatında ilk örneklerinin verildiği Tanzimat’tan bu yana din ve inançla ilgili unsurların yazarlar tarafından romanlarda kullanıldığı görülür. Osmanlı Devleti’nin son yıllarında ortaya konulan eserlerde dinî hassasiyetin ön planda olduğu söylenebilir. Bu dönemdeki birçok eser halkı eğitmek ve bilgi vermek için yazılmıştır. Cumhuriyet sonrasında ise eserlerde dinle birlikte seküler veya ideolojik, siyasi söylemin gittikçe arttığı görülmektedir. Bu çalışmada Türkiye’de iki askerî müdahale dönemi olan 1971-1980 yılları arasında yayımlanan romanlardaki din ve inanç unsurları tespit edilmiş, kullanılan bu unsurların siyasi bir anlam ifade edip etmedikleri ayrıca incelenmiştir. Dönem içerisinde siyasi ve ideolojik hareketlerin fazla olmasından dolayı yazılan romanlarda siyasal etki hayli belirgindir. Bu etkinin fazla olmasına rağmen yazılan eserlerde din ve inancın çok az eser dışında siyasi bir manada kullanılmadığı görülmüştür. İslam dini ile ilgili kavramlar diğer inançlara göre eserlerde hayli fazladır. Bu unsurlar genellikle halkın günlük hayatında kullandığı biçimiyle romanlarda yer almıştır.
  • Öğe
    İmam Muhammed'in aile hukukunda teferrüd ettiği görüşler ve gözettiği ilkeler
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Algül, Ayşe Betül; Bilgili, İsmail
    Bu çalışma, aile hukukuna dair meselelerde İmam Muhammed b. el-Hasan eşŞeybânî’nin benimsediği usûlî ve içtihadî ilkeleri tespit etmeyi hedeflemektedir. Söz konusu tespitler, Şeyhayn ile ihtilaf ettiği konular merkeze alınarak gerçekleştirilmiş; böylece kendine özgü yöntem ve yaklaşımların daha belirgin şekilde ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, İmam Muhammed ile Şeyhayn'ın ihtilaf ettiği aile hukuku konuları tek tek ele alınmış; tarafların görüşleri, delilleri ve dayandıkları gerekçeler sistematik biçimde incelenmiştir. Ayrıca her bir meselede Hanefî mezhebinde müftâ bih kabul edilen görüş ile diğer üç sünnî mezhebin tercih ettiği hükümler tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde ise, birinci bölümde ortaya konulan veriler esas alınarak İmam Muhammed’in Şeyhayn’dan ayrıldığı noktalarda etkili olan saikler değerlendirilmiş ve onun aile hukukuna dair içtihatlarında gözettiği ilkeler belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda özellikle, hadisi kıyasa önceleme, lafzın zahirini alma, ihtiyatlı olanı tercih etme ve fukahanın ihtilafını dikkate alma ilkelerinin içtihatlarında belirgin rol oynadığı görülür. Söz konusu ilkelerin tespitinin ardından, birinci bölümde ele alınan ihtilaflı meseleler günümüz Türkiye’sinin şartları bağlamında yeniden değerlendirilmiş; bu meseleler hakkında bugün nasıl hüküm verilebileceği meselesi ele alınmıştır. Çalışmanın sonunda ise, tespit edilen ilkeler ışığında, İmam Muhammed’in günümüzde aynı konulara nasıl hükmedebileceğine dair öngörülere yer verilmiştir.
  • Öğe
    Küçük devlet-büyük güç ilişkileri bağlamında Bahreyn-ABD ilişkileri
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Hayyani, Danya; Tekin, Segah
    Bu çalışma, Bahreyn ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki ilişkileri, küçük devlet–büyük güç etkileşimi çerçevesinde kapsamlı ve çok boyutlu bir biçimde analiz etmektedir. Araştırma, sınırlı demografik, ekonomik ve askerî kaynaklara sahip bir küçük devlet olan Bahreyn’in, ABD gibi küresel ölçekte belirleyici bir süper güçle nasıl etkili, sürdürülebilir ve karşılıklı çıkar temelli bir güvenlik ve siyasi ittifak modeli geliştirdiğini incelemektedir. Bu bağlamda çalışma, küçük devletlerin uluslararası sistemde yalnızca edilgen veya bağımlı aktörler olmadığı; uygun stratejiler benimsediklerinde büyük güçlerle ilişkilerinde göreli özerklik ve işlevsellik kazanabildikleri temel varsayımından hareket etmektedir. Araştırma, Bahreyn–ABD ilişkilerini iki tamamlayıcı perspektiften ele almaktadır. İlk olarak teorik düzeyde, küçük devlet ve büyük güç kavramları küçük devletler literatürü bağlamında ele alınmakta; bu çerçevede ittifak davranışları, güvenlik bağımlılığı ve güç asimetrileri analiz edilmektedir. İkinci olarak ise uygulamalı bir yaklaşım benimsenerek, Bahreyn–ABD ilişkilerinin Bahreyn’in 1971’deki bağımsızlığından 2023 yılında imzalanan C-SIPA anlaşmasına kadar uzanan tarihsel gelişimi incelenmektedir. Bu tarihsel süreç, ilişkinin dönüşümünü ve derinleşmesini ortaya koyan somut bir vaka analizi sunmaktadır. Elde edilen bulgular, Bahreyn’in ABD ile kurduğu ittifakı yalnızca dış tehditlere karşı bir koruma mekanizması olarak değil, aynı zamanda bölgesel konumunu güçlendiren, iç istikrarı destekleyen ve uluslararası sistemdeki görünürlüğünü artıran stratejik bir araç olarak kullandığını göstermektedir. Savunma ve askerî iş birliğinin ekonomik kalkınma, diplomatik açılımlar ve kurumsal kapasite inşasıyla bütünleştirilmesi, bu sürecin başarısında belirleyici olmuştur. Çalışma, Bahreyn–ABD ilişkilerinin klasik “güvenlik bağımlılığı” modelini aşarak, giderek “bölgesel güvenliğin ortak yönetimi” anlayışına dayanan yeni bir ilişki biçimine evrildiğini ortaya koymaktadır. Bu dönüşüm, çağdaş uluslararası sistemde küçük devletlerin artan stratejik rolüne dair önemli ve güncel bir örnek sunmaktadır.
  • Öğe
    Antik Mısır'da dinî bir otorite olarak firavunun tanrısallığı
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Karagülle Çifçi, Meryem; Aras, Ahmet
    Antik Mısır’da, ilk hanedanlarını tanrıların oluşturduğuna inanılan kutsal bir krallık öğretisi mevcuttur. Bu anlayışa göre krallık, köklerini tanrıların ilahi yönetiminden almakta; krallığın dinî ve siyasi otoritesi olarak kabul edilen firavunlar ise bu ilahi kökene dayandırılarak tanrısal bir meşruiyetle donatılmıştır. Tanrı soyundan geldiğine inanılan firavunlar, bir yandan mitolojik soya ilişkin anlatılar aracılığıyla ilahi silsileye dahil edilirken diğer yandan kutsal krallığın kendilerine yüklediği misyon gereği Güneş Tanrısı Re’nin oğlu olarak görülmüştür. Firavunun, ülkeyi yönetirken Tanrı Horus’un yeryüzündeki tezahürü olduğuna, ölümünden sonra ise yeraltı dünyasının hâkimi Tanrı Osiris’e dönüştüğüne inanılmıştır. Böylelikle Re’nin Oğlu olarak ilahi bir soydan geldiği kabul edilen firavun, Horus’un bedensel yansıması sayılmak suretiyle dünyevi iktidarı; Osiris’e dönüşmesiyle de uhrevi iktidarı temsil etmiştir. Dünyevi iktidarını sürdüren firavunun bu konumunu en güçlü biçimde pekiştiren unsur, ilahi düzen ve yasa anlamına gelen Maat’ın koruyucusu olma vasfıdır. Düzenin sürekliliğini sağlayan firavunlar, Maat’ı muhafaza etmek suretiyle evrendeki dengeyi, adaleti ve uyumu temsil eden yöneticiler olarak görülmüştür. Firavunların tanrısal köken iddiası; ikonografik temsiller, ilahi doğum mitleri, tahta çıkma ve taç giyme törenleri, tanrısal ünvanlar, tapınak ritüelleri ve yazılı metinler gibi çeşitli meşrulaştırma araçları aracılığıyla pekiştirilmiştir. İnsani zaaflarıyla, iddia edilen tanrısallıkları arasındaki çelişkiyi gidermek amacıyla, firavunların ilahi menşeli bir krallığın yasal vârisi olduğu fikri bu araçlar vasıtasıyla sistemli biçimde meşrulaştırılmıştır. Hem dünyevi hem de uhrevi düzlemde tanrısallık iddiasında bulunan ve aynı zamanda dinî bir otorite figürü olarak kabul edilen firavunların bu iddiası, kraliyet tarafından üretilen propaganda araçları yoluyla kurgusal bir tanrısallığa dönüştürülmüştür. Bu bağlamda, tanrıların oğlu olarak kabul edilen firavunların, tanrısallıklarını meşrulaştıracak araçlara neden ihtiyaç duyduğu sorusu Antik Mısır’daki kutsal krallık düşüncesinin temel paradokslarından birini oluşturmaktadır.
  • Öğe
    Makâsıdü'ş-Şeria'nın Yusuf el-Karadâvî'nin fıkıh düşüncesine etkisi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Karaçam, Ayşe; Acar, Abdullah
    Makâsıdü’ş-Şeria’nın Yusuf el-Karadâvî’nin Fıkıh Düşüncesine Etkisi başlıklı bu çalışmada Yusuf el-Karadâvî’nin makâsıdü’ş-şeria anlayışı ve bu anlayışının yöntemi ve fıkhî meseleler üzerindeki yansıması incelenmeye çalışılmıştır. Yusuf el-Karadâvî güncel meselelere vâkıf ve güçlü bir fıkıh mirası donanımına sahip, birçok güncel meselenin İslam hukuku açısından çözümü ve ele alınışı hakkında görüşlerine müracaat edilen bir alimdir. Bu sebeple onun fıkıh anlayışı, fıkhi delillendirme yöntemi bu çalışmada incelenmiştir. Makâsıdü’ş-şeria düşüncesi de güncel fıkhi problemlerin çözümünde önemli bir yere sahiptir. Yusuf el-Karadâvî özellikle azınlıklar fıkhına dair meselelerde, birçok güncel meselede makâsıdü’ş-şeria üzerinden çözüm üreterek kollektif ictihad mekanizmasını işletip icma’ı canlandırmaya çalıştığı ve böylece fıkıh alanına kayda değer bir hizmet sunduğu tespit edilmiştir. İslam alemindeki uluslararası fıkıh meclislerinin kurucu ve üyesi olması münasebetiyle bu kurumların üretmiş olduğu fetva ve kararlara dikkate değer bir katkı sunmuştur. Onun fıkhî konulardaki bu büyük etkisinin arka planında makâsıdü’ş-şeria düşüncesinin önemli bir yeri olduğu ve fıkıh mirasına dair özgün görüşlerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada, onun makâsıdü’ş-şeria’ya dayalı fıkhî mülahazaları tespit edilmiştir. Çağdaş bir alimin yaşadığı asrın güncel meselelerine çözüm bulmada takip ettiği metodu ortaya koymaya gayret edilmiş ve onun makâsıdü’ş-şeria düşüncesinin alt yapısını teşkil eden yöntemsel ilkeler ele alınmıştır. Karadâvî’nin makâsıdü’ş-şerîa hakkındaki düşüncesi, fıkıh sistematiğine bütüncül bir şekilde bakarak bu sistematik içerisinden öne çıkan bazı meselelerde makâsıd düşüncesinin onun fıkıh anlayışına etkisi ortaya konulmuştur. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte çalışmamızın amacı ortaya konularak daha önce bu konuda yapılan çalışmalara işaret edilmiştir. Birinci bölümde Yusuf el-Karadâvî’nin hayatı hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Karadâvî’nin makâsıdü’ş-şerîa yöntemi üzerinden usûlü fıkıhla alakalı görüşleri ele alınıp fıkhî delillendirme metodu ve onun makâsıdü’ş-şerîa yönteminin temelleri ortaya Öğrencinin Adı Soyadı Ayşe KARAÇAM Numarası 21810601022 Ana Bilim / Bilim Dalı Temel İslami İlimler / İslam Hukuku Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora X Tez Danışmanı Doç. Dr. Abdullah ACAR Tezin Adı Makâsıdü’ş-Şeria’nın Yusuf el-Karadâvî’nin Fıkıh Düşüncesine Etkisi Üçüncü bölümde Karadâvî’nin fürû fıkha dair öne çıkan ve görüşleri ve fıkhî tercihleri incelenmiştir. Sonuçta Karadâvî’nin fıkhî düşüncesinin temellerinde, fıkıh usulünde dile getirdiği ve en çok üzerinde durduğu iki önemli konudan biri makâsıdü’ş-şerîa düşüncesi ve diğeri ictihad düşüncesi olduğu görülmüştür. Fıkıh usûlünün her zaman ve mekâna uygun ve uygulanabilir olduğunu her fırsatta dile getirdiği bu bakış açısının gereği olarak İslam ahkâmının güncel zamanlara ve daha sonrasında da uygulanabilmesi için en çok gerekli olan bu iki meseleye önem verdiği ve özellikle makâsıdü’ş-şerîa düşüncesinin bu minvalde fetvalarına ve fıkıh düşüncesine yoğun bir şekilde etki ettiği tespit edilmiştir. İstidlâl yöntemi ele alındığında her ne kadar klasik fukahâdan farklı usuller takip ederek bazen farklı çıkarımlar yapsa da onun fıkhî düşüncesinin temellerini öncelikle Kur’an ve Sünnet, sonrasında diğer delillerin oluşturduğu, bu yönüyle kadîm fukahânın yolunu takip ettiği görülmüştür. Hemen her meselede ilk olarak kadim fıkıh geleneği içerisinde neredeyse bütün mezhep görüşleri ile birlikte ulaşabildiği her görüşe kıymet verip incelediği, bir hükme ulaşırken şaz görüşler dahil bunların her birini değerlendirip bir sonuca ulaştığı tespit edilmiştir. Onun fıkhî düşüncesinin temellerinde bazı meselelerde Kur’an ve hadise dayanarak cumhurun ya da mezhep görüşlerinin dışına çıkarak fetva verdiği ya da kadim fıkıh geleneğini birçok yönden eleştirdiği durumlar olsa da fıkhın yürürlülüğünün devamı için çok önemli gördüğü ictihad anlayışında gelenekteki görüşlere başvurmayı önemsediğini bizzat ifade ettiği tespit edilmiştir. Karadâvî’nin gerek fıkıh usûlü anlayışı, delillendirme metodu, gerek fürû fıkıh alanındaki bazı öne çıkan görüşleri incelenerek hükümlere ulaşırken makâsıdü’ş-şerianın onun fıkıh düşüncesine önemli bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
  • Öğe
    İçmimarlık mesleği uygulaması kapsamında bazı sabit donatılı işlerin teklif ve üretim süreçlerinin değerlendirilmesi
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Ergün, Aslıhan; Perçin, Osman
    İç mimarlık mesleği, canlıların yaşadığı ortamlara yansıttığı düzen, işlev ve estetiğin aktarılmasına destek veren yaşam alanlarında biçimlendirme eylemlerini sistematik ilerleten hizmet alanıdır. İç mimarlık, insanoğlu ilk var olduğundan beri yaşadığı ortamları düzenleme, benimseme ve zihinlerinde oluşturduğu imgesel algılama yöntemleriyle mekâna yansıttıkları ruhu ortaya çıkaran tasarımsal bir sürecin sonucudur. Bu iç güdüsel davranış biçimi ve yaratma isteği sonucunda tasarlanan mekanların ruhu, kimliği de içerisindeki donatı elemanlarının yerleşimleri ve kullanış biçimleriyle varlığını sürdüren, yalnızca hacimsel boşluktan oluşmayan alanları meydana getirmektedir. Dolayısıyla mekân taştan, topraktan ziyade içerisindeki donatı elemanları ve kullanıcıları ile birlikte değişen, dönüşen canlı bir varlıktır. Mekânın işlevine göre şekillenen sabit donatı elemanlarının da değişen koşullara, kullanıcılara, çağın getirdiği yeniliklere açık bir sistemde ilerlemesi gerekmektedir. Mekanların işlevini büyük ölçüde belirleyen, tasarımına ve yerleşimine şekil veren sabit donatı elemanlarının nerede, ne şekilde, hangi aşamalardan geçerek hazırlandığı, sabit donatı imalatını yapan firmalarda çalışan iç mimarların iş programı, sabit donatının imalatına ilişkin fiyat tekliflerinin hazırlanma süreci, imalat öncesinde donatının teslim edileceği mekanların mobilya montajına hazır olma durumları, kullanıcının istek ve gereksinimlerinin süreç içerisinde etki değeri, kullanılan malzemelerin özellikleri, tüm süreç içerisinde müşteri tavrını ve karşılaşılabilecek problemleri tespit etme gibi teknik tüm aşamaların araştırıldığı bu çalışmanın temel hedefi mimari ve endüstriyel meslek alanlarında etkin rol oynayan mekân içi sabit donatıların üretimini üstlenen firmaların belirleyici faktörler olan teklif ve teslim süreçlerinin araştırılmasında literatür olarak eksik kalınan noktaların belirlenmesi, sektörün güncel durumunun incelenmesi, karşılaşılan problemlere çözüm önerileri sunulmasıdır. Buradan hareketle çalışmada, iç mimarlık mesleğinin tarihsel gelişimi, mobilya sektörünün iç mimarlık mesleğindeki önemi ve mobilya sektörünün alt dalı olan sabit mobilya (donatı) sektöründeki firmaların donatı imalatından önce fiyatlandırılma (teklif) ve ürün teslimine kadar olan süreçte müşteriyle etkileşimleri araştırılmıştır.
  • Öğe
    Katılım öncesi yardım aracı kırsal kalkınma (IPARD) desteklerinin süt üretimi üzerine etkisi: TR52 bölgesi (Konya ve Karaman illeri) örneği
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Gümüş, Betül; Acar, Mustafa
    Kırsal alanlarda kalkınmanın sağlanması sadece tarım sektörü ile halledilmesi mümkün olmayan, geniş kapsamlı bir meseledir. Bu nedenle kırsal alanların kalkınması konusunda, meselenin diğer boyutları da düşünülerek, kırsal alanların kalkınmasına yönelik politikalar tarım sektörünün yanında diğer sektörler de göz önüne alınarak geliştirilmelidir. Bu çerçevede, Türkiye’de kırsal alanların kalkınmasına yönelik bazı politikalar geliştirilmekte ve bu kapsamda çeşitli programlar hayata geçirilmektedir. Söz konusu programlardan biri de Katılım Öncesi Yardım Aracı Kırsal Kalkınma (Instrument for Pre-Accession Assistance Rural Development / IPARD) programıdır. Türkiye'de IPARD I (2007-2013) ve IPARD II (2014-2020) olmak üzere iki program uygulanmış, bu kapsamda proje sahiplerine belirli oranlarda hibeler sağlanmıştır. Konya ve Karaman illeri de IPARD desteklerinden yararlanmıştır. Türkiye’de süt üretiminin en fazla olduğu il Konya ili olup, proje kapsamında süt üreten işletmelere verilen destekler öne çıkmaktadır. Konya ve Karaman illeri, Türkiye İstatistikî Bölge Birimleri Sınıflandırmasına (İBBS) göre TR52 bölgesini oluşturan illerdir. Bu araştırma ile IPARD I ve IPARD II programlarından aldıkları desteklerin süt üreticilerinin süt üretimine, gelirine, verimliliğine, istihdam ettikleri kişi sayısına ve ölçek büyüklüğüne etkisini tespit etmek amaçlanmıştır. Ayrıca bu çalışmada araştırma kapsamında yer alan işletme sahiplerinin program hakkındaki görüşleri ve geleceğe yönelik beklentileri ve tutumları incelenmiştir. Çalışmada Konya ve Karaman illerinde 2011-2021 döneminde IPARD I ve IPARD II programlarından destek alan 101 mevcut (IPARD desteği almadan önce de süt üretimi yapan)süt üreticisi işletme ile yüz yüze görüşme yoluyla anket yapılmıştır. Elde edilen veriler ile yapılan analiz sonuçlarına göre işletmelerin büyük bir kısmının geliri, süt üretimi, ölçek büyüklüğü (sağmal hayvan sayısı), süt üretim verimliliği (hayvan başına süt üretimi) ve istihdam ettikleri kişi sayısı önemli ölçüde artmıştır. Geliri artan işletmeler toplam işletmelerin %91’ini, üretimi artan işletmeler %95’ini, sağmal hayvan sayısı artan işletmeler %93’ünü, hayvan başına süt üretimi artan işletmeler %96’sını, istihdamı artan işletmeler %70’ini oluşturmaktadır.
  • Öğe
    Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü' ve 'Huzur' romanlarında toplumsal hatırlama ve unutma
    (Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026) Tamer, Şeyma; Karaarslan, Faruk
    Toplumsal hafıza, modernleşme sancıları çeken toplumların maziyle kurdukları gerilimli ilişkinin şekillendiği dinamik bir alandır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanları bu gerilimli ilişkinin estetik ve sosyolojik katmanlarını anlamak için nitelikli bir veri sahası sunmaktadır. Bu çalışma, Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Huzur romanlarında toplumsal hatırlama ve unutma dinamiklerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel sorunsalını, Tanpınar’ın düşünce sisteminin merkezinde yer alan ve hafızanın kurucu unsuru olan süreklilik kavramı ile modernleşmenin getirdiği kopuş arasındaki gerilim oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada öncelikle Tanpınar’ı anlamaya odaklanılmış; yazarın zihniyet dünyasını şekillendiren entelektüel kaynaklar, muhafazakarlığına dair yürütülen tartışmaların ortasındaki özgün konumu ve düşünce sisteminin merkezinde yer alan süreklilik kavramı araştırılmıştır. Akabinde toplumsal hafızaya dair kavramsal ve teorik bir çerçeve inşa edilmiştir. Niteliksel içerik analizinin uygulandığı çalışmada seçilen romanlar, sadece edebi birer metin olarak değil, toplumsal bilinçdışının yansımalarının ve toplumsal hatırlama pratiklerinin görülebileceği birer birincil veri kaynağı olarak ele alınmıştır. Analiz sürecinde; mekanik zaman algısı, bürokratik ayar mekanizmaları, mekanların hafıza sığınağı olarak işlevi ve bedensel dönüşümler gibi temel değişkenler üzerinden hatırlanan ve unutturulan unsurlar tespit edilmiştir. İnceleme sonucunda, Tanpınar’ın kurguladığı evrenin, resmi tarih anlatısının boşluklarını dolduran alternatif bir hafıza sahası sunduğu saptanmıştır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde bürokratik bir aygıtla denetlenen zaman ile Huzur’da maziyle kurulan bağı somutlaştıran mekan arasındaki tematik paralellikler, çalışmanın ana bulgularını şekillendirmiştir.